Şu güzel ortam için bile salak salak yazmışlar. Yok neymiş, halka sosyalizm satıyorlarmış da kendileri burjuva sofrasında oturuyormuş, kapitalist mekânlarda içiyorlarmış! Ulan, bu masa ve bu ortam normalde herkesin ulaşabileceği bir yaşamın parçası olsun diye mücadele ediyorlar. Sosyalizm fakirliği övmek değil, yoksulluğu ortadan kaldırmak; herkesi eşit bir paydada buluşturmak ve herkesin daha iyi yaşamasını istemektir. Sosyalizm, insanları açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkûm etmek değil; insanca yaşama hakkını savunmaktır. Bu aynı zamanda bir yaşam tarzı, bir yeme içme kültürüdür.
Peki, bu vekillerin çakarlı araçları mı var, özel hastaneleri mi var, özel okulları mı var, sömürdükleri işçileri mi var? Yoksa halk daha iyi yaşasın diye verdikleri bir mücadele mi var? İsteseler grubu olan bir siyasi partiye geçer, altlarına çakarlı araç, yanlarına polis koruması alır, önerge dahi vermezler. Öğrenciler için, işçiler için, maden işçileri için seslerini bile çıkarmazlar. Ama onlar ne yapıyor? Haklarını savundukları insanlarla yan yana duruyor, aynı masada oturuyor, sohbet ediyorlar. Ben kendilerini yakından, bire bir tanırım. Mücadelelerini de bilirim.
Rakıyı saklamadan içiyorlar diye mi mesele? Sizlere göre rakı içmek günah yahut lüks sayılabilir. Ama mesele bir kadeh rakı değil, o sofranın herkes için kurulabildiği bir dünya istemektir. Mesele, bugün yalnızca belli bir kesimin ulaşabildiği mekânların, yarın herkesin girebildiği, herkesin insanca yaşayabildiği yerler olmasıdır. Sosyalizm, insanın elindekini almak değil, herkesin daha iyi koşullarda yaşamasını sağlamaktır. Emeğin sömürülmediği, kimsenin yoksulluğa mahkûm edilmediği, alın terinin karşılığını aldığı bir düzen kurmaktır.
O yüzden bırakın bu romantik solculuğu ve yavşaklığı! Devrimcilik, insanları yoksulluğa mahkûm edip onların sefaletini kutsamak değildir. Devrimcilik, halkın yalnızca karnının doymasını değil, insanca yaşamasını; yalnızca hayatta kalmasını değil, hayatın güzelliklerinden eşitçe faydalanmasını savunmaktır. Bizim istediğimiz, birilerinin güzel yaşamasını engellemek değil, herkesin güzel yaşayabildiği bir dünya kurmaktır. Sosyalizm tam da budur!
@samiltayyar27 Kendi paralarıyla gitmiş içmişler biz ödemedik ki veya sen ödemedin ki hesabı sanane yahu sanane , banane . Sanırsın gittiler de bu ödedi hesabı 🤦🏻♀️🤦🏻♀️🤦🏻♀️
@samiltayyar27 Bir ağzınızı toplayın artık ya . Çalmamış çırpmamış , ahlaksızlık yapmamış gitmiş rakı içmiş . Seninkiler yemiş içmiş hesabı da bize ödetmiş. Fon krizi gülü diyemedin de rakı sofrası gülü mü çıktı ağzından . Ama sana ne desek boş 😡😡😡
Gündemi "Patron kızar mı?" demeden konuşmaya hazır mısınız?
9'da #Twitter#Facebook ve #YouTubeLive 'da.
"Sevgili halkım, biz eksilince sen aynı kalıyor musun?"
Murat Ağırel, Metris Cezaevinden mektup gönderdi:
- Suçum neymiş biliyor musunuz? Haber yapmayarak, örgüte üye de olmayarak, örgüte yardım etmişim.
- Vallahi şaka değil. Billahi değil. Niye inanmıyorsunuz?
- Cezaevindekiler de inanmıyor. “Olur mu öyle şey ya” diyorlar. “Oluyor” diyorum. Gülüyorlar.
- Kalemini namus bilen her gazeteci araştırır, belgeler ve yazar. Oturma organından ‘kulis bilgisi’ adı altında haber yapan haysiyet cellatlarını saymayın.
- Kalemini namus bilen herkes halkın sesi, kulağı, gözü olur.
- Gazetecilik yapmaya devam edeceğim. Şimdi kalemimi Metris Cezaevi’nin duvarlarına sürtüyorum, daha da keskinleşiyor.
Murat’ın tutuklandığını kendisine Sulh Ceza Hakimliği’nin önünde ben söyledim. Karar okunurken şüpheliler salona alınmamıştı. Bana, “Kızım size emanet, ona iyi bakın” dedi.
O an içimde bir şey kırıldı. Bir babanın kızını emanet etmesinin, bir arkadaşına böyle bir cümle kurmak zorunda kalmasının acısını anlatamıyorum. Çok öfkeliyim, çok yorgunum. Ve her defasında biraz daha eksiliyoruz. Ama eksilmeye alışmayacağız. Gazetecileri susturarak, arkadaşlarımızı hapsederek, çocukları babalarından ayırarak bu ülkeye boyun eğdiremezsiniz. Hukuksuzluğu kaderimiz, korkuyu hayatımız, suskunluğu mecburiyetimiz haline getiremeyeceksiniz.
Murat, kızın bize emanet. Ama hiçbir çocuk babasından ayrı kalmasın, hiçbir gazeteci kaleminin bedelini özgürlüğüyle ödemesin diye mücadele ediyoruz. Bizi sevdiklerimize sarılırken son kezmiş gibi hissettiren bu düzene alışmayacağız. Ne eksilmeye ne susmaya ne de bu ülkenin karanlığına alışacağız. Hiçbir iktidar, bu ülkenin insanlarından özgürlüğe ve adalete inanma hakkını alamayacak.
#MuratAğırelGazetecidir
Şule Aydın:
Tutuklama kararının ardından Murat Ağırel, kızının sesini duymak istedi ancak izin verilmedi.
Ada’nın
Vera’nın
Alina’nın
Gözyaşlarında boğulun!
Sunay Akın, Murat Ağırel'in kızı Ada Dila'nın, babasının 6 yıl önce tutuklandığı dönemde yazdığı şiiri paylaştı:
“Kahraman Babam;
Orada seni göremiyorum,
Ama yakınımdasın,
Aramızda hiç mesafe yok,
Çünkü hep kalbimdesin.
Seni özlüyor olabilirim,
Özlem duyabilirim,
Ama güçlü olmalıyım,
Sen benim kahramanımsın.
Seni kokulu kokulu öpüyorum,
Seninle gurur duyuyorum,
Geleceğin günü bekliyorum,
Seni çok ama çok seviyorum.”