sen öleceksin.
sıradan, can sıkıcı derecede güneşli bir salı günü öğleden sonra kalp krizinden, yahut saçma sapan bir trafik kazasında gideceksin.
gideceksin ve her şey tam da korktuğun umursamazlıkla devam edecek. cüzdanında taşıdığın çok mühim kartvizitler, taksitini yeni bitirdiğin ankastre set, şuraya buraya attığın imzalar falan hepsi bitecek.
acil servisin florasan lambaları altında, üzerinde sadece beyaz bir örtüyle yatarken, yan odadaki hemşire nöbet değişiminde yiyeceği tostun kaşarlı mı yoksa karışık mı olacağını tartışıyor olacak. kasiyer kız aldığı makarnayı kasadan geçirirken, dışarıda kornalar çalmaya devam edecek. ve evren senin nefesinin kesilmesini zerre kadar umursamayacak.
birkaç saat sonra eve gelecek akrabalar. halıların üzerine alelacele serilen gazeteler, sokağın başındaki fırından alınan kıymalı pideler. senin bedenin toprağın altında yavaş yavaş soğurken, en yakın arkadaşın ayranı kafasına diktiğinde bıyığında kalan beyaz köpüğü diliyle sıyıracak.
çok acıktılar.
sabahtan beri koşturuyorlar, mezarlık yokuşuydu, defin işlemleriydi derken herkesin şekeri düştü. ekmeği koparacaklar. fırından yeni çıkmış, dumanı tüten sıcak somunu tam ortasından neşeyle bölecekler. karnı doyan bir köşeye çekilip cebinden telefonunu çıkaracak. kimse kötü niyetli değil. hayat sadece çok arsız. hayat öylesine arsız ki, senin yere göğe sığdıramadığın kibrini, benliğini, bensiz yapamazlar triplerini bir bardak açık çayın buharında saniyeler içinde havaya karıştırıyor.
senin cenazen kalkarken mahalledeki manav tezgahını sulamaya devam edecek. üst kat komşun gece yarısı tuvalete kalktığında yine sifonu çekecek, suyun borulardan aşağı inerken çıkardığı gürültü aynı umursamazlıkla yankılanacak.
sen yoksun. bitti.
bunları kime anlatıyorum. sana anlatıyorum. gece yatağa girdiğinde tavana bakarak ertesi gün söyleyeceği havalı cümlelerin provasını yapan sana. aynada kendine bakıp "ben farklıyım" diyen sana. değilsin.
hiçbirimiz değiliz.
dağ başında bir meşe ağacı nasıl çıt çıkarmadan kuruyup devriliyorsa, sen de aynı şekilde sırtüstü uzanıp toprakla kucaklaşacaksın. ertesi sabah fırıncı kepengini kaldıracak. bakkal kasaları dükkanın önüne çekecek. iki taze somun alan adam evine gidecek, bıçağı alıp sıcak hamuru neşeyle bölecek. senin soğuyan bedenin kimsenin iştahını kapatmayacak.
zaman akacak.
ilk başta yastığında kalan birkaç tel saç için ağlayanlar, birinci yılın sonunda adını sadece bayram ziyaretlerinde yutkunarak anacak. beş yıl sonra yüzündeki detaylar bulanıklaşacak. on yıl sonra mezar taşına düşen yaprakları temizlemeye gelenlerin sayısı iyice seyreltecek. elli yıl sonra, yeryüzünde senin sesini hatırlayan tek bir canlı bile kalmayacak. sesin yok oldu. gülüşün yok oldu. öfken, banka şubesinde çıkardığın olaylı kavga. hepsi boşlukta eridi. hiçbir yere kaydedilmedi. kimse hatırlamıyor.
sana kalkıp da her şeyi bırak, ormana yerleş demiyorum. zaten yapsan da ağaçların umurunda olmayacaksın. evdeki musluk damlatıyor diye stresten midene kramplar girdiğini biliyorum sadece. iş yerinde duyduğun iğneleyici lafın günlerdir uykularını böldüğünü de biliyorum. ama bütün bunların senin varlığınla beraber bir nefeslik ömrü olduğunu hatırla istiyorum.
bu gece yatağa uzandığında, yorganı çenene kadar çek. karanlık odayı dinle. alt katın televizyonundan gelen boğuk uğultuyu duy. gözlerini kapat ve bir daha uyanmayacağını düşün. herkesin hayatına nasıl da arsızca, nasıl da pürüzsüzce devam edeceğini hayal et. kendi acizliğinin, muazzam hiçliğinin tadını çıkar. kendine bir iyilik yap ve yastığa başını koyduğunda sadece şu cümleyi mırıldan: ben yoksam eksilmeyecekler, o halde bu yükü sırtımda taşımaya mecbur değilim de. bu benim hikayem de ben kendi hikayemi silip baştan yazabilirim de.
bırak dünya sen olmadan dönmenin provasını yapsın. zaten yapıyor. sen sadece izle.
ezgi akgül
20 temmuz 2026 / ankara
Evinde kedi, köpek besleyip onlara "oğlum, kızım" diyen kitle net olarak psikolojik bir travmanın içindedir.
İnsanlarla sağlıklı, normal ve sürdürülebilir bağlar kuramadığınız için sevginizi bir hayvana yöneltiyorsunuz.
Çünkü bir hayvan size asla karşı çıkamaz, egonuzu zedelemez ve sizi terk edemez.
Siz aslında hayvanları çok sevmiyorsunuz; sadece sizi kayıtsız şartsız onaylayacak köleler arıyorsunuz.
İnsan ilişkilerindeki başarısızlığınızı mama alarak maskelemeyi bırakın.
Bu durum merhamet değil, tamamen yalnızlık ve acizlik göstergesidir.
Mobbing bir işkence çeşididir.
Maruz bırakılan kişi yalnızlaştırılır. Kişinin kendisini tedirgin, kaygılı ve suçlu hissetmesi amaçlanır. Çalıştığı iş yerinde ‘başıma bir iş gelecek galiba’ duygusu yaşatılır kurbana.
Mobbing bir insanlık suçudur. Bir kişinin kişiliğine, mevcudiyetine, haysiyetine sinsi yöntemlerle saldırmaktır. Onu, o olduğu için yıldırmak, şahsiyetini öldürmek amaçlanır.
Mobbingçinin etrafında dalkavuklar, yalakalar, onursuzlar da çok olur.
Bir Müdür yardımcısının dikkat çeken paylaşımı:
"BU BİR İHBARDIR!
Müdür yardımcısı olarak görev yaptığım okulumun önünde; bu akşam mesai bitimime yakın, serseri edasıyla takılan, ailerilerinin veremediği terbiyeyi okulda vermeye çalıştığımız kendi okulumdan 4-5 öğrencime “evlerinize gidin evladım, buralarda dolanmayın” dedim. Baktım laftan anlamıyorlar birinin sırtından HAFİF İTEREK “hadi olum dağılın, doğru evlerinize gidin” dedim.
Öğrenciler biraz uzaklaştıktan sonra sırtından iterek uyardığım öğrenci geri döndü ve “buna hakkınız yok hocam, burası okul dışı, beni itemezsiniz” dedi.
İki gündür yaşanan olaylara zaten canım sıkkın, o hışımla öğrencinin yanına gidip nelere hakkım olup olmadığı hususunda, fiziksel bir müdahelede bulunmadan kendisiyle fikir alış verişinde bulundum.
Hani olur da; sesimi yükselterek öğrencinin psikolojisine olumsuz etkide bulunmuşumdur, bağırarak öğrenciyi incitip moralini bozmuşumdur, o öğrenci yarın bir gün beni yetkili makamlara şikayet ederse, şimdiden KENDİMİ İHBAR EDİYORUM.
Zamanında bir milli eğitim bakanının “Senin saçını keserlerse bana söyle, ben de müdürün saçını keserim”, “Velimi üzeni, ben de üzerim” saçmalığıyla başlayan yozlaşmanın geldiği bu durum içler acısı maalesef. Kimler doğrudan veya dolaylı olarak bu berbat durumdan sorumluysa yatacak yerleri yok.
Yazıklar olsun…"
Her yer şiddet, saldırganlık, küfür dolu. Patolojik insanları kullandığınız sabah programlarınızla, mafya ve aşiret dizilerinizle, sosyal medya ve sağlıksız rol modellerinizle çocukların ve gençlerin ruhunu zehirlediniz. Bu çağ artık her şeyiyle öfke ve psikopatoloji çağı.
Dokunulmaz öğrenciler yaratıldı.
Hep haklı veliler yaratıldı.
İstediği olmadığında cimere şikayet eden veliler,
Öğretmenin performansını mesai saatiyle ölçen cahil kitleler doğdu.
Ve uyum sağlayamayan,
Başarılı olamayan,
Kendini ayrıcalıklı gören çocuklar da bu suçları işledi..
#EgitimdeŞiddeteHayır
#EgitimdeŞiddet
#kahramanmaraş