Büyük Taarruz'la başlayan ve 30 Ağustos'la sona eren savaş yalnızca görkemli bir zafer değildi. Türk'ün asırlar sonra ilk kez başardığı bir imha muhaberesiydi.
Taarruz öncesinde, vaziyet hiç de iç açıcı değildi. Güç dengesi Yunan ordusuyla neredeyse eşitti. Saldırı cephe taarruzu şeklinde uygulandığında, düşmanı püskürtmek mümkündü fakat kesin zafer elde ihtimali düşüktü. Üstelik Türk ordusunun yaklaşık 200 bin askeri besleyecek gıdası kısıtlıydı. Eldeki stok, sadece altı aylıktı. Haliyle Türkler için yegane seçenek, düşmanı yenmek değil, imha etmek yani Anadolu'daki Yunan varlığını yok etmekti. Bir imha taarruzu yapmak ve düşmanı yok etmek için pek çok ihtimalin aynı anda gerçekleşmesi gerekiyordu. Düşmanı hiç beklemediği bir yerden vurmak, savunma hattını yarmak, ardından çevrelemek, çembere alıp yok etmek ve Akdeniz sahiline dek takip edip denize dökmek...
Gazi, bu stratejiyi uygulamak ve başarılı olmak için hayatının en büyük riskini aldı. Fakat bu risk bir kumar hesabına değil, ince düşünülmüş, adım adım örülmüş kusursuz bir stratejiye dayanıyordu.
Stratejinin ilk adımı, düşmanı yanıltmaktı. Yani, bir taarruza hiç hazır olunmadığı izlenimi yaratmaktı. Gazi bu nedenle, Kasım 1921'den itibaren Haziran 1922 tarihine dek taarruz hazırlığı anlamına gelebilecek girişimlerden kaçındı. TBMM, 1922 yılının Mart ayında Londra'da toplanan konferansa katılarak, barış arayışında olduğunu gösterdi. Dahası, mecliste çıkan taarruz tartışmaları köpürtüldü ve bir tür ayrışma izlenimi yaratıldı. Muhaliflerin baskılarının düşman kulağına gitmesine müsaade edildi. Düşman gözünde Türkler kendi içinde ayrışmaya düşmüş, hazırlıksız ve umutsuz bir askeri aygıt durumuna bilinçli olarak düşürüldü.
Stratejinin ikinci ayağı, zamanlamaydı. Gazi, taarruz vaktini seçmek için hazırlık yaparken, bizzat düşmandan istifade etti. Zira, Yunan Başkomutan Hacıanesti, Ankara'yı barışa zorlamak için bir kumar oynamış, İstanbul'u işgale kalkmıştı. İşgal girişimi, Temmuz ayının sonlarında gerçekleşti. Hacıanesti, başkenti ele geçirebilmek için Anadolu'daki bazı tümenlerini gizlice Trakya'ya kaydırmıştı. Girişim başarısızlıkla sonuçlandığında Gazi, doğru anın gelip çattığını anladı. Trakya'daki birliklerin geri dönüşüne fırsat vermeden harekete geçilecekti.
Stratejinin üçüncü ayağı, gizlilikti. Gazi, taarruz hazırlığına Haziran 1922'de başlamış fakat süreci gizli tutmuştu. Hazırlıktan yalnızca Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Milli Savunma Vekili Kazım Fikri Paşa'nın bilgisi vardı. Ordu ve kolordu komutanları bile hazırlıktan habersizdi. Taarruz bölgesinde başlatılan çalışmalara, taarruz değil, savunma hazırlığı süsü verildi. Bunun için ana hattı örtmek adına alakasız pek çok yerde yol çalışması yapıldı. Köyler boşaltıldı. Kağnılar ve büyükbaş hayvanlar temin edildi. Türk ordusu saldırmaktan çok savunmaya hazırlanır bir vaziyete geçti. Türk askerleri bile ne olduğundan habersizdi. Hacıanesti'nin İstanbul'u başarısız işgal girişimi üzerine Gazi, harekete geçti ve ordu/kolordu komutanlarını toplamak için futbol maçı tertipledi. Düşman, İstanbul etrafında gezinirken Türk ordusunun komuta kademesi Akşehir'de futbol maçı izliyordu. Ama bu bir örtüydü. Maç akşamı taarruz kararı ordu ve kolordu komutanlarına bildirildi. Gazi, cephe ziyaretlerini akşam vakitlerinde ve gizlice gerçekleştiriyordu. O günlerde diplomatik ziyafetler ve çay partileri veriliyor, Ali Fuat Paşa, Gazi'nin hastalığı nedeniyle köşkte istirahat ettiği yalanıyla cephe ziyaretlerini perdeliyordu.
Stratejinin dördüncü ayağı, baskın taarruzu yani düşmana hiç beklenmedik yerden vurmaktı. Yunan savunma hattı Bursa'dan başlıyor, Eskişehir, Kütahya'da devam ediyor ve Afyon'un güneyine sarkıyordu. Türk ordusu bu hatta tam karşıdan vurabilir ve cephe taarruzu yürütebilirdi ama bu durumda kazanma ihtimali olsa da imha ihtimali olmazdı. İmha için baskın gerekiyordu ve baskın düşmanın hiç beklemediği yerden gelmeliydi. Gazi bu kapsamda Afyon'un güneyinden taarruza karar verdi. Afyon güneyindeki 40 kilometrelik savunma hattında yaklaşık 35 bin Yunan askeri mevcuttu. Gazi, kuzeydeki birliklerin büyük bölümünü, gizlice buraya kaydıracak ve düşmana büyük üstünlük kuracaktı. Bu kapsamda 2. Ordu'nun önemli kısmı 1. Ordu'ya dahil edildi. Birlikler gece vakti büyük sessizlik içinde güney bölgesine yanaştırıldı. Düşmanın bu hareketi fark edememesi için gündüzleri ters istikamette yürüyüşler yapıldı. Kalan askerler akşama dek ağaç altlarında sessizce bekledi. Gece yürüyüşlerinde değil ateş, sigara bile yakılmadı. Böylece Yunan uçakları meseleyi fark etmedi.
Taarruz vakti gelip çattığında, düşmanın 35 bin askerinin karşısına tam 120 bin Türk askeri sızmıştı. Kuvvet dengesi, 3,5 kat Türk lehineydi. Taarruz hattının en kritik bölgesi 13 kilometrelik Kalecik Sivrisi - Tınaztepe bölümüydü. Burada 15 bin Yunan askeri mevcutken, karşısında tam 90 bin Türk askeri yığılmıştı. Yani, yarma bölgesinde 1'e 6, Türk üstünlüğü bulunuyordu. Dahası, topçu gücünün büyük bölümü de bölgeye kaydırılmıştı. Türk topçusunun gücü, Yunan gücünün altı katına çıkmıştı. Türk ordusunun kalanı, yani 45 bin mevcutlu 2. Ordu, düşman savunma hattının tam karşısında kalacak 100 bin civarı Yunan askerini oyalayacaktı.
Gazi, taarruz hazırlıklarına başlarken, en yakın dostlarından Ali Fethi'yi barış diplomasisi adına Londra'ya göndermişti. Amacı, taarruzu son kertede gizli tutmaktı. Ali Fethi, Londra'ya varır varmaz, İngiliz dışişleri ile temas aradı, Avrupa basınını karşısında toplayıp Türklerin barış arzuladığını açıkladı. Böylece, düşman başarıyla yanıltıldı. Türkler mecliste kavga ediyor, cephede savunma hazırlığı yapıyor, Avrupa'da barış arıyor, futbol maçı izliyor, çay ziyafetiyle meşgul oluyordu.
26 Ağustos sabahı gelip çattığında baskın taarruzu için hemen her şey hazırdı. Fakat süre sınırlıydı. Düşman, Türk ordusunu doğuda bilirken, Gazi, güneyden saldıracaktı. Yunan karargahının, evvela bir karar vermesi gerekecekti. Güneyden gelen taarruz, doğudan gelen büyük taarruzu gizlemek isteyen bir aldatmaca mıydı, yoksa Türkler güneyden gerçek bir baskın taarruzuna mı girişmişti? Yunan karargahının bunu anlaması için en çok iki güne ihtiyacı vardı. Yani, baskın taarruzu en geç iki günde başarıya ulaşmalı ve hattı yarılmalıydı. Sonrası, çevirmek, çembere almak ve imha etmekti.
Taarruz 26 Ağustos sabahı başladı. Kuzeydeki birlikler aynı günü Yunan ordusunun asıl merkezini oyalamaya girişti. Yunan ordusu ilk gün derin bir ikileme düştü. Hacıanesti, asıl taarruzu doğudan bekliyor, güneydeki baskını aldatmaca olarak görüyor, Trikupis ise güneyden güçlü bir taarruz geldiğini düşünüyor ve takviye birlik istiyordu. Gazi'nin beklediği ikilem doğmuştu fakat düşman hattı ilk gün yarılamadı.
27 Ağustos, kader günüydü. Nitekim aynı gün düşman hattı yarıldı ve Yunan ordusu çekilmeye başladı. Türk ordusu Afyon'a girdi. Böylece manzara değişti. Gazi, artık avını parçalamak isteyen bir kurttu.
28 Ağustos günü geldiğinde, Gazi'nin ikinci adımı, düşman birliklerini çevrelemek ve çembere alarak imha etmekti. Fakat Yunan ordusu yaklaşan tehlikenin farkındaydı. Bu nedenle Afyon ovası ile İzmir yolu arasındaki Dumlupınar geçidine yönelmek istediler. Fakat Türk ordusu zamanında hareket ederek geçidi kapattı. Böylece düşman birlikleri üç koldan sarıldı.
30 Ağustos gününe gelindiğinde tüm şartlar hazırdı. Gazi, üç koldan çevirip Murat dağlarına doğru sıkıştırdığı düşmanı bizzat komuta ettiği meydan muharebesiyle imha etti. Artık Yunan ordusu gövdesini kaybetmişti.
31 Ağustos günü geriye tek bir hedef kalmıştı. Döküntüler ve artıklardan oluşan Yunan birliklerini yeni bir mevziye sahip olmalarına fırsat vermeden İzmir'e sürmek ve denize dökmek.
İlk hedef Akdeniz'dir emri, bu niyetin tezahürüydü. Nitekim öyle de oldu. Türk ordusu 9 günde 400 kilometre yol teperek İzmir'e girdi ve kısa süre sonra Anadolu'da tek bir Yunan askeri dahi kalmadı.
Türk ordusu asırlar sonra ilk kez düşmanı imha taarruzu ile yok etmişti.
Rahmetli Turgut Özakman'dan :
Düşünsene;
Köydesin.
Tarlada uğraşıyorsun.
Gazetelerden Yunanlıların Ege' yi işgal ettiklerini okuyorsun.
Yaşadığın köye çok uzaktalar. Sana gelene kadar durdurulacaklarını ve köyüne gelemeyeceklerini düşünüyorsun.
iki gün sonra gazeteye bakıyorsun.
Komşu şehirdeler. Yolu yarılamışlar.
Endişeleniyorsun.
Birkaç gün sonra gazete de çıkmaz oluyor.
Çevre köylerden haber geliyor.
Hepsinin basılıp yakıldığını duyuyorsun.
Bıçak kemiğe dayanmış.
Gidecek yerin de yok.
Bekliyorsun. Sabah oluyor , akşam oluyor sonra tekrar sabah oluyor .
Belki bizim köye gelmezler diyorsun.
Köyden silah sesleri gelmeye başlıyor.
Kaçınılmaz son geliyor.
Artık senin köyündeler.
Düşünüyorsun.
Eşini kızını ve oğlunu kilere saklıyorsun. Silahını alıp evin camından dışarısını gözlüyorsun.
Dakikalar sonra evin önünde 30 kişilik düşman müfrezesi görünüyor.
Basıyorsun tetiğe.
Biri indi.
Bir daha basıyorsun. Bir düşman daha indiriyorsun
Üç dört beş derken mermin bitiyor.
Dalıyorlar evin içine. Dipçik ile suratını dümdüz ediyorlar.
Aman beni vurup gitsinler de ailemi bulmasınlar diye dua ediyorsun.
Buluyorlar.
Askerlerden üçü " Biz bunu bir sorgulayalim " deyip pis pis gülerek eşini sürükleyip ahıra götürüyor.
Diğer üçü de kahkahalar ile " Biz de bunu sorgulayalim" deyip kızını bahçeye çıkarıyor.
Askerlerden biri oğlunu işaret ediyor.
" Öldürün bunu. Büyüdüğünde intikam almak ister"
iki asker vurmak için oğlanı evin arkasına götürüyor.
Çaresizsin.
Beni vurun onlara dokunmayın diyorsun ama nafile.
Ellerin bağlı. Bir şey yapamıyorsun.
"Herşey buraya kadarmış" diyorsun.
Tam bu esnada köyde silah sesleri başlıyor.
Ancak bu sefer çığlıklar köylülerden değil düşman askerlerinden geliyor.
Türk askeri giriyor köye.
5 Mehmetçik evin arkasına koşuyor oğlanı kurtarmak için. Düşman askerini indirip oğlanı kurtarıyorlar.
4 Mehmetçik. Ahıra saldırıyor eşinin ırzına geçmesinler diye. Son anda yetişiyorlar. Orada ki düşman askerini de vurup hatunu kurtarıyorlar.
Diğer Mehmetçikler evin bahçesine dalıyor. Kısa sürede çatışma bitiyor. Kıza da zeval gelmeden kurtarıyorlar.
O asker senin canını, namusunu , serefini kurtarıyor.
Şimdi sen bu askerlere " Oruç tutuyor musun, namaz kılıyor musun , cumaya gidiyor musun, hangi partilisin, mezhebin nedir, dinin nedir " diye soru sorar mısın ?
O noktadan sonra senin için önemi olur mu ?
Bizi birleştiren partimiz , rengimiz, dinimiz ya da mezhebimiz değildir.
Bizi birleştiren maya akrabalıktir, Türklüktür,
Birbirinize sahip çıkın.
Sizin köyünüze sıra gelmeden... Anadoluyu vatan yapan, " Yurtta Barış, Dünyada Barış " diyerek bağımsız ve özgür Türkiye Cumhuriyetini kuran, eşsiz, yüreğinde sadece vatan sevgi ve şuuru olan önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, kahraman ve fedakar komutan ve silah arkadaşları ecdadımızı saygı ve minnetle anıyorum.
Allah Rahmet Eylesin…
"Türkiye'den yurtdışına kaçırılan 9,000 kadar tarihi eseri yurda getirdim, havalimanında beni karşılayan bir kişi bile olmadı"
- Veysel Donbaz (Asurolog/Sümerolog)
#MattiaAhmetMinguzzi’nin katiline engelli raporu alarak savunan avukat ile bir vatandaş arasında tartışma yaşandı.
📌 Avukat, “Biz masumları savunuyoruz, engelli raporu var onların. Ben görevimi yapıyorum. Sen kimsin?” diyerek vatandaşı kovmaya çalıştı.
İsrail Gazze’ye yardım götüren gemilere saldırırken Gülşah Eldemir 11 saat önce Mersin’den İsrail’in Hayfa limanına sevkiyat yapan gemilerin rotaları yayınlamış.
AK Parti dış politikası kız, küfret ama ticarete devam edip inkar et: @zaferpartisi