bazen durduk yerde bir olayın bütün yaşamımı değiştireceğine inanırdım. en çok da bu mecburi eve dönüşler sırasında, tam kapıda yakalardı bu duygu. eşikte öylece kalır, gözlerim dalar, çocuksu bir umutla bir şeylerin olmasını beklemeye başlardım.
ya amk cidden yoruldum artık ya sikicem erkeğini aşkını da adam olmak ne zor geliyo bu erkeklere ya tek yapmanız gereken adam olmanız ya üf lanet gelsin hepinize
benim yavrum maalesef böyle tivitler atamayacak çünkü ben her şeyi çöpe atma hastalığına sahibim..bir şeyle uğraşıp güzelleştirmek yerine ondan kurtulmak rahatlatıyor
Aşkı bir duygu sanıyorsun. Değil. Aşk, evrenin senin egonu parçalamak için kullandığı en eski suikast silahıdır. Dünyada herkes aşkı bir birleşme, bir çoğalma sanır. Oysa aşk bizatihi ölümdür. Psikoloji kliniklerinde ayrılık acısı çekenlerin beyin taramalarına bak. Bedensel bir ölüm veya yas süreciyle tamamen aynı bölgeler aydınlanır. Çünkü âşık olduğunda sen, eski sen olmaktan çıkarsın. Tasavvuf bunu "ölmeden önce ölmek" olarak tanımlar; varlığın "mutlak olan"da yok olması, yani fenâ makamı. Astroloji haritalarında Aslan egonun ve ilk aşkın, Akrep ise ölümün ve karanlık dönüşümün temsilidir. İkisi gizli bir aksla birbirine sıkıca bağlıdır. 8. ev hem ölümü, hem de en derin bağları, cinselliği ve tutkuyu yönetir. Hepsi de aynı kaynaktan beslenir: Dönüşüm. Hermetik yasalarda simyacılar buna Solve et Coagula der. Yeni bir şeyin doğması için önce o katı formun, yani egonun çözülüp yok olması gerekir.
Ölüm fiziksel bedeninin sınırlarını bitirir, aşk ise zihninin ve egonun sınırlarını. Bu yüzden ayrılık acısı dediğin şey uzatılmış bir ölüm simülasyonudur. Psikoloji bunu "ego ölümü" diye süsler ama o, binlerce yıllık ezoterik bir gerçeğin modern kılıfıdır. Zihnin hayatta kalmaya, formunu korumaya çalışırken, ruhun şiddetle yok olmayı arzular.
Yani birine âşık olduğunda beynindeki kimyasallar sadece bir illüzyondur; kaynağa dönme ve parçalanma isteğidir. Kendi varlığını bir başkasının varlığında erittiğinde, kendi egonu öldürürsün. Bu yüzden aşk ve ölüm aynı frekansın farklı oktavlarıdır. Biri bedeni toprağa verir, diğeri benliği. Ve o benlik bir kez öldüğünde, onu geri çağıramazsın. Mevzunun sadece romantik bir kılıfa sokulup pazarlanması da kasıtlı. Gerçeği bilseydin, âşık olmaktan ölümden korktuğun kadar korkardın. Uğruna her şeyi fedâ ettiğin o büyük aşkın, aslında kendi eceline yürümek anlamına geldiğini anlardın.
belki de mesele unutulmak değildi. bi zamanlar bu kadar şey paylaşmış olduğumuz birinin , sanki hiçbirini yaşamamışız gibi davranabilmesiydi. insan zamanla her şeyi kabulleniyor evet ama bazı kırgınlıklar önemini yitirse de izini bırakıyo.