Bu videodaki bakış açısı son zamanlarda çok popüler oldu: "Çocuğum yok, o yüzden özgürüm, geziyorum ve mutluyum." Çocuk sahibi olmak istemeyene, bu sorumluluğa girmek istemeyene saygım sonsuz, gerçekten kolay değil.
Ama bu konu öyle bir noktaya geldi ki, sanki çocuk sahibi olmak insanın hayatını karartan, tüm zevkleri bitiren bir "özgürlük hapishanesi" gibi anlatılıyor. Bu beni biraz rahatsız ediyor çünkü gerçek bu değil.
Evet, hayatın değişiyor, hem de 500 yerden birden değişiyor. Ama bu değişim sadece bir şeyleri "kaybetmek" değil, haritanın o güne kadar hiç görmediğin bambaşka bir yüzünü keşfetmek gibi diyelim. Başka bir tür mutluluk, başka bir deneyim kapısı açılıyor sana.
Mesela kendimden örnek vereyim; benim oğlum 18 aylık. Biz onunla arabayla da uçakla da bir sürü yere seyahat ettik. Maçlara da gittik, konserlere de, restoranlara da...
Ha, gittiğimiz yerlerde %100 konforlu muyuz? Hayır. Belki o konfor alanı %50’ye düşüyor. Ama mesele zaten o "konfor" dediğimiz şeyin mutlulukla eşdeğer olmadığını anlamakla başlıyor. "Sadece benim mutluluğum, sadece benim iyi oluşum" diye düşününce paylaşımdan doğan mutluluğu atlıyor bence, ha o %50'lik konfor kaybını bunlara tercih ediyor olabilir, mümkün.
Ama günün sonunda mutsuzluğu çocuğa bağlamak çok yüzeysel bir yaklaşım. Hayatın her alanında, her seçiminde mutsuz olan insan var. Bu biraz senin yaşam tarzınla, konfordan ne anladığınla ve hayata nereden baktığınla ilgili.
Biz konforumuzdan biraz verip hayatı onunla keşfetmeyi seçtik ve bu bizi kısıtlamadı, aksine zenginleştirdi resmen. Madalyonun bu yüzünü de konuşmak lazım bence.