5 saat süren gözaltının ardından Başaran Aksu:
"Ya düzen değişecek ya bu halk isyan edecek. Böyle herkesi holdinglere soydurarak yönetilemeyeceğini biliyorlar. Mesele öyle Yıldızlar SSS Holding'i sıkıştırıp para ödettirerek çözülecek bir mesele değil. Mesele tüm holdinglerin, memleketin her yerinde yaptığını faaliyetlerdir."
#HakkımıVerDorukMadencilik
✊Fidel’in 65 yıl önce ilan ettiği kararlılık değişmedi.
🇨🇺#Küba halkı bugün, devrimin sosyalist karakterinin ilan edildiği yerde bir araya geliyor; abluka ve tüm saldırılara rağmen aynı inançla sosyalizmi savunuyor.
🚩Bu irade, Türkiye’de ve dünyanın her yerinde eşitlik ve onur mücadelesi verenler için hâlâ güncel:
♥️Vatan için ölmek, yaşamaktır.
#Venceremos
#Cuba #100AñosConFidel #Fidelle100Yıl #NoMásBloqueo #CubaNoEstaSola #CubaVencera
Yıllarca komünistler için “evinizi, arabanızı elinizden alacaklar” yalanını attılar. Oysa komünistler barınma hakkının en temel hak olduğunu savundu yıllarca. Komünistlerin devletleştirme programı, büyük işletmeleri, sanayiyi, madenleri, bankacılık sektörünü vb. kapsar. Ve hiçbir yerde bunu gizlemezler. “Üretim araçlarında özel mülkiyeti” esas alan bir toplumsal sistemin yıkılacağını ilan ederler. Peki yurttaşların evine göz dikenler kimdir? Her şeyden önce insanları evsizliğe mahkum edenlerdir. Bugün milyonlarca kişinin evi zaten yok! Bir de emlağı bir yatırım aracı olarak görenler, onar onar, yüzer yüzen konut ve arsa alanlar var. Onlar şiştikçe daha fazla insan evsizleşiyor. Komünistlerin devletleştirme programı, tüm toplumun beslenme, barınma, ulaşım, sağlık, eğitim, kültür, spor, dinlenme gibi temel ihtiyaçlarını sağlamaya dönük eşitlikçi ve refah üreten bir programdır. Bir de holdingler için “kamulaştıranlar” var. Akbelen’de olduğu gibi. Köylere, insanların yaşam alanlarına zorla el koy, sonra özel şirketlere tahsis et, karşı çıkanları tutukla! Sıkışınca da “komünistler evinizi elinizden alacak” diye yalan at!
Yaşadığımız son süreçle ilgili desteğini sunan tüm arkadaşlara, dernek, parti ve tüm kuruluşlara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. İyi ki birlikte yürüyoruz, iyi ki birlikte şarkılar söylüyoruz. Selam olsun gönlünde güneş olanlara. 🌻
Tutuklu gazeteci İsmail Arı, cezaevinden seslendi:
• 30 yaşındayım; hayatım boyunca elde ettiğim, banka hesaplarıma yatan en büyük para, gazetem BirGün’den aldığım maaşım.
• Ben demiyorum bunu, MASAK diyor. İkinci sırada ise iki kitabım olduğu için Tekin Yayınevi’nden aldığım cüzi telif ücreti.
• Bunun dışında 2017’den bu yana hesaplarıma para gönderen yerli veya yabancı tek bir kurum dahi yok.
• Benim en fazla para gönderdiğim kişi ise annem. Tahmin edileceği üzere o da cüzi bir miktar. Bunu da ben demiyorum, MASAK diyor.
• Anayasa çiğneniyor. Anayasa’da “Basın hürdür, sansür edilemez” deniyor. Bir gazetecinin cezaevine tıkılması, Anayasa’nın bu açık hükmünün ayaklar altına alınması anlamına gelmiyor mu?
• Hem haber alma hakkınıza, hem de gazetecilere sahip çıkın.
• Beni bir beton yığınına da hapsetseler ben yazmaya, konuşmaya devam edeceğim. Çünkü ben gazeteciyim! Ve ben suç işlemedim.
• Burada, “susarsam çıkabilirim” demiyorum. “Daha çok yazmalıyım” diyorum. (Birgün)
Kızıldere Katliamının 54. Yılında
ARDEŞEN ÖCELİ CİHAN ALPTEKİN
CİHAN VARSA BANA BİR ŞEY OLMAZ
Deniz Gezmiş için Rize çok özeldi. Baba tarafı Rize İkizdere Cimil'den “Gezmişoğulları” sülalesinden geliyordu. Ataları, Orta Asya’dan göçen Oğuz Türklerinin bir kolu olarak Anadolu’ya gelmiş ve Rize’nin İkizdere kazasına bağlı Cimil’e yerleşmiş. “Gezmişoğulları” bu köylerden Başköy’de yaşamış, ticaret ve tarımla uğraşmışlar. Bir de Ardeşen ilçesinin Öce (Yeniyol) köyünden Cihan Alptekin, onun için çok değerliydi. Her fırsatta “Cihan varken bana bir şey olmaz” diyordu.
Oy Cihan Bizim Cihan
Karadeniz aslan yürekli çocuğu Cihan Alptekin, 1947 yılında Rize’nin Ardeşen ilçesinin Öce (Yeniyol) köyünde doğdu. Temmuz 1969'da Filistin'e giderek El-Fetih kamplarında diğer arkadaşlarıyla birlikte askeri eğitim aldı. Türkiye'ye dönüşünden bir süre sonra yakalandı ve hapse atıldı. Kasım 1971'de tutuklu bulunduğu Maltepe Askeri Cezaevi’nden THKP-C liderleri Mahir Çayan ve Ulaş Bardakçı ile birlikte tünel kazarak firar etti. Ocak 1972'de Hüseyin İnan, Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan'ı idamdan kurtarabilmek amacıyla Mahir Çayan'la Ankara'da bir araya geldi ve ortak eylem kararı alındı. Yapılan plan gereği THKO ve THKP-C Fatsa'da ortak karargâh kurdu ve Ünye'deki NATO üssünde görevli İngiliz teknisyenler kaçırılarak Kızıldere'ye götürüldü. Rehinelere karşılık idamların durdurulması talepleri kabul edilmedi. Kızıldere'de saklandıkları yerin tespit edilmesinin ardından CIA koordinasyonuyla gerçekleşen bir operasyonda, kıstırıldıkları evde bombalanarak öldürüldüler. Kaçırılan NATO elemanları açılan ateş sonucu Mahir Çayan ile birlikte ölmüşlerdir.
Ablası Nuran Alptekin Kepenek’in kaleminden Cihan Alptekin
Rize ili Ardeşen ilçesi Öce (Yeniyol) köyündeniz. Cihan çok çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğudur. Dokuz kardeşiz. Babam Murgul Bakır İşletmeleri’nde işçi olarak çalışıyordu. Annem köy işlerini yürütüyordu. Aslında yürütüyorduk demek daha doğru. Köy işleri ancak elbirliğiyle başarılabilecek işlerdi.
Bir torunumuz var. Cihan’ımızın adını taşıyor. Annem ilk kez, “Cihan” adını onunla ağzına aldı.
“Cihan doğduğunda kıtlık vardı.”
Cihan, doğduğunda İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuzlukları yaşanıyordu. Köyümüz o yıllarda açlık sınırında yaşıyordu. Engebeli arazilerde yiyeceğini üretmek köylü için kaçınılmazdı. Ve biz ailecek çok çalışmak zorundaydık. Cihan bu noktada ailenin aslında kardeşlerin içinde aileye en çok katkı yapan kardeşti. Annesinin ve büyük ablamızın yükünü hafifletmek için elinden geleni yapardı. Çok çalışkandı. Aramızda yaş farkı az olduğu için biz çoğu zaman birlikte koşturuyorduk. Bensiz bir yere gitmekten hoşlanmazdı. Ağaçlardan meyve toplarken bile beni götürürdü. Ve küçük kardeşimizle birlikte beni yaka paça ağaca çıkarırlardı. Birlikte meyve toplardık.
“Hal ve gidiş notu fenaydı.”
Okulda çok çalışkandı. Fakat haksızlığa uğradı mı Cihan’ı kimse tutamazdı. Hakkını aramak için bazen saldırganlaşırdı. Bu nedenle hal ve gidiş diye bir not vardı karnemizde; Cihan’ın o notu fenaydı. Babam bu duruma üzülmezdi. Cihan’ın haklı olduğunu bilirdi. Her zaman da haklı olurdu. Onda adalet duygusu ve vicdan çok gelişmişti.
“Annem; Cihan’ı korur ve şımartırdı.”
Kaç yılında aileden koptu ve üniversiteye geldi? Hangi dönemde politize olmaya başladı? Liseyi bitirdiğinde İstanbul Hukuk’a girdi. Politize olması ise çocukluk yıllarına dayanır. Babam siyasetle ilgilenmekten hoşlanırdı. Köyümüz geleneksel olarak CHP’ye oy verirdi. Evde sürekli, İnönü, Atatürk ve Cumhuriyet devrimleri tartışılırdı. Köyün öğretmeni mahallemizde otururdu. Akşamları bize gelirdi. Ayrıca köyde köy enstitülerinde okuyan birkaç genç vardı. Onlar yaz tatiline geldiklerinde insanlar toplanır, siyaset yaparlardı. Yakup, o ağabeylerden biriydi. Cihan, onların bu tartışmalarına tanık olurdu çoğunlukla. Siyasi bilinç onda böyle oluştu. Sonra ağabeyim (Ali Rıza) çok iyi bir okurdu. Yakup’tan kitaplar alır, sürekli okurdu. Biz de o evde olmadığında, Cihan’la onun kitaplarını gizlice alır okurduk. Bize vermezdi, kitapların zarar göreceğinden korkardı ağabeyimiz. O da şimdi Ankara’da, edebiyat öğretmeni. O köy işlerine hiç yardım etmezdi, fakat sürekli okurdu. Annem onu korur ve şımartırdı. Biz de onu kıskanırdık. Bu nedenlerle Cihan, İstanbul’a gittiğinde bir şeylerin az da olsa farkındaydı.
Amerikan emperyalizmine karşı mücadele
Onu ziyaret ettiğimde başımızda iki silahlı jandarma vardı. Konuşmalarımız ailemizle ilgili şeyler olmak zorundaydı. Herkesi tek tek sordu. Beni yıllardır ilk kez görüyordu. Birbirimizi çok özlemiştik. Sürekli beni konuşturdu. Bana dokunarak, saçlarımı okşayarak özlem giderdi. Mini bir elbise vardı üzerimde, benimle dalga geçti. Tamamen Amerikalıya benziyorsun dedi. Ona Amerikan sigaraları götürmüştüm. Onları alırken çok mahcup oldu. Almak istemedi. Çünkü hareketlerinin özünü, Amerikan emperyalizmi karşıtlığı oluşturuyordu. O rahatsızlığını duyumsadığımda çok üzüldüm. Ama iş işten geçmişti. Dört yıldır görmüyordum. Fakat sürekli yazışıyorduk. Ona katkı yapmaya çalışıyorduk: Hem maddi hem de düşünsel katkı. Düşünsel katkıyı Yakup yapıyordu elbette. Ona sürekli yasal çizginin dışına çıkmamaları gerektiğini yazıyordu. O da koşulların onu bu çizginin dışına itebileceğini yazıyordu.
“Sus Amerikalı hergele!”
Filistin’e eğitime gittiği yaz, ben kısa bir tatile geldim. İstanbul’da beni karşıladı. Önder altı aylıktı. Bebekle geliyordum. Havaalanında Önder’i kucakladı. Ona “Nasılsın Amerikalı?” dedi. Önder ağlayınca “Sus! Amerikalı hergele!” dedi. Onu sevdi. Onunla oynadı ve beni orada diğer akrabalarımıza bıraktı. Benimle köye gelemeyeceğini söyledi. Nedenini sordum. Anlatamayacağını söyledi. Meğer Filistin’e gidecekmiş. 1968 olarak hatırlıyorum.
Bana dürüstlüğü sen öğrettin anne
O yazı Filistin’de geçirdiğini, biz yıllar sonra öğrendik. Bizden her şeyi sakladığını sezinliyorduk. Sürekli söylediği bir şey vardı: “Benim ne kadar haklı olduğumu ileride anlayacaksınız.” Anneme dönüp, “Bana dürüstlüğü öğrettin. Ben de sonuna kadar dürüstüm anne. Bana güven,” diyordu. Onu sürekli vazgeçirmeye çalışıyordu. Annem inattır. Göndermemek için elinden geleni yaptı. Fakat Cihan, “Geri dönüşüm yok anne,” diyordu. Tabii İstanbul’a dönmesini istemiyordu. Hatta bir amcamız geldi ve “Jandarmaya haber verelim. Cihan’ı tutuklatalım. Gi-demesin İstanbul’a” diye plan bile yapıldı. Cihan hiç kimsenin beklemediği kadar kısa kaldı ve döndü. Ben öyle bir oyunun içinde asla olmazdım. Fakat akrabalarımız böyle düşünüyorlardı. Bazen bu plan “keşke tutsaydı” dediğim oluyor. Belki yaşıyor olurdu...
“Hadi işinize gidin”
İlk önemli tutuklama Ankara’da Adliye Sarayı’nda gözetim altında olan Deniz (Gezmiş) ve arkadaşlarını çıkartmak için gösteri yaparlarken gerçekleşiyor ama çok kalmadan çıkarılıyorlar. Orada kaldıkları sürece bunlara yiyecek bir şey vermiyorlar. Yıl 1969 sonbaharı. Sonra 1970 Mayıs’ında Sağmalcılar’a giriyorlar. Cihan defalarca tutuklandı. Fakat ilk tutuklanmalar hep kısa süreliydi. Kamuoyu bu gençlere soğuk bakmıyordu. Yaptıklarıyla halkla içiçeliğini arttırıyordu. Evlerde gençlerimizin resimleri, asılıydı. Halkın gündemini onlar oluşturuyordu. Doğal olarak hakimler de, “Sizi yaramazlar; bir daha yapmayın. Hadi işinize gidin,” gibi tatlı azarlarla onları bırakıyorlardı. Ne zaman ki egemen güçler vurucu güçleriyle gençlerin karşısına dikilip onları yok etme operasyonlarına başladı. Gençlerin kamuoyu desteği hızla yok olma sürecine girdi.
“Ağzından kan sızıyordu.”
Onlara destek veren askeri güçler, öncelikle çeşitli yollarla yok edildi. Basın, her türlü aracıyla gençleri çirkin nitelendirmelerle aşağılamaya başladı. Çünkü dış güçler içerideki yandaşlarıyla karşı saldırıya geçti. İlk uzun tutuklanışı Sağmalcılar Cezaevi’ne girişi oldu. Oradan da Bursa Cezaevi’ne nakledildiler. Fakat Dev-Genç’in kuruluşu bu uzun tutuklamalardan önceydi. 1971’de Cihan’ın Milliyet Gazetesi’nde ağzından kan sızan resmini görünce ben artık orada duramaz oldum ve hemen ikimiz de döndük. Cihan Tekirdağ’da yakalanmıştı. Ve çok hırpalanmıştı. Geldiğimizde Maltepe Cezaevindeydi 1971 Haziran ayı...
12 Mart 1971 muhtırası sürecinde Cihan; emekli bir komiserden kiraladıkları evde kaçaktı. Çünkü “Balyoz Harekatı” başlatılmıştı ve tüm ilerici kesimler tutuklanmayla karşı karşıyadılar. Ve askerler eve gelirler. Senaryo böyle şekillendirilmiştir. Askerler gelirler ve yemeği çok masum bir etkinlik olarak değerlendirirler ve Cihan’lar kurtulurlar tabii. O anlık tehlikeden kurtulurlar. Cihan motosiklet kullanmayı öğrenmek ister. Ve Tekirdağ kaçışı; planının ilk adımıdır bu adım. Sonra Tayfun Cinemre ile birlikte bir motosikletle yola çıkarlar. Yalnız yola çıkış bir başka arkadaşının evinden gerçekleşir. Cihan’ın yakalanmasında bir ihbar olabileceği de bazı arkadaşlarınca söylenmektedir. Fakat ne kadar doğru bilinemez. İhbar varsa “Ben ihbar ettim,” demez kimse. Ben Amerika’daydım. Tekirdağ’da yakalanışından sonra döndüm Türkiye’ye. Fakat Cihan her zaman yaşamımızdaydı. Hapis günlerinde sürekli ailenin her ferdiyle yazışırdı. Cezaevinde yapılacak en iyi iş bu.
Cihan’ım öldürülmüş, ben yıkılmıştım
Ankara’da evimdeydim. Radyonun başındaydık. O zaman radyo haberleri daha sürekliydi. Televizyonda haberler çok seyrek veriliyordu. Ve yaşamımız acı doluydu. Gelen her telefon çalan her zil sanki Cihan’ın ölüm haberini verecekmişçesine bir düşünceye kaptırıyordu beni. Canlı yayın gibi. Bütün aile gözaltındaydık. Haberi radyodan duyduk. Ben yıkılmıştım. Köye gitme planları yapıldı. Samsun’dan ablam ve eniştemi de alacaktık. Bir araba ayarladık. Minibüs gibi bir şeydi. Samsun’a gittiğimde babamın Cihan’ı almak için Niksar’a gittiği haberini aldım. Fakat babam daha önce davranıp Cihan’ı almaya köye gitmişti, biz köye vardığımızda. Köye gittiğimizde köy tıklım tıklımdı. Jandarma köyün ana yolunu kesmişti. İnsanlar dağ yollarından geliyorlardı. O yollardan gelmek çok zordu. Ama çaresizdiler.
Keşke bizim de Cihan’ımız olsa
Babaannem kardeşlerim yıkık durumdaydılar. Ağabeyim zor izin alıp geldi. Tüm kardeşlerim perişandı. İş bana düştü. Ayakta durmak zorundaydım. Onlara yardımcı olmak zorundaydım. Ara sıra tarlalara kaçıp ağlıyordum. Onların yanında hiç ağlamadım. İnsan kaynıyordu ortalık... Tanımadığımız o kadar insan geliyordu ki. Bizim köyümüz çok konukseverdir. O gelenlerin hepsine köylüler yemek pişirdi ve neleri var, neleri yok ortaya koydular. O arada radyo onların cenaze namazının kılınmamasını öneriyordu. Onlar öneremezler, tavsiye ediyorlardı. Köyün imamı onları lanetleyerek Cihan için cenaze namazı kıldırdı. Gelen insanlar genelde annemi ve babamı şöyle teselli ediyorlardı: “Eşref, Ayşe, keşke bizim de Cihan gibi bir oğlumuz olsa...” Böyle diyorlardı. Bir de Cihan’ı kaçak gençlerden biri, dağlardan gelerek ziyaret etti ve tabutu başında uzun uzun kaldı. Kimseyle konuşmadı ve döndü. Bizim kültürümüzde öldükten sonra isteyenin Cihan’ı görmesinde bir sakınca yoktur. Tabii kardeşi olarak onu görmek benim en doğal hakkımdı. Cihan tabii delik deşikti. Kurşun izleri ve patlayan bomba parçacıklarının yarattığı çukurlar vardı vücudunda. Cihan’a bakmak isteyenler baktılar. Buna engel olunmaz bizim kültürümüzde. Ben onu o kadar çok öptüm ki…
Cihan Alptekin’in şiirlerinden:
Hayat
Geçiyor günler yavaş yavaş
Saniyeler dakikalar
Saatler ve günler
Ve nihayet…
Haftalar aylar seneler
Zaman sanki bir poyraz
Sonra hızlı esen bir lodos
Gibi geçiyor artık
Çağlayarak akan bir dere gibi
Önüne durak gelmezcesine gidiyor
Fakat…
En sonunda önüne durak olan
Bir mezar koyacağız.
Cihan Alptekin
Rize Lisesi
5ed A, No: 698
Kayıp
Dağda kayıp
Şehirde kayıp
Rüyamda kayıp
Ne kayıp bilir misin sevgilim
Hayır...
Gençliğim kayıp
Cihan Alptekin
Rize Lisesi
5ed A, No: 698
Aşkım
Dur sevgilim
Gelen, geldi gitti
Kimse atmadı beş kuruş dahi
Benim kaybolmaz derdime
Gittim hekime
Dedi yok bu ilaçtan
Dedim birazcık olsun
Ver bana o ilaçtan
Döndü geri
Gözleri dolu dolu oldu
Dedi ne var oğlum
Dedim ilaç, ilaç
Derdime derman olacak ilaç
Dedi ki yok yok.
Cihan Alptekin
Rize Lisesi
5ed A, No: 698
Fatih Sultan Kar / İST.
Türkiye’den ABD Başkanlığına gür bir sesle sesleniyoruz: Küba’dan elinizi çekin!
https://t.co/AlsFjefR2z
Kamuoyunu Küba Devrimi’ne sahip çıkmaya; emperyalist zorbalığa karşı Küba’nın yalnız olmadığını göstermeye çağırıyoruz.
#Küba#Cuba#CubaVencerá#CubaEstáFirme
#RevoluciónCubana
#CubaEsCoraje
#CubaNoEstáSola
#Fidelle100Yıl
#100AñosConFidel
Savaş var, yoksulluk var…
Ama tartışma hâlâ mezhep.
Biz bu hafta Yankıyı’da @HadiyeYolcu ile tam olarak bunu konuştuk.
👉 Tamamı için link: https://t.co/2g3UhjwCbk
🤭 Abone olup bizi desteklemeyi unutmayın
Gerçekleri yazmak suç değil, gazeteciliktir.
İsmail Arı daima halkın haber alma hakkını savunan bir gazetecidir. Bugün ona yapılan, aslında hepimizin gerçeğe ulaşma hakkına yapılan bir müdahale.
#gazeteciliksuçdeğildir
"Aldanma cahilin kuru lafına
Kültürsüz insanın külü yalandır..
Hükmetse dunyanın her tarafına
Arzusu hedefi yolu yalandır..
Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz
Gül dikende biter diken gül olmaz
Vız vız eden her sineğin bal'olmaz
Peteksiz arının balı yalandır..
İnsan bir deryadır ilimle mahir
İlimsiz insanın şöhreti zahir
Cahilden iyilik beklenmez ahir
İşlediği amel hali yalandır..
Cahil okur amma alim olamaz
Kamillik ilmini herkes bilemez
Veysel bu sözlerin halka yaramaz
Sonra sana derler deli yalandır."
Aşık Veysel Şatıroğlu
Kalplerin birleştiği, kırgınlıkların bittiği bir bayram olsun. En tatlı sohbetlerin, en demli çayların eşlik ettiği mutlu bir bayram dileriz.🤲🏻🍃 İyi bayramlar.