İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
İl Başkanımız Fırat Çoban:
‘’Bu mesele CHP’nin genel başkanının kim olacağı meselesi değil. Bu mesele, bu memlekette yurttaş mı olacağız, köle mi olacağız meselesidir.
Mutlaka, mutlaka bu karşı devrimi birlikte savuşturacağız!’’
Burası Yeni Türkiye;
Bir kararname, bir fezleke, bir iddianame…
🔘Bir gün öğrencisi olduğun üniversite yoktur.
🔘Ertesi gün oy verdiğin belediye başkanı yoktur.
🔘Sonraki gün oy verdiğin parti yoktur.
Başkanlık rejimi budur !
Dur hele sen daha dur....
Adamlar maaşa zam, iyileştirme falan filan istemiyor ha, adamlar 1 yılda 2 kez maaş almışlar. Bu insanlar aile geçindiriyor, çocuk bakıyor. Devlet bu insanların hakkını arayıp şirketin tepesine çöküp hesap soracağına hakkını isteyen insanların önüne polis yığıyor.
Milletin vize randevusu hakkını botlarla alıp, Resmi olmayan vize şirketleriyle millete 300 euroya satan yüzlerce ismin bilgilerini ihbarlar sonucu aldım.
Şimdi istedikleri kadar silebilirler. Bu suça bulaşmış herkesin ismini Yetkili makamlara ileteceğim.
Avrupa Birliği Yetkilileri de tüm bu şahsıları ve bu bahsettiğim şirketleri incelemeye aldı.
Desteğiniz için teşekkür ederim çok sayıda kanıt paylaşan vatandaş oldu. Bu herkesin sorunu. İnşallah bunların sonunu getiririz hep birlikte.
Bu arada hesaplarıma sahte teliflerle bildirim gönderiyorlar. Instagram’a 4 kez kısıtlama getirdiler ancak açtırdım ordan takip ederseniz hesabım için faydası olabilir.
İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırılarıyla başlayan savaş yalnızca bölgesel bir askeri çatışma değildir. Enerji güvenliğinden deniz ticaret yollarına, finans piyasalarından büyük güç rekabetine kadar uzanan çok katmanlı bir jeopolitik kırılma noktasına işaret etmektedir. Yeni Substack yazımda savaşın ilk haftasında ortaya çıkan askeri tabloyu, ABD’nin mühimmat ve lojistik sınırlarını, İran’ın beklenenden güçlü direncini ve Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji sistemine yansıyan etkileri değerlendiriyorum.
Bu savaş aynı zamanda “kurallara dayalı uluslararası düzen” söyleminin ne ölçüde aşındığını, modern savaşın hibrit ve asimetrik karakterini ve küresel ekonomik dengelerin nasıl kayabileceğini de gösteriyor. İran krizi yalnızca Ortadoğu’nun değil, dünya ekonomisinin ve jeopolitiğinin geleceğini etkileme potansiyeline sahip bir dönüm noktasıdır.
Makalede ayrıca Hürmüz’de sıkışan petrol tankerleri ve konteyner hatlarının durmasıyla ortaya çıkan deniz ticareti risklerini, ABD’nin hava savunma füze stokları ve hassas mühimmat kapasitesi üzerindeki baskıyı ve savaşın uzaması halinde ortaya çıkabilecek küresel enerji ve finans şoklarını ele alıyorum.
İran savaşı kısa süreli bir operasyon olmaktan çıkıp uzun ve yıpratıcı bir mücadeleye dönüşürse bunun sonuçları yalnız Batı Asya’yı değil küresel düzenin geleceğini de belirleyebilir. Yazının tamamı Substack’te.
https://t.co/N7qJQq4FJl
İran’la savaşın ikinci gününde değerlendirmem aşağıdaki gibidir:
1. ABD için bu savaşta kritik mesele meşruiyet sorunudur. ABD bu savaşa Kongre onayı olmadan girdi. Kamuoyu desteği %25’i bile bulmuyor. Bu oran bir süper gücün uzun süreli harp yürütmesi için yeterli değildir. Yakında Amerikan toplumunda şu soru daha yüksek sesle sorulacaktır: Bu savaş gerçekten Amerikan ulusal güvenliği için mi başlatıldı, yoksa İsrail için mi? ABD iç kamuoyu bölünmüşken uzun savaş sürdürülemez. Vietnam’dan Irak’a tarih bunu gösterdi.
2. Diplomasi artık güven üretmiyor. Müzakere süreçleri askeri harekâtın uzantısına dönüştü. Masada konuşulurken sahada plan yapılıyorsa, bundan sonra hiçbir devlet güvenlik garantilerine inanmaz. Bu küresel sistem için ciddi bir kırılmadır.
3. ABD çok kıymetli mühimmatını harcıyor. Uzun menzilli önleme sistemleri ve hassas güdümlü mühimmat sınırlı üretim kapasitesine sahip. Yılda yaklaşık 800 kritik önleme sistemi üretiliyorsa ve her İran füzesine iki önleyici atılıyorsa, birkaç yüz angajman bir yıllık üretimi eritmeye yeter. Üstelik bu sistemlerde kullanılan nadir metaller Çin tedarik zincirine bağlı. Bu savaş Pasifik’e ayrılması gereken stokları da tüketebilir. Yarın Tayvan hattında bir kriz çıkarsa bugünkü kadar mühimmat olmayabilir. Ayrıca İran coğrafyası büyük. Uzun menzilli operasyon, yakıt ikmali ve uzak üs demektir. Bölgedeki hava ve deniz unsurlarının sürdürülebilirliği ciddi lojistik yük yaratmaktadır. Bahreyn’in kırılganlığı arttıkça Diego Garcia gibi uzak üsler devreye girer. Bu da özellikle AEGIS muhripleri için bir haftalık gidiş-dönüş lojistik döngüsü demektir.
4.İran’ın direnç kültürü hafife alınıyor. Hamaney ‘in kaybı direnci asimetrik şekilde artıracaktır. 47 yıldır yaptırım altında yaşayan, İran-Irak Savaşı’nı görmüş bir toplumdan söz ediyoruz. Rejim içi çatlak beklentisi şu aşamada gerçekçi değil. Dış saldırı içeride çözülme değil, kenetlenme üretir. İran gibi onurlu bir halk bunu yapar.
5.Körfez ülkeleri açısından alarm zilleri çalıyor. Şii nüfus yoğunluğu olan monarşiler için istikrar hayati önemdedir. İsrail’in hamleleri ve ABD’nin desteği bu istikrarı bozuyor. Burj Al Arab gibi sembolik hedeflere veya ABD üslerine düşen her füze Amerikan güvenlik şemsiyesine olan güveni aşındırır. Körfez başkentleri artık şunu görüyor: İsrail’in kararları kendi huzurlarını riske atıyor. Bu ya ABD ile mesafelenmeye ya da daha sert askeri pozisyona zorlanmaya yol açabilir. Her iki senaryo da istikrarsızlık üretir.
6. Hürmüz Boğazı’nın kapanması küresel dengeyi altüst eder. Bab el-Mandeb’de Husilerin devreye girmesi sigorta maliyetlerini patlatır.
Özellikle Çin’den AB’ye yönelik Konteyner taşımacılığı ve enerji sevkiyatı ağır darbe alır. Varil fiyatının 150 doların üzerine çıkması ABD ekonomisinin tolere edebileceği bir tablo değildir. 150 dolar petrol ABD ve Avrupa için sürdürülebilir değildir. Enerji şoku haftalar içinde siyasi baskı üretir.
7. Pakistan faktörü de önemlidir. Nükleer bir güçten söz ediyoruz. Suudi Arabistan ile askeri iş birliği önemlidir. Ancak Hindistan-İsrail yakınlaşması göz önüne alındığında ve ayrıca Pakistan Taliban Savaşı’nın tam da İsrail Amerika’nın İran’a saldırısından önce başlaması tesadüf değildir. Pakistan’ın oyalanması amaçlanmaktadır. Trump’ın Pakistan liderliğine övgüleri bu yüzden tesadüf değildir.
8.Türkiye açısından tablo nettir. Ortada açık bir İsrail saldırganlığı ve Amerikan askeri gücünün bu çerçevede kullanılması vardır. Ankara şunun farkındadır: İran düşerse baskı hattı Türkiye’ye dayanır. Bu nedenle İranın yanında olmak jeopolitik zorunluluktur. İran’daki Kürt gruplarının birleşmesi Türkiye için ciddi bir güvenlik endişesidir. Türkiye bu grupların birleşerek bağımsız bir kukla Kürt devletini kurmasına izin vermeyecek hamleleri desteklemelidir.
9. ABD meşruiyetsiz, düşük kamuoyu desteğiyle, kıymetli mühimmatını harcayarak, direnç kültürünü hafife aldığı bir ülkeye karşı savaşmaktadır.
İran kısa sürede çökmez. Rejim değişimi ihtimali zayıftır.
Güzel bir yazı👏 @irfandonat
Bunları 9 yıldır yazıyoruz ve o yüzden Türkiye'nin en zengin (!) işadamı tarafından 36 kez dava edildik, hepsini kazandık!
Son olarak bizi hukukla yenemeyenler, Çağlayan'daki Spor Savcılığı üzerinden hukuksuz şekilde tam 260 gün boyunca susturdular!
Dün çocuklarıma okulda Ramazan içerikli bir broşür dağıtmışlar.
Açık ve net konuşayım;
Okullar ibadet alanı değildir.
Okullar dini kimliklerin şekillendirileceği yer değildir. Okullar devletin herhangi bir inancı görünür kılma mekânı hiç değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi devleti laik olarak tanımlar.
Laiklik din karşıtlığı değil; devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasıdır.
10. madde eşitliği güvence altına alır.
24. madde din ve vicdan özgürlüğünü korur.
Devlet bir inancı teşvik eden pozisyona geçtiği anda eşit mesafe ilkesini zedeler.
Ramazan bir inancın dini ibadetidir.
Yaşayan yaşar, saygı duyulur.
Ancak kamusal eğitim alanında;
dini atmosfer oluşturulması,
iftar vurguları yapılması,
okul etkinliklerinin tek bir inanç takvimine göre düzenlenmesi;
okulu tarafsız bir alan olmaktan çıkarır.
Bir de; Dağıtılan broşürde kız çocuklarının başörtülü, erkek çocuklarının takke ile resmedilmesi de ayrıca düşündürücüdür.
Çocukların zihninde dini kimliğin belirli kalıplarla özdeşleştirilmesi,
henüz kimlik gelişimi sürecinde olan çocuklar açısından pedagojik olarak da tartışmalıdır.
Okul; çocuğa nasıl ibadet edeceğini öğretmez. Okul; çocuğa nasıl düşüneceğini öğretir.
Biz de çocuktuk.
Biz de devlet okulunda okuduk.
Eğitim eksiksiz değildi.
Ama kimse bize “oruç tutuyor musun?” diye sormazdı.
Kimse iftar fotoğrafı getirip getirmediğimizi kontrol etmezdi.
Kim hangi inançtan, kim değil; bunlar okul gündemi olmazdı.
Okul, inançlarımızın değil aklımızın geliştiği yerdi. Kimliğimiz sorgulanmazdı.
Bugün ise çocuklarımızın sınıfında dini ritüeller görünür hale getiriliyor.
Üstelik bunu kamusal eğitim sistemi organize ediyor.
Bu değerlendirmeyi bir polemik için değil, hukuki bir sorumluluk bilinciyle yapıyorum.
Çünkü konu çocuksa, devlet daha dikkatli olmak zorundadır.
Birçok veli içinden şunu geçiriyor olabilir;
“Ses çıkarırsam çocuğum zarar görür mü?”
“Fişlenir mi?”
Asıl tehlike tam da bu korkudur.
Eğer veliler susarsa, kamusal alan sessizlice dönüşür. Ve eğer bugün konuşmazsak, yarın çocuklarımızı ilim, kültür ve sanat öğrensin diye gönderdiğimiz okullarda dini yönlendirmelerin normalleştiğini görürüz -ki öyle de oluyor zaten-
Her çocuk aynı inanca mensup değildir.
Her çocuk aynı yaşam biçimine sahip değildir.
Hiçbir çocuk çoğunluğun pratiği içinde görünmez baskı altında bırakılmamalıdır.
Okul;
ritüel üretmez.
Bilim üretir.
Okul;
kimlik dayatmaz.
Eşit yurttaş yetiştirir.
Çocuklarımızın vicdanı siyasetin değil, eşitliğin koruması altında olmalıdır.
Laiklik bir tercih değildir.
Anayasal zorunluluktur.
Bu bir inanç tartışması değildir.
Bu, çocuklarımızın özgür gelişim hakkı meselesidir.
Tüm velilere çağrım şudur:
Nazik ama net olun, Okullarınıza sorun. Bu uygulamaların hukuki dayanağını talep edin. Eşit ve tarafsız eğitim hakkınızı savunun.
Sessizlik bazen rıza anlamına gelir.
Ben rıza göstermiyorum.
Şuna nasıl müsade edilir!? Hangi çıkar uğuruna görmezden gelinir? Dünyayı verseler karşılığında ne olur mesela? Hangi kazanım bu görüntüyü telafi edebilir? Yazıklar olsun! Unutanın kanı kurusun!
Diyanet'ten TÜGVA’ya jest: 40 milyon TL’lik umre
TÜGVA il ve ilçe temsilcilerinin bin 400 kişilik umre ziyaretinin Mekke ve Medine’deki ulaşım giderleri ile otel ücretlerinin Diyanet tarafından karşılandığı belirtildi
https://t.co/nx57nJiSV6