@ilkeratamer@barolar@paramcomtr@tmsftr Barolar Birliği'nin Param ile olan anlaşması geçen sene sona ermişti. Çözüm ortağı olduğu söylenemez.
https://t.co/ywosNyQpMv
TBMM Adalet Komisyonunda aynen kabul edilen 2/3793 sayılı Kanun Teklifini göre, PKK’nin Kandil’de bulunan bütün YÖNETİCİLERİ de haklarında hiçbir adli kontrol tedbiri uygulanmadan (m. 4, f. 1) tamamen serbest bırakılacaklardır (m. 3, f. 1).
PKK YÖNETİCİLERİ HAKKINDA DAHA ÖNCE VERİLMİŞ OLAN YAKALAMA, GÖZALTI VEYA TUTUKLAMA KARARLARI HEMEN KALDIRILACAKTIR (m. 4, f. 1).
Bu kişiler hiçbir hak yoksunluğuna maruz bırakılmadan, BELEDİYE MECLİSİ ÜYESİ, BELEDİYE BAŞKANI , MİLLETVEKİLİ ve hatta CUMHURBAŞKANI adayı olabilecek ve seçilebilecektir. Teklifin 7. maddesinin dördüncü fıkrasının a bendi hukuken hiçbir anlam ifade etmez.
Ayrıca belirtilmelidir ki, Teklif bu kişilerin serbest bırakılabilmek için BİZZAT başvurularını da bir koşul olarak aramamaktadır (m. 9).
@yankibuyuksezer Ben kararı doğru buldum. Kaldı ki TBK 323. maddeye göre kiraya veren, işyeri kiralarında haklı sebep olmadıkça devir işlemine rıza göstermekten kaçınamıyor.
On iki kadın ve çocuğu yaktı; dışarı çıktı, film yıldızı gibi konferanslara katıldı ve düzenli olarak Türk milletine nasihat veriyor. Bunun bize şu pişkinlikle nasihat vermesine vesile olanlar da aynı pişkinlikle bize vatan ve millet nasihatı veriyor. Güzel ülke, özgür ülke.
"Kurultaydaki seçim sonucunu yıllar sonra asliye hukuk mahkemesi eliyle ortadan kaldırmak, seçim hukukunun mantığıyla bağdaşmaz."
CHP mutlak butlan kararıyla ilgili hukuki değerlendirmelerimi BBC Türkçe ile paylaştım. Haber detayına ulaşmak için ⬇️
https://t.co/090X8XHWr7
Bir Anayasa’mız var; ancak Anayasa’nın uygulandığı bir ülkede değiliz. Yargı, kararlarıyla konuşur;
yargı kararlarının dili hukukun dili değilse ve gücün dili haline gelirse artık adaletten söz edemeyiz.
SZC Tv’de CHP mutlak butlan kararına ilişkin hukuki değerlendirmelerde bulundum.
Dinleyenlere teşekkür ederim 🙏
@szctelevizyonu
#HukukGüvenliği
#YargıBağımsızlığı
#Adalet
#Demokrasi
Türkiye siyasi tarihinde, siyaseti ve siyasi partilerin geleceğini her zaman “milletin vicdanı” ve “iradesi” belirlemiştir.
Yargı eliyle siyasi partilerin güvencesiz hale getirilmesi, demokrasimiz açısından onarılamaz yaralar açacaktır.
Partilerin geleceğine “mahkeme salonlarında” değil “millet iradesiyle” sandıkta karar verilir.
Söz de, karar da, mühür de MİLLETİNDİR.
Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.
Bugün bu salonda ruhsat alacak genç meslektaşlarımızı kutlamak için bir aradayız.
Ama ben bugün yalnızca onlara seslenmek istemiyorum.
Bugün esas olarak, bu mesleğin içinde stajyer avukata, genç meslektaşa, bağlı çalışan avukata kötü davranmayı olağan gören anlayışa seslenmek istiyorum.
Çünkü artık bazı şeyleri açık konuşmak zorundayız.
Stajyer avukatı ofisin angaryasını yapacak kişi gibi görmek,
genç meslektaşı baskı altında tutmak,
bağlı çalışan avukatın emeğini değersizleştirmek,
onu azarlamak, sindirmek, kişiliğini örselemek,
mesleki gelişimini engellemek…
Bunların hiçbiri avukatlık değildir.
Kötü muamele disiplin değildir.
Aşağılama eğitim değildir.
Mobbing çalışma düzeni değildir.
Emeği değersizleştirmek tecrübe aktarımı değildir.
13 Mayıs 2014’te Soma’da 301 madenciyi kaybettik. Soma, yalnızca bir facianın değil; denetimsizliğin, güvencesizliğin ve emeğin değersizleştirildiği bir düzenin adı olarak hafızalarımızda yer etmeye devam ediyor.
Aradan geçen yıllara rağmen iş cinayetleri durmadı. Madenlerde, fabrikalarda, şantiyelerde ve hatta MESEM’lerde çocuk işçiler yaşamını yitiriyor. Kısa süre önce hakları için direnen madencilerin yaşadıkları da gösteriyor ki; emekçilerin en temel hak talepleri hâlâ hukuksuzluk, baskı ve güvencesizlikle karşı karşıya bırakılıyor.
Soma’yı anmak, yalnızca geçmişe dönük bir yas değil; yaşam hakkını, güvenli çalışma koşullarını ve emeğin hukukunu savunma sorumluluğudur. 301 madenciyi saygı ve özlemle anıyoruz.
#SOMA
Değerli Vekilim,
TBMM çatısı altında bu konuyu gündeme getirip sesimize ses olduğunuz için mesleğim ve meslektaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Bu konuda meclisimizin , Barolar ve TBB olarak sunduğumuz çözüm önerilerine sahip çıkması hayati derecede önemli.
@avumutseker Aslında arabuluculuk tutanağı yalnızca arabulucunun imzalaması ile de geçerli olabilir.
HUAK m.17/2-son cümle: "Belge taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır."