EMA Lightning, açık kaynaklı bir Türkçe TTS modeli.
8,6M parametre, 34 MB. İlk ses 4 ms'de, gerçek zamandan 440 kat hızlı. Doğrulukta ElevenLabs ve Gemini ile yarışıyor, ~4.700 kat daha ucuz. Ticari kullanım dahil ücretsiz.
https://t.co/YeUQfTOJlf
"Nur içinde yatsın" ile "Işıklar içinde uyusun" duası aynıdır. Ama bazıları "ışık" sözcüğünden hoşnutsuz oluyor.
"Nur" Arapça'dır.
"Işık" Öz Türkçe.
"Uyusun" denir, çünkü ölüm bir son değil, diriliş zamanına kadar süren bir "uyku"dur.
"Işıklar içinde uyusun" gibi duru ve tümüyle Öz Türkçe olan bir duadan kim, neden rahatsız olur?
Aslında bu tepki, kendi kültürümüze ne kadar yabancılaştığımızın en net göstergesi.
Örneğin Yunanlar "Ελ��φρύ το χώμα που τον σκεπάζει" yani "Toprağı hafif olsun" olsun der. Mezarın altındaki kişinin üzerine binen toprağın ağırlığının ona eziyet vermemesi dilenir.
Aynı mantıkla Ruslar "Пусть земля будет пухом" yani "Toprak ona kuş tüyü gibi olsun" derler.
Türkler ise tam tersi "Toprağı bol olsun" derler.
Türk olmayan biri bunu kötü bir dua gibi algılar, "Toprak ona ağır gelsin, altında ezilsin" gibi algılar.
Oysa bu, eski Türk kurgan geleneğinden kalma bir duadır.
Eski Türklerde ölen kişinin mezarının üzerine herkes toprak atar, topraklar yığılarak büyük höyükler oluşturulurdu. Mezarın üstündeki toprağın bol ve yüksek olması, kişiye duyulan sevgi ve onun hatırasına verilen değerin göstergesiydi. Bu nedenle toprağı bol olsun denirdi.
Dolayısıyla "Toprağı bol olsun" aslında "Sevenin çok, hatıran ulu olsun" demek.
Özetle; dualarımız, dilimiz, deyimlerimiz bizim binlerce yıllık kimliğimiz, dünyayı ve olayları algılama biçimimizin bir yansımasıdır.
"Allah rahmet eylesin" de bizimdir, "Toprağı bol olsun" da. "Nur içinde yatsın" da bizimdir, "Işıklar içinde uyusun" da.
Bu temenniler arasında ayrım yapmak, özellikle Öz Türkçe dualara karşı gizli bir karşıtlık geliştirmek bilgisizlikten beslenen, kötü niyetli bir Türkçe düşmanlığıdır.
Allah tüm ölmüşlerimize rahmet eylesin, hepsi ışıklar içinde uyusun, geride kalanlara sabır versin.
Amin.
I resigned from Anthropic today. I spent the last three years doing pretraining research at both OpenAI and Anthropic. Neither company is acting responsibly. They are racing straight to self-improving superintelligence and gambling with our lives. More thoughts below.
💭 Akp, Mhp, Dem, Chp ve Yeni Parti emperyalizme biat etmiş, aynı işgal rejiminin farklı örgütleridir. Üniter ulus devletin, Atatürk’ün karşısındalar.
Bunu hâlâ göremeyen ve bunlardan birini destekleyip kendini Atatürkçü, Cumhuriyetçi tanımlayan her birey düz maldır, ihanete ortaktır. Artık bu aşamada kimse nezaket beklemesin. Göte göt denir.
Subay yemini okuyanMustafa Kemal askerleri affedilmedi ancak Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya yeminli Öcalan’ın teröristleri affediliyor. @zaferpartisi@zpgencresmi
Rusya; TEK RESMİ DİL
İngiltere; TEK RESMİ DİL
Almanya; TEK RESMİ DİL
Fransa; TEK RESMİ DİL
İTALYA; TEK RESMİ DİL
Bu devletlerde onlarca yerel dil konuşulur, ama kendilerinde ikinci bir resmi dile izin vermezler!
Fakat Yugoslavya gibi parçalamaya karar verdikleri devletlerde, ikinci resmi dil için ısrar ederler. Bizde ısrar ettikleri gibi.
Yugoslavya'dan tam 7 adet Bağımsız Devlet çıkarttılar!
Siz Özgür Bey, "Ana dilde Eğitim" istediğinizi Programınıza yazdırmışsınız. Eğer Öcalan ve DEM'in bu talebini yaparsanız, ülkemiz Yugoslavya'ya benzer!
Dil'in yeterliliği konusuna hiç girmeyelim. Yaparsanız,
10-15 yıl sonra, eğitimini Kürtçe alan bir gencimiz, ülkemizin herhangi bir ilinde iş bulamaz. Yaşıtlarıyla anlaşamaz. Doğal olarak parçalanma başlar. Herkesin ana dili kutsaldır. Onu ve kültürünü yaşatmak için devlet her türlü yardımı yapmalıdır. Ama ikinci bir RESMİ DİL yapamazsınız. Arkasından ARAPÇA RESMİ DİL ve başka diller gelir. Türkçeyi de, hem Erdoğan'a, hem Bahçeli'ye, hem de Kemal Bey'e oranla çok daha iyi konuşuyorsunuz. O zaman derdiniz ne?
Anlatın da, anlayalım.....
Yusuf Tekin Türkiye cumhuriyeti Osmanlı‘yla zaten barışık Türkiye cumhuriyeti 16 Türk imparatorluğu yıldızlar 16 yıldız şeklinde Cumhurbaşkanlığı forsuna koyarak hanedan tarihine milli tarih bilincine çevirdi. Cumhuriyet‘le Osmanlı arasında bir kavga yok.
Kavga senin Cumhuriyet‘le kavgan. Senin Kurtuluş Savaşı’nı Osmanlı’dan kurtulmak zannetmen.
Üzerinden 104 sene geçtikten sonra Kurtuluş Savaşının koskoca Osmanlı’dan kurtulmak için yapıldığına inanan gayri milli eğitimsizlik bakanı Yusuf Tekin, 1918-1922 arasında yaşasaydı, Ankara’da Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Mehmet Akif, hamdullah Supi, ipsiz Recep, Şehit Kamil, Sürçü İmam, Şahin bey, Hasan Tahsin, Yörük Ali. Efe, Topal Osman Ağa ile birlikte Ege’de Yunan ordusuna, İzmir’de, Adana’da Antep‘te Fransızlara Antalya’da İtalyanlara, ayrıca Doğu Anadolu’da Ermeni çetelerine Karadeniz’de Pontus çetelerine karşı omuz omuza savaşır mıydı?
Yoksa Yusuf Tekin 1918-1923 arasında İstanbul’da padişahı Vahdettin’e sadık kalır, Damat Ferit hükümetinde eğitim bakanı olur, Anzavur’un güçlerine destek olur, Nemrut Mustafa Divanını alkışlar mıydı?
Ne dersiniz? Yusuf Tekin hangi tarafta yer alırdı? Vahidettin’i mi yoksa Mustafa Kemal Atatürk”ün mü? @zaferpartisi@gazetesozcu@gazetesozcu@halktvcomtr@nefesgazete@gizemfidanhaber@baristerkoglu
bir sığır cinsi daha tanıtmak istiyorum, boz ırk belki de bilinen en eski sığır ırkımız. Sonradan üretilmiş ithal ineklere göre az ama yağlı kaliteli süt verir. en önemli özelliği ise kendisini doğaya salın en zor şartlar altında soğuk sıcak Çamur hiç fark etmez kendi kendine yaşar hiçbir ek yemlemeye ihtiyaç duymaz. kendini doğadaki tehlikelere karşı korur. Her işini kendisi görür kendi ahırından çıkar geri gelir çok uysal ve akıllıdır, bakımı çok kolaydır doğum dahil her işini kendisi görebilir, işine karışılırsa agresifleşir. Bunların nesli tükeniyor neden biliyor musunuz? çünkü bu inekler olursa size her gün yem satamazlar.
Barış Terkoğlu "TSK’dan ihraç edilen teğmenlerden İzzet Talip Akarsu: 'Ben artık bir yüksek lisans öğrencisiyim. Teğmen olmasam da bu akademik toplantıyı izlemek istiyorum' deyip NATO Genel Merkezi'ne akreditasyon başvurusu yapıyor.
Ankara'da NATO toplantısına katılıyor. Çok enteresan bir şey oluyor. Toplantı sırasında Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ilişkin. üyelik delegasyonunda bulunan isim ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olup olamayacağı, Türkiye'nin Avrupa yoluna gidip gidilemeyeceği sorusu soruluyor.
AB delegasyonundaki üye diyor ki: 'Hayır. Türkiye, insan hakları ihlalleri, demokratik kriterler nedeniyle Avrupa Birliği'nden tamamen ayrı bir çizgide.'
Ve orada salonda kim el kaldırıyor? İzzet Talip Akarsu: 'Sayın diplomat, madem diplomasinizi insan haklarına, demokrasiye dayandırıyorsunuz; İsrail Gazze'de bu katliamları yaparken, İsrail ile kurduğunuz ilişkide aynı kriterleri uyguluyor musunuz?'
Siz bir teğmenin üzerinden üniformasını sökersiniz. Ama o gider, üzerinde takım elbise olduğu halde, kimseyi karalamadan, yalan da söylemeden, sorulması gereken bir soruyu sorar."
Bugün Felsefe mezuniyet töreninde bir arkadaşımız paraşüt akademisyenden diploma alırken fotoğraf çekilmek istemedi. Bunun üzerine paraşüt Yasin Ramazan Başaran arkadaşımızın diplomasını vermek istemedi ve fiziksel olarak müdahale etti!
Yasin Ramazan Başaran derhal bölümden uzaklaştırılmalıdır.
Arkadaşımızın yanındayız, öğrenciler size boyun eğmeyecek!
📌İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi: "Bir günlük bile olsa Kudüs Valisi olmayı hayal eder bunun için Allah'a dua ederdim" demiş.
Devlet Adamları, özellikle Osmanlı Torunu olduğunu iddia edenler, Osmanlı Tarihini iyi bilmeli gaf yapmamalıdır.
‼️Osmanlı'da Kudüs Valisi yoktu. Kudüs Valilik değildi. Sancak'tı ve en yüksek mülki amiri Mutasarrıf'tı.
👉Ne yazık ki Osmanlı'nın Son Kudüs Mutasarrıfı olan İzzet Bey, Kudüs'ü tek kurşun atmadan "Efendim" diyerek İngilizlere teslim etmişti.
Mutasarrıf İzzet Bey, Kudüs'ü teslim etme vazifesini de Belediye Başkan Vekili olan Filistinli Arap Hüseyin Efendi'ye vermişti. Hüseyin Efendi, Abdülhamid Döneminde Araplardan arazi toplayıp el altından Yahudilere satarak büyük bir servet edinmişti. Servetini de İngilizlerin garantörl��ğü altında korumak için Kudüs'ü güle oynaya Allenby'e teslim etmişti.
İzzet ve Hüseyin Efendilerin İngilizlere teslim ettiği Kudüs'te Edmund Allenby; "El Nebi" olarak karşılanmıştı.
NOT: Sevgili arkadaşlar sizlerden ricam elden ele yayarak bu bilgileri kıymetli devlet büyüklerimize ulaştıralım ki bu tip basit konularda Osmanlıcılık oynarken komik durumlara düşmesinler...
#tarih #pazar #Kudüs
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklay��p kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
İlkokul 1. sınıfa yeni başladığım zamanlar, yıl 1993.
Büyüklerimin 'bunun g*tünde kurt var" dediği yaramaz bir çocuktum.
Sınıfta öğretmenin lafını dinlemeyip etrafa sataşarak yaramazlık yaparken öğretmenim kulağımdan tutup bir tokat attı.
Eve gelince önlüğü çıkarıp bir tarafa, çantayı da bir tarafa fırlattım.
Anneme "bundan sonra okula gitmeyeceğim" dedim.
Anacım da "ne oldu oğlum" dedi.
Okulda öğretmen bana tokat attı deyince, anam da "iyi oğlum akşam babana söyler, gitmezsin" dedi.
Velhasıl akşam oldu, babam işten geldi; yer sofrasında anam babam ve iki kardeşimle beraber yemeğe oturduk.
Babam yemeğini yedi, sofradan kalkıp divana geçip sigarasını yaktı. Annem de küllüğü getirip babamın dizinin dibine koydu ve tekrar sofraya yanımızda oturdu.
Biz yemeğimize devam ederken babama "Ömer, Doğan artık okula gitmeyecekmiş" dedi.
Babam da neden diye sordu.
Annem "öğretmeni tokat atmış o yüzden" dedi.
Babam " vay öğretmene bak hele, benim oğluma nasıl vururmuş; gel hele oğlum oğlum yanıma" deyince sofradan kalkıp sırıta sırıta babama doğru yaklaştım.
Babamın dizinin dibine yetişmemle suratıma okkalı tokadı yemem bir oldu.
Tokat diyorsam, öyle parmak ucuyla vurulanından değil haaaa
Böyle kulak çınlatıp göz karartan cinsinden...
Ben tokatı yiyince yer sofrasının üzerine düştüm, yer gök her tarafım yemek oldu.
Babam ayağa kalkıp "bir daha bana öğretmenini şikayet edersen kemiklerini kırarım" dedi
İşte ben bugün sahip olduğum her şeyi bundan 33 yıl önce öğretmenimden ve sonrasında babamdan yediğim iki tane tokada borçluyum.
Biz gelecek nesillerimizi kaybedecek o kadar yanlışlar yaptık ki Allah sonumuzu hayretsin.