Bülent Arınç'tan KHK'lılar için çağrı:
“Bugün Apo'ya statü peşinde koşanlar önce bunu halletsinler. Apo'nun statüsünü ne koyarsan koy. O sürecin karşısında değilim ben, yanındayım.
Yani 25 yıldır orada ben umut hakkının yanındayım. Verin umut hakkını.
25 yılını içeride geçirmiş, herhangi bir şekilde de kötü bir hali görülmemişse, Ahmet için, Mehmet için, Hasan için, Hüseyin için, 3 kişi, 5 kişi, 300 kişi kim varsa bundan istifade etsin.”
AİHM Büyük Daire’nin Yasak Kararı Hakkında Değerlendirmem
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Büyük Dairesi, Yasak v. Türkiye davasında FETÖ yargılamaları kapsamında Yasak’a verilen 7 yıl 6 aylık hapis cezasının “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesini ve “kötü muamele yasağı”nı ihlal ettiğine hükmetti. Üstelik bu kararla, daha önce aynı davada “ihlal yok” diyen AİHM Daire kararını da bozmuş oldu. Benzer suçlamalarla yargılanıp hayatları altüst olan on binlerce kişi bakımından bu kararın iç hukukta da önemli sonuçlar doğurması gerektiği açıktır.
Kararda Türkiye’de “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla verilen mahkûmiyet hükümlerinde ceza sorumluluğunun bireyselleştirilmediği, kolektif sorumluluk yoluna gidildiği ve kast unsuru ispat edilmeden hüküm kurulduğu belirtilmiştir.
Kararın temel mesajı çok açık. Bir kişinin sadece bir cemaatle ilişkilendirilmesi, birtakım faaliyetlere katıldığının veya gizli yapılanma içinde görev aldığının söylenmesi ya da hakkında tanık beyanı bulunması onu silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkûm etmeye yetmez. Mahkûmiyet için kişinin suçlanan eylemleri yaptığı tarihte örgütün suç ve şiddet amacını bilmesi, bu amaca bilerek ve isteyerek katılması, bütün bunların da somut ve kişiye özel delillerle gerekçelendirilmesi gerekir.
Mahkeme, Yasak'a yüklenen eylemlerin tamamının eğitim faaliyetleriyle bağlantılı olduğunu özellikle vurgulamakta, FETÖ/PDY’nin uzun yıllar boyunca Türk toplumunun çeşitli alanlarına, özellikle de eğitime yasal yollarla yerleştiğini ve kendisini bir “ahlak ve eğitim hareketi” olarak tanıttığını belirtmektedir. Bu nedenle Mahkeme, çok sayıda kişinin örgütün gerçek amaçlarından habersiz şekilde, sadece görünen yüzüyle onunla ilişki kurmuş olabileceğini kabul etmektedir.
Bu çerçevede Büyük Daire, Türkiye'de binlerce dosyada mahkûmiyet gerekçesi olarak kullanılan delillerin manevi unsuru kanıtlamak için yeterli olmadığını belirtiyor. Gizli yapı içinde görev üstlenme, sohbet ve eğitim faaliyetlerini düzenleme, "bölge talebe mesulü" ya da "ev abisi" gibi sıfatlar, dini sohbetlere katılma-düzenleme, kod adı kullanma, yapıya bağlı kurumlarda çalışma ve sigortanın bu kurumlardan yatırılması, tanıkların sadece fotoğraf üzerinden teşhise dayalı beyanları, HTS kayıtları, Bank Asya'ya 2014 sonrası para yatırma gibi delillerin; ancak kişinin örgütün terör niteliğini bildiği, şiddet amaçlarını benimsediği ve bu yapıya bilerek ve isteyerek üye olduğu somut bulgularla desteklenmesi halinde mahkumiyet için esas alınabileceği ve kişiye terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyet kurulabileceği ifade edilmektedir.
Mahkeme, bu noktada Türkiye yargısının “milat” yaklaşımına da bir cevap vermiş. Aralık 2013 sonrası örgütle bağların sürdürülmesinin, bir kişinin cezai sorumluluğunun değerlendirilmesinde bir faktör olabilir. Ancak bu genel değerlendirme, yerel mahkemeleri kişiye özel kast tespit etme yükümlülüğünden muaf tutmaz. İlgili zamanda büyük ölçüde dini bir grup olarak algılanan bir yapıya mensup olmak, tek başına, kişinin suç için gerekli kasta sahip olduğu sonucuna götürmez. Bu yönüyle, kastın belirli bir tarihten sonra doğrudan oluştuğu varsayımına dayalı yaklaşım Mahkeme tarafından yeterli görülmemiştir.
Sonuç olarak Büyük Daire’nin kararı, sorunun münferit hatalardan değil, yargının hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmış olmasından kaynaklandığını bir kez daha ortaya koymuştur. Bu karar kesindir ve Mahkeme önünde bekleyen benzer dosyaların da bu çerçevede hızlı bir şekilde sonuçlanacağı açıktır. Dolayısıyla, yargı organları ve iktidar istese de istemese de Anayasa’nın gereği olarak bu karara uymak zorundadır.
Bu nedenle, FETÖ yargılamaları kapsamında devam eden soruşturmaların, kovuşturmaların ve kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarının; AİHM içtihadı ve evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda yeniden ele alınması zorunludur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni yeniden yargılama yolunu açacak ve ortaya çıkan hak ihlallerini giderecek kapsamlı bir yasal düzenleme yapmaya davet ediyorum.
Üzerinden on yıl geçti. On yıl, hiç kimsenin geri veremeyeceği bir ömür dilimidir. Bu süre içinde insanlar cezaevlerinde yıllarını yitirdi, aileler parçalandı, çocuklar annesiz ya da babasız büyüdü, bazıları hayatını kaybetti. Bu kararın gereğinin yapılması, adil yargılanma hakkının olduğu kadar derinleşen toplumsal adalet ihtiyacının da gereğidir.
On binlerce hâkim ve savcıyı aynı kefeye koymak haksızlık olur.
Ama aralarında, sabah ibadetinin huzuruyla öğleden sonra mesnetsiz tutuklama kararı imzalayan ve bunu vicdanına "ben Allah'ın iyi kuluyum" diyerek kabul ettirenler de var. 👇🏼
AİHM Büyük Dairesi
son kararıyla, AY 38 ve TCK 2’de yer alan “kimseye, işlendiği sırada kanunların suç saymadığı eylemlerden ceza verilemez” hükmünü yargımıza hatırlatmış oldu.
AİHM kararlarının kanun hükmünde olduğunu hatırlatmamıza da umarım artık gerek kalmaz. (AY 90/son).
Yıllardır söylüyoruz. Dilimizde tüy bitti.!!!
Avrupa insan hakları Mahkemesi karar verdi .Kanunsuz suç ve ceza olmaz…
Peki kaybolan bunca yılların hesabını kim verecek…
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya:
"Hâkim ve savcılar gösterişten, riyadan, haramdan, yalandan şiddetle kaçınmalıdırlar.
Üzerlerinde kul hakkı olmamalıdır. Kul hakkı çok önemlidir, ibadetle af olmaz. Haram yiyen insanların gönül gözleri gerçeği göremez.
Midede haram lokma olursa ne takva ne de fetva kurtarır. Haram yiyen insanların gönül gözleri gerçeği göremez. Haram ile abat olanın sonu berbat olur."
Ankara Valiliği, Ayaş Kaymakamlığı’nın sosyal medya paylaşımı hakkında inceleme başlattı.
Kaymakamlığın paylaşımı:
- ‘Kaymakam talimatı ile belediye personeli tören alanına alınmamıştır’ haberiyle ilgili açıklama.
- Bir kere ben bu asılsız haberin neresini düzelteceğimi bilmiyorum.
- Madem ben personeli engellemişim o kadar fotoğrafı uzaylılar mı çekti.
- Atamız Fatih Sultan Mehmed’in sandukasını tekmelemek ruh kökü dışarıda olanların cibiliyetinde vardır.
İçişleri ve Adalet Bakan Yardımcılarımız bugün Tunceli’de ilgili kurum ve yetkililerle bir araya geldi.
Jandarma Genel Komutanlığımız, yürütülen arama çalışmaları kapsamında teknik ve lojistik destek sağlamaktadır.
4 Mülkiye Başmüfettişimiz ve 2 Polis Başmüfettişimiz; hem mülki idare hem de Emniyet boyutunda, dönemin yetkililerine ilişkin herhangi bir ihmal olup olmadığını titizlikle incelemektedir.
Hiçbir iddiayı karşılıksız bırakmadan, hiçbir ihmali göz ardı etmeden; somut gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması için süreci sonuna kadar kararlılıkla sürdüreceğiz.
Bu mesajimdan sonra bana gelen güvenilir mesaja göre Sayın Vali @mukerrem_unluer
iki defa aileyi ziyaret etmiş.
Ziyareti ile bu konuda olması gereken tavrı sergilemiştir.