İyi Parti’ye ve referandumculara çağrı:
Bölücülüğe referandum olmaz!
Açılım süreci adı altında yapılan operasyon açık bir şekilde Türk milli devletine, Türk egemenliğine ve nihayetinde Türk milletine yapılan saldırıdır.
Bu Türk tarihi boyunca görmüş olduğumuz en tehlikeli girişimdir.
Türk milli Kurtuluş Savaşı ve ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti sandıklarla değil; kanla, şehit ve gazilerle inşa edilmiş, Türk milletinin bütünlüğünü tarih sahnesinde Cumhuriyet‘le taçlandırmış bir destanın sonucudur.
Milli şuur, milli irade yığınların vereceği kararlardan ibaret değildir. Biz bu senaryoyu en son Kıbrıs oylamasında tecrübe etmiş bulunuyoruz.
Müsavat Dervişoğlu‘nun teröristbaşının özgürlüğüne dair referandum talebi, hiçbir yerinden tutamayacağımız sakatlıkla butlandır.
Bu yol açıldıktan sonra yarın birileri Hakkari Şemdinli‘de “ayrılalım ya da kalalım” şeklinde referandum talebinde bulunduğu zaman ne diyeceğiz?
Örnekleri çoğaltalım; mesela bir gün siyasal rejim oylaması adı altında “Şeriat ister misiniz?” diye bir referanduma gidilecek mi yahut İzmir’de bir oylama yapıp “Türk vatandaşlığını mı tercih ediyorsunuz, AB vatandaşlığını mı?” diye soracak mıyız!
Milli beka ve milli güvenlik sorunları, milli şuur ve milli iradeyi temsil eden yetkin bir kurucu zihniyeti içselleştirmiş iradeler tarafından ortaya konur.
En nihayetinde vatan ve Cumhuriyet için canını verme, kanını dökme iradesini gösterebilenler bu karar mekanizmasının içerisinde yer alabilir.
Sonuç; milli irade ve milli egemenlik; pazarlık konusu, referandum konusu yapılamaz! Bunun için namluya ve kana ihtiyaç vardır! Kimin bu konuda milli bütünlükten ayrı bir talebi, girişimi varsa Türk milleti olarak karnımızı ve canımızı bu uğurda vermekten şimdiye kadar geri durmadığımızı, bundan sonra da bu irade için yaşayacağımızı tüm dünya kamuoyuna tekrar hatırlatmak isteriz.
Şanlı tarihimiz bu uğurda verilmiş olan zaferlerle doludur. Türk milli iradesini test etmeye çalışanlar kanını ve canını ortaya koymalıdır. Sandıklara konulacak oy pusulalarıyla verilecek bir karar değildir bu! Türk milleti referandumunu kanıyla ve canıyla yapmıştır ve bu irade sarsılmaz bir inançla tüm Türk milletinin çocuklarının kalbinin ortasındadır. @MDervisogluTR
Müsavat Dervişoğlu‘ndan konuya ilişkin yapmış olduğu değerlendirmeyi tekrar ilgili kurullarında tartışmasını ve aklıselim bir bütünlük içerisinde karışık zihniyetin berraklaştırılmasını arzu ederiz.
27 Haziran’a tüm Türk milletine çağrı yapıp da ardından asla katılamayacağımız böyle bir talebin dillendirilmesi Türk milletinin birleştirilmesi çalışmalarımızı, heyecanımızı ve irademizi baltalamaya yönelik bir talihsiz açıklama olarak değerlendiriyoruz.
27 Haziran‘da açılım sürecinin karşısında Türk milletinin iradesini göstermek amacıyla tüm Türk milletinin çocuklarıyla Tandoğan Meydanı’nda olacağız.
Mesele Ankara'yı güzelleştirmek falan değil mesele efendilerine vitrin hazırlamak!
Türk milleti makyaj istemiyor. Bağımsızlık istiyor. Refah istiyor.
Milli egemenlik diyor. Biz vitrin süsü olmayacağız!
4 Temmuz'da Birinci Meclis önünde, NATO'nun çok uluslu tahakküm düzenine karşı sesimizi yükselteceğiz.
Türk vatanı NATO koridorlarında saraylarda değil, Kuvayı Milliye ruhuyla cephe cephe vuruşarak kuruldu!
#NATOyaGeçitYok
#TamBağımsızTürkiye
#HainsizTürkiye
@cvpgenelmerkez
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak, 20 Haziran 2026 günü Kocaeli'de düzenlenecek Kızılcagün Platformu “Açılım Tehlikesi ve Milli Birlik Paneli”ne tüm vatanseverleri davet ediyoruz.
Her yeni terimle, her yeni tanımlama ile, toplum mühendisliği yapıyorlar. Türk Milletinin egemenlik haklarını çalarken, "direnmesin" istiyorlar‼️
➡️Türk vatandaşı değil, "Türkiyeli" diyorlar.
➡️Türk Edebiyatı değil, "Türkiye Edebiyatı" diyorlar.
➡️Türk Ulusu değil, "Halklar" diyorlar.
➡️Türk Milleti değil, "Bu Millet" diyorlar.
➡️Millilerimiz veya Türk Milli Takımı değil, "Bizim çocuklar" diyorlar...
HER ŞEY, TÜRK MİLLİTİNDE BİR BÖLÜNME İRADESİ YARATMAK İÇİN YAPILIYOR...
@kizilcagunp
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak, 20 Haziran 2026 günü Kocaeli'de düzenlenecek Kızılcagün Platformu “Açılım Tehlikesi ve Milli Birlik Paneli”ne tüm vatanseverleri davet ediyoruz.
Gazetecilerin, hukukçuların, emekli askerlerin, siyasetçilerin ve yazarların katılımıyla yapılacak panelde; bölücü açılım süreci, terörle mücadele, milli egemenlik ve Türk milletinin geleceği başlıkları ele alınacak.
Panele tüm üyelerimizi, teşkilatlarımızı ve Türk milletinin bağımsızlık mücadelesine omuz vermek isteyen herkesi çağırıyoruz.
📍 Yer: İzmit Belediyesi Dernekler Yerleşkesi (Eski Necati Gençoğlu Kültür Merkezi)
Orhan Mahallesi, Devran Caddesi No: 77, İzmit / Kocaeli
🗓 Tarih: 20 Haziran 2026 Cumartesi
🕛 Saat: 11.40
İletişim:
📞 +90 506 181 27 12
✉️ [email protected]
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak 27 Haziran'da Tandoğan'da olacağımızı daha önce ilan ettik. Türk bayrağı altında, partiler üstü bir milli itirazın yükseltilmesini doğru buluyoruz.
Ancak teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın geleceğinin referanduma sunulması yönündeki çağrıları da doğru bulmuyoruz. Bu mesele bir referandum meselesi değildir.
Türk Devleti, Türk yargısı ve Türk milleti, bölücü terör konusunda hükmünü yıllar önce vermiştir. Terör örgütünün elebaşının akıbeti siyasi pazarlıkların, seçim hesaplarının veya referandum tartışmalarının konusu haline getirilemez.
Kaldı ki bugün hangi kuruma güvenerek referandum çağrısı yapılmaktadır?
İktidarın, devlet kurumlarının ve seçim süreçlerinin sürekli tartışıldığı bir ortamda, milletin egemenliğini, Cumhuriyet'in temel esaslarını ve terörle mücadeleyi sandık hesaplarına indirgemek doğru değildir.
Şehitlerimizin hakları, gazilerimizin fedakarlıkları, Türk milletinin birliği ve vatanın bölünmez bütünlüğü asla oylanacak konular değildir.
Cumhuriyetçi Vatanseverler olarak bölücü açılım sürecine karşı her alanda başından beri duruşumuz nettir.
15 Şubat, 27 Aralık, 19 Mayıs ve sonrasında olduğu gibi bugün de, ABD-İsrail ve NATO'nun, Türkiye Cumhuriyeti'nin parçalanmasına yol açacak her girişiminin karşısında, etnik ve mezhepsel ayrımları reddeden, yalnızca Türk bayrağı altında birleşen milli bir cepheyi büyütmeye devam edeceğiz!
Bu nedenle 27 Haziran'da Tandoğan'da olacağız. Ancak açıkça ifade ediyoruz ki, Türk milletinin egemenlik hakkı, Cumhuriyet'i kuran Kurtuluş Savaşı'nda kanla ve canla kazanılmıştır. Milli egemenlik, vatanın bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyet'in temel nitelikleri referandum konusu yapılamaz. Bunlar milletin pazarlık masasına değil, tarih önünde verdiği kesin hükümlerdir. Türk milleti bu hükmü Conkbayırı'nda, Sakarya'da, Dumlupınar'da ve Lozan'da vermiştir.
#HainsizTürkiye
Kendine güvenmeyenin dostuna da güveni olmaz.
Türk milletiyle bir araya gelmekten imtina edenlerin asıl sorunu, millete güvenmemeleridir.
27 Haziran'da Tandoğan Meydanı'nda yapılacak buluşmaya gelmeyen, çeşitli gerekçelerle şerh düşen herkes; ülkemizi bölmeye yönelik girişimlere ve yeni çözüm süreci dayatmalarına karşı ortaya konulan milli iradenin dışında kalmayı tercih etmiş olacaktır.
Türk bayrağının gölgesinde milletle omuz omuza durmaktan geri durmak, hiçbir vatansevere yakışmaz. Herkes kendine yakışanı yapacaktır, bu da şaşmaz.
Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının kurulduğu, 1.Çözüm Süreci'nin dayatıldığı günlerde Türk milleti; partisiz, hesapsız ve karşılık beklemeden meydanlara çıkarak üzerine düşeni yapmıştır.
Tarih bugün yeniden benzer bir dönemece girmiştir. Böyle zamanlarda dışarıda kalanlar yalnızca meydandan değil; milletin vicdanından, gönlünden ve mücadelesinden de uzak düşecektir.
Eksilmesin üzerimizden al bayrağımızın gölgesi, Yaşasın Türk milleti!!!
804 bin çalışana 1.1 trilyon TL ücret ödenirken finansman gideri 850 milyar TL: 600 bin kişiye ödenen ücret ve maaş kadar da tefecilere gitmiş. Faize yapılan ödemelerin enflasyonu "azaltacağı" işçiye yapılanınsa "azdıracağına" inandırılmalı ki insanlar, çatışma görünmesin!
1/
Fener Rum Patrikhanesi sorunu bir din ve ibadet özgürlüğü konusu olmaktan çok, jeopolitik ve stratejik bir konudur.
Patriğin ısrarla "Ekümenik" sıfatını kullanmasının nedeni Türkiye'deki küçük Rum cemaatinin dini ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Amaç, kendisini dünya Ortodoksluğunun evrensel lideri, İstanbul'u da yeniden Ortodoks dünyanın merkezi olarak konumlandırmaktır.
Tarih boyunca büyük dini merkezler yalnızca ibadet edilen yerler olmamış, aynı zamanda nüfuz ve güç üretmişlerdir. Katolik dünyası için Vatikan'ın entelektüel ve ruhani omurgasını oluşturan kurumlar, özellikle Roma'daki papalık üniversiteleri bu işlevi görmüştür. Sünni İslam dünyasında Kahire'deki El Ezher yalnızca bir eğitim kurumu değil, küresel ölçekte dini otorite üreten bir merkezdir. Protestan dünyasında ise Oxford, Cambridge, Heidelberg ve benzeri köklü ilahiyat merkezleri yüzyıllar boyunca din adamı, akademisyen ve düşünce üretmiştir.
Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması da bu nedenle birkaç Rum Ortodoks papazın eğitilmesi meselesi olarak görülemez. Asıl mesele, Patrikhane'nin dünya çapında kendi din adamlarını yetiştirebildiği, kendi teolojik doktrinini geliştirebildiği ve uluslararası ağlarını yönetebildiği bir merkeze kavuşmasıdır. Böyle bir okul, Patrikhane'nin ekümenik iddiasına akademik, kurumsal ve uluslararası bir temel sağlayacak, şüphesiz konumunu konsolide edecektir.
ABD ve Avrupa Birliği'nin Patrikhane'ye verdiği sürekli güçlü destek de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Fener, özellikle son yıllarda Moskova Patrikhanesi ve Rus Ortodoks dünyasına karşı kullanılan önemli bir jeopolitik araç haline gelmiştir. Dolayısıyla konu yalnızca dini özgürlükler değil, aynı zamanda Ortodoks dünyasının liderliği üzerindeki küresel güç mücadelesidir.
Türkiye'nin kalbinde, Türk hukukunun tanımadığı bir sıfatla hareket eden ve tüm Ortodoks dünyanın lideri olduğunu ileri süren bir yapının Heybeliada Ruhban Okulunun tekrar açılması ile uluslararası meşruiyet kazanması, sadece dini değil stratejik sonuçlar da doğuracaktır.
Yunanistan, GKRY, İsrail ve ABD ekseninin Doğu Akdeniz'de Türkiye üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde Ankara'nın bu konuyu yalnızca bir azınlık veya inanç özgürlüğü başlığı altında değerlendirmesi yaşamsal bir hata olur.
Karşılaştığımız sorun bir kaç din adamının eğitimi değil, İstanbul'un ve Heybeliada'nın gelecekte hangi teolojik ve jeopolitik çerçeve içinde tarif edileceğidir. Türk Deniz Kuvvetlerine 19.yüzyıldan bu yana deniz subayı yetiştiren adanın, emperyalizmin sözde ekümenik sıfatlı vassalının indoktirnasyon merkezine dönüşmesi tarihin kolay hazmedeceği bir durum değildir.
Unutumayalım ki dini kurumlar bazen yalnızca inanç üretmez, aynı zamanda tarih, kimlik, hafıza ve jeopolitik savlar üretir. Yunanın bu konuda sicili kitaplara sığmayacak kadar kabarıktır.
CVP’den NATO zirvesine karşı Birinci Meclis önüne çağrı
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi, Ankara'da yapılacak NATO zirvesi öncesi yurttaşları 4 Temmuz Cumartesi günü saat 14.00'te Birinci Meclis önüne çağırdı:
"NATO'YA GEÇİT YOK!
Türkiye'nin dört bir yanından gelen cumhuriyetçi ve vatanseverlerle Ankara'da; Birinci Meclis önünde NATO zirvesine karşı sesimizi yükselteceğiz, bayrak kaldıracağız!
Bu memleket işgale geçit vermeyenlerin bağımsızlığı uğruna kanını toprağa dökenlerin vatanıdır. Dün Sevr'i yırtıp atan irade bugün de aynı kararlılıkla emperyalizme karşı durmaktadır.
Türk milletini, ay yıldızlı Türk bayraklarıyla Birinci Meclis önüne davet ediyoruz. Türkiye'nin NATO koridorlarında değil, kendi bağımsız iradesiyle yolunu çizeceğini hep birlikte ilan edelim.
Bu vatanda emperyalizme de yerli işbirlikçilerine de geçit vermeyeceğiz!
Ya İstiklal Ya Ölüm! Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!
4 Temmuz 2026 - Cumartesi
Birinci Meclis Önü-Ankara
14.00"
https://t.co/UFRD9edhJ6
FAİZ BELASINA KARDAŞ
VERDİĞİMİZ PARALAR BİZİM
Devletimiz
2021 yılında 180 Milyar TL,
2022 yılında 310 Milyar TL,
2023 yılında 675 Milyar TL,
2024 yılında 1 trilyon 270 milyar TL ve
2025 yılında 2 trilyon 51 milyar TL
faiz ödemesi gerçekleştirdi.
2026 yılının ilk 4 ayında ise faiz ödemeleri coştu.
Dört ayda, 1 trilyon 132 milyar TL faiz ödendi.
Son zamanlarda sık sık gündeme getirilen memur maaşları temelinde bir kıyaslama yapalım.
2025 yılında toplam kamu personel gideri;
3 trilyon 168 milyar TL
faiz ödemesi ise 2 trilyon 51 milyar TL
Yani faiz ödemesi personel giderinin %65’i seviyesinde gerçekleşti.
2026 ilk 4 ayda personel gideri ise;
1 trilyon 486 milyar TL.
Faiz ödemesi 1 trilyon 132 milyar TL.
Yani faiz ödemesi, personel giderinin %76’sı seviyesine çıkmış.
Bu gidişle,
birkaç yıla varmaz, tüm kamu personel giderlerinden daha fazla faiz ödüyor olacağız!!!
Yani demem o ki
enflasyonla mücadele bahanesiyle personel maaşlarını baskılayacağınıza
faiz ödemelerine odaklanın.
Arıza da sıkıntı da orada!
Dahası;
2026 yılı için Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan bütçe 1 trilyon 943 milyar TL,
Sağlık Bakanlığına ayrılan bütçe 1 trilyon 475 milyar TL ve
Millî Savunma Bakanlığına ayrılan bütçe 823 milyar TL.
Peki, faize ayrılan pay?
2 trilyon 856 milyar TL
Yani faizcilere yedirdiğimiz para, bu bakanlıkların her birinden daha fazla!
Netice;
2026 ilk 4 ayında
net borçlanma 697 milyar TL olur iken
faiz ödemesi 1 trilyon 132 milyar TL olmuş.
Yani faiz ödemesi olmasa
bütçede ⁓ 450 milyar TL fazla olacak.
Yazık ki ne yazık!!!
Now, it is your turn.
Speak up!
Küresel sermaye sıcak para sistemine dahil olmuş ülkelerin merkez bankalarına döviz rezervi tutturur ki, kendisi o ülkenin finansal varlıklarından çıkıp Londra-NewYork'a geri dönmek istediğinde uygun kurdan dolara dönebilsin. Bu emanet paradır, kalıcı yatırıma dönüşmesi mümkün değildir. Şahsın bunu bilmiyormuş gibi MB rezerv erimesini mevcut krizin sebebi gibi göstermesi inanılır gibi değil!
CUMHURİYETTEN TAVİZ YOK!
Bugün karşı karşıya olduğumuz sorunlar yalnızca çalışma hayatıyla sınırlı değildir. Cumhuriyetin halkçılık, devletçilik, milliyetçilik, laiklik, inkılapçılık ve cumhuriyetçilik ilkeleriyle ifade edilen Altı Ok anlayışından uzaklaşılması; ekonomiden eğitime, tarımdan sanayiye kadar birçok alanda yapısal sorunlar yaratmıştır.
Bir zamanlar kendi kendine yetebilen tarım ülkesi olan Türkiye'nin temel tarım ürünlerinde ithalata bağımlı hale gelmesi, stratejik madenlerin ve doğal kaynakların yeterli kamusal planlama olmaksızın değerlendirilmesi, kıyıların, verimli tarım arazilerinin ve doğal zenginliklerin rant baskısı altında kalması yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda milli egemenlik meselesidir.
Cumhuriyetin devletçilik ilkesi milletin ortak servetinin korunmasını; halkçılık ilkesi ise bu servetten doğan refahın milletin tamamına yayılmasını öngörür. Bu nedenle Cumhuriyetin yeniden yükselişi; üretimin planlanmasını, tarımda kendine yeterliliğin sağlanmasını, stratejik kaynakların millet yararına kullanılmasını ve milli servetin gelecek nesillere aktarılmasını kapsamak zorundadır.
Üretimin ve bölüşümün adil bir şekilde gerçekleşmesi yalnızca piyasa konusu olamaz ve de bırakılamaz.
Devlet millet adına planlama yapmalı, stratejik sektörleri korumalı, üretimi teşvik etmeli ve ortaya çıkan refahın toplumun bütün kesimlerine ulaşmasını sağlamalıdır.
Kooperatifleşme ise çiftçinin, üreticinin, işçinin ve esnafın örgütlü gücü olarak desteklenmeli; üretimden elde edilen kazancın adil paylaşımına katkı sunmalıdır.
Cumhuriyetin halkçılık anlayışı işçinin emeğinin korunmasını, sendikal hakların güvence altına alınmasını, güvenli çalışma koşullarının sağlanmasını ve çalışanların ürettikleri değerden hak ettikleri payı almasını gerektirir.
Güçlü bir Cumhuriyet, ancak emeğin sömürülmediği ve alın terinin karşılığının verildiği bir düzen üzerinde yükselebilir.
Cumhuriyetin yeniden yükselişi yalnızca ekonomik reformlarla değil, aynı zamanda güçlü bir yurttaşlık bilinciyle mümkün olacaktır. Ordu-millet anlayışının özü de budur. Millet yalnızca gerektiğinde vatanını savunan değil; gerektiğinde üreten, çalışan, fedakârlık yapan ve ortak geleceğini inşa eden büyük bir toplumsal güçtür.
Üreten işçi, toprağını işleyen çiftçi, görevini namusuyla yapan memur, bilim üreten akademisyen, girişimci, mühendis, sanatçı ve sınırda nöbet tutan asker aynı milli hedefin parçasıdır.
Devletin milleti, milletin de devleti için var olduğu bilinciyle yetişen nesiller; kendi kaderini milletin kaderinden ayrı görmeyen nesiller olacaktır.
Cumhuriyet devrimi yalnızca bir yönetim değişikliği değil; ekonomik bağımsızlık, üretim seferberliği, milli kalkınma ve sosyal adalet hamlesidir. Türk milleti toprağına, suyuna, madenlerine, fabrikalarına, emeğine ve geleceğine sahip çıktığı ölçüde gerçek bağımsızlığını koruyabilir.
Büyük Atatürk'ün Altı Oku'nun gösterdiği istikamet budur: Milli servetini koruyan, üretimini planlayan, emeği koruyan, refahı adil paylaşan, yurttaşını güçlendiren ve geleceğini kendi elleriyle kuran güçlü bir Cumhuriyet.
Cumhuriyetin "imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle" hedefi de budur.
Cumhuriyet, Türk milletinin namusudur. Emeğimizi, toprağımızı, madenlerimizi, bağımsızlığımızı ve geleceğimizi korumanın yolu Cumhuriyetten geçmektedir.
Bu nedenle Cumhuriyet yalnızca savunulmayacak, yeniden yükseltilecektir.
Papa, ruhban okulu, küresel şirketler diye devam ederken AKP MHP CHP, PKK ile Türk milletini içerden çökertme ve NATO'nun çok uluslu ordusunu Türkiye'ye konumlandırma derdiyle masaya oturunca Pençe Kilit Harekatı'nı devam ettirme görevi İran'a kalmış. Utançtır!
Terörsüz Türkiye dedikleri ABD İsrail ortaklığı çökertilmeden, Emperyalizmin aparatları ve projeleri ülkemizden sökülüp atılmadan, insanca bir yaşam kurmadan bize huzur yok!
20 Haziran'da Kocaeli İzmit Dernekler Yerleşkesi Açılım Tehlikesi ve Milli Birlik Toplantısı
27 Haziran Açılıma karşı miting Ankara Tandoğan Meydanı
4 Temmuz NATO'ya karşı Cumhuriyetçi Vatanseverler buluşması Ankara 1. Meclis Önü
Emperyalizme karşı durmak bizim geleneğimizdir!
#HainsizTürkiye
#BOPaGeçitYok
#NatoyaGeçitYok
@cvpgenelmerkez
27 Aralık'tan 27 Haziran'a: Türk Milletinin Yanındayız, Açılıma Karşı Tandoğan'dayız!
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Parti Meclisimiz; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu'nun çağrısını yaptığı, 27 Haziran'da Ankara Tandoğan Meydanı'nda düzenlenecek olan 'Öcalan mitingine karşı miting'e katılma ve destek verme kararı almıştır. Parti Meclisimiz, kararını oy birliğiyle vermiştir.
Partimiz bölücü açılıma karşı ilk günden tavır almış, bu konuda en net ve en kararlı mücadeleyi veren sesi yükseltmiştir. 27 Aralık'ta Ankara'da yükselen itirazımız neyse, bugün de aynı yerde duruyoruz. 27 Haziran'da Tandoğan Meydanı'nda yapılacak buluşmayı herhangi bir partinin veya ittifakın değil, Türk milletinin büyük buluşması olarak görüyoruz.
Bu nedenle tüm siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, dernekleri, vakıfları, yazarları, gazetecileri, sanatçıları, akademisyenleri ve aydınları bu tarihi çağrıya omuz vermeye davet ediyoruz! Çağrımız; en başta büyük Türk milletine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün emanetini korumayı namus bilenleredir. Kazanan, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti olacaktır!
Ya İstiklal Ya Ölüm, Ne Mutlu Türk'üm Diyene!