Bugün çok güzel bir şey oldu. İlk göz ağrım raflarda yerini almış, haberi geldi. Okuyucusu bol olsun 🥰
Herakles Sütunları’ndan Pontos’a: Bir Yeryüzü Tasviri https://t.co/MiZLCOTS7o
*Aydınlanma yaşadım:* yılın başında yabancı bir dergiye gönderip saçma nedenlerle ret alan makalemin ikinci hakemi AI imiş ya. Başka bir yerde, farklı bir makaleme ait editöryal AI kontrol dosyasındaki ifadelerden öğrendim bunu. Şaka gibi!
Uzun süredir üzerinde çalıştığım "The Inscriptions of Akmoneia" başlıklı kitabım Phoibos yayınevi tarafından basıldı. Küçük Asya epigrafisi için faydalı bir çalışma olması dileğiyle, bona fortuna!
https://t.co/qC6mV2AzJG @academia aracılığıyla
Sabahın 6sında rüyadan zor çıktığım bir anla güne başladım. Rüyadan çıkamamak nedir ya, resmen rüyada hapis kaldım uyanamadım. Gözü açtım aynı rüyaya geri çekildim. Kendimi yataktan dışarı atmak suretiyle uyandım 🫨
Bu çocukların ortak noktaları nedir? Silah nereden geliyor? Terör bitti deyip okullarda saldırıların artması terör değil mi? Ortak noktalar neler? Buradan çıkacak sonuçları yazıp eşeğin aklına karpuz kabuğu dişürmek istemiyorum ama kabuğun orada olduğunu düşünmeye başladım
#SONDAKİKA Osmaniye'de Farabi Anadolu Lisesi'nde meydana gelen silahlı saldırı sonucunda okulda görev yapan bir öğretmen ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı.
Bu arkadaşlara ek birçok şey daha yazarım ama zaten 1 haftadır ve bu sabah da dahil olmak üzere benzer konulardan tartışan biri olarak yelkenimi başka rotalara çevirme kararı aldım. Bu yolda negatif emeği geçenlerin karmalarında görüşmek üzere 🙏
Aynı hissi kelimesi kelimesine paylaşıyorum.
20’li yaşlarımın başında okuduğum, öğrendiğim her bilginin ve edindiğim her fikrin bir karşılığı olacak sanırdım. Yazdığım yazıların, zihnimde oturtmaya çalıştığım fikirlerin bana ve toplumuma bir yararı olacak diye düşünürdüm. Zamanımın, gençliğimin büyük kısmını bu düsturla geçirdim. Gel gelelim, sonuç hezimet: beklediğim gibi değil.
Şimdi ise kendime kızıyorum; ben bu akademi sürecine ya da entelektüel bilgi merakına neden girdim? Neden 32 yaşıma dek olan gençliğimi maddî imkânlardan ve huzurdan uzak tuttum? Daha kötüsü, bütün bu pisliğin içerisinde temiz kalmaya çalışmaktı. Liyakat, akademik etik, ahlak... Bu kavramların sahte tiratlardan ibaret olduğunu; perde arkasında her türlü suistimalin, ahlaksızlığın döndüğünü ve bu ahlaksızlıkların göz ardı edildiğini, sessiz kalındığını, baş eğildiğini gördüm. Başını eğenin, itaat edenin, hoca karşısında hazırolda bekleyenin, çanta taşıyanın, hatta çocuk taşıyarak bakıcılık yapanın yüceltildiğini; “oyunu kuralına göre oynayanın”, etik ihlallerde bulunanın, doğru yoldan değil, kısa yoldan yürümeye çalışanın kazandığını gördüm.
En nihayetinde, bu yaşıma kadar edindiğim bilgilerle ve çürümeye yüz tutmuş eski umutlarımla bir başıma kaldım. Doktoranın son yılında ise bu çürük umudun kırıntılarıyla yoluma devam ediyorum.
Şu saatten sonra bin bir teselli yahut akademik ve meslekî hedeflerin gerçekleşmesi eski yaraları kapatmayacak. Zira quod periit, periit; yani yitirilen yitirildi. Hayata, kucağında yetiştiğim topluma, baba bildiğim devlete dair umudumu, saf hislerimi kaybettikten sonra bir şeyleri kazansam ne fayda!
Benden geriye kalan, geri dönenleri vurmak için bekleyen bir Sovyet subayı gibi hazırda duran öfkem ve hırsım.