Gençlerbirliği - Fenerbahçe maçında yaşananlar ve sonrasındaki tepkiler, futbol kültürümüzün ne yazık ki geldiği noktayı özetliyor. Fenerbahçe forması giydiği için tribünden çıkarılmak istenen bir çocuğa polisimizin kendi montunu giydirerek siper olması, ardından iki kulübün de sağduyulu açıklamalar yapması olayın tek tesellisiydi.
Ancak bu haberin altındaki yorumları okuduğumda adeta kanım dondu. 6222 sayılı yasayı kalkan yapıp babayı "kışkırtıcılıkla" suçlayanlar mı dersiniz, küçücük bir çocuğa gösterilen tepkiyi "şehrini müdafaa etmek" olarak meşrulaştıranlar mı... İnanılmaz bir akıl tutulması.
Diyelim ki baba kasıtlı olarak o formayı giydirdi ve çocuğu maça getirdi. Peki o tribündeki taraftara düşen, bir çocuğu düşman bellemek midir? Oradaki Gençlerbirliği taraftarları çocuğu yanlarına alıp, "Gel sana çıkışta bir Gençlerbirliği forması alalım, seni bizim takıma transfer edelim" diyerek şakalaşsaydı çok mu zordu? Eğer bu yaşansaydı, bugün "İşte görmek istediğimiz tablo!" diyerek o tribünü alkışlıyor olurduk.
İnsan, düşünen ve aklını kullanan bir canlıdır. Taraftar olmak, bir armayı desteklemek elbette çok güzel. Ancak unutmayalım ki sahada milyonlarca dolar kazananlar, sizin tribünde verdiğiniz bu anlamsız savaşın onda biri kadar bile çabalamıyor. Hangi renkten olursa olsun asıl mesele insan kazanmaktır. Tribünler savaş alanı, taraftarlık ise holiganlık değildir; bu zihniyet bugüne kadar sadece can yaktı, sporun eğlencesini terörize etti.
Farklı takımlara gönül verebiliriz ama gün geldiğinde hep birlikte omuz omuza ay-yıldızlı formayı destekleyen bir millet olduğumuzu asla unutmamalıyız.
#fenerbahce #genclerbirligi #GöktuğAlımcı
Türkiye'de üniversite sınav sistemi o kadar çok değişti ki😅 Gelin geçmişten bugüne kuşakların kaderini belirleyen üniversite sınavı sistemlerine kronolojik olarak göz atalım 👇
🏛️ 1974 Öncesi: "Her Üniversiteye Ayrı Sınav" Dönemi
Merkezi bir sınav yoktu. Girmek istediğiniz her üniversite kendi sınavını yapardı. Öğrenciler şehir şehir dolaşır, sınav tarihleri çakışınca büyük krizler yaşanırdı. Fiziksel ve maddi olarak tam bir hayatta kalma mücadelesi! 🎒
✍️ 1974 – 1980: ÜSS (Üniversitelerarası Seçme Sınavı)
Karmaşaya son! Türkiye'nin İLK merkezi üniversite sınavı. Bugünkü ÖSYM'nin atası ÜSYM kuruldu ve herkesi tek bir sınava sokmaya başladı. Genel yetenek ve temel bilimler ölçülüyordu. 🧠
✌️ 1981 – 1998: ÖSS ve ÖYS Efsanesi
Aday sayısı artınca eleyiciliği artırmak için sistem "iki aşamalı" oldu. Nisan'da temel yetenek (ÖSS), Haziran'da alan bilgisi (ÖYS) ölçülüyordu. Lise notlarının (OBP) sınav puanına eklendiği dönem de bu yıllarda başladı. Tam bir klasik! 📚
🎯 1999 – 2009: Tek Aşamalı ÖSS Dönemi
İki aşama kalktı, bütün maraton "tek bir güne" sığdırıldı! Öğrenciler tek bir sınavda hem ortak testleri hem alan testlerini çözdü. "Katsayı" tartışmalarının en yoğun yaşandığı, milyonların tek oturuşta ter döktüğü o meşhur dönem... ⏳
🤯 2010 – 2017: YGS ve LYS Çılgınlığı
"Tek sınav liselileri lise son müfredatından koparıyor" denilerek tekrar iki aşamaya dönüldü. Mart'ta temel muhakeme (YGS), Haziran'da 5 farklı oturum (LYS)! İsteyen Matematik'e, isteyen Edebiyat'a girdi. Puan türleri havada uçuşuyordu! 🔢🔠
🏁 2018 – Günümüz: YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı)
Aylara yayılan maratonu tek bir hafta sonuna topladık! Cumartesi okuduğunu anlama odaklı TYT, Pazar sabahı saf bilgi ölçen AYT ve öğleden sonra YDT (Yabancı Dil). Şu anki neslin mücadelesi! 💪
#üniversitesınavı #yks2026 #ayt2026 #öss #ösym #pazar #ayt26
Breaking Bad dizinde Gus Fring rolünü oynayan Giancarlo Esposito müslüman olmuş. İlk Kelime-i şehadet getirmiş daha sonra namaz kılmış.
#breakingbad#gusfrinf#giancarloesposito
https://t.co/SKOYrbMc0h
Turnuvayı tamamladık ve elendik. Bu tablo üzerine daha günlerce konuşacağız. Tam 24 yıl sonra, üstelik en çok güvendiğimiz jenerasyonla Dünya Kupası’na katılan bir ülke düşünün. Kadronun kalitesini tartışmaya gerek bile yok. Olayın teknik yönüne girmeyecek, hocanın tercihlerini eleştirmeyeceğim. Ancak inandığım tek bir gerçek var: Hangi ülkenin futbolcusu olursa olsun, Dünya Kupası sahnesine çıktığında her şeyini ortaya koymalıdır. Dünyanın en büyük kulüplerinde oynamaya gerek yok; Dünya Kupası, bir futbolcu için kariyer zirvesidir. Hayatında çıkacağı sayılı oyunlardan biridir. Bu nedenle, takıma kim seçilirse seçilsin canıyla, kanıyla, dişe diş mücadele edeceğine inanıyordum. Dikkat ederseniz "inanıyordum" diyorum, çünkü maalesef o beklediğimiz ruh bu takımda yoktu.
Kapitalizm, yapay coşku ve milli formalar
Turnuva öncesinde sosyal medya hesapları ve televizyonlarda "milli ruh" ve "milli heyecan" temalı sayısız reklam izledik. Günlerce şarkımızın hangisi olması gerektiği tartışıldı, ünlü isimler marşlar yazdı. Bunlar futbolun eğlenceli ve güzel yanları. Keşke en büyük problemimiz yeni bir marşımızın olmaması olsaydı. Ancak o beklenen duygu bize bir türlü geçmedi. Eksik olan neydi bilmiyorum ama o sinerji yakalanamadı. Belki de birçok şeyin yapay zeka aracılığıyla üretilmesi hissi zedeledi. Önceki organizasyonlarda, özellikle 2008'de yaşadığımız ve milli duygularımızı arşa çıkaran o ruh bu kez yoktu. Turnuvanın ABD’de düzenlenmesi iliklerimize kadar futbol kapitalizmini hissettirdi, kabul. Fakat heyecanımızı kaybetmemizin tek nedeni bu olabilir mi?
Bu arada yeri gelmişken, milli formalarımız 6 bin küsur TL. 24 yıla özel bir miktar daha ulaşılabilir yapılabilir miydi? Demek ki ederi buymuş ama milli ruhu giymek bana biraz pahalı geldi.
Şımartılan futbolcular ve bitmeyen iddialar
Sorun sadece dış etkenler değil, bizde de eksik olan çok şey vardı. Futbolcularımızı gereğinden fazla şımartmış olabiliriz. Milyon dolarlar yatırılan bir futbol sektöründe, 24 yıl sonra turnuvaya katılmayı öyle bir noktaya taşıdık ki, adeta kupayı kazanmaktan daha önemli bir hale geldi. Hatta futbolculara villa hediye edildiği bile iddia edildi. Sadece "iddia" diyorum ve gerçek olmadığına inanmak istiyorum. Sırf Dünya Kupası'na gidildi diye villa verilmez herhalde.
Turnuva devleri ve kıraathane sohbetleri
Brezilya 5, Almanya 4, İtalya 4, Arjantin 3, Fransa ve Uruguay 2 kere Dünya Kupası şampiyonu oldu. Acaba bu ülkelerin futbolcularına neler vaat edildi? Şunu da unutmayalım; 4 kez şampiyon olan İtalya bu turnuvaya gidemedi. Şimdi soralım: 24 yıl sonra turnuvaya sadece katılmak mı daha büyük bir olay, yoksa bu kupayı 4 kez kazanmak mı? Bugüne kadar gidemedik, gittik de ne oldu? Ruhsuz bir takım izledik ve gittiğimiz gibi geri döndük.
Futbolcuların hayatlarının oyununu oynamaları gerekirken biz nelerle karşılaştık? Odak gerçekten Dünya Kupası mıydı? Bir futbolcunun ABD saatine göre gece 4'te otel odasında sosyal medyada "stalk" yaparken bir şarkıcının kız arkadaşını yanlışlıkla paylaştığı konuşuluyor. Balkonda sigara içen oyuncularımızın olduğu bile söylendi. Tövbe diyelim, bunların sadece kötü birer dedikodu olmasını umuyor ve Pollyannacılık oynamayı tercih ediyorum.
Umarım sosyal medya fenomenlerimiz, onca masrafla gittikleri ABD'den güzel içerikler çıkarabilmiştir. Bize kalan ise bol bol konuşacağımız kıraathane sohbetleri oldu.
#türkiye #dünyakupası #millitakim #BizimÇocuklar