Arkadaş, hukuk diplomamın kağıdı sarardı, avukatlık ruhsatımı imzalayan baro başkanı üstad rahmetli oldu.30 yıldır uygulamanın içindeyim. Kim şu 10 gün evli kalıp ömür boyu nafaka alan hala görmedim, bilmiyorum adı ney.Çağdaş Türk mitolojisinin kurgusal karakteri. Kanatlı at gib
hayali psikolog olmak isteyen Işıl Öykü Dinç'i yaya geçidinden geçerken; mobese kameralarını saklayan, kardeşime "intihar etti" diye iftira atan, yoğum bakım hemşiresi oldukları halde yardım etmeyen, her türlü dalavereyi çevirerek dosyayı karartmaya çalışan ve 94 km hız sınırı ile süratla gelen iki sürücü 38 metre sürükleyerek hayattan kopardı!
#IşılÖyküDinçİçinAdalet
#IşılÖyküDinç
#KazaDegilCinayet
Furkan Apartmanı davasından beraat kararı çıktı:
21 kolonu birden kesen mağaza sahipleri beraat etti.
51 kişiyi öldürenler beraat etti..!
"Adaleti parayla satın aldılar"
Unutmayın, unutturmayın
VALİNİN OĞLU gariban bir kıza tecavüz edip öldürüyor!
VALİNİN KORUMASI kızı gömüyor!
VALİ aileyi kandırarak kızın telefonunun sim kartını alıyor, beslediği bir BİLİŞİMCİ POLİSE şifresini kırdırıp mesajlarını sildiriyor, ondan sonra emniyete teslim ediyor!
VALİ kolluk kuvvetlerini yanlış yönlendirerek, Gülistan'ı aylarca yanlış yerlerde arattırıyor!
Ben unutmayacağım.. sende unutma.
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Bu adam KİM? Bu adam Gülistan Doku’nun hastahane kayıtlarını silen Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir.Daha sonra vali Tuncay Sonel’in talimatı ile yapmış olduğu hizmetten dolayı! İL SAĞLIK MÜDÜRÜ olarak atanmış. Bu adama bir işlem yapıldı mı? Gözaltına alındı mı?
Lise 2'deyken İlber Hoca'nın cep telefonunu internette bulmuş, bir söyleşiye çağırmıştım. Hiçbir detay sormadan kabul etmişti. Heyecandan iki cümleyi bir araya getirmekte zorlanan bir çocuk sesini ciddiye almasına inanamamıştım.
Dört sene sonra üniversitede hocam oldu.
Hiç unutmuyorum, ilk derste "Hz İsa'nın konuştuğu dil neydi?" diye sordu, doğru cevaplamam üzerine beni lisede düzenlediğimiz o söyleşiden hatırladığını söylemişti. İkinci şoku da o zaman yaşamıştım.
Sonra yakından gözlemledikçe, tanıdıkça bu şoku yavaş yavaş atlattım.
İlber Hoca herkesle konuşuyor, herkesin telefonunu açıyor, kimseyi unutmuyor, içinde bulunduğu anı doruğuna kadar yaşıyordu. Birikimi, makamı, şöhreti; onu hayattan koparmamış, aksine çok daha sıkıca tutundurmuştu. Daha önce böyle çok az kişi gördüm.
İlber Hoca'nın kitapları, makaleleri, söyleşileri, tavsiyeleri, dersleri, bildiği dil sayısı, kütüphanesi etkileyiciydi, zihin açıcıydı. Ama farklı görüşten, kimlikten herkesin bir noktada kulak verdiği bir isim olmasının tek sebebi akademik derinliği değildi.
İlber Hoca, bilgiyi insanlara aktarmayı bilen ve seven yaşayan ve hayatın içinde bir entellektüeldi.
Her dönem gençlere seslenmeyi bilen, zamanın ruhunu inanılmaz iyi yakalayan; her ne kadar üstten anlatıyormuş gibi gözükse de aslında göz hizasına geçerek bildiklerini aktaran, popüler kültürü belki küçümse de bilgiyi popülerleştiren biriydi.
Hangi ülkede bir tarih profesörü gençler arasında popüler bir figüre dönüşebilir, sözleri, şakaları sosyal medyada trend olabilirdi ki? Abuk subuk kişilerin gündeme geldiği bir dönemde bunun yaşanması bile acayip ve İlber Hoca'ya özgü bir şeydi bence.
Hoca'nın çalan telefonunu her yerde, her yayında açmasının da sebebi buydu; herkesle konuşan, herkesle angaje olan, herkesi dinleyen ve herkesle paylaşan biriydi. "Ulaşılamayan" "telefonlara çıkmayan" insanların dünyasında, çok rahatlıkla kendisini kapatabileceği "fil dişi kulesine" çıkmayı reddetmişti bence.
Bu yüzden farklı kesimlerle temas kurdu, herkesle konuştu, her yerde konuştu.
Bulunduğu ortamdan, akan hayattan kopuk değildi.
Kitaplarını ortaokulda okumaya başladım, kendisini lisede tanıdım, derslerini üniversitede dinledim. Ama ondan öğrendiğim en büyük şey asla sadece kendisinden ders alma şansına resmen erişmiş küçük bir sınıfın "hocası" olmaması, herkesin hocası olmasıydı.
Büyük ihtimalle bu denli hayatla iç içe, kamusal alanın akışından kopmayan, herkesle diyalog halinde bir aydın, hocayla karşılaşmamız zor olacak.
Çok şey öğrendik, ama benim nezdimde aldığım en büyük ders buydu: Bilginin, makamların ışıltısına kapılıp hayattan azade fildişi kulelerine kapanmamak. Akıştan vazgeçmemek.
Mekanın cennet olsun İlber Hocam.
Allah rahmet eylesin.
İstiklal Marşı, Türkçe okunmak için yazıldı. 7 düveli özgür yaşamak için dize getiren bir milletin marşıdır. İstiklal marşını öğrencilere Arapça okutan Karaman il milli eğitim müdürü derhal görevden alınmalı ve sorumlular hakkında acil işlem yapılmalıdır.
Şehit Turgut Külünk'ün Ailesi: "Namazdan sonra televizyonda 'Yalova' yazısını görünce yüreğim köz gibi oldu. Emekliliği dolalı 1 yıl olmuştu.
Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın. Vatan sağ olsun."
Para istemiyorum çıkıp gelmenizi istemiyorum
Sadece birkez daha kızımı gündem edemediğim için duruşmadan gözüm yaşlı çıkmak istemiyorum
Dualarınızı paylaşımlarınızı esirgemeyin lütfen 😭
Mısır piramitleri inşasında çalışan kölelere günlük ücretleri 5 litre bira ve 1 kgr. ekmek olarak ödeniyormuş.
Ülkemizde 1/2 litre bira ortalama 100 TL,5 litre günde 1000 TL eder.
30x1000= 30.000 TL
200 gr ekmek ortalama 15 TL olduğuna göre günde 1 kgr. ekmek
75 TL. ayda 2.250 TL eder.
Yani köleler ayda 32.250 TL ye çalıştırılıyordu.
Buradan günümüzde asgari ücretlinin Mısırlı kölelerden farklı olarak ayda 4 gün izinli olduğundan hareketle
4x1.075 = 4300 TL yi düşersek
32.250 -4300= 27.950 TL bulunur.
Asgari ücret 28.075 TL.
125 TL sapma ile gerçekleşmiş,geçen sene de aynı hesap tutuyordu.
Yani Asgari Ücret Tespit Komisyonunun günlerce toplanıp TV lerde kafalarımızı ütülemesine gerek yok.
Ben her yıl Aralık ayının 25 inde 15 dakikamı ayırıp hesaplarım, Hükümete ve işverenlere bildiririm.