Freud muhteşem özetlemiş;
“İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi, kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların tecrübe dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana tecrübeli denir.”
"zarif insanların en büyük yanlışı aşırı empati kurmalarıdır.
ne bu kekre dünya bu kadar hassasiyeti kaldırır, ne de bu vasat insanlar bu kadar inceliği..."
Bazı insanlar tanıyorum. Hayatında kendisi haricinde hiç kimse hakkında olumlu tek bir cümle söylemiyor. Annesinin yemeğini övmüyor, arkadaşının başarısını kutlamıyor. Yakın çevresindeki insanlara karşı duygusal bir kuraklık hâkim.
Ama aynı insan bir şarkıcı hakkında durmaksızın, bitmek tükenmek bilmez bir coşkuyla yazıyor. Her şarkısını paylaşıyor, her konserini duyuruyor, her röportajını alıntılıyor.
Yani tanıdığına çöl, tanımadığına nehir gibi akıyor.
Burada bir yakınlık alerjisi var galiba. Yakın çevremizdeki birisini büyük gösterirsek, kendimiz küçülürüz diye korkuyoruz belki. Bu yüzden uzaktaki ünlüye övgü yağdırmak daha güvenli geliyor. Bize rakip değil, tehdit etmiyor ve bir beklentisi yok.
Psikoloji biliminde bu durum 1956 yılından beri biliniyor aslında. Horton ve Wohl denen iki araştırmacı buna "parasosyal ilişki" demiş. Yani tek taraflı bağ. Bazı psikologlar da buna “yalnızlık bandajı” diyor.
Parasosyal ilişkilerde genellikle narsisizmin izleri de var. Kendisine âşık insanlar yakın çevresindeki birisini övmekte zorlanıyor. Kendi liginde zirvede olduğu için, hayran olmak için bir üst lige bakmak zorunda. Bunun sonucunda da bir ünlüyü buluyor ve başlıyor onu övmeye.
Bu ünlünün yaşıyor olması veya olmaması da çok önemli değil. Hatta mümkünse yaşamasın!
Kadıköy moda civarında cüzdanımı kaybettim (mavi deri cüzdan)
İçinde rahmetli annemin ve babamın son fotoğrafları var.
Parayı alsınlarda fotoğraflar cok önemli. Duyan gören haber etsin lütfen 🙏🏼
Bu vesileyle çocuklara “annem, ablam, teyzem” demekte de bir sıkıntı yok. Buna inverted kinship addressing deniyor.
Yani ilişkiyi biyolojik gerçeklik üzerinden değil, duygusal yakınlık ve bağ üzerinden isimlendirme. Kültürün dili eğip bükerek yakınlık kurma, sevgi ve güvenlik sinyalleme hali.
Türkçede çok yaygın:
—— Düz kinship addressing (akrabalık diliyle hitap etme):
“Ne vereyim abime, ablama?” diyen garsonun abisi ablası değiliz. Ama burada “bendensin, güven bana” diyen bir sosyal sinyal var. İki yabancı arasındaki mesafeyi kısaltma çabası.
Buna karşılık müşteri de bazen “eyvallah şefim, patron, sağ ol abicim” gibi ifadelerle cevap verir. Bu da ilişkiyi eşitleme sinyalidir: “Ben senden üstün değilim.” Ama herkes yine de sınırını bilir.
—— Inverted kinship addressing (tersine çevrilmiş akrabalık dili):
Çocuğuna “hoş geldin, aç mısın annem” diyen anne ise sevgiyi büyüterek verir. Bu bir dil oyunu ve aynı zamanda güçlü bir şefkat ritüelidir.
Rol tersine çevrilir ve amaç yatıştırmak, bağ kurmak, güven vermektir. Anne aslında şunu söyler: “Ben senin annenim, ve sana bu kelimeyi söyleyerek hatırlatıyorum ki burası güvenli, ihtiyaçların karşılanacak.”
Kimsenin aklı bunlarla karışmaz, bu yozlaşma da değil, dilin insan zihni, duygu ve düşünce derinliğini, sinir sisteminin hallerini ifade edebilmesi için sanat gibi kullanılması, nefis bir zenginlik.
@afratgurluler Hem anneyim,hem iki kedim var,hem de çocuk gelişimi ve eğitimcisiyim.Aşagılanmak soyle dursun hepsine annelik yaptığım için gurur duyuyorum.Annelik mertebe degil bir sorumluluktur.Bakabileceğin kadar çocuk yapmak,hayvan sahiplenmek sorumluluk gerektirir.
@dijital_baba Tup bebek merkezlerini ziyaret etmemiş,yıllarca evlat sahibi olmak ıcın ugrasmıs binlerce kadının çabasını gormemıslerin, kedisine kopegıne,balığına,kusuna,cıcegıne annem diye sevgi gostermıs,yuregı aslanlar gibi anne olan kadınları eleştirmesi enteresan. sizin ne haddinize.