KAMUOYUNUN DİKKATİNE
Bilindiği üzere müvekkilim Beykoz'un seçilmiş Belediye Başkanı Sayın Alaattin KÖSELER, bugün itibarıyla yaklaşık 490 gündür tutuklu bulunmaktadır.
İstanbul Anadolu 17. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davada yargılama tamamlanma aşamasına gelmiştir. Tutuklulukta geçen uzun süre de dikkate alındığında müvekkilim hakkında tahliye kararı verilmesi beklenirken Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan yeni bir soruşturma kapsamında yeniden tutuklama kararı verilmiş olması ve özellikle birkaç gündür karşılaşılan olaylar savunma makamı olarak tarafımızca hukuken titizlikle değerlendirilmektedir.
Yeni soruşturma sürecinde diğer şüphelilerden farklı olarak müvekkilimin Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına bizzat getirilerek ifade verme talebi kabul edilmemiş; tutuklama talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorguya fiziken katılma istemi de reddedilmiştir. Bunun yerine hakkında SEGBİS aracılığıyla ifadesinin alınmasına yönelik zorla getirme kararı verilmiş ve sorgusu bu yöntemle gerçekleştirilmiştir.
Müvekkilim, ceza infaz kurumunda SEGBİS işlemleri için çağrıldığı sırada tarafımla görüşmekteydi. Bu nedenle yaşanan usul süreci görüş anında yan kabinlerde bulunan diğer meslektaşlarımızın da imzası ile tutanak altına alınmıştır.
Öte yandan, karar duruşmasına yalnızca on iki gün kala, tahliye beklentisinin yoğunlaştığı bir aşamada başlatılan bu yeni soruşturmanın zamanlaması dikkat çekicidir. 5 Eylül’de üç günlük toplamda otuz iki saatlik yargılama sonucu müvekkilimin tahliyesinden bir gün sonra yeniden tutuklanması ile eş zamanlı olarak Başkan Vekilinin parti değiştirmesiyle siyasi yapısı değişen Beykoz Belediye Başkanlığı 29.12.2025 tarihindeki yine müvekkilimin gıyabında gerçekleşen bir konuyu tutanağa bağlayarak 26.06.2026 tarihinde üzerinden 18 ay geçmesine rağmen idari denetim ve iç teftiş yoluna başvurmadan Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına göndererek yeni bir soruşturma başlatılmıştır. Başlatılan bu soruşturmada yine birtakım çevrelerin yönlendirmesiyle tutuklanmamak için etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak müvekkilime hiç dahil olmadığı konularda suç isnatlarında bulunulmasının tek bir amaca yönelik olduğu açıktır. Amacın müvekkilimin bir şekilde tahliye olmasını engellemek olduğu sadece Beykoz halkı değil artık tüm Türkiye tarafından bilinmektedir.
Bütün bu yaşanılan haksızlıklara ve hukuksuzlara rağmen yargı makamlarının bağımsızlığına ve tarafsızlığına olan inancımızı koruyor; adaletin eninde sonunda tecelli edeceğine olan güvenimizi diri tutmaya devam etmek istiyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Beykoz'un Seçilmiş Belediye Başkanı
Mimar Alaattin KÖSELER
Vekili
Av. Çiğdem KEZER
''İYİ PARTİ AKILLICA BİR İŞ YAPTI''
Gazeteci Erdem Atay, İYİ Parti'nin 'askeri hastaneler yeniden açılsın' önergesi hakkında konuştu.
Atay:
İYİ Parti akıllıca bir iş yaptı.
Hemen baktım; Milliyetçi Hareket Partisi Devlet Bahçeli, yani Genel Başkan Devlet Bahçeli hemen 'GATA açılmalı' falan demeye başlayınca hemen önergeyi verdi.
Bunun üzerine çok güzel tongaya düşürdüler. MHP'liler herhalde kaçtılar Meclis'ten, oy veremediler. AKP'liler reddettiler.
Burada hangisine daha çok kızacaksın? Hani AKP'nin karaktersizliğine mi, MHP'nin kaçışına mı?
Ya siz, siz var ya siz...
Yani AKP ve MHP için devletin bekası, kendi bekalarından ve kendi çıkarlarından çok daha aşağıda.
O kadar çok kendi çıkarları ve menfaatleri için bir hayat sürüyorlar ve yaşatıyorlar ki, devlet onlar için çok önemli değil.
✍🏻 AVRUPA’DAN KAÇ KAT PAHALIYIZ?
Portekiz’den sipariş ettiğim çoraplarım geldi. 1966’dan beri çorap üreten Pedemeia, dünyanın en iyi çorap üreticilerinden biri olarak gösteriliyor. Ben de Pedemeia’nın klasik erkek çoraplarını yıllardır kullanıyorum. En üst kalite merserize pamuk ipliği ile üretiliyorlar. Tasarım, malzeme, dokuma sıklığı, burun, topuk, lastik ve gövde… hepsi en iyisi.
Çorap deyip geçmeyin, hayatın en önemli detaylarından biridir. Erkek çorabı hakkında çok daha uzun yazabilirim. Ama konumuz bu değil. Niyetim, Portekizli tekstilcilerin reklamını yapmak da değil.
Daha başka bir konuyu, bir tekstil ülkesi olarak üretim kalitemizi ve fiyatlarımızı konuşmak istiyorum…
Eskiden, tüm giyim kuşam ürünleri gibi çorap alışverişimi de Türkiye’den yapardım. Adı herkesçe bilinen bazı çorap markalarımız vardı ve gerçekten de çok kaliteli çorapları gayet iyi fiyatlarla satarlardı.
Sonra her ne olduysa o kaliteli çoraplar bir anda üretilmez oldu. Ucuz iplikle üretilen kalitesiz çoraplar piyasayı istila etti. Merserize sadece “business” “exclusive” gibi havalı İngilizce isimler altında, boyut ve kalınlığı düşürülerek “malzemeden çalınmış” hali ile bulunur oldu.
Yani daha fiyat konusuna gelmeden, Türkiye’de kaliteli çorap üretilmez, bulunmaz oldu.
Gelelim fiyata….
Zar kadar ince, bileği birazcık geçecek kadar kısacık üretilen, merserize iplik kalitesi de hayli tartışmalı olan yerli çoraplarımız, mağazalarda 400 - 500 TL bandında satılıyor. Kullanım ömürlerini de ayla yılla ölçmeye kalkmayın, 3 - 5 kullanımdan sonra renkleri soluyor, gevşiyor, yamuluyor.
Peki demin anlattığım, “dünyanın en kaliteli çorapları” arasında sayılan bu ürünleri Portekiz’den kaç paraya aldım dersiniz? Aklınız çok yüksek rakamlarda gezinmesin, çiftine bizim para ile 240 TL verdim. Yani bizdeki “sözde muadillerinin” yarı fiyatı.
Peki neden böyle dersiniz? Bizim malzeme maliyetimiz mi pahalı, işçiliğimiz mi pahalı, ters giden ne var da daha kalitesiz ürünleri Portekizliden daha pahalıya satıyoruz?
Buyrun beraber bakalım… Ne zaman böylesi bir konu açsak bizim iş adamlarımız hemen işçilik maliyetlerini gündeme getiriyorlar ya hani… Portekiz’de asgari ücret yaklaşık 56.900 TL. Yani bizdeki 28.075 liranın 2 katından fazla! Asgari ücretin işveren maliyeti açısından da durum farklı değil.
Peki acaba yakıt fiyatları nasıl? Portekiz’de benzinin litresi 101 TL, Türkiye’de ise 63 TL.
Elektrik enerjisi? Portekizde kW saati ortalama 7,15 TL, Türkiye’de 5 TL.
Acaba vergide durum ne?
Çorap için KDV oranı Portekiz’de %23, Türkiye’de ise %10. Aradaki fark yine 2 kattan fazla.
Hülasa…
Maliyetleri Türkiye’den 2 kat yüksek olan Portekizde çorap, Türkiye’nin yarı fiyatına satılıyor. Üstelik ürün kalitesi de “tekstil ülkesi” Türkiye’dekinden daha yüksek.
Maliyet yarı yarıya, fiyat iki kat. Yani basit bir erkek çorabında bile Avrupa’dan 4 kat daha pahalıyız.
Sebebi ne olabilir siz takdir edin.
➖Devlet güç kaybederse, yerini çeteler doldurur.
➖Yeni bir örnek;
➖Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden.
➖Yabancı uyruklu bir tıp öğrencisi, fakültedeki öğretim üyeleri ile çete kuruyor.
➖Sınav sorularını ele geçiren çete, bunları yüksek paralarla öğrencilere satıyor.
➖Herkesin bildiği bu sırrı, cesur bir öğrenci ifşa edince de rezalet ortaya çıkıyor.
➖Ve yıl sonu sınavları iptal ediliyor.
➖Ülkede çökertmediğiniz, hangi kurum, talan etmediğiniz neresi kaldı?
Sevgili dostlar Sayfamda düzenli bir şekilde takipçi sayısı hergün düşüyor. Bu normal değil! Gz..ze, İsr,,l ya da Atatürk yayınlarım nedeni ile algoritmada oynama yapıldığını düşünüyorum. Bunun için X sayfamı paylaşıp takip desteginde bulunur musunuz?
📢 Değerli takipçilerimiz,
TÜRKDEGS hesabımız son dönemde olağan dışı şekilde takipçi kaybı yaşamakta ve paylaşımlarımızın erişiminde ciddi dalgalanmalar görülmektedir.
Çalışmalarımızın daha fazla kişiye ulaşabilmesi için sizlerin desteği büyük önem taşıyor.
Lütfen;
✅ Bildirimleri açın.
✅ Paylaşımlarımızı beğenip yeniden paylaşın.
✅ Gönderilerimize yorum yapın.
✅ Hesabımızı ilgi duyan dostlarınıza tavsiye edin.
Eğer uzun süre paylaşımımız karşınıza çıkmazsa, zaman zaman profilimizi doğrudan ziyaret ederek yeni içeriklerimizi takip edebilirsiniz.
Her desteğiniz, Mavi Vatan başta olmak üzere ülkemizin hak ve menfaatlerini anlatma mücadelemize güç katacaktır.
İlginiz ve desteğiniz için teşekkür ederiz.
🇹🇷
İYİ Kİ DOĞDUN SERRA 🎂 🎉
8 Temmuz Serra’nın doğum günü.
Geçen yıl doğum gününden sadece iki gün sonra babası gözaltına alındı ve tutuklandı. Aradan 1 yıl geçti. Hâlâ iddianame yok, hâlâ belirsizlik var.
Bu 1 yılda eksik kalan doğum günleri, bayramlar, karne sevinçleri… Bir çocuğun babasıyla biriktirmesi gereken nice an yarım kaldı.
Bugün ise Serra’nın yüzünde uzun zamandır özlediğimiz bir mutluluk vardı. Aile Dayanışma Ağı’nın hazırladığı sürpriz, ona sadece bir doğum günü sevinci değil, yalnız olmadığımızı da hissettirdi. Yüzündeki şaşkınlık ve mutluluk her şeye değerdi.
Bu dayanışmaya emek veren, yanımızda olan herkese yürekten teşekkür ederiz.
Serra’nın 10. yaş dileği çok basit ama çok büyük: Tüm çocuklar bir an önce babalarına kavuşsun ve bir daha hiçbir çocuk babasından ayrı kalmasın.
@ailedayanismagi
Sayın ahalimiz, dün Silivri’de çok ağır şeyler yaşandı. Mahkeme heyeti 9 Temmuz’da duruşmayı bitireceğim diye ateş saçtı.
15 aydır tutuklu olan Ekrem Başkan’ın ifadesini ve dolayısıyla savunma hakkını kısıtlıyor, sorgu sırasını değiştiriyor.
Davanın Ekrem Başkan’dan sonra en çok suçlanan isimlerinden ve dinlenecek son tutuklu olan Fatih Keleş’in sorgusunu 10 Ağustos’ta başlayacak olan 2. celseye atıyor (Bu son derece marjinal bir durum).
Öyle ki Ekrem Başkan’ın “9 Temmuz’da değil de 14 Temmuz’da bitirirseniz hepimiz ve avukatlarımız hazırladığımız savunmalarımızı yapabileceğiz” demesine ve 5 gün gibi kısacık bir süre talep etmesine rağmen Heyet -asla anlayamadığımız bir şekilde- 9 Temmuz’da bitireceğim diye adeta gözü dönmüşçesine Ekrem Başkan dahil bir kısım meslektaşımızı, milletvekillerimizi ve izleyicileri duruşmadan men etti.
Bizler de duruşmayı terk ettik. Bir avuç insan dışında.
Bunun üzerine, Murat Ongun’un avukatının kalan savunması dinlenmedi, kesildi, sıradaki tutuklu alındı, onun da tansiyonu 19’a çıktı hastaneye kaldırıldı, ardından bir sonraki tutukluya geçildi.
Şimdi hepimiz kara kara düşünüyoruz; kalan son 1 tutukluyu dinlemeyecek kadar, 15 aydır bugünü bekleyen 2500 yılla yargılanan tutsaklarımızın hepi topu 2’şer 3’er günlük savunmalarını bile dinlemeyecek kadar, savunma haklarını ellerinden alacak kadar, savunmanın bütünlüğünü paramparça edecek kadar ne oldu?
9 Temmuz’dan sonra ne olacak?
Deniz Göktaş’ı hepimiz çok seviyoruz, yaşadıkları, her birimize yaşatılan her haksızlık kadar bizleri etkiledi fakat dikkati azıcık da Silivri’ye çevirmenizi rica etsem ayıp etmiş olur muyum?
Çünkü çoğunlukla farkında olmasak da fırtınanın gözündeyiz fakat en zifiri kısmına henüz girmedik. Bunu yazmaktaki amacım ise olan bitene dair farkındalığı uyandırmaktan ibarettir.
Greece continues to put the will of the Muslim Turkish minority in Western Thrace on trial. Since 1985, Athens has appointed muftis directly, ignoring the community’s historic right to elect its own religious leaders under the Lausanne Treaty. When the minority chose its own muftis, Greece criminalized them.
The latest Çınar Mosque case saw four Turkish activists sentenced to 17 months each for resisting state-appointed imams during prayer. Despite ECHR rulings, the crackdown on religious autonomy, foundation properties, and ethnic identity persists.
This is not just a legal issue it’s a political one rooted in denial of minority rights.
From Zeynep Gizem Özpınar @zgizemozpinar
https://t.co/h4wkI4unJR
EŞİMLE BU KADAR BAZIM YOK
İnan Güney:
Gizli ortağı olduğu iddia edilen Rauf Cem Istıranca'yla 6 yılda arasında 4729 baz tespiti yapıldığını ifade eden Güney, "Eşimle bu kadar bazım yok" dedi.
"Onun eviyle BELTAŞ'taki makamım arasında 42 metre var. Şirketiyle MKM arasında 600 metre var. Evinden şirketine giderken baz veriyoruz. Belediyedeysem baz veriyoruz, evine giderken baz veriyoruz." diyerek baz konusunu açıklayan Güney, Murat Ongun'un da AKP İl Başkanı'yla 390 metre mesafede olduklarını ve baz verdiklerini söyledi. Güney, "Ortak bazlar birlikte olduklarını değil aynı coğrafi alanı kullandıklarını gösterir" dedi. #İBBDavası
BABAMIN YAŞLI GÖZLERLE TERK ETTTİĞİ BELEDİYEYE EL ELE GİRDİK
İnan Güney:
Sene 94'tü Sayın Başkanım. Babam Beyoğlu Belediyesi'nden emekli olmuştu, yaşlı gözlerle eve geldi. 16 yaşında yemin etmiştim; "Beyoğlu'nu alacağım, babamın gözyaşlarını sileceğim" diye. Babam da çevresinde Cumhuriyet Halk Partili olarak bilinen birisi. Dolayısıyla belediyeyi kazanan parti onu rahat bırakmazdı. O nedenle zorunlu olarak emekli oldu ve haklı çıktı. Birçok amir, şef arkadaşı o dönem süpürgeci yapıldı, mobbinge maruz kaldı, işten atıldı. Biz ise 30 yıl sonra Beyoğlu'nu kazandığımızda bu yanlışı yapmadık Sayın Başkanım. Hala eski dönemin başkan yardımcılarından, müdürlerinden çalıştığım liyakatli insanlar vardı. Partizanlıkla değil, liyakat ile baktım olaya. Bir atama yaptım, Cumhuriyet Gazetesi'nden köşe yazarları beni eleştirdi. Başka bir atama yaptım, Yeni Şafak Gazetesi beni eleştirdi. Ama önemli olan, benim o arkadaşın çalışacağına olan inancım, dürüstlüğüne olan inancım, Beyoğlu sevgisine olan inancımdı Sayın Başkanım.
Tam 30 sene, 2024 yılında Beyoğlu Belediye Başkanı oldum. Ve yaşlı gözlerle terk ettiği babamla birlikte el ele girdim Beyoğlu Belediye binasından içeri. Çok şükür ki "Cumhuriyet var" dedim Sayın Başkanım. Beyoğlu Belediyesi'nden emekli bir işçinin oğlu, Beyoğlu Belediyesi'ne başkan olmuştu. Cumhuriyet'in fırsat eşitliğiyle, maaşıyla okuttuğu Beyoğlu'na, çocukluğunun geçtiği sokaklara hizmet etme imkanını veren tüm Beyoğlu komşularıma, 45 mahalleye bir kez de Silivri'den teşekkür ediyorum, var olsunlar diyorum. Beyoğlu halkının gönlünü kazanmıştım. Benim için önemli olan gönüllere girmekti. "Gönül almak için önce gönlünü vereceksin" demiş Hazreti Mevlana. Ben gönüllümü, kazandığım yıl olan 46 yaşındayken, 46 yıldır verdim Beyoğlu'na Sayın Başkanım ve gönülleri kazandım. Parti, siyaset, memleket, ırk, dil, din ayırmadan tüm komşularıma aynı nazarla baktım. Çünkü doğup büyüdüğüm Örnektepe'yi, her sokağını arşınladığım Kasımpaşa'yi, yoksulluğun kol gezdiği Hacıahmet'i, velhasıl Beyoğlu'nun görünmeyen yüzünden kaçmadım. Aksine Beyoğlu'nun o yüzüyle hemhal oldum, hemdert oldum. #İBBDavası
İŞÇİLERİN KALDIĞI YERİ GÖRÜNCE MAKAMIMA OTURAMADIM!
İnan Güney:
Evet, Beyoğlu'nun iki yakası bir araya gelsin diye çok çalıştık Beyoğlu'nda ve Türkiye'de ilklere imza attık Sayın Başkanım. Birkaç tane örnek vermek istiyorum: Gelecekte işçi, emekçi çocuğu olunca belediyeyi kazanır kazanmaz temizlik işleri garajında soluğu aldım Sayın Başkanım. İnsanlığımdan utandım; babamın çalıştığı yıllar gözümün önüne geldi. İşçiler, 300 tane işçi, 30 metrekare barakadan dönme bir yerde, yazın güneşin altında, kışın soğuğun altında tir tir titreyerek, orada onlarca ton, yüzlerce ton dökülen çöpün yanında yemeklerini yiyor; 30 kişi içeri sığıyor, 270 kişi orada asfaltın üstünde ayakta duruyordu. İnsanlığımdan utandım ve onlara o gün şu sözü verdim: "Eğer size burada güzel bir emekçi evi yapmazsam, o koltuklar, o makamlar bize haram olsun" dedim Sayın Başkanım.
Bir de bulunduğumuz makamdaki lükse, şatafata baktık, sonra işçilerin bulunduğu duruma baktım. Başkanlığa ait başkanlık konutuna gittim Sayın Başkanım, Sütlüce Mahallesi'nde. İçerisinde 300.000 liralık masaj koltuğu vardı; başkanların kendine masaj yaptığı koltuk vardı. Bir kez daha yetim hakkına girdim. Bir yanda işçi güneşin altında, kışın karın altında; biz burada bu koltukta masaj mı yapacağız? Dolayısıyla çok değil, 2 ay içerisinde o emekçi evini yaptım Sayın Başkanım. Herkesin gidip görmesini isterim. İçerisinde kütüphanesi, içerisinde tek tek bütün işçilerimize ait soyunma dolapları, çamaşırhanesi, kurutma makineleri, duşları, kafe bölümü, pinpon masaları olan ve başkanlık konutundaki o masaj koltuğunu da getirip işçi kardeşlerimin olduğu emekçi evine koydum. O masajı biz değil, o işçi kardeşlerim hak ediyordu çünkü. Ve o günden sonra, açılıştan sonra gönül rahatlığıyla makamıma gidip oturdum Sayın Başkanım. #İBBDavası
22 DOLARDAN YAPILAN PANKARTI 2,5 DOLARA YAPTIRDIM
2019-2023 yıllarında başında bulunduğum belediye şirketi Beltaş'ı vergi, SGK borcu olmayan ve kâra geçilerek kurumlar vergisi ödeyen bir noktaya getiren belediyecilik yaptım Sayın Başkanım. 4 yıl içerisinde Beltas'ı SGK ve vergi borcu olmayan, kurumlar vergisi ödeyen, kâra geçilen bir noktaya getirdim. Yine Beyoğlu Belediyesi'ni devraldığımızda, 1 yıllık gelirinin 1.5 katı kadar borçla devraldık Sayın Başkanım. Kısa zamanda tasarruf tedbirleri, gelir arttırıcı projeler ile 1 yıllık gelirinin 1 altta borcunu indirmiş bulunuyoruz.
Birkaç örnek vermek istiyorum: Yıllarca 22 dolardan pankart yaptırmışlar Sayın Başkanım Beyoğlu Belediyesi'ne. 100-200 değil, on binlerce pankart yapılmış; bayram kutlamaları, yeni yıl kutlamaları... Kaç paradan yapılmış bu pankartlar yıllarca? 22 dolardan yapılmış Sayın Başkanım, 22 dolar! Bir hafta durup çöpe gidiyor. Biz kaç paraya yaptık aynı pankartı? 2.5 dolara yaptık Sayın Başkanım. Eğer tersi olsaydı, o dönem 2.5 dolara yapılan bir işi biz bugün 22 dolara yapıyor olsaydık; iddianamede muhtemelen bir eylem olarak da o yer alacaktı. Yine duvar giydirme metrekarelerini, bir sürü duvar giydiriyorlar, resimlerini her yerde görüyoruz Sayın Başkanım. Duvar giydirme metrekaresini Beyoğlu'nda 11 dolardan yaptırdılar. Yıllarca 11 dolar, biz geldiğimizde aynı duvar giydirmelerini 1 dolara yaptırdık Sayın Başkanım metrekaresini. Dolayısıyla yine tersi olduğunu düşünsek, 1 dolara yaptırılan bir giydirmeyi biz 11 dolara yaptırmış olsaydık muhtemelen bir eylem daha eklenmiş olacaktı.
Evet Sayın Başkanım, 1 yıldır tek kişilik hücredeyiz. "En büyük ibadet halka hizmettir" demiş Hacı Bektaş Efendimiz. Bizler 1 yıldır en büyük ibadet olan hizmetten alıkonulduk. 1 yıldır yârin yanağından, evlatlarımızın kokusundan, ana babamızın elini öpüp hayır duasını almaktan ve komşularımızın selamından alıkonulduk. Bir çilehane oldu hücre bize. #İBBDavası
#İBBDavası'nda 61. Gün
"Seçimi kazandığımız için bu iddianame yazıldı!"
Beyoğlu Belediye Başkanı #İnanGüney beyanda bulunuyor:
"Anaya, babaya, yoldaşa, kavgaya, mücadeleye hasret kaldığımız dokuz ay.
Acıyı, kederi, özlemi, umudu ve hasreti; kör pencere, demir kapı, taş duvarlar ve esaret içinde dolu dolu yaşadığımız dokuz ay.
Acıyı, hüznü, özlemi ve umudu tek başımıza yaşadık Sayın Başkanım.
🔺️Analar dokuz ayda nice evlatlar doğurdu.
Dört mevsim geçti.
Ağaçlar tomurcuklandı, boy verdi, doğa yeniden canlandı.
Hele bahar aylarında... Masmavi gökyüzü, sımsıcak güneş ve gökyüzünde süzülen kuşlar hasretimizi daha da artırdı.
Ama yine de yaşadık.
İnadına yaşadık.
Evlatlarımızın yaşayacağı güzel günlerin bedeli, kefareti olsun dedik.
🔴 Görevimle ilgili olmayan, delilsiz ithamlardan dolayı; bırakın şafak operasyonuyla gözaltına alınmayı, hakkımda soruşturma dahi açılmaması gerekirken, bugün 12 yıldan 35 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyoruz Sayın Başkanım.
🔺️Kanun der ki; "Suçu ispatlanana kadar herkes masumdur."
Ancak bizim dosyamızda bunun tam tersi yaşandı.
Masumiyet karinesi yok sayıldı.
Suçsuzluğumuz ispat edilene kadar suçlu kabul edilerek cezaevinde tutuluyoruz.
🔴 Aklıma şu soru geliyor Sayın Başkanım: Belediye başkanlığını kazanamamış biri olsaydım, herhangi bir siyasi görevi olmayan sıradan bir vatandaş olsaydım, bu iddianame yazılır mıydı?
🔺️Bırakın suçlamayı, en ufak bir suç şüphesi dahi oluşturmayan bu konular nedeniyle ne soruşturma açılırdı ne de dava.
🔺️Şafak operasyonuyla evlatlarımın gözleri önünde gözaltına alınmaz, aylarca tutuklu kalmazdım.
🔴 Dolayısıyla bu iddianame; Beyoğlu Belediyesi'ni kazanmamızdan, otuz gün içinde halkın belediyesi anlayışını hayata geçirmemizden dolayı hazırlanmış, tamamen siyasi nitelikte bir iddianamedir.
Oysa iddianameler siyasal aidiyete göre değil, somut olaylara ve delillere göre yazılmalıdır.
Siyaset adliye koridorlarında değil, sokakta halka hizmet ederek yarışmalıdır.
🔴 Bu iddianameyle, bu esaretle sadece biz mi cezalandırılıyoruz?
Hayır.
Eşlerimiz, çocuklarımız, anne ve babalarımız, bize oy veren seçmenlerimiz ve Beyoğlu halkı da cezalandırılıyor Sayın Başkanım.
🔺️Ben yalnızca CHP seçmeninden değil; AK Partili, MHP'li komşularımdan da oy aldım. Kasımpaşa'da, Tophane'de yıllar sonra rekor oylar aldık.
🔴Yani bugün burada yalnızca İnan Güney ya da Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni değil; farklı siyasi görüşlerden Beyoğlu'nun bütün komşuları da cezalandırılmaktadır."
"Size açıklama mı yapacağım" diyen mahkeme başkanı, Ekrem İmamoğlu’nun salondan çıkarılması talimatını vermeden önce şunlar yaşandı:
Ekrem İmamoğlu: “Siz yaptınız, ben yapmadım. 9 Temmuz diye bir gündemi önümüze siz getirdiniz. Baştan bir liste ayarladık. Tamam, o listeyi… Sayın Başkan, 9 Temmuz zaten bu sıralamada bir süre sorunu değildi. 9 Temmuz’u dün getirdiniz önümüze. Eğer 9 Temmuz konusunda bir seferberlik varsa, neyi başka öne çekmeyin? 9 Temmuz’dan sonra operasyon yapılacaksa bilelim de ona göre hareket edelim.”
Mahkeme Başkanı:
“Bakın, salondan çıkartırım sizi.”
Ekrem İmamoğlu:
“Neyi salondan çıkarırsınız? Neyi? Ben çıkarım, çıkartmanıza gerek kalmaz. Ama siz mi? Ben pazarlık mı yapacağım? Ben? Neyin pazarlığı Sayın Başkan? Neyin pazarlığı? Buradaki arkadaşların savunması yetişmezse bir sonraya bırakılacağını üç defa kabul ettiniz. Bizim önerimizi kabul ettiniz Sayın Başkan. Bir akşamda ne değişti? O zaman ‘Avukatlarımız süre sınırlamalarına birazcık uysunlar.’ derseniz… Hayır, mesele 9 Temmuz’du ya. Ne oldu, anlamadım.
Sayın Başkan, 9 Temmuz diye… Hayır, 9 Temmuz diye… Hayır, 9 Temmuz diye… Bakınız, şu anda bile saat 11.20’de başlıyoruz. 10.30…
Hayır efendim, bakınız. Ama benim arkadaşım Fatih Bey, benden önce, iddianamede örgüt yöneticisi olarak gösterdiğiniz kişi. Benden önce konuşmalı diye sizinle bunu ilk hafta görüştük, kabul ettiniz. Ara savunma talebinde de söyledim, kabul ettiniz. Bu haftanın başında da konuştuk, yine kabul ettiniz. Şimdi takvim dediğinizde 9 Temmuz niye bir sınır oldu Sayın Başkan? 9 Temmuz’da Türkiye’de kıyamet mi kopacak? Ben anlamadım yani.
Mahkeme başkanı: Savunmamıza devam edelim. O bittikten sonra Tuncay’ı alacağız, o bittikten sonra sizi alacağız.
Ekrem İmamoğlu: Yani neden uzattınız? Ne yapıyorsunuz? Benim Fatih Bey’den önce veya sonra savunma yapmam neyi değiştirecek diyorsunuz. Benim için çok şeyi değiştiriyor. Bakınız, benden önce, iddianamede yönetici olarak gösterilen kişinin savunmasını dinlemek benim savunmamın düzenini oluşturuyor. ‘Operasyon mu çekilecek?’ dedim. Türkiye’de ne olacak? Avukatlarımız da hakkını verecek. Rica ediyorum, bu konuyu uzatmayalım.”
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun Yüce Divan'da yargılanmasına neden olacak belgeleri paylaşıyorum!
Başıboş bir apron, görmeyen kameralar, şüpheli İsrail jeti, düşen Libya uçağı!
Abdülkadir Uraloğlu’nun kamuoyundan gizlediği gerçeklere ait resmi belgeleri yayınlıyorum.
Düşen Libya uçağı olayının perde arkasını;
Esenboğa Havalimanındaki HALİNKOK komitesinin resmi toplantı tutanaklarıyla ortaya çıkardık.
Toplantı Tarihi: 30 Nisan 2026
Konu: Apron 5’teki Uçak Parkları
Katılanlar: DHMİ, Emniyet, Jandarma, TAV, Havayolu şirketlerinin yetkilileri
Belgeler, Esenboğa Havalimanında denetimsiz bir “tuzak alanı” yaratıldığını kanıtlar nitelikte.
Tuzağın adresi: Esenboğa Apron 5!
İki düşman ülke uçağının aynı apronda park ettirilmesi, uluslararası uçuş kurallarına aykırı olduğu halde;
Adım-1 ⬇️
22 Aralık’ta Esenboğa’ya inen Libya Genel Kurmay Başkanını taşıyan jet, garip bir şekilde;
Üst düzey yabancı yetkilileri taşıyan uçakların park ettirildiği Apron 1’e değil, havalimanının en uzak köşesindeki Apron 5’e yönlendiriliyor.
Adeta bir tuzağa doğru çekiliyor.
Adım-2 ⬇️
Ertesi gün şüpheli bir İsrail jeti Esenboğa Havalimanına iniş yapıyor. O da Apron 5’e yönlendiriliyor.
Adım-3 ⬇️
İki düşman ülke uçağı, skandal bir şekilde, 1 saat 41 dakika boyunca Apron 5’te bir arada kalıyor.
Bu süreç boyunca Libya uçağı mürettebatı oteldeyken, İsrail jeti mürettebatı ve yolcuları Apron 5’te, Libya uçağıyla baş başa kalıyor.
Sonuç⬇️
Şüpheli İsrail jeti Esenboğa’dan kalkıp Tel-Aviv’e gidiyor. Ardından havalanan Libya jeti ise üç jeneratörünün de tuhaf bir şekilde birden bire arızalanmasıyla Ankara’da düşüyor. Kurtulan olmuyor.
Peki tuzak yeri neden Apron 5?
İşte bu sorunun yanıtı HALİNKOK belgelerinde!
Ankara Vali Yardımcısının başkanlık ettiği HALİNKOK’un resmi tutanaklarına göre;
🔴 DHMİ, Apron 5’e park yeri bilgisi giremiyor!
🔴 Apron 5’e giriş yapan uçaklar rastgele, kendi istedikleri yere park ediyor!
🔴 Havalimanı Kulesi ve Ramp Birimi Apron 5’i göremiyor!
🔴 Apron 5’te kamera problemi var!
🔴 Devasa apronda sadece 3 adet kamera var; 3’ü de sorunlu, görüntüler net değil!
Yani resmi belgelere göre;
5 No’lu Apron, Esenboğa Havalimanında operasyon yapmak için çok ideal bir kayıt dışı kör nokta durumunda.
Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, Apron 5 gerçeğini en başından beri biliyor olmasına rağmen, tedbir almayarak görevini kötüye kullanmıştır.
İsrail jetinin varlığı, Apron 5’teki kontrol dışı durum ve kamera rezaleti konusundaki açıklamalarımız için ‘tümü yalan’ diyerek, kamuoyunu yanıltmaya çalışmıştır.
Ulaştırma Bakanı, bizzat kendi sorumluluğundaki kurumun "kozmik" tutanaklarıyla yalanlanmıştır.
Türkiye’nin milli menfaatleri çerçevesinde, özellikle NATO Zirvesi öncesinde;
Ulaştırma Bakanı mutlaka görevden alınmalıdır!
Bakana şifreli not: Belgelerde adı geçenlerin kuruma olan aidiyet duygusunu rencide etmemenizi tavsiye ederim.
İDDİANAMEYİ SAVUNMAK MAHKEME BAŞKANINA MI KALDI?
Murat Ongun’un avukat Rahşan Sertkaya Daniş, iddianamedeki tüm iddialara ilişkin savunmasına devam ederken Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan ile aralarında tartışma yaşandı.
Aylan, “3 saattir savunma yaptınız, yarın öğlene kadar bitirirseniz Tuncay Yılmaz’ı dinleyeceğim” dedi.
Ongun’un avukatı Daniş hakimin tutumuna tepki gösterdi, "Bu salonda hiçbir avukatın savunmasını kısıtlamadınız. Ben savunmamı iddianameye göre hazırladım.” Dedi.
O sırada mahkeme başkanı Selçuk Aylan’dan çok tartışılacak bir yanıt geldi:
"İddianameye kopyala - yapıştır diyorsunuz ya ismi o yüzden bu kadar çok geçiyordur" dedi. Devamında tartışmalar sürerken duruşmayı yarına erteledi.
Hukuki açıdan bir ağır ceza mahkemesi salonunda iddianameyi savunması gereken makam “Mahkeme Başkanı” değil, “iddia makamı” yani duruşma savcısıdır.
Mahkeme başkanı “kopyala yapıştır diyorsunuz ya iddianameye” diyerek iddianamenin aleyhindeki eleştiriler üzerinden iddianameyi “savunamaz ya da yorumlayamaz”.
Mahkemede hakimin yalnızca “adaletin ve hukukun üstlüğünün” tarafı olması beklenir.
Bu tutum Türkiye’deki Adil yargılanma hakkı ve yargı bağımsızlığı adına “utanç vericidir”.
#İBBDavası'nda 60. Gün
"Telefonu kanalizasyona atan serbest!"
MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı #MuratOngun beyanda bulunuyor.
🔺️Çekino Gizemi: "Sızdıran Var Ama Sızdırılan Şirket Yok!"
İddianame bizi kandırmaya çalışıyor: Savcılar, 11 milyon vatandaşın verisini Çekino A.Ş.’ye sızdırdığımızı iddia ediyor.
Özetle; her şeyi bu firmaya sızdırmışız.
Peki, bu şirketin sahibine, bilişim yetkililerine dokunuluyor mu?
Hayır.
İddianamede Çekino yetkilisi diye alt taşeronun sahibi Hüsnü Can Şen’in ifadesini koyup bizi kandırmaya çalışıyorlar.
19 yıllık İBB çalışanını bile Çekino çalışanı gibi gösteriyorlar.
🔴 Çekino’dan çekinen mi var?
Biz her şeyi buraya sızdırdıysak bu Çekino nerede?
Normalde ne olur?
Şirket basılır, dijital materyallere el konulur, ilgililer gözaltına alınır.
🔺️Sistem bize işliyor ama bu arkadaşlara işlemiyor.
Savcılar merak etmeyince ben hücremden merak edip araştırıyorum:
⚫️ Bu şirketin arkasındaki güç kim ki savcılar bu iddialı cümlelere rağmen onlara dokunamıyor?
🔺️Ankara merkezli bu savunma sanayi şirketinin arkasında, perde arkasında olan çok güçlü bir isim zikrediliyor ama müfteriler gibi ispatlayamayacağım şeyi konuşmam.
🔺️Şurada inanılmaz iddialar var ama Çekino firması normal hayatına devam ediyor; olan, aylarca cezaevinde yatıp burada karşımızda titreyen 20 yaşındaki kız çocuğuna oluyor.
⚫️ Telefonların Çifte Standartlı Kaderi
🔴 Bazı telefonlar hapse attırır, bazılarında hayat farklı akar!
Ekrem İmamoğlu’na ait eski bir telefonu sakladığı iddiasıyla Kadriye bir yıl, Melih ise hala cezaevinde yatıyor; suçlama ise "suç delili gizleme ve örgütsel bağlılık".
🔺️Telefonu kanalizasyona atan serbest!
İtirafçı Bayram Yıldırım, iddia makamının en makbul tanığı. Bayram, ifadesinde örgüt yöneticisi Ertan Yıldız’a ait iki gizli telefondan birini kendisinin aldığını ve
🔺️"SIM kartı kırıp kanalizasyona attığını" açık açık beyan ediyor.
🔴 Delili yok eden bu makbul tanık dışarıda serbestçe geziyor!
🔴 13 gün sonra kibarca
"Telefonu getirir misiniz?" ricası:
Diğer gizli telefonu saklayan Fatih Türk’e de kimse hesap sormuyor.
🔺️Bayram bu bilgiyi verdikten 13 gün sonra emniyet Fatih Bey’i ifadeye bile çağırmıyor;
"Telefonu getirir misiniz?" diyor.
O da getirip teslim ediyor.
🔴 40 Gün Sonra Akla Gelen Şifre ve Bomboş Telefon
Şifreyi sormayı unutuyorlar:
Telefonu alıyorlar ama Fatih Bey'e "Şifresi nedir, içinde ne var?" diye sormuyorlar.
🔴 Büyük yolsuzlukların döndüğü iddia edilen 30 iştirak şirketinin başındaki Ertan Yıldız 12 Ağustos'ta ifade veriyor, ona da şifre sorulmuyor.
⚫️ Ve muazzam son:
Telefon teslim edildikten tam 40 gün sonra şifreyi (334455) alıp telefonu açıyorlar.
Emniyet tutanağı dosyada mevcut: Telefon bomboş, içinde hiçbir veri yok!
Soruşturmada güya delil arıyorlar ama örgüt yöneticisinin telefonunu merak edip incelemiyorlar."
Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, savunmasına devam ediyor. Ongun, iddianamede “kasası” olarak iddia edilen Emrah Bağdatlı’yla ilgili konuştu. Ongun, “İddia edildiği gibi Emrah Bağdatlı'nın iletişim koordinatörlüğünde bir odası yoktur. Şu salonda bir Allah’ın kulu Emrah’ın odasında çay içmemiştir çünkü odası yok” dedi.
Ongun devamında, “Benim, Emrah’la özel hayatımda da ilişkim vardır, ailecek görüşürüz. Ama beyanlarda abartıldığı gibi değildir. Öyle olsa baz kayıtlarıyla süslenen aile tatilimizde, o ve ailesi de yer alırdı. Hayatımda sadece bu şahıs varmış gibi, başka hiçbir ahbabım yok gibi lanse ediliyor. Zahmet edip HTS detaylarına baksalar; 2012’den; 2020 yılına kadar hiç görüşmediğimizi ortaya koyarlardı” diye belirtti.
Ongun, ayrıca “BDDK raporu elimde.Medya A.Ş.’den iş alan 1 – Kültür A.Ş.’den iş alan 1 olmak üzere sadece 2 firmayla 5 yılda 3.7milyon TL’lik iş yapmış” ifadelerini kullandı.
Murat Ongun, “kasası” olduğu iddia edilen Emrah Bağdatlı’nın MASAK raporuna göre, mal varlığının 750 bin dolar seviyesinde olduğunu söyledi. Ongun, "Emrah bile kendisini savcılar kadar abartamazdı. Bu iddianamenin içeriği nesiller boyu anlatılacak” diye konuştu.
Ongun, İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu’nun, Ekrem İmamoğlu'na ait olduğu iddia edilen ancak yıllardır kullanılmadığı ortaya çıkan telefonu sakladığı iddiasıyla aylarca hapsedildiğini söyledi.
Ongun, "Savcılığa göre örgüt yöneticisi ve 30 iştirak şirketinden sorumlu Ertan Yıldız’ın sır telefonunu saklayan Fatih Türk’e kimse hesap sormuyor. Kimse Fatih Türk’ü merak etmiyor. Sakladığı telefon dahi merak edilmemiş. Fatih Bey 16 Temmuz 2025’te telefonu davet üzerine teslim etmiş. Ertan 12 Ağustos'ta ifade vermiş, telefonunun şifresini bile sormamışlar. Bazı telefonlar çok merak edilir, insan tutuklatır. Bazı telefonlar da ise hayat farklı akar. Neden” dedi.