Bu cehalet yürümez, asra bakın: Asr-ı ulûm!
Başlasın terbiyeniz, ailelerden, oğlum.
Sade hürriyeti ilan ile bir şey çıkmaz!
Fikr-i hürriyeti hazmettiriniz halka biraz!
6 ŞUBAT MARAŞ-HATAY DEPREMİNİN YEGÂNE SEBEBİ ÖĞRETMENLERİN MEHMED ÂKİF'İ BİLMEYİŞİ VE ÖĞRETMEYİŞİDİR!
Mehmed Âkif, Safahat'ta vazife duygusunu, sorumluluğu ve şahsiyet sahibi olmayı beka vurgusu ayarında işlemiş namus neferi bir numune-i imtisaldir.
Türk Milleti'nin rehber edineceği insan tüm hayatı boyunca girdiği hiçbir kapıdan başını öne eğmemiş bir adam olmalıdır.
Türk Milleti'nin örnek alacağı kişi yağmada hiç görülmemiş, sıraya girmemiş ve ismini lekelememiş biri olmalıdır.
Mehmed Âkif, bir sofraya ancak şeref vermek üzere otururdu; malla, makamla, kadınla imtihanı kaybetmemiş biriydi.
Mehmed Akif bilebildiğim kadarıyla memuriyet muktezası maada iki defa emir almıştır. İkisi de I.Dünya Harbi'nde harp esnasında, Almanya ve Hicaz misyonu sebebiyleydi. Âkif devlet memurluğuna bile eyvallahı olmayan biriydi. Talat'ın bile yüzüne kapıyı çarpacak kadar cesur ve müdânâsız idi.
Âkif, haysiyet ve şahsiyet sahibi yani karakteri sağlam biri olduğu için İstiklal Marşı'nı yazabilmiştir; O, daha fazlasını da yapmıştır. Bekâ timsali de olmuştur.
Vazife şuuru, sorumluluk ve ahlaktan mahrum insanlar Âkif'te Rumeli'nin kaybının tevlit ettiği beka kaygısına eşdeğer bir kaygı doğururdu çünkü ona göre bir Müslüman ancak hâşâ Allah'ı hizmetçi görmeyen ve ahlaklı olan biriyse Müslüman olabilirdi.
Karakter sonradan kazanılabilir bir hassadır ancak karakter yaş değnek misali erken tarihlerde daha iyi şekil alır. Bu sebeple talim ancak terbiyeye terfik edildiğinde bir netice verir. Yaşarken ve ölünce "namussuz", "hırsız", "sahtekâr", "rüşvetçi", "yolsuzluk yapan" olarak anılmamak için aile kadar öğretmenlere de çok iş düşer.
Depremlerde daha çok kazanç ve kâr peşinde koşan müteahhitlerin günahı öğretmenlerin günahından azdır çünkü o müteahhitlere yol veren ve gerekli denetimi yapmayan kamu görevlileri ilkokuldan üniversiteye kadar öğretmenlerin talim ve terbiyesinden geçti. Bu kadar vazife duygusu, sorumluluk ve ahlaktan mahrum kamu görevlisi eğitim sisteminin ve öğretmenlerin günahıdır.
Sağlam şahsiyetli biri her hatırlının, zenginin sofrasında oturmaz, böyle bir sofrada oturmayan kolay kolay rüşvet almaz, rüşvet almayan biri de depremde yıkılacak bölgelerde inşaat izni vermez, inşaatın mevzuat ve fenne aykırı, eksik malzeme ile yapılmasına göz yummaz.
Hakkı olmayan ve kamuya ait bir parayı zimmetine geçiren bila-istisna kursağına ve midesine ateş dolduruyordur. Âkif bilinse ve öğretilse bu namussuzluk büyük oranda azalır ve deprem zayiatı bu denli ağır olmazdı.
Ahlak fıtrî bir hassa ve vasıfsa da talim ve terbiye ile de kazanılır ve ancak karakterin esası olunca müspet ve müsmir bir netice verir.
Batı, ahlakın neticelerini büyük oranda kanun ve sosyal zorunluluğu tahkim ile temin etmiştir; bu, onların ahlakına değil netice alma kabiliyetine işaret eder. Batı ve ABD hâlâ soygun, sömürü ve sapıklık ile anılmaya devam ediyor.
Âkif, bir retorik malzemesi olmaktan çıkar ahlak timsali olarak öğretilirse pekçok şey de değişir.
Musalla taşında hocalar artık "merhumu nasıl bilirdiniz" sorusuna, "merhumun Âkif gibi girdiği hiçbir kapıdan başını öne eğmediğine, kamu vazifesi ifa ederken maaşı ve mevzuatla tayin edilen ve ahlakla mukayyet hakları haricinde kamudan hiçbir menfaat temin etmediğine şahitlik eder misiniz" sorusunu da ilave etmelidir.
Bugün Osmanlı Devleti Hariciye Nezareti’nin kuruluşunun 189. yıldönümü.
Bakanlığımız, asırlardır dünyada barışçıl ve çözüm odaklı diplomaside lider rol oynamaktadır.
Elân okumakta olduğum ve çok önemli olduğunu düşündüğüm bu kitabı paylaşmadan edemedim. Bir kamyon kitap okumaya gerek olmadan derli toplu şekilde nefis bir fotoğraf çekmiş görünüyor. Çokları için bu kitap yeterli olacaktır. İstisnasız herkese tavsiye edebileceğim bir kitap...
@MorbeyazScout @brightyas1n @baldizparaziti @jinnewsturkce Silahaltında bulunan yani zorunlu askerlik görevini yapmakta bulunan askeri personel (er erbaş, askeri öğrenci) oy kullanamaz.
Zira mülkte adalet yok, hürriyet yok, hukuk yok; Hükümette haksızlık çok, ahaliye zulüm çok. Her bucakta: demir elli istibdat; Her bucakta: kaplan dişli cehalet; Her bucakta: ölüm yüzlü sefalet; Her bucakta: bin inilti, bin feryat!...
Bakın, mes’ud etmek için her şey olan bir ülke, Her kuvvet; maksadına ram eyleyen bir ümmet, Üç kıtada cihangirce hüküm süren bir devlet... Şu saatta bir karanlık uçurumun üstünde; Tüy ürperten bir ölümün önünde!...