yaşanan olay ise tamamen sınıfsal. oraya chobani'nin sahibi gitse böyle bir şey yapilamazdı. ki ulusal baskıları hangi marksist reddetmiş? ırkçılığı mı reddetmişiz? neyse. kardelen enerjini şara'yı demokratikleştirme hedefi olan cumhuriyetiçi apo’ya yöneltebilirsin mesala
Zonguldakta Şırnak silopili mevsimlik işçilerine ırkçı saldırı taşla saldırıyorlar yemin ederim yazık hepsi çocuk genç diyecek söz yok.. #emekçileresaldırı
Başkan 13 gündür kentlindeyiz..
Uğramadınız, bir ihtiyacınız var mı diye sormadınız Beypazarı’lı madencilere..
Valilik yasağına mı uyuyorsununuz?
İş cinayetinde Öldürülünce üzülüyorsanız direnirken sahip çıkmanız gerekir
amerika’nı zor yolu ile inşa ettiği, dünyaya dayattığı, organizasyon ve sınırsız bir şekilde harcamalar, karşılıksız basılan paralar ve ortaya çıkan borç ile nereye kadar devam edecek değil mi? çanlar kimin için çalıyor turuncu domuz çanlar kimin için çalıyor
ABD'de 3 olay aynı haftaya denk geldi. Ray Dalio dün bir uyarı yayınladı.
Uyarıyı anlamak için önce o 3 olaya bakmak gerekiyor.
1. 30 yıllık ABD tahvil faizi %5.33 ile 19 yılın zirvesini gördü.
2. Japonya, elindeki ABD tahvillerinin bir bölümünü satıp parayı ülkesine çekti.
3. ABD Hazinesi kendi tahvillerini geri almaya başladı.
Herkes bu 3 haberi ayrı ayrı okudu.
Ray Dalio ise dün yayınladığı makalede 3'ünü tek bir sürecin parçaları olarak anlattı ve yatırımcıları uyardı.
Size o hikayeyi ve uyarının ne olduğunu göstereceğim.
Ray Dalio tarihteki büyük borç krizlerini inceledi.
Ülkelerin nasıl battığını anlatan kitabında bunların 35'ini tek tek gösterdi.
Bu hafta ona sürekli aynı soru soruldu. ABD'de olanlar kitabındaki sürece uyuyor mu?
Cevabı evet oldu.
Kitabın anlattığı süreç 3 adımda ilerliyor.
Önce devletin borç ödemeleri gelirinden daha hızlı büyür ve bütçeyi sıkıştırmaya başlar.
Sonra alacaklılar rahatsız olur. Tahvilini satanlar ve borcu yenilemek istemeyenler çoğalır.
Son adımda devletin önünde 2 yol kalır.
Ya faizin yükselmesine izin verilir, faturayı piyasalar ve ekonomi öder.
Ya da para basılır, faturayı paranın değeri öder.
Dalio'ya göre 2 yolda da kaybeden değişmiyor. Tahvili tutan kaybediyor.
Şimdi bu adımları ABD'nin bugünkü tablosuyla karşılaştıralım.
Rakamların hepsi Dalio'nun makalesinden geliyor.
Devletin geliri 5.5 trilyon dolar, gideri 7.5 trilyon dolar. Aradaki 2 trilyonluk açık borçla kapatılacak.
Yıllık faiz ödemesi 1 trilyon dolar, yani gelirin yaklaşık %20'si.
Üstelik bu yıl vadesi gelen yaklaşık 10 trilyon dolarlık anapara da çevrilmek zorunda.
Faiz ve anapara birlikte 11 trilyon dolar ediyor, yani devletin gelirinin 2 katı.
Borcun hane başına düşen kısmı ise yaklaşık 240 bin dolar.
Şimdi bu haftanın 3 olayına geri dönelim.
Faizin en çok uzun vadede yükselmesi, Dalio'ya göre talebin arza yetmediğinin işareti.
Japonya'nın satışı, en büyük alacaklının masadan kalkmaya başladığının işareti.
Hazine'nin kendi tahvilini alması ise en kritik olanı.
Alıcı azalınca devletin kendisinin alıcı olması, kitapta yolun sonuna doğru ortaya çıkan bir hamle.
Dalio buraya bir not da düşüyor. Hazine'nin bunu yapma kapasitesi sınırlı.
Makalede bir detay daha var.
Yolun bu noktasında devletler borçlanma vadelerini kısaltmaya başlar, çünkü uzun vadeye alıcı bulmak zorlaşır. ABD'nin bu hafta yaptığı tam olarak bu.
Uzun vadeli tahvilleri geri alıp yerine kısa vadeli borç koyuyor.
Dalio bu yolu tarihte 35 kez inceledi.
Rezerv para statüsünü kaybeden her para bu yoldan geçti.
Detaylar ülkeden ülkeye değişti ama sonunda hep aynı şey oldu.
Borç ya yeniden yapılandırıldı ya da paranın değeri düşürülerek eritildi.
Peki ABD için zaman var mı?
Dalio'ya göre var ama daralıyor.
Gidişat değişmezse krizin 3 yıl gibi bir sürede gelebileceğini, bunun 2 yıl erken ya da geç olabileceğini söylüyor.
Çıkışı da yazıyor.
Bütçe açığı milli gelirin %3'üne indirilirse risk ciddi biçimde azalır.
Bunun için harcamaları kısmanın, vergi gelirini artırmanın ve faizin zorlamayla değil kendiliğinden gerilemesinin birlikte gerçekleşmesi gerekiyor.
Yolun sonunda ne olduğunu merak edenler için Dalio bir örnek veriyor.
Japonya.
Japon devleti tahviline yeterli alıcı bulamayınca açığı yıllarca para basarak kapattı ve sonuç kayıtlı.
2013'ten beri Japon tahvili tutanlar dolara karşı %51, altına karşı %76 kaybetti. Japon işçisinin ücreti de aynı dönemde ABD'li işçiye göre %55 geriledi.
Dalio makaleyi yatırımcılara bir tavsiyeyle bitiriyor.
Borç varlıklarının ağırlığını azaltmayı, altına yer açmayı ve bir miktar Bitcoin bulundurmayı öneriyor.
Son sözü Dalio'nun makalesindeki cümleye bırakıyorum.
Para ve borç, serveti koruyabildiği sürece ayakta kalır.
Koruyamadığı gün önce değer kaybeder, sonra terk edilir.
Dalio çıkışın hâlâ mümkün olduğunu da yazıyor.
Önümüzdeki dönem hangi yolun seçildiğini gösterecek.
bağımsız bir kürdistan’ın, israil’in işine yarayacağını düşünen öncelikle apo,yani pkk. gidin önce onu en büyük kürdostanî hareketi ikna edin sabah akşam sitede kafa sikmeyin lan yeter artık.ayrıca kavramları da düzgün öğrenin her seferinde içip içip yeni ayet indiriyorlar siteye
Serê Me Hemûyan Sax Be!
Me bi xemgînî bihîst ku yek ji kedkarê trîbuna tîma me Muhittin Kaya, li mala xwe ji ber krîza dil jiyana xwe ji dest daye.
Xwedê rehma xwe li Muhittin Kaya bike ku bi salan ji dil û can ked da Amedsporê. Em sersaxî û sebrê ji malbata wî ya xemgîn, hezkiriyên wî û tevahiya civaka xwe re dixwazin. Em şirîkê xema we ne.
♾️
Başımız Sağ Olsun!
Kulübümüzün tribün emekçilerinden Muhittin Kaya’nın, evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybettiğini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Amedspor’a yıllarca emek ve gönül veren Muhittin Kaya’ya Allah’tan rahmet; kederli ailesine, yakınlarına, camiamıza başsağlığı ve sabır diliyoruz.
"Rus Devrimi'nin dümenindeki bilge önderlerin, dikenli yolları her türlü tuzakla kuşatılmış olan Lenin ve Troçki’nin, bu yollarda pek çok kararlı adımını yüreklerinde tereddüttün, ikirciğin en büyüğü, en şiddetlisiyle attıklarına şüphe yoktur."
https://t.co/qt0iFTE6qa
beyazların, propaganda afişlerinde hedef gösterdiği ve seytanlastidigi iki isim var. birisi lenin, diğeri ise troçki. kim yok stalin. çünkü iki büyük işçi önderi var, o ikisi hedef gösteriliyor.
rosa’da, trocki ve lenin’i rus devriminin iki kahramanı diye anar. yani stalin nerde
Troçki’nin fikirleriyle en fazla zeki ve entelektüel bir sevgiliyle uzun akşam yemeklerinde entelektüel sohbet edebilirsiniz. İyi bir yazar ve edebiyatçı Troçki. Sofraya entelektüel hava katar. Onun dışında Troçki'den bir şey çıkmaz. Troçki mızmız bir aydındı. Daha fazlası değil.
Silivri'den herkese selamlar.
Bildiğiniz üzere, 5 Temmuz’da Türkiye genelinde gerçekleşen bir polis operasyonunda yüzden fazla arkadaşımızla gözaltına alınıp 8 Temmuz’da tutuklandık. Bizden öncekileri de ekleyince, şu an Türkiye'nin dört bir yanındaki hapishanelerde Devrimci Gençlik Dernekleri'ne yönelik operasyonlar sebebiyle tutuklu bulunan 50 kişiyiz.
NATO Zirvesi öncesinde tutuklanmamız tesadüf değildi. Bizden önce de NATO sebebiyle yüzlerce insan tutuklanmış; AKP iktidarı emperyalizme karşı güçlü bir tepki ortaya çıkmasın diye elinden geleni yapmıştı. Fakat derneğimize yönelik özel bir durumun da altını çizmek gerekiyor. 19 Mart 2025 tarihinden itibaren yoğun baskılara maruz kalmaya başladık. Devrimci Gençlik Dernekleri özellikle son bir yıl içinde gençlik arasında kitleselleştikçe ve örgütlendiği oranda gençliği AKP karşısında bir muhalefet gücü haline getirdikçe iktidarın gözünde "rahatsız edici" bir konuma geldi. NATO Zirvesi ise iktidar açısından bizlere bir “mesaj” verme vesilesi yapıldı ve bu operasyonlar gerçekleşti. Bunlar işin siyasi boyutu, yani gerçek nedeni.
İşin “hukuki” boyutuna, yani yalanların başladığı kısma gelirsek; bize yöneltilen suçlama alışıldık "örgüt üyeliği" iddiası. Biliyorsunuz, Türkiye’de yürütülen siyasi operasyonlar genellikle "terör örgütü" suçlamasına dayanıyor. Bu iddiayı desteklemek için ortaya konan sözde deliller de suçlamalar kadar absürt oluyor. Bizim dosyamızda da basın açıklamaları, eylemler ve Devrimci Gençlik Dernekleri'nin etkinlikleri alt alta "terör faaliyeti" olarak sıralanmış. Örneğin, geçtiğimiz aylarda hakları için direnen Migros işçilerine destek eylemlerine katılmak ya da 1 Mayıs'ta yürümek emniyet tarafından "terör faaliyeti" sayılmış. Ülkemizde hak arama mücadelesi hiç eksik olmadığı, bizler de yerinde duran insanlar olmadığımız için bu kısımlar oldukça uzun tutulmuş…
Deliller "terör finansmanı" kısmında daha da tuhaf bir hal alıyor. Mesela bir gencin aylar boyunca her ayın aynı günü yaptığı aynı miktardaki kira ödemesi, bir güzellik merkezine yapılan epilasyon ödemesi, bir insanın eşine gönderdiği para, iş yerinden yatan maaş ya da iki arkadaş arasında yol parası için yapılan 20 liralık bir transfer… Bunların hepsi emniyete göre "terörü" finanse etmekmiş.
Bu noktada herkesin sorması gereken bir şey var: İki üniversite öğrencisi arasındaki 20 liralık bir para transferi gerçekte neyi gösterir? Gizli bir komployu mu, yoksa üniversitede okuyan bir gencin otobüse binebilmek için bile arkadaşının desteğine ihtiyaç duyduğunu mu? Binlerce genç her gün yemek, ulaşım, kira ve ay sonunu getirebilmek; arkadaşlarıyla ya da sevgilisiyle bulu��abilmek için desteğe ve dayanışmaya ihtiyaç duyuyor. Buraya kadar kimse o gençlere “Aç mısın, tok musun, nerede yaşıyorsun, mezun olunca nerede çalışacaksın?” diye sormuyor. Fakat o gençlerden biri gün gelip, ona yaşatılan yoksulluğun gerçek nedenlerini ve bunun arkasında kimlerin olduğunu fark edip, tercihini Devrimci Gençlik Dernekleri’nden yana yapmışsa emniyetinden yargısına kadar herkes o gencin hesabına gelen 20 liranın peşine düşüyor. Yoksulluğumuz sadece başımızı kaldırmaya başlayınca dikkat çekiyor.
Bu saçmalıklar silsilesinin kendi içinde bir mantığı var tabii. İktidarın niyeti göstermelik de olsa "makul" bir suçlama yöneltmek, "ikna edici" deliller sunmak ya da hukuk çerçevesinde yargılama yapmak değil. Mesele toplumsal muhalefeti ve gençlik mücadelesini baskı altına almak. Buradaki tek "suç" itiraz etmek, mücadele etmek, haksızlığa sessiz kalmamak. Bu yüzden bir yığın yalan, iftira ve saçmalık üst üste diziliyor; hukuk zannedilen şey siyasi operasyonlarda dolgu malzemesi olarak kullanılıyor.
Şimdi burada, ülkesini ve halkını sevdiği için tutuklanan genç arkadaşlarımızla yan yanayız. Farklı illerde tutuklu bulunan arkadaşlarımızdan kimileri kuyu tipinin ağır koşullarına maruz kalıyor, kimileri tek kişilik hücrelerde tutuluyor, kimileri günün 24 saatini beyaz bir ışığın altında havalandırmaya çıkarılmadan geçiriyor, kimileri tek bir yatağı paylaşıyor, kimilerine ise tutuklandığı günden beri banyo imkânı verilmiyor. Haberleri sizler de takip ediyorsunuzdur.
Fakat ruh halimiz iyi, moralimiz yüksek. Dışarıda ne yapıyorsak içeride de onu yapıyoruz. Okuyoruz, düşünüyoruz, tartışıyoruz, takip ediyoruz, üretiyoruz ve mücadele ediyoruz. Bizler sonuç olarak doğru ve güzel işler yaptığımız için tutuklandık; bağımsız ve demokratik bir Türkiye istediğimiz için buradayız. Bunun huzuru da bize ihtiyacımız olan direnme enerjisini fazlasıyla veriyor.
Son olarak şunları söylemek istiyorum: Evet, özgür olmak istiyoruz ama mesele Silivri’den çıkmakla bitmiyor. Milyonlarca insanın sürekli biçimde yargı sopasıyla tehdit edildiği bir ülkede hapishane duvarlarının dışında olmak özgürlük değildir. Bu durum değişmeden dışarıda da özgür olamayız.
Özgürlük için sorumluluk almak, mücadele etmek gerekir. Herkes geleceği, sevdikleri, ülkesi ve halkı için bu sorumluluğu üstlenmedikçe hak ettiğimiz dünyaya kavuşamayız. Özgürlük ya hepimiz için ya da hiçbirimiz için.
Tekrar selamlar ve sevgiler. Aklımız da kalbimiz de sizlerle.
Berkay Ustabaş
Silivri 2 No’lu Hapishanesi
troçki’nin kendisi, bolşevik parti saflarına katılınca, lenin ile tekrar yakınlaşınca buradan vazgeçiyor. öyle ya pek çok troçkist örgüt ile de uyuşmuyor. ama tekrardan bakınca genç ve heyecanlı trocki baya baya gerçekleri haykirmiş. bolşevik parti’nin ne olacağını yazmış.
Troçki hayatında hiç gerçek sorunlarla uğraşmadı. Devrimden önce Yeraltı matbaası kurmadı örneğin. Demiryolu işçilerini örgütlemedi, partiye finansal kaynak sağlamak için riskli işlere girmedi.
Devrimden sonra da konut sorunuyla uğraşmadı, istihdam onun umrunda bile değildi+
[bu alıntılar mecburiyetten, mentlerim spama düşüyor]
büroşür sonrasında üvey evlat muamelesi gördüğü için pek elde düzgün hali yok, farklı diillerde çevirisi yok. düzeltilmesi sırasında yapılan bazı hatılar. editöryel düzeltmelerden kaynaklı. bunu yazacaktım, unuttum.
troçki’nin kendisi, bolşevik parti saflarına katılınca, lenin ile tekrar yakınlaşınca buradan vazgeçiyor. öyle ya pek çok troçkist örgüt ile de uyuşmuyor. ama tekrardan bakınca genç ve heyecanlı trocki baya baya gerçekleri haykirmiş. bolşevik parti’nin ne olacağını yazmış.
aşırı marksist olmak, troçki ve troçkistlere her zaman yöneltilen bir eleştiridir. yapacak bir şey yok. ama yine buna, troçki'nin, "ne yapmalı" ve "bir adım ileri, iki adım ileri" için eleştirisi olan “siyasi gorevlerimiz” de yazdığını cevap olarak iyidir.
aşırı marksist olmak, troçki ve troçkistlere her zaman yöneltilen bir eleştiridir. yapacak bir şey yok. ama yine buna, troçki'nin, "ne yapmalı" ve "bir adım ileri, iki adım ileri" için eleştirisi olan “siyasi gorevlerimiz” de yazdığını cevap olarak iyidir.
marx'tan hareket edip tıpatıp aynısını veya tutarlısını söylemesine gerek yok zaten, hatta marx bi meşruiyet aracına dönüşmüş troçkistler için. stalinistler en azından somut durumun somut tahlili diyerek bir marx meşruiyetini aşabiliyor.
yorum orada "devrimci ahlak" üzerinden manifestin giyinisi üzerinden eleştiri yaptı dümdüz. ki meselenin aslı da buydu. istiyorsanız sizin de giyinisiniz üzerinden "devrimci ahlak" konuşalım. hoşunuza gidecek mi? boş yapmaya gerek yok