O psikolojik eşiklerden biri bu mesela. Şu zımbırtılara dokununca ne olacağını, ne ceza alacağını bilen var mıydı? Yoktu. Herkes "elleyemeyiz" diye düşünüyordu ve ellemiyordu. Bu kadar.
Kimsenin, dokunsa ne olacağına dair bir öngörüsü de yoktu. Korku desen tam olarak büyük bir korku sebebi yoktu yani. Sadece "elleyemeyiz" düşüncesi vardı tüm çocuklarda. Kimse kimseyi neden yapmaması gerektiği konusunda eğitmiş ya da ikna etmiş filan da değildi. Görünmez bir engel, kaç nesli bu zımbırtılardan uzak tutmayı başarmıştı.
O görünmez engel -bence- okulun bir "kurum" olması idi her şeyiyle. Disiplin, ast-üst ilişkisi, devletin elinin varlığı, düzen, intizam... Dışarıdaki psikopatları okuldan uzak tutan da buydu. Yabancı kimse okula girmezdi. Güvenlik olduğundan mı? Hayır. Devletin eli orada olduğundan sadece. İçerde takım elbiseli adamlar, düzgün giyimli kadınlar, üniformalı çocuklar olduğundan.
Her şey için senelerce sürecek bir psikolojik çözümleme süreci ya da çok caydırıcı, ibretlik cezalar ve kanunda inanılmaz değişiklikler gerekmeyebilir yani.
herkesin bi avmsi vardir ya, benimki mesela forum istanbul. birisi bana forum istanbula gidiyorum dediginde sanki benim koyume gidiyo gibi hissediorm. sebepsiz bi sahiplenmisim orayi neden bilmiorm
Sıfırdan başlayıp helal yoldan zengin olan tanıdığım herkesin ortak bir özelliği vardır: Tasarruflu olmaları ve ilk sermayelerini biriktirirken çok zorlanmaları.
Charlie Munger ilk birikim ile ilgili sözleri:
Zenginler, para sahibi olmadan çok önce fakir gibi davranmayı bıraktıkları için zengin olurlar. Çünkü servet, gelirle değil, zihniyetle başlar.
Yılda 50.000 dolar kazanırken biriktiremeyen biri, 500.000 dolar kazandığında da biriktiremez. Para miktarı artar ama alışkanlık aynı kalır.
��İlk 100.000 dolarınızı biriktirin. O zamana kadar her şey cehennem gibi zor olacak. Ama o noktadan sonra işler kolaylaşır.”
İlk 100.000 dolar sadece bir rakam değildir — bir karakter inşasıdır. Bu sürecin asıl kazancı, birikiminiz değil, kazandığınız finansal disiplin ve sahip zihniyetidir.
Artık parayı harcayan bir tüketici değil, parayı çalıştıran bir sermaye sahibisinizdir.
Bu yolculuk size üç şey öğretir:
1) Ayartmalara direnç göstermeyi,
2) Gereksiz harcamalardan kaçınmayı,
3) “Kolay para” vaat eden aptalca tavsiyeleri görmezden gelmeyi.
Biriktirdiğiniz her dolar sizin için savaşan bir askerdir.
Onları akıllıca yatırımlarla savaşa gönderin; lüks tüketimle “kafalarını sıkmayın.”
Bileşik getiri, ağır bir volanı çevirmek gibidir.
Başlangıçta zordur, ama döndükçe kendi momentumunu üretir. Bir noktadan sonra, siz servet için değil, servet sizin için çalışmaya başlar.
İlk 100.000 doları geçtiğinizde artık sadece parayı değil, zamanı da satın almaya başlarsınız. Çünkü para, lüks ve statü değil, en kıymetli şeyi satın alır: Özgürlüğü.
- Charlie Munger
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının hukukla bir ilgisi yok. Zaten bunu herkes biliyor.
Tutuklamanın asıl nedeni, İmamoğlu’nun giderek büyüyen ve bu rejimi sarsmaya başlayan tabandan yayılan bir toplumsal dalgayı sürükleyebilme gücünün ortaya çıkmasıdır.
Belli ki dalga çığa dönüşmeden bastırmak istediler. Bu operasyon için uluslararası ortamın da müsait olduğunu düşündüler. (Bahçeli açılımı da bu bağlamda değerlendirilmeli).
Amaç, mahpus hâline getirilen İmamoğlu ve ekibinin bir şekilde gücünü yitirmesi, zamanla unutulması ve bu yükselen dalganın sönümlenmesi ya da en azından kontrol altına alınmasıydı. (Dalga daha çok büyüyor, ama konumuz o değil)
İmamoğlu’nun tutuklanmasını nasıl açıklıyorlar. Hukuk zeminine kimse inanmıyor. Açık açık “Korktuk, panikledik, büyümeden bastıralım dedik” diyecek halleri de yok.
Bunun yerine bazı “ideologlar” devreye girerek bir anlatı geliştiriyorlar: “Efendim, 15 Temmuz’da yeni bir nizam kuruldu, bir devrim oldu. İmamoğlu’nu içeri atan irade bu Anadolu ihtilalinin ta kendisidir. Halkın muhalefete desteği geçici, anlık bir tepkiden ibaret. Asıl olan, Türkiye’yi yöneten ittifakın tarihsel koşulları değiştirmesi ve yeni bir düzen kurmasıdır. Siz hâlâ eski Türkiye’ye de yaşadığınızı sanıyorsunuz, yeni Türkiye’yi anlayamıyorsunuz, vesaire vesaire…”
Evet, yeni bir “düzen” kurma hayali içinde oldukları apaçık. Bunu biraz aklı ve gözü olan herkes anlıyor ve görüyor. “15 Temmuz rejimi” ifadesini kullanan ilk kişilerden biriyim muhtemelen. 15 Temmuz’un, bu yeni nizamın devrim günü olarak görüldüğünü defalarca yazdım. Başkaları da yazdı.
Mesele şu: Kurulmak istenen bu nizam, bir şeye benzemiyor. Olsa olsa eski nizamın molozları üzerine, el yordamıyla inşa edilmiş bir gecekonduyu andırıyor. Yeni bir siyayasal ve toplumsal nizam kurmak öyle kolay değil. Tarihsel bir birikim, gelecek tahayyülü, kurumsal ve ahlaki zemin aynı zamanda savaş gibi dönüştürücü bağlamı olmadan o iş olmaz. Halkın desteği ve rızası ya da büyük bir başarı almadan olacak bir şey hiç değil. Hele başarısızlık ile yeni nizam hiç kurulmaz.
Türkiye bugün şu durumda: Evet, eski düzenin kolonları yıkıldı. Eski Türkiye kısmen çöktü. Çöken yerler moloz halinde. O molozlar üzerine derme çarpma bir rejim kuruldu. Nizam değil, nizamlaşamayan, geçicilik halinden kurtulamayan, toplumsallaşamayan, istikrarlaşamayan bir rejim.
Yeni nizam safsatası Ekrem Bey’in deyimiyle bu “bir avuç insanın” ülkeye tahakküm etme girişiminden ibaret. “Yeni nizam” ancak o “ideologların” kapasitesi, bilgisi ve hayal gücü kadar derin ve kalıcı olabilir.
Türkiye sabahını bekliyor.
BİR GÜN DEĞİL HER GÜN
Bir gün
Sana senin kim olduğunu unutturmak isteyenler olabilir.
Sana seni yanlış anlatanlar olabilir.
“Ümmet” diye diye ulusal değerlerini, belleğini silmeye, seni kimliksiz bırakmaya çalışanlar olabilir.
Hileyle aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş olabilir.
“Kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyet” yerine şeriatla çağdışı yönetilmeyi arzu edenler olabilir.
Ordularına kumpaslar kurulmuş, askerlerine hakaret edilmiş olabilir.
Bütün tersanelerin, köprülerin, hava alanların, otoyolların, madenlerin ve hatta zeytin ağaçların yeniden yabancılara teslim edilmiş olabilir.
Gazi meclisine terörist çağırılmış olabilir.
İhanet ve utanmazlık dört bir yanını sarmış olabilir.
Seni y��netenler şahsi çıkarlarını siyasi güçleriyle birleştiriyor olabilir.
Kadınlarını yaşamdan çekmek, onları eşyaya dönüştürmek isteyenler olabilir.
Milyonlarca insan denetimsizce sınırlarından geçmiş, yurdunu sessizce işgal etmiş olabilir.
Milletin yoksulluktan harap ve bitap düşmüş olabilir.
Her gün milyonlarca işsiz iş bulma umuduyla bir kuyruğa giriyor olabilir.
Cennet vatanını demir ağlarla örmek yerine örümcek ağlarıyla sarmak isteyenler olabilir.
Tarikatlarla iş birliği yapan bakanların, yöneticilerin olabilir.
Minicik çocukların zihinlerine, bedenlerine alçakça göz koyanlara fırsat verenler olabilir.
Asırları üzerinde taşıyan güzel Türkçe’miz tarihimizle birlikte saldırıya uğruyor olabilir.
Bazı gazeteler, bazı televizyon kanalları seni her gün kandırıyor olabilir.
Geldikleri gibi gidenlerin geride bıraktıkları aramızda dolaşıyor olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı!
Bu şartlar altında dahi umutsuzluğa kapılma!
Bir gün değil, her gün Atatürk gibi düşün, Atatürk gibi inan, Atatürk gibi davran!
En az Atatürk’ü anmak kadar değerlidir onun savaşımın�� anlamak!
Türk bağımsızlığını ve Türk Cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve savunmak senin birinci görevin.
Bunun için muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Ne mutlu Türküm Diyene!
#Ölümsüz Paşam
Saat 09.05
#ölümsüzAtatürk
#Başkomutan
#OnuAnlamak
#ANITKABİR
#NeMutluTürkümDiyene
Kolektife mesaj,
Kimsenin doktoru değilsiniz. Birilerini düzeltmek, iyi etmek ya da daha ileriye götürmek sizin işiniz değil.
İsteyen peşinizden gelir.
Sokak ortasında tanımadığı bir kadını sıkıştıran, öpmeye çalışan, yere yatırıp üstüne abanan bir kişiyi serbest bırakamazsınız. İnsanlara bunu yaparsanız serbest kalırsınız diyemezsiniz. Siz kimsiniz Türk kadınına yapılan bu muameleye seyirci kalıyor ve teşvik ediyorsunuz?
Öğrencilerimizle birlikte düzenlediğimiz iftar yemeği etkinliğinde bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadık. Gelecek etkinliklerde yeniden bir araya gelmek için heyecanla bekliyoruz.
Sinop Eğitim Vakfı Hayata Değer Katar!