Köpeklerin gür çığlıklarına rağmen başladı katliam.
Bağırdılar, çırpındılar, canları için haykırdılar; çare olmadı. Küreklerle, tüfeklerle, taşlarla, bıçaklarla, arabalarla sürüklenerek, tecrit kamplarında eziyet içinde öldürüldüler. Diri diri toprağa gömüldüler. Açlıklarını çivili yemeklerle, susuzluklarını zehirli sularla ecelleri kıldılar. İnsanoğlu, elinin uzandığı her yere ölümü taşımaya başladı. Depremlerdeki can borçlarını, can alarak ödediler.
Adalet sustu; katiller konuştu.
Ve kedilerin hayatlarına çökmeye başladılar.
Çiçek tohumu gibi gözleri, ince tüylü zarafetleriyle, bir yudum sevgi umuduyla insanlara doğru attıkları adımlarla, farkında olmadan ölüme yürüdüler. Tekmelendiler, ezildiler, balkonlardan atıldılar, taciz edildiler. Patileri kırıldı, boyunları kesildi, yüzleri parçalandı.
Doğanın en güzel senfonilerinden biri olan o hayat dolu, neşeli miyavlamalar, son defa can veren nefeslerine karıştı.
Adalet yine sustu; katiller daha fazla konuştu.
Ve artık çığlıkları bile olmayanların hayatlarına çöktüler.
Kuşlar, kaplumbağalar, tavşanlar, ağaçlar, çiçekler… Yaşamın kendisine saldırdılar.
Ölüm taşıyan ellerle can alanların kimlikleri belli olduğu hâlde, adaletin terazi tutan kolları zincire vuruldu. Bazıları gözaltına alınıp serbest bırakıldı, bazıları için adlî süreç dahi başlamadı.
Yaşanan bütün bu dehşeti asıl yakıcı hâle getiren de bu adaletsizlik oldu.
Çünkü onlar biliyorlardı ki toplumsal merhamet böyle ölür.
Haksız adaletin kılıcı her ölümde insanlığın vicdanında bir damarı daha koparır.
Biliyorlardı.
Biliyorlardı ki sessizlik bir sonrakine cesaret verecek.
Biliyorlardı ki adaletsizlik, yeni bir canlının nefesini daha kolay ölüme götürecek.
Biliyorlardı ki masum hayatların bu kadar hesapsız alındığı bir dünyada, insanlar acının kendisine alışacaklar.
Mesele, onların gözlerinin önünde öldürülmesine rağmen hiçbir şey hissetmeyen bir insanlığın inşa edilmesiydi.
Kısmen başardılar.
Ölüm artık hayatın doğal sonu değil; güçlünün güçsüze uygulayabileceği sıradan bir şiddet biçimine dönüştü.
Peki sıradaki kurbanlar kimler olacak?
Toplum ne kadar umursuyor?
Tüm olan bitenin ne kadar farkında?
Bu soruların üzerindeki gölgeyi zaman kaldıracaktır.
Ancak Allah’ın terazisi şaşmaz. Yerde esirgenen adalet, gün gelir gazap olarak gökten, dağlardan, topraktan gelir.
Sokakta bir yudum su, bir lokma yemek, sıcak bir kaldırım, sağlıklı bir nefes almak için yaşam savaşı veren bütün canlıların en acı kâbusu, insanoğlunun o paslı merhametine, bencil insafına muhtaç kalmaktır.
Onlara cehennemi verdiniz.
Alacağınız da başka bir şey olmayacak.
How it feels trying to explain white lily’s character to “white lily is a pick me Mary sue!!!!” people (if you think that fuck you and quit the game ugly bitch)