İsrail'in Kara Şapka operasyonu
Bugünkü yazımdan…
İyi pazarlar…
Temmuz 2025'te İsrail Savunma Bakanlığı, sessiz sedasız bir ihaleye çıktı. Belge, dışarıdan bakıldığında sıradan bir eğitim sözleşmesine benziyordu.
Üniversite kökenli akademisyenler, askerî personele bir dizi kurs verecekti. Ama belgenin detayları ortaya çıktığında meselenin tam olarak böyle olmadığı rahatlıkla görülüyordu.
Müfredatın içeriği ise oldukça dikkat çekiciydi. Katılımcılara psikolojik harp, propaganda, dezenformasyon ve meşruiyet teknikleri öğretilecekti. Bunlara ek olarak deepfake (yapay zeka ile sahte videolar üretmek) kullanımı, kültürel kodlar üzerinden hedef kitle analizi ve kampanya planlaması ders programında yer alıyordu.
En çarpıcı modül “Kara Şapka” tekniklerine ayrılmıştı. Bu terim, siber suç, siber savaş veya diğer kötü niyetli faaliyetlerle ilgili Facebook ve Google gibi şirketlerin kurallarını aşan manipülasyon yöntemlerini tanımlamak için kullanılıyor.
Bu, şu demekti. İsrail ordusu personeline, ticari reklam şirketlerinin bile yasadışı saydığı için yapmaktan kaçındığı teknikleri öğretmeyi planlıyorlardı. Tabii bunu düşman ülkelerle birlikte kendi vatandaşlarına ve uluslararası kamuoyunu hedef alan kampanyalarda kullanmak için istiyorlardı.
Mesela Mayıs 2021’deki Şomer HaHomot yani Surların Bekçisi adlı askeri operasyonda yapılanlar, bunlardan biriydi.
Ordu sözcülüğü bünyesinde bir kampanya müdürü, “Filistin Terör İçeriğini Yok Et” sloganıyla başlattığı harekette İsrail Ordusu Sözcülüğü’nün, dijital propaganda faaliyetlerini daha önce hiç görülmemiş bir ölçekte denediğini aktarıyor.
Bu dönemde sosyal medyada koordineli içerik kampanyaları yürütüldü. Sahte ya da güçlendirilmiş hesap ağları kullanıldı ve siyasetçilerle etkili kamuoyu figürleri sisteme dahil edildi.
Daha sonra 7 Ekim 2023’te başlayan saldırı dalgasıyla birlikte, İsrail Ordusu Sözcülüğü çok daha agresif ve sistematik propaganda tekniklerine odaklandı.
Mesela Ekim'in sonunda WhatsApp'ta gizemli bir grup kuruldu. İngilizce bir tanıtım mesajıyla kendini “Fact Check - Daily Content” olarak tanıtan bu grup, sıradan bir gerçek/doğrulama platformu görünümündeydi. Bizdeki doğru/yalan hesapları gibi düşünebilirsiniz.
Ekim 2023 ile Aralık 2024 arasında, IDF Sözcülük Birimi, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşıyla ilgili iddiaları gerçeklik kontrolü (Doğru/Yalan) konusunda bu haber kuruluşu kılıfı altında hem İsrail hem de uluslararası kitleleri hedef alan bir psikolojik operasyon yürüttü. Bu iş için yüz milyonlarca dolar harcadı ve harcamaya devam ediyor.
İsrail ordusunun söylemlerini destekleyen yüzlerce video, Filistin’i haksız gösterecek sahte görüntüler, soykırımı gizlemek için hazırlanan sahte fotoğraflar bu ve bunun gibi platformlar üzerinden yayınlandı. İsrail'de ve yurt dışında Influencerlar (etkili kişiler) ise doğrudan ordu tarafından dikte edilen mesajları güçlendirmek için görevlendirildi.
İsrail merkezli bağımsız bir araştırmacı gazetecilik platformu olan Ha-Makom'un soruşturması bu operasyonun içinden çıkan tanıklara ulaştığında, tablo bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı.
Bünyesinde görev yapmış askerler anlattıkça, sahte haber ağının anatomisi şekillendi.
Operasyonun mimarı, İsrail ordusu bünyesindeki kampanya müdürüydü. O güne kadar dijital propaganda çalışmalarının merkezinde yer alan bu isim, “Doğrulama/Yalanlama” platformunu yalnızca uluslararası kamuoyuna yönelik değil, aynı zamanda İsrail iç kamuoyunu da şekillendirmek amacıyla kurulduğunu anlatıyordu.
7 Ekim'in ardından hızla bu yalan üretim mekanizmasına dahil edilen askerler, içerik üretip paylaştıktan sonra görevden el çektirildiler. Yerlerine yenileri geldi. Bağlantılar koparıldı. İzler silindi.
Kasım 2023'te tüm ekip, bir toplantıda materyalleri imha etme kararı aldı. İzleri silen yalnızca bireyler değildi. Kurumsal bir kararla dosyalar yok edildi, hesaplar kapatıldı, görevlendirmeler yeniden düzenlendi.
Ancak sistematik olarak 7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşattıkları soykırımı yalanlarla meşrulaştırmaya çalışarak, kendi lehlerine algı operasyonları yaparak, bunun için dünya genelinde influencerlar kullanarak yoğun bir çaba sarfettiler.
Ama çok şükür ki İsrail’in dezenformasyon için büyük sistemler kurduğu ve her gün yüzlerce yalan görüntü, video ve içerikle dünyaya farklı bir hikaye anlatmaya çalıştığı o günlerde Türkiye olarak bizler de Gazze’deki soykırımı ve tüm gerçekleri anlatmak için mücadele ediyorduk.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Filistin konusundaki güçlü iradesiyle Dezenformasyonla Mücadele Merkezi olarak her gün onlarca İsrail yalanını ifşa ediyor, birçok dilde yayınlıyor ve uluslararası kamuoyuna gerçekleri iletiyorduk. İsrail’in resmi hesapları da dahil olmak üzere etki hesaplarının yaydıkları algı operasyonlarıyla eş zamanlı mücadele ediyorduk. Halen de devam ediyor bu çalışmalar.
Türk medyası da gerek konvansiyonel medya gerekse dijital medya olsun, muhabirlerinden köşe yazarlarına kadar herkes İsrail’in yalanlarıyla bir görev bilinciyle mücadele etti.
Türkiye, hem kamu kurumlarıyla hem medyasıyla hem düşünce kuruluşlarıyla hem sivil toplum kuruluşlarıyla İsrail’in algı operasyonlarına ve dezenformasyonlarına karşı adeta savaştı.
İşte bu yüzden iyi ki Türkiye var, diyoruz. İşte bu yüzden iyi ki Recep Tayyip Erdoğan var.
İsrail, halen devam eden Filistin’deki bu büyük soykırımın hem bugün hem de gelecekte kendi lehine olacak şekilde bilinmesi için yoğun çalışmalar yapsa da hakikati örtmesi, Türkiye var oldukça mümkün değil.
https://t.co/89ZdIPqhl6
Nasıl bir araya gelecekler.
Niye saftorik numarasına yatıyorsun..Ortada devasa hırsızlık var.Partiyi ele geçirme projesi var..
Sen dağdan damdan aşırıp
Olanları AKP ye yama yapmaya çalışıyorsun.
Milleti salak mı sanıyorsun? https://t.co/RWNq1Hzu3n
@Zeyhan06 İsim vermeyeceğim..
Şu anda yabancı diller eğitimi dahil çoğu hafız olan dinamik gençler yetişiyor..100 taneden
40- 50 genç çıkarsa siyasetin tozunu atarlar.
Düz İmam Hatip Okulları biraz zayıf kalıyor kabul ediyorum.
MEHMET SEVİGEN:
''Manisa'dan belediye başkanımız
kalp krizi geçirmişti 2010'da.
Bir aday lazım, aday göstermek zorundaydık
yoksa seçime giremiyorduk.
Tabii "bir eczacı var" dediler işte,
"Eczacılar Yönetim Kurulu Üyesi" falan.
Bir soruşturma geldi, dediler ki
"Ya bu işte FETÖ ile ilgili ilişkileri var Manisa'da."
Çekimser kalmıştık biz o zaman.
Özgür Özel'in o dönem de bu iddialar
konuşuluyordu? Tabii..
Bütün Manisa Bülent Arınç falan zaten
biliyorsun en çok FETÖ'ye yakındı ya.
"Benim kahramanım" falan deyip mezarlıkta buluştular. O mezarlığa gidenlerin
hepsi FETÖ'ye yakın insanlar.
Sonra bizde Şahin Mengü vardı,
Nevşin'in babası.. Nevşin Mengü'nü babası.
Baskı yaptı, "Ben Manisa milletvekiliyim abi,
bunu koyalım" falan dedi.
Getirdik, koyduk, %6 oy aldı.
Sonra Kemal Bey geldi, milletvekili yaptı
ön seçim olduğu halde. Sonra atamayla
milletvekilliği devam etti,
grup başkanvekilliği yaptı.''