Bugün alkol yasak diyen drone
Yarın el ele tutuşmak yasak der
Kızlı erkekli takılmak yasak aranıza mesafe koyun der
Acik giyinenlere mustehcen giyinmek yasak der
Bunun sınırı olmaz
Bugün ben alkol içmiyorum diye buna göz yumanlar yarın çok pişman olur demedi demeyin
"Ben huzurla devam etmek istiyorum.
Yani huzur dediysem her şeyin mükemmel gittiği bir hayattan bahsetmiyorum. Suistimal edilmediğim, korkmadan sırtımı yaslayabildiğim insanlarla, kim daha çok çabaladı yarışı olmadan, anladığım, anlaşıldığım, taktiksiz sade bir hayat istiyorum."
Kemal Kılıçdaroğlu’na hain diyenlerin partiden ihraç edileceğine dair bir haber okudum. Bu vesileyle Kemal Kılıçdaroğlu’na yalnızca hain demeyi yeterli bulmadığımı belirtmek istiyorum. Çünkü kendisi yalnızca hain değil aynı zamanda işbirlikçi, işgalci ve operasyoncu birisidir.
Devletin polisiyle partilileri karşı karşıya getirmekten imtina etmeyen, milyonlarca insanın iradesini gasp ederken bir an bile geri adım atmayan bu kişiye ne desek azdır. Böyle bir kişinin karşısında olup onunla mücadele etmek, tarihin bize yüklediği en doğru vazifelerden biridir.
Bu mevzu şey gibi geliyor, covid değil covidfobi öldürür. hastalığınız varsa bunu karşındakine söylemek zorundasın, bunun için seninle birlikte olmuyorsa da anlayış göstermelisin. Senin şüpheli ilişkilerin yüzünden kimse aidse kadar gidebilecek bir hastalığı kapmak zorunda değil
Ben söylemiş olmayayım da burada Filistin için protesto yapıp gözaltına alınarak vatan emniyete götürülenler için de aynıları geçerli. Halkımızın bilgisine...
⏺️Fatih Altaylı’yı söylemediği sözden niyet okuyarak tutukla. ⏺️Leman çizerlerini karikatürde kast etmediklerini yorumlayarak hapse at.
⏺️Manifest grubunu sahne şovlarından dolayı adliyeye götürüp yurt dışı çıkış yasağı ver.
⏺️Kızılcık Şerbeti dizisine senaryo nedeniyle inceleme başlat. Senaryoyu değiştir.
⏺️Mabel Matiz’i şarkı sözü nedeniyle adliyede polisler arasında savcıya götür.
⏺️Tele 1 yöneticilerini hatalı KJ nedeniyle TV binasından polislere aldır, adliyeye götür.
⏺️Gazeteci Furkan Karabay’ı haber yaptığı için tutukla 7 ay sonrasına duruşma günü ver.
⏺️Ve bir şaka programında hadis olduğu tartışmalı, toplumun çok büyük çoğunluğunun sadece atasözü olarak bildiği bir söz nedeniyle Boğaç Soydemir ve Enes Akgündüz’ü tutukla.
Hukuk güvencesinin kalmadığı ülkeye niyet okumayla, çarpıtmalarla, saçma yorumlarla zifiri karanlık çöküyor. Ülke bir kafese dönüşüyor.
Herkese selamlar,
Sofrada bereket, sokakta selamet, insanda dürüstlük ve daha niceleri gibi dertlerimiz varken,
başka bir derdimiz yokmuş gibi günlerdir yazdığım şarkı sözleri sosyal medyada konuşuluyor. Kasıtlı, son derece art niyetli ve aklıselim biri tarafından algılanması imkansız olacak şekilde bambaşka bir yerlere çekiliyor. Şaşkınlıkla izliyorum.
100’ü aşkın eserin söz yazarı olarak, ilk ve son kez, Perperişan şarkısı özelinde kafaları biraz netlemek gereğini görüyorum. Şarkılarım her zaman hayatın pek çok alanından ilham almış ve hayatın kendisini anlatmıştır. Benim yazım tarzımla ortaya çıkmış bir üründe herkes, her dinleyen, kendine ait, kendine dair kişisel anlamlar bulabilir. Sanatın ve edebiyatın çekici ve güzel yanı da budur zaten.
Bu şarkı halk edebiyatı geleneğine öykünerek, metaforlar üzerinden bir aşk hikayesini anlatıyor.
Dinleyenlerimin son derece aşina olduğu muzip bir anlatım tarzı. Misal, kuş dediğin yuva da kurar göklere de uçar. Artık nereden almak istersen.
Sadece bir noktayı son derece net olarak ifade etmem gerekir ki, şarkıda geçen “toy bebe”, “kelek / ham / hayattan derslerini almamış ruh” manası taşımaktadır. (Kuşkusuz biçimde ve de tabii ki!)
Benim bu hikayenin neresinde olduğumun yorumunu ise sizlerin temiz kalplerine bırakıyorum. En kadim kültürel değerlerimiz arasında olan “ozanlık” gereği, bunun şahit olanı ve anlatıcısı da olabilirim.
Son olarak, kamu düzeni ve genel sağlığımızın alt tarafı bir şarkıdan bozulacak kırılganlıkta olmadığına inanmak istiyorum. Bu algı yaratma çabaları arasında, zihni ve kalbi rencide olan ne kadar sevenim varsa her birine yürekten sarılıyorum.
Mabel Matiz’in şarkısına önce erişim engeli getirildi, ardından İçişleri Bakanlığı tarafından suç duyurusunda bulunuldu.
Siyasi iktidar kendi yaşam tarzını dayatmak için sansür ve baskıyı kullanıyor. Kadınların, LGBTİQ+’ların, sanatçıların ve muhaliflerin sesini kısmaya çalışıyor.
Biz varoluşlarımızı, sözümüzü ve dayanışmamızı büyütmeye devam edeceğiz. Çünkü özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesi yasaklarla durdurulamaz. Mabel Matiz'in yanındayız.
küçük yaşta evlendirilen çocuklar için, öldürülen kadınlar için, anayasal hak için, hukuk için, adalet için susmamak bir tercihtir. siz tercih etmiyorsanız o sizin bileceğiniz iş, messi tercih etmiyorsa o da onun bileceği iş. bunu siyaset sanmak :) kimin işi bilemiyorum 😎
Zaten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da hukuka uygun kararlar almasıyla bilinir… Niyet okuyuculuğu hukukunu reddediyoruz.
İlgilisine, hukuki incelememiz:
Manifest grubunu eleştirmeniz, sevmemeniz, seslerini iyi bulmamanız oldukça normal. Mesele bu değil.
Dün gece “sabaha soruşturma açılacak” başlıklı bir yazı kaleme almış, ancak bir ihtimal verip taslaklara kaldırmıştık. Bugün soruşturma açıldığını gördük. Meseleyi hukuk çerçevesinde takdirinize sunacağız.
Öncelikle, bu konserin yapılacağını devlet kademelerindeki herkes biliyordu. Organizasyon, mülki idareden izin alınarak gerçekleştirildi. Yani devletin onayladığı, güvenlik tedbirleri alınmış, +18 ibaresiyle sınırlandırılmış bir etkinlikti. Devletin kendi izniyle gerçekleşen bir konseri, sonradan “hayasızca hareketler” veya “teşhircilik” suçlamasıyla hedef alması, hukuk devleti ilkesine ve idarenin kendi işlemine bağlı kalma zorunluluğuna aykırı bir çelişkidir. Zira hukuk devleti, idarenin öngörülebilir ve çelişkisiz hareket etmesini zorunlu kılar.
Türk Ceza Kanunu’nun 225. maddesinde düzenlenen “hayasızca hareketler” suçu, kamusal alanda toplumun genel ahlakını rencide edici fiilleri hedefler. Yargıtay içtihatlarında da bu suçun unsurları, herkesin görebileceği, kamusal alanda işlenmesiyle ilişkilendirilmiştir.
Oysa bilet alarak, kendi iradesiyle girilen, +18 sınırlandırması bulunan bir konser salonunda, “kamunun genel ahlakı” kavramının tatbik edilmesi mümkün değildir. Burada söz konusu olan durum, özel rızaya dayalı bir katılım çerçevesinde gerçekleşmektedir.
Anayasa’nın 27. maddesi bilim ve sanat hürriyetini, 64. maddesi ise devletin sanatı ve sanatçıyı koruma yükümlülüğünü düzenler.
Bunun yanında 26. madde, ifade özgürlüğünü anayasal güvence altına alır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da, sanatın rahatsız edici, şok edici veya provokatif olabileceğini; bu sebeplerle yasaklanamayacağını, ancak müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olması halinde meşru görülebileceğini belirtir.
Dolayısıyla, beğenilmeyen bir sahne performansının cezai soruşturma konusu yapılması, ifade ve sanat özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahaledir.
Bu müdahale hukuki değil, daha çok siyasal saiklerle ve belli kesimlere yaranma motivasyonuyla hareket edildiğini göstermektedir.
Ayrıca bu yaklaşım, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesini ortadan kaldırır. Sanatçılar hangi performansın serbest, hangisinin suç sayılacağını bilemez hale gelir. Bu durum, keyfîlik, sansür ve otosansür risklerini beraberinde getirir. Neticede cezai soruşturma tehdidi, sanat alanında özgür üretimi değil, korku iklimini hakim kılar.
Bu soruşturmadan bir şey çıkmayacaktır ancak alınan her kararda “iyi oldu” denilecekse, yarın o kararın öznesi haline gelmek de pek uzak değil.
Sevgiler.
enes batur ve kanye westin başına gelen cinlenme durumunun birebir aynısı bu adamın da başına gelmişti ama enes ve kanyeden farkli olarak zeka avantajı olduğu için amı götü dağıtmak yerine gitti analitik psikolojiyi kurdu
TÜRK BASINININA…
TÜRK VE DÜNYA KAMUOYUNA…
ŞEHİT ANASI OLARAK, ŞEHİT ANALARI DERNEK BAŞKANI OLARAK, ERDOĞAN, BAHÇELİ VE ÖCALAN HAKKINDA ANAYASAYI İHLAL, ÜNİTER DEVLETİ VE LAİK CUMHURİYETİ ORTADAN KALDIRMAK İÇİN “SİVİL DARBE TEŞEBBÜSÜ”NDEN YARGILANMALARI İSTEMİYLE DAVA AÇTIM.
AYRICA 55.000 KİŞİNİN KATİLİ OLDUĞU MAHKEMELERCE TESPİT EDİLMİŞ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KURUCUSU VE HALEN YÖNETİCİSİ OLAN CANİ AFFEDİLSİN DİYE ŞEHİT ANALARININ VE GAZİLERİN RIZASI YOK İKEN “UMUT HAKKI” DİYE UYDURMA BİR KILIF ARAMALARI SEBEBİYLE DE BAHÇELİ VE ERDOĞAN HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUM… BU KONUDAKİ MÜCADELEMİZ SON NEFERİN SON NEFESİNE KADAR SÜRECEK !