yanlış anlamazsanız bir şey sormak istiyorum: bu kadın suç işlemediyse bu parayı niye iade ediyor? hayır, suç işlediyse neden yargılanmıyor? suçlu ama parayı iade edince suçsuz mu sayılıyor? kadının hesaplarına tedbir konduğu açıklamıştı, tedbirli parayı nasıl iade edebiliyor?
Dünyaca ünlü Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanımız Prof. Dr. Necmettin Pamir, tıp dünyasının en saygın ve en üst düzey nişanlarından biri kabul edilen Altın Nöron Ödülü ile onurlandırıldı
Bu ödül dünya çapında çığır açan çok az sayıda bilim insanına veriliyor. Tebrikler
Atatürkçü Düşünce Derneğimiz kurucu üyesi, ülkemizin ilk kadın ilahiyat akademisyeni, 1983-1987 Ordu milletvekili, ödünsüz Kemalist Devrimci, Devrim ve Demokrasi Şehidimiz Doç. Dr. Bahriye Üçok’u dinci faşist çetelerce katledilişinin 36. yıl dönümünde saygıyla anıyorum.
Ruhu şad olsun.
#BahriyeÜçok
#LaikÜniterUlusDevletimizDilBirliğimizBölünmezBütünlüğümüzTartışılamaz
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
2 Temmuz Sivas Madımak olmasına bir kaç adım kalmış.
Ahmet Taner Kışlalı’nın sözü geliyor aklıma;
"Şeriatçılar özgürlük istemiyor, kendilerinden farklı düşünenlerin özgürlüğünü ellerinden almak istiyorlar. Laiklik yoksa bağnazlık vardır, yobazlık gemi azıya almıştır. Laiklik yoksa akıl, bilim zincirlenmiştir."
Bugün evlilikte resmi nikâh zorunluluğunu ve tek eşle evlilik esasını getiren, kadınlara istedikleri mesleğe girebilme hakkını veren ve mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadınla erkeği eşitleyen Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girmesinin 100. yıldönümü!👫
Fatma Sayan’ın iki senede 60 kalem müdürü değiştirerek bu insanları KPSS’ye girmeden devlet memuru olarak atadığı söyleniyor. Kalem müdürlüğü görevi KPSS’ye girmeden devlet memuru olabilme hakkı sağlıyormuş.
Bu aslında AKP’nin kemik oyunun yaşanan bunca rezilliğe rağmen neden düşmediğini de açıklıyor.
Sadece tek bir bakanın torpiliyle 60 kişi liyakatli insanların hakkını yiyerek devlet memuru olmuş. 60 kişi kalem müdürlüğünden geçiş yapanlar. adı geçen bakanın işe soktuğu insanların toplam sayısı muhtemelen çok daha fazladır.
Yüz binlerce insan bugün AKP torpiliyle hak etmediği mevkileri işgal ediyor. Aileleriyle birlikte rakam daha da artıyor elbette. Bu insanlar için iktidarın değişmesi büyük tehdit.
Akıl dışılık, ölümüne iktidar savunuculuğu işte hep bu yüzden. Birçok insan kıyısından köşesinden bu büyük suç organizasyonunun parçası olmuş durumda.
Ünlü İslam düşünürü İbn Haldun devletlerin çöküşünü ahlaki çözülme, adaletsizlik ve liyakatsizliğe bağlar
Devleti ayakta tutan en temel ilke inanç değil, adalet ve emaneti ehline verme prensibidir.
Tavukları tilkiye emanet edip, suçlu aramak şark kurnazlığıdır.
• Deniz Feneri soygunundan Soma, İliç, Kartalkaya katliamlarına,
• FETÖ ortaklığı ve kumpaslarından ÖSYM-KPSS soru hırsızlıklarına,
• Çözüm süreçlerinden 17-25 Aralık rüşvet ağına,
• 15 Temmuz hain darbesinden Merkez Bankası'nın buharlaşan 128 milyar dolarına,
• Vakıflarda ki tecavüz skandallarından, bazı belediyelerin gri pasaport skandallarına,
• 5’li çete ihalelerinden mafya-siyaset-kokain rotalarına,
• Özelleştirme talanlarından, yangın söndürme uçaklarının hangarlarda çürümesine,
• Depremde çadır ve konserve satan Kızılay ticaretinden, bebek katili Yenidoğan Çetesi vahşetine,
• Kara para aklama ve vergi kaçakçılığı ağlarından, finansal denetim eksikliklerine
• Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangınlarından, Kayyum Atanması ve Siyasi Kadrolaşmalara,
• Liyakasizlikten, sadakate,
• Bakanlığına dezenfektan satan bakandan, borsaya çöken bakana,
•Sporda şike, hakemler ve bahis iddialarından, kişiler için torpil listelerine,
BIKTIK.
Sözün bittiği, ahlaki ve kurumsal çürümenin rejim haline geldiği hafıza budur.
Artık vatandaş emin;
Ak Parti artık arınmaz-arınamaz, milletimiz AKP’den arınmalıdır.
Büyük Türk Milletinin geleceğini, parasını ve canını çalan bu organize talan düzeninden kurtulmalıyız, kurtulacağız.
#Soma #Kartalkaya #Borsa #Türkiye
Deniz Göktaş'ın savunmasının tamamı;
" 3 Temmuz'dan bugüne 88 gün geçti. Gösterimdeki cümle başına 22 gündür yüksek güvenlik cezaevinde bulunuyorum. Komedyen olarak sözlerimin böyle etki etmesi beni gururlandırıyor. Bu davayı bilmeyen birine 2027 yılında bir insanın hapse kapatılacak sözleri sorulsa cinsel taciz vs gibi bir sebep sanabilir.
Müzisyenlikten daha farklı işliyor bizde sistem. Onlar kayıtlarını daha önceden yapar, biz canlı olarak gösteri yaparız ve kaydını sonra yayınlarız. Daha önce yüzlerce kez yaptığım gösteride olduğu gibi yaptık. Ters köşeye dayanır stand-up gösterisi. Ben davaya konu olan dört cümleyi yüzbinden fazla seyirciye oynadım ve yüzbinlerce kişi bunda bir şikayet sebebi görmedi. Türkiye'nin dört bir yanında şehrin en bilinen salonlarında oynadım.
Gelen tek şikayet bilet bulunamasıydı. Bu gösteriyi ilk olarak Ekim 2022'de oynamıştım. Bu gösteriyi yayınlamadan önce Selam Selam isminde bir gösterim daha vardı, 6 milyona yakın izlendi. Bu gösterinin de ilgi görmesini bekliyordum, üç günde milyonlarca izlendi. Ben o sırada Hollanda'daydım, arkadaşlarım sokakta, toplu taşımada benim gösterimi izlediğini söylüyordu. Ama gündemi artık troller belirliyor. Takip ettiğim trollerden Şamil Tayyar ismini kullanan hesap bana cahil, zıpır dedi ama beklediği reaksiyonu alamadı.
Bu sırada gösteriyi 2 milyon kişi izlemişti. ‘Ekrem İmamoğlu kısmını yayınlayıp siz buna sahip çıkıyorsunuz ama bakın neler diyor’ diyorlardı. 'Arkadaşlar dinle ilgili olan kısmından gidelim' diyorlardı birbirlerine. CİMER'e şikayet kampanyası başlattılar.
Bu gösterinin yayınlanmasından rahatsız oldular. Cumhurbaşkanını eleştirdiğim kısımlara erişim engeli geldi, yurtdışına kaçtığım iddia edildi. İltica planımın bir parçası olduğunu söylediler. Ben gösteriyi 24 Haziran'da yayınladım. Yaklaşık yarım milyon değerinde bedelli askerlik parası ödedim, iltica edecek bir insan yarım milyon bedelli askerlik parası ödemez herhalde.
Bütün yakın arkadaşlarım burada bir gelecek görmedikleri için göçtüler, ben bu sebeple turnem bittikten sonra yanlarına gidip onları geri dönmeleri için ikna etmeye çalışırım. Kaçtı haberlerini onların yanında okumak çok trajik oldu.
Trollerin linç ve CİMER kampanyasından sonra hakkımda soruşturma başlatıldı. Avukatıma telefon edip döneyim mi dedim, o da yakalama yok ama geri dön dedi. Ben de döndüm. Pasaportta ekranda bir emniyet logosu belirdi. Polis yanlış pasaport okuttunuz herhalde dedi. Hakkımda yakalama kararı olduğunu söyledim. Polisler bile dönmemem gerektiğini teklif ettiler. Bu kadar bıkmış olmalarına üzüldüm.
Telefonumu bile almadılar, sonra amir kelepçelenmem gerektiğini söyledi. Ben de kendim döndüğümü söyledim ve kelepçeye karşı çıktım. Polis vazgeçti ama ben istediğim için vazgeçmediğini söyledi. Sonra bekletildiğim yerde tekrar kelepçe takmamı istediler. Kendi ayağıyla gelmiş birine ters kelepçe takıldı. Kamerayla çekerlerken hep başım dikti. Hatta kamera arkadayken bile dönüp güldüm, en son uzaktan çekilmiş bir görüntüyü servis ettiler. Sonra Vatan'ın pis uyuşturucu kokan nezaretinde tutuldum. Polisler orada da neden döndüğümü soruyordu.
Bir süre sonra beni adli tıbba götürdüler. Sebebini anlayamadım ama kan, idrar numunesi alındı. Uyuşturucu testi yaptılar, ne içtiysem hala çıkmadı sonucu.
Adliye koridorunda beklerken ailem ve avukatlarım Kılıçdaroğlu'nun geldiğini, görüşmek istediğini söylediler. Hepsinde de sert bir şekilde reddettim. En sonunda polis zoruyla görüştürdüler. Kılıçdaroğlu bile ‘niye döndün, imkanım olsa ben de giderim’ dedi.
Cezaevindeyken Deniz SEGBİS'in var dediler. Suçlama vahimdi. Daltonlar suç örgütünü övmekten tutuklandım. Ertesi gün tahliye edildiğim diğer suçlardan da tutuklandım. Masterchef izlerken tekrar tutuklandım yani.
Üstümde bütün suçlardan tahliye olmuş bir insanın rahatlığı ve tekrar tutuklanmış bir insanın tedirginliği var. ‘Utangaç bir diktatör’ sözü suçlamama gerekçe gösterildi. Diktatör ifadesi siyasi bir ifadedir. Cumhurbaşkanı aynı zamanda AKP genel başkanı. Hiciv sanatına alışık olmalıdır. Mezarlıkta gülme olayı ise gazeteci Musa'ya verdiği röportaj sırasındadır. Buradaki suçlamayı anlamadım. Görece sempatik bir videosudur Cumhurbaşkanının. Terapi ise rencide edici bulunmuş, oysa herkesin gitmesi gerekebilir, psikoloji okumuş biri olarak terapiye gitmek rencide edici bir şey değildir.
Sahneye çıkan biri yasaklanmamalı. Bu tüm vatandaşlar için endişe vericidir. Siyasiler bu eleştirilere göğüs germelidir. İddianamede Anayasa Mahkemesi'nin ifade özgürlüğüyle ilgili kararlarından bahsedilmiş, buna göre benim sözlerim suç değil. Ben çocukken Levent Kırca ve Ferhan Şensoy izlerdim. Onlar beni izlese yumuşak bulurdu sözlerimi. Tutuklu yargılama gibi bir şey mümkün değildi. Levent Kırca televizyonda yapıp herkesin evine giriyordu. O yıllarda ifade özgürlüğünü koruyan yasalar değişmedi, ama şu an bir komedyen hapis yatıyor. Değişen şaka kaldıramayan, kırılgan siyasetçiler.
Bugün Ferhan Şensoy'u yasaklayan kişiler hatırlanmıyor ama Ferhan Şensoy’un oyunları ve sözleri hatırlanıyor. Politik mizahı yargının koruması gerekiyor çünkü komedyenler zaten yalnız insanlar. Ama diğer tarafın trolleri var. Politik mizah yasak değilse diktatör şakasında bir suç yok.
Erdoğan'ın en yakın ekibine seçtiği kişi sıradan vatandaşların hakkına girdiği için affını istedi. Özeleştiri vermiyor ama kendisi üst taraftan affını istiyor. Bu sadece diktatör eğilimli insanların yönettiği ülkede olur.
Diktatör olsam diktatör diyemezsiniz diyen birinin utangaç komedyen şakasından şikayetçi olması eleştirilecektir. Bunların hepsi politik mizahın bir parçasıdır.
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlamasıyla ilgili suçlamaya üç cümlem gerekçe gösterildi. 100 bin beğeni ve milyonlarca izlenmenin karşısında 185 CİMER şikayeti bulunuyor. İlk şikayet Cumhurbaşkanı ile ilgili, dini değerlerle ilgili olan 184'ü ise 27 Haziran'da yapılmış.
Şikayetlerin çoğu operasyonel hesapların yaptığı paylaş��mlardaki video kesitlerine dayanarak yapılmış. Video ile de sınırlı kalmamışlar. Kadir Mısıroğlu adına açılan bir sayfadan birçok şikayet gelmiş. Sayfanın yöneticisi paylaşmış, 'emniyeti etiketleyip durmayın CİMER'e şikayet edin' demiş. Bunu da eklemişler şikayete. Bunların hiçbiri organik şikayet değil.
Şikayet eden 185 kişi manipülasyondan etkilendi ama ben de şaşırdım çünkü öyle bir hava yaratıldı ki daha fazla şikayet bekliyordum. Sadece 185 kişiyi ikna edebilmişler. Türkiye'de tansiyon yaratan çok fazla kişi var gösteride ama 185 kişi bulabilmişler. Teletabilerden bile daha fazla kişi şikayetçi olmuştu.
Bunların hiçbiri sanat eseri övmüş veya eleştiri yapmış insanlar değil, sadece yasak çağrısı yapmış kişiler. Halkı temsil ettiklerini düşünmüyorum. Beni hedef gösteren gazetelerden en ünlüsü karma eğitim kaldırılsın diye kampanya yaptı.
Şikayetlerin hepsine baktım, üzücüydü. 185 kişiden biri Selçuklu devletini salataya benzettiğimi söylemiş. Başka biri Instagram takipçilerimin artıp azalmasını dış güçlere bağlamış. Başka birileri idam edilmemi veya sınır dışı edilmemi istemiş. Bir başkanı idam olan bir ülkede idam edilmemi istemiş. Nefret inovasyonu yapmış.
Videoyu izleyen milyonlarca insan halk değil mi? Hiçkimse bu cümlelerden alınmamalı demiyorum kendi tercihleri. Aşağılayıcı bir ifade olmasa da kulağı tırmalayabilir, o zaman da yapılacak şey izlememektir.
'Oruç tutan canlı bomba’ şakası yarım bir şekilde alınmış iddianameye. Oysa oruç tutan otobüs şoförlerinden de bahsettim. Oruç tutan insanların sinirleri malum. Bir imadan bahsetmiyorum, açlıktan gelen sinirden bahsediyorum.
Hiçbir polisten, infaz koruma memurundan, hastanede karşılaştığım insanlardan kötü bir şey duymadım, herkes yurt dışından neden döndüğümü soruyordu.
'Dördüncü kitap’ şakasıyla ilgili neye sinirlendiklerini anlamadım. Kutsal kitaba saygısızlık yaparak şehir şehir gezerek insanları güldürmem hayatın olağan akışına aykırıdır. Sanatsal bir üretimdir bu, dini bir üretim değildir. Saygısızlık ve aşağılama değildir.
'Dalgıçlar' şakasıyla ilgili söylemek istediğimin tam zıttıyla suçlanıyorum. Savcıya bununla ilgili ne savunma yapacağını anlamadığımı söyledim. O da izlememiş. Haşema giyilmesiyle ilgili suçlandığımı söyledi. Bunlardan suçlanmak üzücü.
Komedyen yargılaması Türkiye'ye özgü değil, New York'ta da 1936'te komedyen yargılaması olmuş. Ama sonra ondan özür dilenmiş. Dalgıç şakasını izleyen herkes anlamış ama iddianameyi hazırlayanlar anlamamış. Hadi buraya kadar niyetimden şüphelisiniz, şakanın devamında başörtü yasağının sembol isimlerinden Deniz Baykal'ı anıyorum. Bu durum fazlaca altı çizili.
Sosyal medyada bu şakadan dolayı bir dalgıç bana dava açacağını söylemişti. Bilmiyorum açtı mı ama sanırım şakayı anlamış.
Stand-up gösterilerini güçlü buluyorum çünkü gülmeyi kontrol edemezsiniz. 90 dakikalık gösteri boyunca tabularımı, çelişkilerimi anlatıyoruma ama sadece dört cümleyi konuşuyoruz.
Bu şakayı ilk olarak Ekim 2023'te yapmıştım, bir seyirci gelip 'Haşema demeyeceğinizi biliyordum' demişti. Bu anlama çıkarmak zoraki ve utanç verici. Bu suçlama canımı en çok sıkan. İddianameye bu cümlenin eklenmiş olması benim için büyük bir şans. Çünkü ben seküler kesime dair bir eleştiri getiriyorum. Suçlama kendi içinde eriyor aslında.
Her konuya dair şakalarım var ve sıradan insanlarla ilgili değil şakalarım çünkü onlar benim seyircim.
İddianamede 'şüpheli savcılık sorgusunda dalgıç derken haşemalıları kastetiğini ikrar etmiştir' yazılmış. Bu doğru değil, yanlış yazılmadıysa artniyetli bir durum. Nasıl böyle yazılabildi, şok içindeyim.
Erdoğan'ın isminin geçmediği bir politik mizahın bir anlamı yoktur. Otoriteden lafını esirgemeyen Nasrettin Hoca hayatta olsa Erdoğan'dan başka bir şaka yapmazdı.
Çıkıp reklam yapamasın diye sert konuştum. Avukatlarım bile benle görüştürülmüyorken neden Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm bilmiyorum. Kaçma ve delil karartma suçlamasıyla tutuklandım.
Mahkeme hakimi, “stand-up gösterin bile 1 buçuk saat sürdü” diyerek Göktaş'tan savunmasını toparlamasını istedi. Göktaş da 88 gündür cezaevinde olduğunu belirterek, “Daltonları övmek suçlamasıyla tekrar tutuklandım ve bu yüzden fazladan bir aydır cezaevindeyim. Kaçma şüphem yok, yurt dışından kendim döndüm. Hayatımdan 3 ay çalındı. Hayatımda en özgür ve kalabalık hissettiğim 3 aydı. Yüzlerce mektup geldi. Söylediğim hiçbir sözde suç içeren bir söz yok. Beraatımı ve tahliyemi talep ediyorum.
(Punto24 Dava Takip paylaşımlarını Thread ile birleştirerek hazırladım Teşekkürler @P24DavaTakip )
Göktaş: "Ben çocukken televizyonda Levent Kırca izledim, mizah dergileri okudum. Ferhan Şensoy'un oyunlarını izledim. Arşivlerden Gırgır dergisinin ciltlerini okudum. Devekuşu Kabare'nin oyunlarına baktım. Beni o ustalar izleseler, özellikle bu davaya konu olan cümleleri, bir komedyene göre fazla yumuşak dillisin deyip beni korkak bulurlar. Ama onların döneminde bu eleştiriler toplum ve yöneticiler tarafından bugüne göre gayet olumlu daha normal karşılanıyordu diyeyim çok da abartmayayım. Ama tutuklu yargılama gibi bir şey mümkün değildi. "
Gündeme bak:
-Fatma Betül 163 milyonu nerden buldu?
-50 bin DEPO öğretmen çalışmadan evde oturup maaş alıyomuş?
-Tbmm’nin tuvaletleri 29.419.000₺ yenilenecekmiş?
-Kıytırık Yahşiyan b başkanında balya balya para, bodrumda yazlık vs var??
Bu kadar yamyam varken biz iyi batmıyoruz
Uyan Türkiye!
AKP’nin, fon vurgununun faturasını, vatandaşa ödetme planını ortaya çıkardık!
Kamunun yüksek kârla işlettiği; 2 boğaz köprüsü, 8 otoyol ve 2 çevre otoyolunun 30 yıllığına özelleştirme planının altından;
AKP’li siyasilerin ve bürokratların karıştığı fon vurgununun faturası çıktı.
Zira bu kişiler, manipülasyonla elde ettikleri astronomik kârı, büyük ölçüde yurtdışına kaçırmış durumdalar.
Peki para çoktan yurt dışına çıktıysa, bu rezilliğin faturasını şimdi kim ödeyecek?
AKP tabii ki faturayı vatandaşa çıkaracak!
Peki nasıl?
Devlete ait varlıkları hızla özelleştirerek!
Önce, özelleştirmeyle kelepir şekilde köprü ve otoyolların işletmesi yandaş şirketlere devredilecek.
Ardından özelleştirmelerin peşinatı, AKP’nin kendi yaptığı vurgunun Hazine’de açtığı deliğin kapatılmasında kullanılacak.
Tabii ki delik yine kapanmayacak!
Ancak vatandaşlarımız özelleşen otoyollarda 30 yıl boyunca yandaş şirketlerin insafına bırakılmış olacak.
Araç geçiş ücretlerine zam üstüne zam yapılacak!
Örnek⬇️
Özelleştirme kapsamına alınan;
KGM İzmir-Çeşme Otoyolu
Güzergahı: İzmir-Çeşme
Uzunluğu: 56 km.
Geçiş ücreti: 53 TL
Bu özelleştirme gerçekleşirse, araç geçiş ücretine yapılması beklenen zam oranı %350❗️
🔵 Karayolları 2.Bölge’de, kamunun işlettiği, KGM İzmir-Çeşme Otoyolu’ndaki araç geçiş ücreti kilometre başına 0,95 TL
🔴 Aynı karayolları bölgesinde bulunan, aynı uzunluktaki, Yap-İşlet-Devret modeliyle yandaş şirketlerin işlettiği;
Menemen-Çandarlı-Aliağa Otoyolu’nun araç geçiş ücreti kilometre başına 4,29 TL
Aradaki fark 3,5 kat❗️
Sonuç⬇️
KGM İzmir-Çeşme Otoyolu özelleştirilirse;
Şu anda 53 TL olan araç geçiş ücreti kademe kademe 240 TL’ye çıkacak.
Bu da araç geçiş ücretlerine %350’ye kadar zam demek!
Bunun adı, AKP’li siyasilerin ve bürokratların yaptığı fon vurgunu faturasını, devasa zamlarla vatandaşa ödetmektir!
Bu özelleştirme, vatandaşın vergileriyle maliyetini defalarca kez ödediği yollarda, yandaş şirketlere soydurulmasıdır❗️
“Eğer bir millet iktidarda bulunan kişilerin şerefsizliğini, alçaklı��ını, hırsızlığını, yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, o millet erdemini yitirmiştir. Erdemini yitiren millet bir gün vatanını yitirir.”
Niccolo Machiavelli