Sıkıntı şu ki; yönetici önceden görüp önlem alır ve sorunu yaşanmadan çözer. Buna öngörü denir.
Ama bizde deneme yanılma yöntemi kullanılıyor.
Avrupa'nın en genç nüfusuna sahip olmakla övünürken, ne oldu da bu hale geldik? Elbette "ben dedim oldu" politikaları yüzünden!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’yi bekleyen kâbusa bakın nasıl dikkat çekti:
“Türkiye bir kâbusa doğru gidiyor. Anadolu’daki Türk nüfusu hızla azalıyor. Nüfusun azalması, savaştan çok daha ciddi bir tehdittir.”
Bunun nedenleri üzerinde kafa yormak ve bu yakıcı sorunun nasıl çözümlenebileceği konusunda derinlemesine, uzun soluklu, kalıcı çıkış yolları bulmak şart.
Bunun ilk yolu, 12 yıl kesintisiz eğitim, yanlış aile politikalarının derhal terkedilmesidir.
@SelamiAlmci Şu çocuğun gülüşü, mutluluğu, bırakın Gençleri, Galatasaray'ı, Beşiktaş'ı tüm dünyaya bedel.
Bu olay bir Galatasaray taraftarı olarak çok canımı sıktı. Umarım bu tipler tüm tribünlerden bir an önce temizlenir.
Genclerbirliği tribünlerine hiç yakışmadı bu hareket.
Bu kişi -her kim olursa olsun- tribünlere artık alınmamalı.
"Aslında iyi biridir" mesajları görüyorum fakat iyi biri bunu yapmaz kardeşim, bu kadar net!
Küçük çocuğun formasını zorla çıkarttılar
Gençlerbirliği Fenerbahçe maçında 3-4 yaşlarında bir çocuğun üzerindeki Fenerbahçe forması zorla çıkartıldı.
Çekim bana ait holiganlığın geldiği son nokta!
#Fenerbahçe#FenerinMaçıVar
"Meyvesiz ağacı sallama boşa, ne yaprağını dök, ne dalı incit" demiş Hüdai.
Aslında biz bu 600 meyvesiz ağaçtan beklentimizi biraz fazla tutuyoruz.
O da bizlerin ayıbı olsun.
Siz Evet diyorsanız….
Size de HAYIR…
Tercihini Türk milletinden yana koyamayan, Emperyalistlerle iş tutan babam olsa ona da Hayır…
Barış böyle sağlanmaz.
Bugün Anayasaya aykırı olana Evet dersen yarın Anayasayı delik deşik ederler sesin çıkmaz…
"Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir."
Boşuna demiyoruz; "Mansur Yavaş, siyaset üstüdür ve bu ülkenin birlik, beraberlik ve kalkınması için bir seçenek değil zorunluluktur."
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Sanırım Türk siyaseti seçmenin bu kadar aşağılandığı başka bir dönem yaşamamıştır.
Ama bütün suç seçmenin!
Parti ayırmaksızın, apolitik, sadece lider odaklı, içerisinde hiçbir ideoloji barındırmayan bu "taraftar seçmenlik" devam ettiği sürece hiçbir şey değişmez bu ülkede.
Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır, 14 Ağustos’ta AK Parti’ye katılacak.
Dikbayır’ın 3 hafta önce Erdoğan’la Beştepe’de görüştüğünü, bu görüşmede cumhurbaşkanı tarafından AK Parti’ye davet edildiğini öğrendim.
İyi Parti Gaziantep Milletvekili Mustafa Gürban’ın da AK Parti’ye geçeceği belirtiliyor.
@BirGun_Gazetesi Yavuz hırsız ev sahibini bastırır diye boşuna dememişler. Adam hem haberi olmadan üye yapılmış hem de suçlu 😄 valla tam aziz nesin'in yaşaması gereken zamanlardayız.
Bu tweetin tam olarak neresi "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçuna tekabül ediyor?
Bir insan 15 Temmuz'la ilgili farklı herhangi bir şey düşünüp bu fikrini paylaşamaz mı?
Herkes aynı şeyleri düşünüp aynı tepkileri mi vermeli?
Farklı düşünmek yasaklandı mı?
15 Temmuz önceden fark edilmiş ancak rejim değişikliği için bir fırsat olarak görülerek bilerek engellenmemiş kontrollü bir şekilde kalkışılmasına müsaade edilmiş bir darbe girişimidir.
Baş planlayıcısı ABD’dir, Fil’i feda etmiş, Vezir’i almıştır, Erdoğan’ı Şah yapmış Türk milletini Mat etmiştir.
https://t.co/eJmjMbaRop
@aliersoydas Hele şu ergenin laflarına bak. G.tünden korkuyor bi de millete salça oluyor ergenus. Ama vasıfsız birisi olarak dikkat çekme çabasını da anlıyorum.