Doruk Madencilik işçilerine verilen sözler tutulmamıştır.
1 Haziran'da Ankara'da yeniden fitili ateşlenecek mücadele, yine sömürüye karşı direnişin galip gelmesiyle sonuçlanacaktır.
#ODTÜ#Kemalizm
2013 yılı Mayıs ayı sonlarında İstanbul Taksim'deki ağaçların kesilmesine karşı masum bir çevre duyarlılığı olarak başlayan Gezi Parkı Direnişi, gençlerin çadırlarının sabaha karşı yakılması ve uygulanan sert polis şiddeti, bu yerel eylemi saatler içinde tüm ülkeye yayılan büyük bir hak arayışına dönüştürdü.
Bu kendiliğinden gelişen halk hareketi sadece birkaç ağacın savunulması değil, aynı zamanda yaşam tarzına müdahalelere ve demokratik hakların kısıtlanmasına karşı yükselen ortak bir kınayıştı. Meydanlarda siyasi bir liderin tahakkümü yoktu. Gençler, işçiler ve farklı görüşlerden insanlar özgürlük talebi etrafında birleşti. Zekice yapılan mizah, barışçıl direnişin en büyük silahı oldu.
Ne yazık ki bu adalet ve hürriyet arayışı ağır bir bedel ödenerek bastırıldı. Şiddet olayları sonucunda Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik ve Berkin Elvan canlarını verdiler. Onların isimleri özgürlük mücadelesinin sembolleri olarak topluma yerleşti.
Gezi olayları, sivil itaatsizliğin ve kent hakkına sahip çıkma iradesinin somut ve bir örneği olarak Türkiye tarihindeki yerini almıştır. Bu süreç dünün bir hatırası değil, yarının özgür Türkiye'sine duyulan inancın ta kendisidir. Toprağa düşen gençlerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyor, onurlu ve şerefli mücadelelerini anarak bıraktıkları mirası selamlıyoruz!
#ODTÜ #Kemalizm
#Gezi13Yaşında
MİLLET İRADESİNE BUTLAN DARBESİ!
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36.Hukuk Dairesi tarafından, 21 Mayıs tarihinde, CHP 38.Olağan Kurultay'ının iptal edilme davası üzerine "mutlak butlan" kararı alınmıştır.
Her geçen gün otoriterleşen saray rejimi yargı yoluyla millet iradesine yeni bir darbe daha yapmıştır. Demokrasinin devamlı olarak yok sayıldığı, siyasi gücün yargıyı kendi çıkarlarına alet ettiği bugünlerde Türk halkının milli iradesine sahip çıkması zaruridir!
#ODTÜ #Kemalizm
#MutlakButlanaHayır
Türk Ulusunun egemenlik hakkı elinden alınmış; demokrasi, emperyalistler tarafindan askıya alınmıştır!
Ulusumuza düşen görev, örgütlü mücadeleye katılmak ve kaybettiklerimizi geri kazanmaktır!
#ODTÜ#Kemalizm#MutlakButlanaHayır
13 Aralık 1935 tarihinde dünyaya gelen Türkan Saylan çocukluk ve ileri gençlik yıllarını Cumhuriyet'in aydınlanma ideallerine bağlı olan bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya geldi.
Tıp eğitimini tamamladıktan sonra dermatoloji alanında uzmanlaşarak hayatını bilime ve insanlığa adadı. Cüzzam hastalığına karşı yürüttüğü durmak bilmez mücadeleyle, toplumdaki umudu tükenmiş kesimlerin umudu oldu. O yalnızca başarılı bir hekim değil, ülkesinin sorunlarına tedavi aramayı dert edinen cesur bir aydındı. Kurucusu olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği çatısı altında, on binlerce kız çocuğunun eğitim hayatına kazandırılmasında tarihi bir rol oynadı.
Atatürk ilke ve devrimlerinin, laik ve demokratik Cumhuriyet’in yılmaz bir savunucusu olarak karanlığa ve gericiliğe karşı direndi. Ömrünün son günlerinde, ağır hastalığına ve maruz kaldığı haksızlıklara karşın" Eğer bir yerlerde bilime, demokrasiye, barışa ve aydınlığa aç bir çocuk senin ışığını bekliyorsa, sönmeye hakkın yoktur" diyerek gayretlerinden ve çabalarından asla ödün vermedi. 18 Mayıs 2009’daki vefatına kadar cehaletle ve cahillikle savaşını büyük gururla ve onurla sürdürdü.
Şu günlerimizde ve geleceğimiz görüyoruz ki kendisinin bizlere bıraktığı tüm mirası, Türkiye'nin durmaksızın inkılap serüveninde ve kız çocuklarının geleceği için sönmeyen bir meşaleye dönüşmüştür.
Bugün kendisinin aramızdan ayrılışının 17. yılında şahsiyetini çalışmalarını, çabalarını onurla, minnetle ve rahmetle anıyoruz.
#ODTÜ #Kemalizm
#TürkanSaylan
31 Mart Ayaklanması, Osmanlı Devleti’nin çözülme döneminde ortaya çıkan; yalnızca siyasal değil, aynı zamanda sınıfsal ve ideolojik boyutları olan gerici bir kalkışmadır. 1909’da patlak veren bu isyan, II. Meşrutiyet ile birlikte gelişen anayasal düzeni ve modernleşme hamlelerini hedef almıştır.
Ayaklanma, yüzeyde dini söylemlerle (“şeriat isteriz”) ifade edilse de, arka planında mevcut ayrıcalıklarını kaybetmek istemeyen geleneksel güç odaklarının tepkisi bulunmaktadır. Bu yönüyle, ilerici dönüşümlere karşı örgütlenen bir karşı-devrim girişimi olarak değerlendirilebilir. Toplumun daha geniş kesimlerine özgürlük ve temsil imkânı sunan meşrutiyet düzeni, eski düzenin çıkarlarını tehdit ettiği için bu tür tepkilerle karşılaşmıştır.
İsyanın bastırılması için Selanik’ten gelen Hareket Ordusu’nun müdahalesi, yalnızca düzeni yeniden sağlamakla kalmamış; aynı zamanda ilerici tarihsel yönelimin korunmasını da sağlamıştır. Bu süreçte görev alan subaylardan biri olan Mustafa Kemal, ileride bu birikimi Cumhuriyet’in kuruluşunda değerlendirecektir.
31 Mart Ayaklanması, Atatürkçü düşünce açısından laiklik, akılcılık ve çağdaşlaşmanın önemini gösterirken; sosyal açıdan bakıldığında ise ilerici dönüşümlerin her zaman eski düzenin direnciyle karşılaşabileceğini ortaya koyar. Bu olay, toplumların yalnızca siyasal değil, aynı zamanda sosyal ve sınıfsal mücadeleler içinde şekillendiğini hatırlatmaktadır.
Sonuç olarak, 31 Mart Ayaklanması hem gericiliğe karşı verilen bir mücadele hem de ilerici değerlerin korunmasının tarihsel bir örneğidir.
#ODTÜ #Kemalizm
Yusuf Akçura, 2 Aralık 1876 tarihinde Moskova'nın doğusundaki Ulyanovsk'ta dünyaya geldi. Ailesiyle birlikte 1883'te İstanbul'a göç etti. Kuleli Askeri Lisesi'nde öğrenim gördükten sonra 1895 yılında Harp Okulu'na girdi.
Harp okulunu bitiremeden kendisiyle birlikte sürgün edilmiş olan Ahmet Ferit Bey ile Fransa'ya kaçtı. Paris'te üç yıl Paris Siyasi Bilgiler Okulu'na devam etti ve okuldan üçüncülükle mezun oldu. 1903 yılında, İstanbul'a dönmesi yasak olduğu için amcasının yanına Kazan'a gitti ve dört yıl kaldı. Tarih, coğrafya ve Osmanlı Türk Edebiyatı öğretmenliği yaptı.
İstanbul'a geldiği 1908 yılına kadar Kazan'da siyasal ve kültürel faaliyetlerde bulundu. Meşrutiyetin ilanının ardından İstanbul'a gitti. İstanbul'a geldikten sonra Darülfünun'da ve Mülkiye Mektebi'nde tarih dersleri verdi. 1912 yılında kurulan Türk Ocağı’nın kuruluşunda etkin rol aldı.
1919 yılında arkadaşı Ahmet Ferit'in kurduğu siyasi bir parti olan Millî Türk Fırkası'na katıldı. Aynı yılın sonunda İngilizler tarafından tutuklandı. 1920 yılında hapisten çıkınca Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu’ya geçti. Hariciye Vekâleti'nde Genel Müdür olarak görev yaptı. 1923 yılında İstanbul mebusu seçilerek meclise girdi. Kurtuluş Savaşı sonrası TBMM adına İstanbul'u İtilaf Devletleri temsilcilerinden teslim aldı. Mustafa Kemal'in kültür ve siyaset danışmanı olarak çalışmaktaydı. 1931 yılında Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu'nun kuruluşunda görevlendirildi ve kurumun başına getirildi. Birinci Türk Tarih Kongresi'ni yönetti. 1933 yılındaki üniversite reformundan sonra İstanbul Üniversitesi'nde siyasi tarih profesörü oldu. 11 Mart 1935 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucunda İstanbul'da öldü. Ardından Türkçülüğün Tarihi, Siyaset ve İktisat, Osmanlı Devleti'nin Dağılma Devri gibi pek çok önemli eser bırakmıştır. Ölümünün 91. yıldönümünde Türkçü fikir adamı ve yazar Yusuf Akçura'yı saygıyla anıyoruz.
#ODTÜ #Kemalizm
13 Mart 2016 tarihinde Ankara Güvenpark’ta gerçekleştirilen hain terör saldırısının yıldönümünde yaşamını yitiren yurttaşlarımızı saygı, rahmet ve özlemle anıyoruz. Masum insanları hedef alan bu alçak saldırı, yalnızca bireylere değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin huzuruna, birliğine ve kamusal yaşamına yönelmiş karanlık bir terör eylemidir.
Terörün her türlüsünü ve onu besleyen her türlü gerici, bölücü ve karanlık zihniyeti en güçlü şekilde lanetliyoruz. Cumhuriyetimizin temel değerlerine, laik ve demokratik yapısına yönelen hiçbir saldırı karşısında geri adım atmayacağımızı bir kez daha vurguluyoruz. Bu ülke, korku siyasetine ve şiddet yoluyla toplumu sindirmeye çalışanlara teslim olmayacaktır.
Bu vesileyle saldırıda hayatını kaybeden yurttaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyor, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Teröre karşı verilecek en güçlü yanıtın; Cumhuriyet değerlerine daha sıkı sarılmak ve tavizsiz biçimde savunmak olduğuna inanıyoruz.
#ODTÜ #Kemalizm
26 Şubat Perşembe günü saat 18.30'da Fizik Binası P5 amfisinde gerçekleştireceğimiz tanışma toplantımıza tüm ODTÜ mensupları davetlidir.
Topluluğumuzu daha yakından tanımak ve ilgili sorularınızı iletmek isterseniz sizleri tanışma toplantısında aramızda görmekten mutluluk duyarız.
#ODTÜ
#Kemalizm
İktidarın ve çıkar ilişkisi içinde bulunduğu hain ortaklarının terörist elebaşına umut hakkı tanıma ve serbest bırakma kararı, yüz kızartıcı bir karardır. Binlerce vatandaşımızın ölümüne sebep olmuş, cumhuriyet’e maddi manevi zararlar vermiş olan terör örgütünün alçak kurucusuna bir süredir yapılan methiyeler, verilmek istenen “barış elçisi” rolü sürecin en başından zararlı ve art niyetli yapıldığını zaten gösteriyordu. Sonunda böyle bir karara varılmış olması, başından beri taraflar arasında çıkar ilişkisi içinde yürütülen sürecin şaşırılmayan bir sonucu olmakla beraber, hiçbir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının razı olamayacağı bir karardır. Bu “rezalet süreci”, şüphesiz ki en başta Türk gençliğinin direnişi ile karşılaşacak ve yürütelemeyecek bir süreçtir. Hali hazırda Türk yargısının iktidarın oyuncağı haline geldiği ve birçok terörle bağlantılı şahsın serbest bırakıldığı bu ortamda, hiçbir Türk vatandaşının bu karara sabrı kalmamıştır. İktidar ve Türk Ulusunun kuyusunu kazmaya çalışan çıkar ortakları bilmelidirler ki bu kararı uygulamak adına atılacak herhangi bir somut adım, hepsinin sonunu getirecek bir tepkiyi körükler. Türk ulusu, şehitlerinin kanı elinde olan terörist elebaşına asla merhamet etmeyecektir.
Affı mümkün olmayan, alçak katil çürümeye ve yok olmaya mahkumdur. Aksi bir duruma Türk milletinin rızası asla ve kat’a yoktur!
#ODTÜ
#Kemalizm
İktidarın çifte standartlı denetim politikaları sonucu müteahhit eliyle deprem yönetmeliklerine uyulmadan, usulsüzce yapılan binaların neticesinde 6 Şubat 2023 tarihinde Adıyaman, Kahramanmaraş, Hatay, Malatya, Gaziantep, Adana, Osmaniye, Kilis, Şanlıurfa ve Diyarbakır illerimizde meydana gelen deprem faciası korkunç şekilde sonuçlanmıştır.
-Deprem sürecinde sosyal medya iktidar eliyle kapatılmış, enkaz altındaki yurttaşlarımızın dış dünya ile bağlantıları kesilerek ölüme terkedilmiştir.
-Vatandaşın yanında olması gereken Kızılay mağdur olan halkımıza yüz çevirmiş, depremde para ile çadır satma hıyanetine düşmüştür. -Yardım kolilerinin üzerine parti logosu konmuş, halkımızın vergileri siyasi rant malzemesi haline getirilmiştir.
-Uluslararası polis teşkilatı Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan İsrail'li organ kaçakçısı Boris Wolfman deprem bölgesinde sahra hastanesi kurmuş ve o dönem bununla alakalı hiçbir önlem alınmamıştır.
-Suriye'de ev yapma derdine düşen iktidar vatandaşımıza facianın üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen hala konteynerlerde yaşamayı reva görmüş, birçok konteyner yalıtımsız ve kötü izolasyonlu olduğu için kışın soğuk yazın ise aşırı sıcak olduğu belirtilmiştir. Birçok konteynerin yağmurda su sızdırdığı raporlara yansımış, konteynırların küçük boyutlarıyla havalandırma eksikliğinin nem ve küf oluşumuna yol açtığı neticesinde uzun vadede sağlık sorunlarına yol açabileceği ifade edilmiştir.
-Sık elektrik kesintisi ve internet sorunları dolayısıyla o bölgedeki öğrencilerin kaliteli eğitim alma imkanı hala kısıtlı kalmıştır.
-Deprem için kritik sayılan 24 ila 48 saatlik zaman diliminde verilmesi gereken ordunun alana gitmesi talimatı ancak 8 gün sonra verilmiş, o süre zarfında kurtarılabilecek canlarımız kasten gözardı edilmiştir.
-Aralık 2025'te cumhurbaşkanının Hatay ziyareti öncesi kentte depremin verdiği hasar sanki onarılmış gibi gösterilmesi için makyaj çalışması başlatılmış, aylardır çamur ve toz içinde kalan Hatay'da yollar tek gecede asfaltlanmış, sokaklar düzenlenmiş, Asi Nehri'nin köprüsü akarsu görseliyle kaplanmış, şantiyeler apartman görünümlü brandalarla kapatılmıştır. Büyük Atatürk'ün şahsi meselesi olarak ifade ettiği Hatay ihmal edildiği yetmezmiş gibi süslenip medyaya servis edilerek siyasi propagandaya alet edilmiştir.
-Adıyaman'ın Besni ilçesinde 163 kişinin hayatını kaybettiği binaların sorumlusu AKP'li Şükrü İşitmen 13 Şubat 2023 tarihinde Mersin'de yakalanarak tutuklanmış, 12 Şubat 2024'te Besni Sulh Ceza Hakimliği "samimi beyanlarda bulunduğu" gerekçesiyle adli kontrol ile tahliyesine karar vermiştir. 22 Ekim 2024 tarihinde, mağdur ailelerin itirazları ve delil durumu üzerine mahkeme İşitmen hakkında yeniden tutuklama kararı çıkarmış, ancak kendisinden haber alınamaması gerekçesiyle Ocak 2026 itibarıyla şu an firari durumdadır.
-Depremin ardından 300 bin GSM abonesinin telefonu ve 183 bin kredi kartının hiç kullanılmadığı iddia edilmesine rağmen resmi ölüm sayısı en az 53 bin civarı olarak duyurulmuştur.
6 Şubat depreminde hayatını kaybeden yurttaşlarımızı saygıyla ve derin hüzünle anıyor, yarım kalan hayatların hesabını depremden kalan yaralar sarılana dek sormaya devam ediyoruz.
#ODTÜ
#Kemalizm
#6subat2023
31 Ocak 1990 tarihinde evinin önünde kurşunlanarak faili meçhul bir cinayetle hayattan koparılan hukukçu, siyasetçi, yazar Muammer Aksoy 1917 yılında Antalya'da dünyaya gelmiştir.
1939'da tüm derslerinden tam puan alarak Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra Zürih Üniversitesi Hukuk ve Devlet Bilimleri Fakültesi'nde doktora yapmış, Türkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde asistanlık ve Ankara Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmıştır. 1957 yılında Demokrat Parti hükümetinin üniversite yasasında yaptığı değişikliğin üniversitelerin özerk yapılarını zedelediği gerekçesiyle Ankara Üniversitesi'ndeki görevinden ayrılarak Cumhuriyet Halk Partisi'nde siyasete atılmıştır.
27 Mayıs 1960'taki askeri müdahalenin ardından tekrar üniversiteye dönüp Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde profesör olarak görevini sürdürmüş, hukuk literatürüne "Demokratik Anayasa" olarak geçen 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonda sözcülük görevini üstlenmiş ve "Sosyal Devlet" ibaresinin eklenmesini sağlamıştır.
Muammer Aksoy, Türk gençliğine emperyalizme karşı bir Atatürk olamasa bile en azından Tıbbiyeli Hikmet olabileceğini hatırlatmıştır. 1989 yılında yayınlanan "Laikliğe Çağrı" kitabında “Önümüzdeki on yıllık dönemde Türkiye için irticadan daha büyük, hatta ona yakın hiçbir tehlike söz konusu değildir” sözüyle gericiliğin Türk milleti adına ne denli bir tehdit olduğunu gözler önüne sermiş, yine laiklik için “Laikliğe karşı propagandaya, şeriat propagandasına müsaade etmek, Türkiye’nin geleceğinin yok edilmesini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin intihar etmesini benimsemektir.” sözlerini sarf etmiştir.
Onun aydınlığının üzerine perde çekmek isteyen karanlık yapılanmalar 31 Ocak 1990 tarihinde canına kıymıştırlar. Ancak onun ışığı sönmemiş aksine Atatürkçü düşüncenin, örgütlenmenin ve eylemin üzerine adeta bir Güneş gibi doğmuştur. Ulu Önder Atatürk'ün düşün askeri, Türk milletinin yetiştirdiği büyük hukukçu, devrim şehidimiz Muammer Aksoy'un hatırasının önünde saygıyla eğiliyor; kendisini hatırlamaya ve hatırlatmaya devam ediyoruz.
#ODTÜ
#Kemalizm
#MuammerAksoy
47 yıl önce bugün hain bir suikast sonucu aramızdan ayrılan; Milliyet gazetesi yayın yönetmeni, dönemin sağ-sol çatışmasından sıyrılarak özgün bir kimlikle yazan Abdi İpekçi, gazetecilik hayatı boyunca konuşulmaktan çekinilen birçok konuya değinmiş mühim bir gazetecidir. Özellikle kaçakçılık ile ilgili yaptığı araştırmalar onu hedef haline getirmiştir. Suikastın faili Mehmet Ali Ağca, ülkücü mafya ile ilişkisi açıkça anlaşılan birisidir. Tüm giriştiği yasadışı eylemler ve Abdi İpekçi suikastı tescillenmiş olmasına rağmen sadece 10 yıl hapiste kalmıştır. Bu durum, Türk yargısının adalet kavramından ne denli uzaklaştığını ve acizleştiğini gösteren önemli bir durumdur.
Suikasta kurban giden cesur gazetecimiz Abdi İpekçi’yi vefatının 47. senesinde saygıyla anıyoruz.
#Abdiİpekçi
#ODTÜ
#Kemalizm
27 Ocak 1924’te Baf’ta doğan Rauf Raif Denktaş, bebeklik çağında annesini kaybetmenin yarattığı dirençli karakterini babası ve dedesinden aldığı geleneksel terbiye ile harmanladı.
İstanbul ve Lefkoşa’daki eğitimiyle millî şuur ve Batı kültürünü özümseyen Denktaş, Lincoln’s Inn’de hukuk tahsilini tamamlayarak “Barrister” unvanıyla mezun oldu. 1949’da Aydın Hanım ile evlenip Kraliyet Savcısı olarak göreve başladığında, s��mürge düzenini ve adadaki çatışma dinamiklerini yakından tecrübe etti.
1950’lerde Dr. Fazıl Küçük ile omuz omuza veren Denktaş, TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) bünyesinde “Toros” kod adıyla yürüttüğü direnişle toplumun savunma iradesini merkezileştirdi. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti sürecinden itibaren Türk Cemaat Meclisi’ndeki görevleri, maruz kaldığı sürgünler ve gizli mücadeleleri liderliğini perçinledi. 1974 Barış Harekâtı’nın ardından 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin başkanlığına, 15 Kasım 1983’te ise KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanlığına seçildi.
Uluslararası platformlarda egemenlik ve güvenlikten taviz vermeyen “kırmızı çizgileriyle” tanındı; Annan Planı gibi kritik süreçlerde devletin hukuki varlığını savundu. Entelektüel kimliğiyle de öne çıkarak çok sayıda eser kaleme aldı ve fotoğraf sergileriyle Kıbrıs davasını belgeledi. 13 Ocak 2012’de vefat eden Denktaş; hukukçu kimliği ile mücahit ruhunu birleştiren, kurduğu cumhuriyetle Kıbrıs Türk halkının tarihsel kaderini değiştiren efsanevi bir lider olarak hafızalara kazındı.
Vefatının 14. yılında Kıbrıs Türklerinin savunucusu Denktaşı saygı ve rahmetle anıyoruz.
#ODTÜ #kemalizm #kıbrıs #RaufDENKTAŞ