Akdeniz’de, özellikle Kıbrıs Adası’nda bir fitne ateşinin yakılmak istendiğini görüyoruz; bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Çok açık söylüyorum:
Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse cevabımız çok net olur, çok da sert olur.
Osmanlı çınarı, bayrağımızı 7 iklimde gururla dalgalandırmıştır.
Osmanlı’nın yerini alan Türkiye Cumhuriyeti bu topraklardaki ilk değil, son devletimizdir.
Devlet-i ebet müddet, aziz milletimizin bizatihi kendisidir.
Türk milleti var oldukça devletimiz var olmaya devam edecek.
Millî Mücadele’yi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler ezandır, Kur’an’dır, şehadettir, bayraktır, hürriyettir, ilayıkelimetullah davasıdır.
Sırf birilerinin işine gelmiyor diye ruh kökümüzü inkâr etmeyeceğiz.
Bilgilendirme icin Allah razı olsun Ahmet hocam.
Ahmet Anapalı hocam öyle güzel anlatmışki son yüzyılın işgal ve özgürlük mücadelesinin özeti gibi.
Bunun altını isteyen istediği gibi doldurabilir...
İstanbul’un kaynaklarının nasıl yağmalandığı ortaya dökülüyor.
Neredeyse her gün suç örgütünün yeni bir yolsuzluğu, hırsızlığı, katakulliye getirilmiş bir sahtekârlığı ortaya çıkıyor.
İstanbul’dan Türkiye’ye ve yurt dışına uzanan ahtapotun kolları bir bir deşifre oluyor.
Örgütün kimleri maaşa, kimleri haraca, kimleri de rüşvete bağladığı bizzat kendi arkadaşları tarafından itiraf ediliyor...
Eski suç ortakları, bavullarla taşınan paralardan, İstanbul’da kurulan mafya düzeninden bahsediyor...
Ama bakıyorsunuz, ne gam ne tasa ne de bir mahcubiyet söz konusu… Yüzleri dahi kızarmıyor.
Çıkıp milletten, özellikle de iradesine ihanet ettikleri İstanbul halkından özür dilemeleri, nedamet getirmeleri, af dilemeleri gerekirken her gün savcıları, hâkimleri, görevini yapan emniyet ve medya mensuplarını pişkince tehdit ediyorlar.
Daha düne kadar yere göğe sığdıramadıkları arkadaşlarını pişman oldu, suçunu itiraf etti diye hain, yolsuz ve müfteri ilan ediyorlar.
Bilhassa CHP Genel Başkanı Sayın Özel’in, Türkiye’nin ana muhalefet partisi lideri gibi davranmak yerine suç örgütünün posta güvercini gibi hareket etmesi, üzüntü verici olduğu kadar düşündürücüdür.
Yolsuzluk lekesini bağırmakla çıkaramazsınız.
Yargıya hesap vermekten kaçamazsınız.
Beytülmale uzatılan o mülevves elleri kırmak, millet adına karar veren Türk yargısının boynunun borcudur.
SGK’ya en borçlu 10 belediyenin 7’sinin CHP’li olması, zirvede 10 milyar liralık borçla İzmir’in bulunması tabii ki tesadüf değildir.
Borçları hatırlatılınca feveran eden CHP’ye, şimdi yolunu gözledikleri eski genel başkanları Bay Kemal’in cümleleriyle şunu söylemek isterim:
“Ne kadar çığırtkanlık yaparsanız yapın. Bağırsanız da çağırsanız da ipe un serseniz de kaçış yok. SGK’ya olan prim borçlarınızı tıpış tıpış ödeyeceksiniz.”
Kusura bakmayın; emeklinin, memurun, işçinin, esnafın, çiftçinin, engellinin, yetimin, öksüzün hakkını size konserlerde, şarap turlarında yedirmeyiz.
Gazi Meclisimizin kürsüsünden sordum, buradan da CHP milletvekillerine tekrarlamak istiyorum:
Laiklik tartışmasını ben başlatmadım, laiklik tartışmasını CHP’li milletvekilleri başlattı, ben de cevap verdim.
Bir siyaset bilimci olarak CHP’ye bazı sorular daha sormak istiyorum:
•2008 yılında Milliyetçi Hareket Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisi bir anayasa değişikliği teklifi yaptılar. 411 milletvekili bu teklifi TBMM’de onayladı. “Kimse kılık kıyafetinden dolayı eğitim öğretim hakkından alıkonamaz” dedik. CHP milletvekilleri de buna karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvurdular.
•Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, 2008 yılında yaptıkları başvuru metninin altına imzalarını hâlâ atabiliyorlar mı? Hâlâ 2008’deki gibi mi düşünüyorsunuz?
•Başörtüsü ile kamusal hayatta yer almak, eğitim öğretim hakkından yararlanmak Anayasa’ya aykırı mıdır, değil midir? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
•Başörtüsü ile eğer insanlar eğitim öğretim hakkını alırsa, Anayasamızın 2. maddesindeki laiklik ayaklar altına alınmış olur mu, olmaz mı?
•Başörtüsüne özgürlük, Anayasa’nın 2. maddesindeki toplumun huzuru ilkesine aykırı mıdır, değil midir?
•“Önemsiz bir teferruat olan bu kılık kıyafet” demişsiniz. Bu ifade size neyi hatırlatıyor? “Başörtüsü önemsiz bir teferruattır” ifadesini kim söylemiştir? 2008’deki bu iptal dilekçesini kim yazmıştır?
Yalan söylemeye utanmıyor musunuz?
Terör örgütlerinin kucağında, devlete ve millete ihanet etmek sizi tatmin etmeyince kamu görevlilerine iftira atmaya mı karar verdiniz?
Bu açıklamayı yapmak için ya zeka problemi ya da kötü niyet gerekir. Zeka sorununuz olduğunu sanmıyorum; yani umarım öyledir…
Tarih bu utancın yanında yer alan, otobüs kapısı başında Suriyeye bilet kesip oy dilenen ve ülkemde mülteci istemiyorum etiketleriyle millilik vatanseverlik duyarı kasanları elbet bir gün yazacak. Ve yine o aynı tarih siyasi kariyerinin bitmesine sebep olsa dahi, biz müslümanın ve mazlumun yanında durmaktan geri durmayız diyen adamları da yazacak.
İşte bu noktada nerede ve kiminle durduğunuz bu yüzden önemli. Suriyeden gelen korkunç görüntüler tüm dünyanın insanlık ayıbı, başka ne denir ?
Suriye halkının özgürlüğüne, yeni Suriye yönetiminin istikrarına, kadim Suriye topraklarının bütünlüğüne yönelik her saldırı, karşısında Suriye halkıyla birlikte bizi de bulacaktır.
Bu saatten sonra Suriye’nin bir kez daha bölünmesine izin veremeyiz.
Ülke topraklarının yeniden bir çatışma alanı haline gelmesine asla rıza gösteremeyiz.
Kardeş Suriye halkının evlerine geri dönüşünü engellemeye yönelik hiçbir adımı, hiçbir kışkırtmayı kabul edemeyiz.
Birilerinin sırtını dayadığı güçlerden aldığı cesaretleri, fanatik inançları, sapkın ideolojileri, hastalıklı hayalleri uğruna bölgemizi kana ve ateşe bulamasına seyirci kalmayacağız.
İBB eğer bir bakanlık olsaydı sahip olduğu bütçe ile 17 Bakanlık içerisinde 4. sırada olacaktı.
Şirket bütçeleriyle birlikte tam 1 TRİLYON dan söz ediyoruz.
Bu devasa bütçeler ile İstanbul geriye mi gitti yoksa ileriye mi ?
Geriye gittiyse ki öyle, PARA NEREDE ?
İBB’nin anlata anlata bitiremediği kent lokantalarından günde sadece 4.412 kişinin yararlandığını biliyor muydunuz?
Haberlerinde genellikle süre belirtmeden ‘1 yılda “toplam yenilen yemek sayısını” vurgulamaları vatandaşı yanlış yönlendirme amacı taşıyor.
Vatandaşların kahir ekseriyeti de günde yüzbinlerce insanın bu lokantalardan istifade ettiğini zannediyor.
Kaynak: İBB’nin resmi web sayfası
🔴 İBB’nin vatandaşları nasıl aldatmaya çalıştığını anlattım.
⭕️ İBB’nin 150 kreşi olduğu bilgisi doğru değil.
⭕️ 900 bin öğrenciye her gün beslenme desteği verildiği de doğru değil.
İşte gerçek rakamlar…