@remzi_sahs72850@AHimmetagaoglu La remzi vaktiyle MHP de iyiparti için onu diyordu. Böl parçala yala yu falan filan. La bı gidin herkes yerinde kalsın biz anahtar partide mutluyuz millete umut olacağız size ne yanliyan var ne sizle birlik olmak isteyen. Olum olsa neden bırakalım sizi. Bak isine
@TCKemal__ İsteyen mi var kemo? Bak işine biz kardeşlik ederek, nezaket dili ile kem söz söylemeden konuşmaya çalıştıkça siz kendinizi nimetten sayıyorsunuz. Olum gidin işinize bizim ufkumuza sizin hayalleriniz yetişemez.
@talhaxkeskinn@Rcardak1@APidarivemali Birilerinin hatası ile başka birilerine göncü demek ayıp. Böyle eleştiri olmaz. Talha arkadaşımız da kusurabakma kardeş ama hata olmamalı lakin bir hatadan da devlet nasıl yoneticeksiniz denmez ya hu. Devletin parasına mi cokmusler? Yada bagislara? Yok böyle birşey sonucta
@ismailyildizm Ulan it Muhsin Başkana fetöcülük yapışır Yavuz hafifoğluğuna yapışmaz ne demek . Orhan kavuncu denen fetöcülerin getirdiği adam değil mi bu ?
Bakın biliyorsunuz ki Yavuz Ağıralioğlu'nu ve Anahtar Parti'yi benim kadar eleştiren olmamıştır ama bu konuda hakkını teslim etmek lazım:
Yavuz Ağıralioğlu Muhsin Yazıcıoğlu'nu eleştirdiği için Muhsin Yazıcıoğlu'nun Yavuz Ağıralioğlu'nu kovduğu iddiasını kendisine sordum ve çok makul bir cevap verdi.
Dedi ki: Ben rahmetli başkanı herkesin içinde fikrimi söyleyerek eleştirdim. Başkan bozuldu ama eleştirime cevap verdi. O gün orada olan bir kişi de çıkıp başkan Yavuz'u kovdu desin de göreyim. Kapalı kapılar ardında yapılan dedikodudan başka bir şey değil bu.
Bu bir.
İkincisi Fetöcülük Muhsin Başkan'a bile yapışır (!) Yavuz Ağıralioğlu'na yapışmaz.
Muhsin Başkanın Fethullah Gülen'i zamanın şartlarında övdüğü konuşmalar vardır ama Zaman Gazetesi'nin Yavuz Ağıralioğlu'nu ibdacı ilan ettiği de vakidir.
Yukarıdaki cümleyi yanlış anlamayın elbette biz Muhsin Başkanın fetöcü olmadığını biliyoruz.
O dönemde 28 Şubat'ta Muhsin Yazıcıoğlu her cemaat liderine saygı göstermiş ancak Esad Coşan hoca efendi haricinde kimseden iltifat görmemiştir.
Ha Yavuz Ağıralioğlu da bugün Muhsin Yazıcıoğlu'na yaptığı eleştiri ile imtihan oluyor.
Siyaset bilmemek... Daha yolun başında gafları, hataları, adam seçimindeki yanlışları vs vs... Yavuz Başkan, Muhsin Yazıcıoğlu'nun onda biri kadar siyaset bilmiyor.
Et bin, bin 500 liraya çıkmış.
Süt 5 litrede 400 lirayı bulmuş.
Kendi insanına et ve sütü ulaşılmaz kılan düzen sürdürülemez.
Gıdayı yeniden planlayacağız.
Gıda, millî güvenlik konseptine oturtulacak!
Karadeniz’de fındık üreticisi yollara dökülmüş. Düzce’de, Adapazarı’nda çiftçi emeğinin karşılığını alabilmek için sesini duyurmaya çalışıyor.
Ege’de üzüm üreticisi perişan. Geçen yıl 80 liraya sattığı üzümüne bu yıl tüccar 60 lira vermiyor.
Temmuz ayında buğdayını 12 liradan tüccara satmak zorunda kalan çiftçi, bugün aynı buğdayın 19 liraya çıktığını görüyor.
Besicimiz bir yıldır karkas etini neredeyse aynı fiyata satıyor. Üstelik fiyatları düşük tutmak için ithalat yapılıyor.
Soruyorum: Kendi üreticisiyle rekabet eden devlet olur mu?
Kiraz üreticisi zarar etmiş, kayısı üreticisi mahzun. Elmacı, erikçi emeğinin karşılığını alamamış. Zeytin hasadı başlamış, hâlâ fiyat belli değil. Zeytin üreticimiz diken üstünde.
Salçalık domates üreten çiftçimiz, ürününü üç yıl önceki fiyatından satabilmiş.
Artvinli Şevki amcamız ne güzel anlatmış hâlimizi:
“Bereketin kıtlığını çekiyoruz.”
Toprak bereketli, insanımız çalışkan, çiftçimiz üretmeye razı. Ama üreten kazanamıyor, tüketen de ucuza yiyemiyor.
Bu nasıl bir tarım düzenidir?
Bizim yapacağımız iş bellidir.
Üreticinin gübresini, tohumunu, ilacını, mazotunu karşılayacak; mahsulünü önceden belirlenmiş, maliyetini karşılayan ve kârını güvence altına alan bir fiyatla alacağız.
Böylece üreticimiz ne kazanacağını bilecek, tüketicimiz de makul fiyatlarla gıdaya ulaşabilecek.
Köylerimiz yeniden şenlenecek. Gençlerimiz toprağına, bağına, bahçesine sahip çıkacak.
Benim devletim bunu yapacak güçtedir!
Türkiye milyarlarca dolarını hububata, yem bitkilerine, mercimeğe, nohuda, yağlık ayçiçeğine ve diğer tarım ürünlerinin ithalatına harcıyor.
Biz bu kaynakları kendi üreticimizi güçlendirmek için kullanacağız.
Etimizi, tereyağımızı, buğdayımızı, arpamızı, mısırımızı, soyamızı, ayçiçeğimizi, soğanımızı kendi toprağımızda yeterince üretebilecek bir tarım düzeni kuracağız.
Çiftçiyi bankanın faizine, aracının insafına, tefecinin eline bırakmayacağız.
Girdisini vereceğiz, mahsulünü alacağız.
Devlet üretimi planlayacak. Hangi bölgede ne ekiliyor, ne kadar gübre ve ilaç kullanılıyor, ne kadar ürün elde ediliyor, ne kadarına ihtiyaç var; hepsini bilecek.
Çünkü fazla üretim israfa, yetersiz üretim ithalata yol açıyor.
Hükûmetin yaptığı tarım sayımının sonuçları konusunda bile kamuoyunun yeterince bilgilendirilmediği bir yerde soruyorum:
Sayamadığınız tarımı nasıl planlayacaksınız? Planlayamadığınız üretimi nasıl yöneteceksiniz?
Bu memleketin toprağı da var, suyu da var, çalışacak insanı da var.
Çiftçimizin ihtiyacı sadaka değil, emeğinin karşılığıdır.
Bizim anlayışımızda devlet, kendi çiftçisinin rakibi değil, teminatı olacaktır.
Bu topraklarda bereketin kıtlığını değil, bereketin hakkını verdiğimiz günleri yaşayacağız.