Bu sahne, bir Türk yapımında gördüğüm en kompleks duygu çatışmasını içeren sahne. Üstelik, bu çatışma oyunculuğa inanılmaz bir şekilde aktarılıyor. Hem senaryo hem oyunculuk açısından çok beğeniyorum.
Süleyman, Mustafa'nın hatasına oldukça öfkeli. Sorun şu ki, Mustafa'nın hem babası hem de padişahı. Padişah olarak kızıyor, baba olarak şefkat duyuyor. Kızmak istemiyor ama kızması gerekiyor. Bu, çatışmanın ilk adımı.
Ama, suçu öyle büyük ki padişah olarak büyük bir ceza vermesi gerekir. Öyle ki bu ceza onu baba olarak perişan eder. Dolayısıyla kızmak istememeyi bırakalım; o suçu işlememiş olsun istiyor.
Yani tek sahnede öfke, kızgınlık, mutsuzluğa ilave olarak gurur var. Padişahlığın otoritesini sarsamayacağını biliyor. Kendi makamının gücünden kendi oğlunu korumak istiyor ama elinden bir şey gelmeyecek. Tek yapabileceği Mustafa'nın, cezasının düşük verilebilmesini sağlayacak davranışlar sergilemesi.
Ama çatışma giderek kompleksleşiyor. Çünkü Mustafa af dilemek yerine başka bir şey anlatmaya çalışıyor. Bu kez çatışmaya yeni bir duygu ilave oluyor; korku. Artık aynı bedende, aynı ruhta; Süleyman kendisinin anlık öfkesinden kendi oğlunu kurtarmaya çalışıyor. Çaresizce bağırıyor.
Halit Ergenç, bunu inanılmaz şekilde oyunculuğa aktarıyor. Üstelik, gerçek hayatta bu inanılmaz çatışma artık neyi dışarı aktarıp neyi aktaramadığını takip edememek demek. Sahnede de bu yaşanıyor. Oğlunun karşısında öfkeli bir padişah değil, aynı yüzde korkan bir baba olarak konuşuyor.
Hayatımda bir oyuncunun yüzünde hem sevdiği için korku -ki bir çeşit üzüntü- hem öfke hem çaresizliği aynı anda görebildiğimi pek hatırlamıyorum.
Sahnenin şahaneliği Mustafa, neyi neden yaptığını açıkladıktan sonra devam ediyor. Çünkü Süleyman ikna oldu; ama az önce yaşadığı büyük korku yüz ifadesinde devam ediyor. Gülümsemek isterken bile yüzünde acı var. Bir gün kendi oğluna zarar verme ihtimalinin acısı.
Yıllar sonra kendi oğlunu idam edecek bir padişahın senaryosu yazılırken bölüm bölüm yavaş yavaş babanın üzüntülerine padişahın öfkesinin galip gelecek olmasını inanılmaz yazmışlar. Hiçbir duygu birden yaşanmıyor. Hepsinin arkaplanı adım adım belirleniyor.
Bu sahne aynı anda iki personası olan bir karakterin bir sahnede hem korku, hem acı, hem öfke, hem gurur, hem de rahatlamayı yaşaması açısından gerçekten müthişti. Belirsizliğin çözülmesi, ihtimallerin azalması, beklentilerin kötüden iyiye doğru değişmesi dinamikleri de şahane aktarıldı.
Hayır, devlet Galatasaray'ın stadyumunu bedavaya yapmadı. Basitçe: Galatasaray, eski Ali Sami Yen arazisini (değeri yaklaşık 280 milyon dolar) devlete verdi. Karşılığında TOKİ (devlet kurumu) yeni stadyumu (maliyeti 250 milyon dolar civarı) inşa etti. Devlet bu takastan kâr etti, yaklaşık 150 milyon TL. Kaynak: TOKİ kayıtları ve resmi açıklamalar.
Yüksek Divan Kurulu Üyeliğinde 40, 50, 60 ve 70. yılını dolduran üyelerimize plaketlerini Başkanımız Sadettin Saran ile YDK Başkanımız Şekip Mosturoğlu takdim etti.
Önceki Başkanlarımızdan sayın Ali Şen’in 50. yıl plaketi oğlu Metin Şen ve torunu Berke Şen’e takdim edildi.
Yüksek Divan Kurulu üyemiz Ömer Kotan, 70. yılını doldurarak plaketini aldı.
@h_ibrahim_aksoy@fbajans1907@Sikolastik ya kardesim hicbir klup temiz degil. emin ol degil. bu kadar paranin dondugu bir sektorde 120 senelik klupler nasil tertemiz olsun senin aklina mantigina sigiyor mu? camianin icindekilerin yaptiklarindan klupler sorumlu tutulmamali. destekle devam et
@eminsmrc_7@enesydiz 1923 den beri ulkeyi cumhuriyet yonetiyor :) kula kul olunan donemler coktan bitti. ailemin adini bi daha agzina almani da tavsiye etmem. senin mahallendeki farelere benzemem ben
@eminsmrc_7@enesydiz sen insan misin? ne oldugunu yukarda yazdim zaten. o donemde Ataturk mu vardi yaziyorsun yazdigin donemde cepheden cepheye kosuyordu. savasmadigi birlik kalmadi. yazik ki ne yazik onun hakkinda boyle alcakca yorumlar yapiyosun. senin agzindaki gunahlar kadar benim kitaplarim var
@eminsmrc_7@enesydiz zavalli lagam faresi seni. anneni ingilizlerin tecavuzunden kurtarana da ATAM demezsin peki? yoksa ona miden var mi? kitaplardan uzak bir neslin sonucu budur.
Eşimi hayattan koparan bu vicdansız 50 km hızla gidilmesi gereken yerde bilirkişi raporuna göre 113.87 km hızla giderek hem eşimi benden kopardı hem 5 aylık yavrumu annesiz bıraktı. Cezası mı henüz mahkemesi bile olmadan 4 ay gibi komik bir süre ceza evinde kalarak yaptığı ödülmüş gibi serbest bırakıldı. Günlerdir acı çekiyoruz uyku uyuyamıyoruz yemek yiyemiyoruz bu mudur bize reva olan adalet. Suçlunun hiç mi cezası yok sırf çocuk diye kaç tane daha aileyi yok edecek ki ceza alsın. #ÜmranİçinAdalet