Laga luga yapmadan cevap ver @ATuncayOzkan Miktat Alpay, Cemal Uzgören ve Engin Söylemezoğlu’nu tanır mısın? Akman Akyürek’in ofisinden aldığın belgeleri ne yaptın? Akman Akyürek’in evinde bırakılan 10 bin dolar teşkilatta nasıl kriz yarattı? Akman Akyürek kazadan önce seni neden aradı? Peşinde neden takip vardı? Bunları anlat @ikalin1 araştırsın sen gün yüzü göremezsin.
SİLİVRİ'DEN MEKTUPLAR - II:
İMAMOĞLU ile İBB TUTUKLULARI ARASINDA GÖNÜL BAĞI ZAYIFLAMAKTA
========================================
Burası da neticede kainatın bir noktası ; zaman öyle veya böyle akıp gidiyor. Önemli olan , beynin zamanı nasıl algıladığı. Ve beyninize zamanı nasıl algılaması ve yönetmesi gerektiğini öğretebiliyorsunuz. Böylece dışarıda olmak ile içeride olmanın bir farkı kalmıyor.
Bitmek bilmeyen ihtiyaçlar ve tüketme hastalığını burada sınırlamak zorunda bırakılmanın da nefsi terbiye eden bir tarafı var. Tırnak makası ile saç kesmeyi , tişörtün boyun kısmını yandan yırtıp etek yapmayı, çatlak topuklarınızı tereyağı sürerek onarmayı filan öğreniyorsunuz.
Semaverde yapılan yemekler, masterchef yarışmasını aratmayacak seviyede. Türk kadınının temizlik ve titizliğine ise burada on puan daha vermek lazım. Uyuşturucudan yatanından siyasi tutukluya kadar herkes koğuş temizliğini ve kişisel bakımını eksiksiz yapıyor. İş bölümü ve dayanışma mükemmel.
Yaşlı, yoksun ve düşkün olanlar da genç mahkumların şefkati desteğiyle zorluk yaşamadan hayatlarını sürdürüyorlar.
Toplumun uzak durduğu, tehlikeli suçlardan mahkum olmuş insanların bile içine derin bir yolculuk yaptığınızda pek çok değerli cevher çıkarabiliyorsunuz.
Çevremde; okumuş,statü sahibi, kendini toplumun üstünde gören pek çok insanda yıllardır ümitsizce kovaladığım o "özü" burada bazı insanlarda on güne yakaladım. Aİlelerimiz, doğal olarak;
"uyuşturucu sanıklarıyla nasıl yatıyorsun"
diye endişe ediyor ama inanın veya inanmayın, marka giyimli, entellektüel görünümlü,para ve kariyer sahibi insanların arasında, siz çok daha tehlikedesiniz.
Para, kumaş, kol saati , statü bütün hastalıkları görünmez kılabiliyor.
Buradaki insanlar ise çırılçıplak karşınızda.
Tabi bu durumun hırsızlık ve uyuşturucu gibi suçları önemsizleştirdiği düşünülmesin.
Uyuşturucu kullanımı ve satıcılığınınj ulaştığı seviye toplum ve geleceğimiz adına çok endişe verici. 2024 yılında Bakırköy Kadın Cezaevi'ne girdiğimde gördüğüm uyuşturucu vakaları olağanüstü artmış.
Sosyal profil inanılmaz gelişmiş ve genişlemiş.
Ev kadınları, 70 yaşındaki nineler, öğretmenleri, temizlik işçileri veya para kazanan iş kadınları.
"Torbacı " olarak tabir edilen kesimin gerekçesi daha çok yoksulluk.Bunların arasında örneğin çok sayıda ev kadını var.
Bazıları yaptıkları şeyi "meslek" ve geçim kapısı olarak görüyor; ahlaki ve vicdani boyutunu sorgulamıyor. Paranın tadını aldıktan vazgeçemeyen veya vazgeçmeyi düşünmeyenler de var. Bu insanlar üzerindeki rehabilitasyon çalışmasının yeterli olduğu da düşünülemez. Çoğu, çıktıktan sonra , aynı işi yapmaya devam edeceğini söylüyor. Uyuşturucunun bu derece yayılması ve kolay erişimi sağlanabilir hale gelmesi gerçekten büyük bir felaketin habercisidir. Çocuklarımızı korumalıyız.
Yalnızlığın en acı örneklerine , en karanlık dehlizlerine de burada rastlamak mümkün. Seçilmiş bir yalnızlık değil bu. Kaderi doğuştan çizilmiş ve giderilmesi mümkün olmayan bir kimsesizlik. Yetiştirme yurtlarında büyümüşler. Hayatlarında bir kez bile kendileri için endişe eden, merak eden, ne yaptığını soran kimse olmamış.
Tükenmek bilmeyen bir şimdiki zaman, hiç olmayan bir geçmiş ve toplu iğne ucu kadar bir umut vaat etmeyen bir gelecek zincirlemesi içinde aslında yaşamıyorlar; soluk alıp verme egzersizi yapıyorlar.
Siz dışarıda nasıl;
"Şuradan para gelebilir mi?"
"Bu yıl tatili yurtdışında mı yaparım?"
"Haydi gidelim deniz kenarında bir balık yiyelim" vs gibi motivasyonlarla yaşarken , biz de burada demir kapı gürültüyle açılınca;
"mektup mu geldi? Revire mi çağıracaklar"
umuduyla heyecan buluyoruz.
Kantin siparişlerinin gelmesi büyük bir neşe ve enerji yaratıyor. Tutukluların arasıra kendi aralarında kavga etmesi bile gün boyu konuşulacak bir konu olarak günlük hayata dinamizm katıyor.
En büyük destek kitap. Kitap okumak, tutuklu insanın ruhunu dört duvarın arasından alıp, avludan gökyüzüne uçuran tek şey. Silivri'nin çok zengin bir kütüphanesi var. Dört kitap istedim ama sadece bir tanesi geldi.
Çivi çiviyi söker diye Albert Camus'un en iç karartıcı kitaplarından biri olan Veba'yı okuyorum. Kötü bir çeviri ama yazarlık o kadar güçlü ki kötü bir çeviri bile eserin ruhunu bozamıyor.
Biraz da güncel olaylardan söz edecek olursam, Silivri'yi kamuoyunun gözü önünde tutan tabiki İmamoğlu ve İBB tutukluları.
Toplumun ve medyanın merceği sadece bu olaya odaklanmış durumda. İki yaşındaki bebeğini kimsesi olmadığı için üvey anneye bırakmış, çocuğunu yanına aldırma hakkına sahip olduğunu dahi bilmeyen, kaygıdan geceleri uyuyamayan 21 yaşındaki genç anneye odaklanacak değildiniz ya.
Her kesim sadece kendi "elitinin" sorunları ile ilgileniyor. Titanik gemisinin alt kamaralarında sular ayak bileğine kadar yükselmiş , kimsenin umurunda değil.
Dışarıda nasıl Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu, ne parti tabanını, ne de muhalif kesimi temsil yeteneğinden yoksun, ayakları yerden kesik şekilde dolaşıyorlarsa; burada da Ekrem İmamoğlu göğe yükselen İsa Mesih gibi başının üstünde ilahi bir hale ile hücresiyle duruşma salonu arasında gidip geliyor.
Kendisiyle aynı davalardan yargılanan Silivri tutuklulularını temsil ettiğini düşünüyor, çıkışlarını çoğu zaman onların da adına yapıyor ama bilmediği bir şey var.
İBB tutuklulularının büyük bir çoğunluğu ve onların dışarıda perişan olmuş aileleri, kendisine karşı siyasi bir bağlılık duymadıkları gibi gönül bağı dahi kopmaya başlamış.
Siyasetin acımasız çarkının sıradan vatandaşlar olarak kendilerini öğütmesinden acı duyuyorlar. İmamoğlu'nun neden aniden çevresindeki dar kadro ile kafa kafaya verip, ortada ne fol, ne yumurta yok iken belediyeciliği bırakıp Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasına başladığını anlayamıyorlar.
Kimisi belediyede iş bulduğuna, kimisi İBB'den iş aldığına sevinen bu insanlar, kendilerini birden bire Silivri'nin soğuk duvarları arasında bulmaya alışamıyor. İmamoğlu'nun mağduriyet düzeyi ve tutuklanma sebebi birbirinden tamamen ayrı insanların tümünden kendi kadroları ve kendi "inananları" gibi bahsetmesinden de teselli buluyor değiller.
Siyasetten bıkmış, ürkmüş ve soğumuş durumdalar.
Medyaya başlık vermekten başka bir işe yaramayan,
"ben buraya sizi yargılamaya geldim" gibi
aşırı çıkışlar da kimseyi heyecanlandırmıyor.
Dosyanın altlarındaki bu insanların tek isteği , bir an evvel evlerine dönmek ve yaşananları ebediyyen unutmak.
İnsanlık adına bir dram, gazetecilik adına bir hikaye çarşısının ortasında kendi kaderimi beklemekteyim.
4 Ağustos Salı günü Kartal Anadolu Adliyesi'ndeki duruşmama hepinizi beklerim.
Fatma Sibel Gürcihan
Marmara Ceza İnfaz Kurumu
10 Nolu Kapalı Kadın Cezaevi
Koğuş C/7
@Fatih_Oz_Usa Hayalet , hain ve munafiklar sizlersiniz , bu abiler 50 senedir bu islerde hayatlarını geçirmişler.Bu yazıları yazanlar alçaklığın en dibindeki en rezil varlıklardır.İblisin uşakları sizler , merak etmeyin seytanlar da bu dunyada varliklari bir hikmete mebni.
Siber Güvenlik Başkanlığına, güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine veya resen, içeriği ve sınırları kanunda tanımlanmayan "tedbirleri" belirleme yetkisi veren 23. madde TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
Kararların en geç iki saat içinde uygulanmasını öngören düzenleme, "önce uygula, sonra sorgula" anlayışını tüm teknik aktörlere yayarken; uygulama ve protokol engelleme, trafik filtreleme, DNS ve alan adı altyapısına müdahale ve veri merkezleri üzerinden hizmet durdurma gibi erişim engellemenin ötesine geçebilecek açık uçlu bir müdahale mekanizması yaratıyor.
Bakın merhum Muhsin Yazıcıoğlu iktidara hangi gözle bakıyor. Son günlerinde söylediği şu sözler kimlerin niye öldürdüğünü gösterir:
‘Bu vatan toprakları üzerinde hiç kimseye hâyâller kurdurmayız! Bunu önlemenin ilk adımı, bu iş birlikçi AKP İktidarını iş başından indirmek.’
@cumhuriyetgzt1 Bu adamlar bu milletin karakterini tasimiyor. Ne ahlaklari ne dinleri bu millete benziyor.Bu ulkeyi mahvetmek icin ozel proje adamlar bunlar.Kin ve nefret ve dusmanlikla hareket ediyorlar.Her degerin icini bosaltan degersiz mahluklar.
@haskologlu Tiyatroculuk tamam da bir yere kadar. İftira atmak icin ancak bu kadar dolanbaçli yollardan suclar icad edilir.İblis hepinizin ruhunu satin almis.Seytanlasmak icin bu kadar caba gosterince Allah sizi İbislige terfi ettirmis.İBLİSLER.
@Fatih_Oz_Usa Dunyanin bazı büyük öküzleri Hocaefendi ve hizmet hakkında gazel okuyorlar.Öküzler orkestrası.
Böğürtülerinizin ahenginden dünya yıkılacak yakında.
@mahmutakpinar1 Ayvaya armut ol , milletin bogazina takilma demissin amma ayva ayvadir.Bu millet de bu adamlardan ayvayı yemeği seviyor.
Ha bir de ayva ayvadir armutta armut.
Başörtüsü yasağını kaldıran Danıştay daire başkanı hakim Kasım Davas'ın KHK ile ihraç edilip 5 yıldır hapiste olduğunu biliyormuydunuz siyasal islamcılar?
#KHKZulmüneSon
F-4 uçağında 2 bin saat uçuşu olan bir F-4 öğretmeni ve F-4 uçağı filosunda filo komutanlığı yapmış biri olarak söylüyorum;
Sınıfı Pilot olmayan arka kokpit uçucusu Alb. Ali Armağan’ın “alçaktan uçarak bir helikopteri düşürdüğünü” iddia eden
Emin Pazarcı yalan söylüyor!
Bunun babası köyleri basmadı mı? İnsanları asit kuyularına atmadı?
Asker emeklisi babasının astronomik mal varlığını açıklayabildi mi? Babasına red-i miras mı yaptı?
Bu ayakta duranlar kim?
@selcukozdag Bu harekette yuzbinlerce insan yurtdisinda hizmetler yapti.Bunu yaparken tamamen kendi milletinden aldigi destekle yapti.Attığın iftira sen ve senin gibilerin munafikliktaki büyüklüğünüzü, islam dusmanliginizi göstermek acisindan yeter artar bir delil.Sizin ipiniz kimin elinde.
SADAT için çalıştığını söyleyen Osman Görer, kuruma girişini ve 15 Temmuz gecesini anlattı: ''O gece tahminimce 200 kadar SADAT elemanı sahadaydı. Ben 10 kişilik timdeydim. Tüm şehitlerin sorumlusu SADAT'tır.''
"YETER BE! BIKTIK ARTIK BE!"
Yazar Emin Çölaşan:
“Yağmur yağar, sel basar sorumlusu fetö. Deprem olur sorumlusu aynı şahıs. Yeter be, bıktık artık be, bıktık artık be!… İşin cılkı çıkmaya başladı. Önlerine gelen herkesi fetöcü olmakla suçlayıp içeri tıktılar. Şu işin komedisine bakın ki bu saçma sapan suçlamalardan ben bile payımı aldım ve aynı iddia ile Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandım. Bize ceza veren mahkemenin başkanı daha sonra İstanbul Başsavcısı ve Adalet Bakanı olan Akın Gürlek’ti. Benim payıma üç yıl altı ay 15 gün hapis düşmüştü…” (Sözcü, 17 Temmuz 2026)
MaviOtobüs2 Belgeseli
#WennDasRechtSchweigt