bi hafta önce annesinin mezarının yanını gösterip beni buraya gömersiniz demişti, dedem bugün orada yatıyor. belki de hissetmişti ama her zamanki gibi kimseye hiçbir acısını hissettirmeden gitti. umarım gittiğin yerde mutlusundur canım dedem huzurla uyu
hiç yakınım olan birini kaybetmediğim için ölüm hep çok uzak geliyodu ta ki dedemi son kez morgda görene kadar. ölümle yüzleşince insanın içinde garip bi boşluk hissi oluyor. dün sabah dedem vardı bugün yok. her zaman oturduğu köşesini boş görünce insan ne hissedeceğini bilemiyor
Bir hayale veda etmek, gerçek bir kayıptan daha çok acı veriyor insana bazen. O hayalin içinde ihtimaller var, başka bir yerde olmak var, kendini koruduğun bir sığınak var... Her şeyden ağırı da sessizlik var. İçinde kök salan ağacın dallarını kesiyorsun, kimsenin ruhu duymuyor.
misafirlerimiz var. en genci kahvaltıcı eşref amcayla falan yaşıt. bana sen neden farklı yemek yiyosun dendi. babam glutenin ne olduğunu anlatmaya çalışıyo şu an
zamanla fark ettim, hükmümün geçmediği şeylere üzülmek, insanın içini yavaş yavaş tüketiyor. oysa dokunabildiğim, değiştirebildiğim küçücük bir şey bile insana hem yön veriyor hem de varlığını yeniden hissettiriyor.
hayatın dalgalı doğasını kabul etmek, en gerçek dengeyi getiriyor insana. insan hayatı ne daimi bir mükemmeliyet ne daimi bir sefalet ne de daimi bir orta hallilikte geçer. ağlamak, gülmek, düşmek, kalkmak… hepsi aynı yolculuğun parçası
her hafta farklı ülke gezen biri var. şey yazmış “her şeyini kaybet ama neşeni kaybetme”… dostum sen bize akıl verecek konumda mısın sen neşeni zaten kaybetme
fedakârlıkların zamanla mecburiyete dönüşmesinden daha sevimsiz az şey var. içten yapılan şeyler zamanla görev gibi hissedilince o kadar yorucu oluyo ki. gerçek fedakârlık, sınırlarını koruyarak yapılandır
ben zile belediyespor taraftar grubunun instagram hesabını niye takip edeyim ya. futbolla ve zileyle alakalı anasayfamda ne görmek isteyebilirim niye böyle istekler geliyo bana