Üç gündür akşam ve yatsı namazlarını Mahir’in arkasında kılıyoruz, bünye fena alıştı ☺️ Bugün finali yatsı namazında Zümer 73’le yaptık. Bölük bölük cennete sevk edilmek duasıyla ayrılacağız mübarek beldeden.
Salı günü;
İkindi namazı Sakarya’da
Akşam namaz Düzce’de
Yatsı namazı Kocaeli’de
Sabah namazı İstanbul’da
Öğle namazı Ankara’da
İkindi namazı Medine’de ❤️
Eşinin kusurlarına takılmayacaksın. Namusuna, canına kastetmiyorsa ‘dünya böyledir, eş dediğin budur’ diyeceksin. Daha iyisi cennettedir. Dünyayı cennet zannedersen çıldırırsın. ‘Dünya böyledir’ gerçeği teselli değil, hakikattir. Eğer dünyada her şeyin istediğin gibi olacağını zannedersen, bu hayal mezarda biter. Hayaller hep mezarlarda çiçek açacak.
İstanbulda iftar, saat 19:00 civarı oluyor. Normal zamanlarda bu vakitler istanbul trafiğinin yüzde 90 lara ulaştığı saatlerdir. Ama ramazanda yollar bomboş. Bakın bu çok kıymetli bir şey. Her yıl oruç tutan oranı yayınlanır. Gerçek oran budur.
Mesele şu; sayısı oranı kaç olursa olsun memleketin genel manzarasını belirleyebilmek çok önemlidir. İşte 28 şubatçıların mücadele ettikleri ve bin yıl sürecek dedikleri şey buydu. Fert olarak birilerinin oruç tutmasına değil, ramazan ve orucun memleket üzerinde bu kadar etkili olmasına tahammül edemiyorlardı. Çünkü dinin, sokakta caddede tv’de ve kamusal alanda var olmasına karşı bir alerjileri vardı. Yenildiler.
Geçen gün hanımla bir yerden geliyoruz, arabada mevzu evliliklerden açıldı. Dedi ki: “Keşke yine ilk nişanlandığımız ya da ilk evlendiğimiz zamanlardaki gibi heyecanlı, o içten utangaç anları yaşayabilsek.” Dedim ki; bu eşyanın tabiatına aykırı. Ben şimdi sabah kalkıp bu arabaya ilk aldığım günkü heyecanla binip kullanabilir miyim? Ya da sen üç beş sene önce aldığın bir kıyafeti aynı heyecanla giyebilir misin? Dünyada her yeni eskir. Tam o esnada aklıma şu hadis-i şerif geldi:
“Şüphesiz cennette bir çarşı vardır ki, (cennet ehli) oraya her cuma gelirler. Derken bir kuzey rüzgârı eser de yüzlerine ve elbiselerine (cennet kokuları) saçar; böylece hüsün ve cemalleri (güzellikleri) daha da artar. Ailelerinin (eşlerinin) yanına, güzellikleri artmış bir hâlde dönerler. Eşleri onlara: ‘Vallahi, bizden ayrıldıktan sonra güzelliğiniz daha da artmış’ derler. Onlar da: ‘Siz de vallahi, bizden sonra daha da güzelleşmişsiniz’ derler.”
(Müslim, Cennet 13 [r: 2833])
Dünyadan cennetlik beklentilerimiz olmasın. Fakat geçenlerde tam da bu konunun üzerine manidar bir gelişme oldu. Babamlar birkaç günlüğüne bize gelmişti, kar yağıp yollar kapanınca dönüşleri mecburen uzadı. Hal böyle olunca hanımla evin içinde çok yan yana gelemez olduk. O utangaç utangaç çay servisi yaparken, ben de kendisine kaçamak bakışlar atıyordum ki aklıma bu mesele geldi. Sonra mutfakta kendisine dedim ki: “Bizimkiler birkaç hafta daha kalsa, yeniden nişanlılık günlerimize döneceğiz.”
O zaman anladım ki; bugünkü evliliklerin heyecandan mahrum kalması biraz da bununla alakalı. Karı kocalar birbiriyle o kadar fazla yüz göz oluyorlar ki, yeni bir heyecanın filizlenmesine imkân vermiyorlar. Günümüz insanı da her şeyi çok bildiği için konforunu bozacağını düşündüğü her şeyden kaçıyor. Oysaki konforumuzu bozduğunu düşündüğümüz bazı şeyler aslında hayatın tuzu biberidir. Onlara mani olduğumuzda hayatımıza lezzet katan her şeye de engel olmuş oluruz.