Karşımızda "o" var!.. Ne olursa olsun. Ümit tükenmez. Ne yapar eder.. Yapay zekânın yoluna taş koyarız. Çocuklarımızı. O algoritma sihirbazlarının eline bırakmayız. Elbette bir Asâ-yı Musa çıkar. Algoritma canavarlarını yutar. Şirket firavunları devrilir. Hâmân kuleleri yıkılır. Bütün dünyada şirk-et iktidarları sona erer. Mazlumlar kurtulur. Soru şu; Asâ-yı Musa’yı bugün elinde tutma cesaretini kim gösterecek?
Ey Mehdiyet!.. Hidayet bugün. Kalbinde nur olanlardadır. Ve Rabbimiz nurunu onlarla tamamlayacaktır. Ve nur üzerine nur olanların belirlenmesi içindir kısacık bu dünya hayatı. Evet, imtihandır.
Ey Mehdiyet. Aziz İstanbul!.. Yakındır inşallah.
ÇOK BASİT ANLATAYIM HERKES İÇİN…
“ALLAH İSTEMEDİKÇE SİZ İSTEYEMEZSİNİZ!”
Yani, ‘Allah istediği içindir ki siz istersiniz’ !
BU Âyet bir realiteye işaret ediyorsa; Allah neye göre ister?
Bu ayette kullanılan “ALLAH” ismi, kuantum beyninizdeki tüm özelliklere atıf yapar. Yani, her şeyi yaratacak sınırsız potansiyele (esma özelliklerine) işaret eder.
Öyle ise, “ALLAH’IN İSTEMESİ” neye bağlıdır?
Herkeste, her birimde geçerli olan bu sistem neye GÖRE ÇALIŞMAKTADIR?
“ALLAH”ın, sınırsız potansiyelindeki BİR ÖZELLİĞİ, DUANA İCABET için kullanmayı İSTEMESİ NEYE BAĞLIDIR?
KONUNUN PÜF NOKTASI, O ANA KADAR BİLGİ TABANINA GİRMİŞ OLAN BİLGİLERDİR.
Beyin, Her an, bilgi tabanına ulaşmış bilgileri analiz ve sentez yaparak, an içinde bunun sonucunu yaratır. Bu sonuc bir sonraki an için fıtrî DUANDIR!
YA İÇİNDEN GELEN DUAN? O da gene o ana kadar veri tabanına girmiş bilgilere göre, “ALLAH”ın sende yarattığı İSTEKTİR. Bu durum ALLAH’ın İSTEMESİ olarak anlatılmıştır.
Yani bilgi tabanına hangi bilgiler sürekli giriyorsa, ona göre isteğin oluşur; ki bu durum da Allah’ın istemesiyle bağdaştırılır.
Muhatap olduğun giren bilgiler beşeriyetinle ilgiliyse, otomatikman DUAN, İSTEKLERİN DE O YOLDA OLUŞUR.. Aynı şekilde, veri tabanındaki bilgiler hakikatını hissedip yaşamaya yönlendiriyorsa, DUAN ve isteğin de o olur ki, bu isteği sende açığa çıkaran da ALLAH OLUR!
KİMLERLE OTURUP KALKARSAN, ONLARDAN GELEN BİLGİ, VERİ TABANINI DOLDURUR; İSTEĞİN/DUAN ONLAR GİBİ OLMAK ŞEKLİNDE GERÇEKLEŞİR.
Daima, gelen bilgi yaratıcı potansiyele ulaşır; ona göre de, sonraki aşamanın isteği meydana gelerek, ‘şöyle istiyorum’ dersin. Böylece, ona göre Allah istetmiş, sen de istemiş olursun!
İbni Arabi’nin, “Allah mecburdur” demesinin arkasındaki sistem de bu açıklama çalıştığım döngüdür!
GİREN BİLGİ, SONUCUNUN YARATILMASINI MECBUR KILAR!
Müşahedemiz budur!
29.6.2026
YEMİN EDERİM Kİ…
Anınızı cehenneme çeviren,
Ağzınızın tadını kaçıran,
Sağlığınızı bozan,
Hiç kimse veya olay değildir!
Bunları size yaşatan yalnızca sizdekilerdir!
“BEN DİLEDİĞİMİ YAPARIM” âyetiyle sizi uyaran Allah’ın, “ALLAH”lığını kabul etmeyip, O’na savaş açmanız sonuçta mağlup olup cehenneminizde yanmanıza neden olur
Her noktada dilediği fiili yaratanın, SİZİN KULUNUZ OLUP İSTEDİĞİNİZ GİBİ AÇIĞA ÇIKMASINI İSTEMEKTEN DAHA BÜYÜK GAFLET YOKTUR!
Bunun Dindeki tanımı da “ŞİRK”tir!
Teslim olup selamet bulmak varken;
Daha kullandığını sandığın bedeninin, bir organının dahi nasıl çalıştığının farkında değilken; muhataplarında Allah’ın neyi niye yaptığını bilmeden, ALLAH’ı YARGILAMAK size yalnızca azap olarak döner!
“NE YANA BAKSAN BENİ GÖRÜRSÜN” uyarısında bulunan ile kavga hüsrandan başka bir şey yaşatmaz!
Senden hangi istek açığa çıkarsa çıksın, sonuçta ALLAH DİLEDİĞİNİ YAPAR!
Merhamet et kendine, yakma kendini!
YANIYORSAN DA;
ALLAH’IN
UMURUNDA MI !
Ders almayan ders olur!
Muhyiddin İbni Arabi (rh.a)'ten...
PEYGAMBER EFENDİMİZ (s.a.v)'in, Hz. ALİ (r.a)'a NASİHATLERİ...
Ya Ali!
Güneş'e ve Ay'a karşı oturma, arkanı dön de otur. Güneş'te de çok oturma hastalık gelir.
Ya Ali!
Yâsin-i şerifi çok oku, aç, susuz, çıplak kalmazsın. Hastalık, korku, zindan görmezsin, yalnız kalmazsın, her yerde hürmet görürsün. Bir şeyin kaybolmaz.
Bir hastanın başında okursan, ecel gelmişse, ölümü asan olur.
Akşam okuyan, sabaha, sabah okuyan, akşama kadar emin olur.
Ya Ali!
Yatarken Tebareke suresini oku.
Kabir azabı görmezsin, Münkir, Nekir sual sormaz.
Ya Ali!
( KUL HU VALLAHU AHAD )’ İhlas surei Celilesini abdestli olarak çok oku. Kıyamet gününde; "Ey Allah’ını metheden, kalk Cennet’e buyur!.." derler.
Ya Ali!
Kötü sözlerden ve kötü gözlerden korunmak için “Maşaallah” de. (LâHavle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim. .) i çok oku.
Ya Ali!
Zeytinyağı ye ve vücuduna çal. Şeytan yaklaşamaz.
Ya Ali!
Yemeğe başlarken tuzla başla.
Sonunda da tuzla bitir.
Birçok dertlere devadır.
Ya Ali!
Yemeğin başında Besmele çek, sonunda da Hamd et.
Sonuna kadar melekler sevap yazarlar.
Ya Ali!
Evinden çıkarken Ayet-ül Kürsü’yi oku,
işlerin kolaylaşır.
Ya Ali!
Yalnız sefere çıkma. Şeytan seninle beraber çıkar.
Ya Ali!
Çocuğun olursa, sağ kulağına ezan oku,
sol kulağına kâmet getir.
O çocuğa şeytan zarar yapamaz.
Gök aylarının başında ve ortasında şeytanlar çok faal olurlar.
Kendinizi koruyun, şerlerinden Allah’a sığının.
Ya Ali!
Sail’i reddetme. İsterse at üzerinde gelsin, bir şey ver.
Verilen sadaka sail’den evvel Allah’a gider. Sabah erken sadaka vermeli.
Çünkü, belâ ve musibetler sadakanın
önüne geçemezler.
Ya Ali!
Fakirleri miskinleri sev.
Allah da seni sever.
Ya Ali!
Evine girince evdekilere selâm ver.
Evinin bereketi artar.
Ya Ali!
Güzel huylu ol. Böyle olursan, oruç tutanların,
Namaz kılanların derecesine ulaşırsın.
Ya Ali!
Öfkelenme. Öfkeli insana şeytan istediği şeyi yaptırır.
Ya Ali!
Allah’ın affedici olduğunu unutma.
Daima Allah’tan mağfiret iste.
Allah, meleklerine
buyurur ki:
“Kulum benden başka kimsenin günahları mağfiret edemez olduğunu bildi. Şahid olun. Ben kulumu affettim.”
Ya Ali!
Yeni bir elbise giyersen, eskisini bir fakire giydir. O elbise fakirin üzerinde
bulundukça Allah’ın hıfzındasın.
Ya Ali!
Cami'ye girerken: “Allah’ım bana rahmet kapılarını aç” de.
Çıkarken de, “Allah’ım, bana rızık kapılarını aç” de.
Ya Ali!
Doğru, yalan ne olursa olsun, Allah’a yemin etme. Ağzını yemine alıştırma.
(Yeminlerinize Allah’ı siper yapmayın.) Allah, yalan yere yemin edenleri temizlemez. Ve onlara merhamet etmez.
Ya Ali!
Dört şey var ki şeytandandır:
Ağlamayan göz, Katı kalb,
Uzun emel, Dünya sevgisi...
Ya Ali!
Dişlerini temizle.
Aralarında yemek parçaları kalmasın.
Melekler sevmezler.
ÖNCELİĞİN ALLAH OLMADIKÇA; hiçbir işin kolay kolay rast gitmez!…. Her şeyden önce o fiilden evvel BİSMİLLAH demen; bütün planlarının, programlarının doğru olarak açığa çıkmasını sağlar… BİSMİLLAH… Beynin sırrına vakıf olarak yapalım… Bu işlem sana her türlü kolaylığı sağlayacaktır…
SANMAYIN Kİ BİLDİĞİNİZ İBADETLER TANRI İÇİNDİR;
ONLARIN TAMAMI, BEYİN ADIYLA BİLDİĞİNİZ, RABBİNİZİ TANIMAK İÇİNDİR!
Tüm evren içindekileri yaşatan ilim ve kudret, bölünür parçalardan oluşmamış TEKİLLİK olduğu içindir ki, KUANTUM BEYNİNİZİN DE HAKİKATİDİR VE HER AN TÜM ÖZELLİKLERİYLE SEMANIZDA (şuurunuzda) ve ARZINIZDA (bedeninizde) AÇIĞA ÇIKMAKTADIR
Bazı yanlış anlamalar oluyor.. sende şu isim açığa çıkıyor, bende bu isim açığa çıkıyor gibilerden! Herkeste, her an, varlığının tüm boyutları itibariyle tüm isimler vardır ve açığa çıkmaktadır. Ne var ki, algılama, farkındalık alanımızda değillerdir.
HALİFE (ruhu sultanî), insan beyni, tüm esma özelliklerini açığa çıkaracak evrime ulaştığında (isimler talim edildiğinde) “nefholmuş” yani kuantum beyinin alt boyutundan gelerek(!) açığa çıkmıştır.
Böylece, insanın RABBİ olan tüm esmâ potansiyeli, her an varlığının ve HER ŞEYİN hakikati olan Ruhu Azam’ın İLİM VE KUDRETİYLE, KUANTUM BEYİN OLARAK ölümsüz yaşamı devam ettirmektedir.
Kurân’daki sürekli tekrarlanan RABBİNE YÖNEL, RABBİNE FİRAR ET benzeri uyarılar, hep, kendini dışsallığa dönük beden olarak kabullenmeyi bırak, boyutsal derinliğindeki MUHTEŞEM İLİM VE KUDRETİ FARK ET anlamındadır.
Çünkü insana KEVSER (esmai külleha/tüm isimler havuzu) bahşedilmiştir!
“SANA KEVSERİ BAHŞETTİK.. RABBİNE SALÂT ET(YÖNEL) ve NAHR (KURBAN ET BENLİĞİNİ Kİ RABBİNİ FARK EDESİN…)
Uyarısı dahi bu anlattığımız olaya işaret eder.
Esmânın tamamının açığa çıkmakta olduğunun farkındalığına ulaşmak için yapılması gereken ilk iş de, zihninizdeki bu isimin manası şudur gibi üç beş kelimelik anlam kısıtlamalarından kendinizi kurtarmaktır.
Unutmayın ki, dünyanızda olup biten HER ŞEY, TÜM ALGILADIKLARINIZ BU İSİMLERİN İŞARET ETTİĞİ ÖZELLİKLER KOMPOZİSYONUDUR ! TÜM DÜŞÜNDÜKLERİNİZ VE VARLIĞINIZ BU KOMPOZİSYONLARDIR !
RABBİM, diyerek kuantum beyninizi oluşturan bu isimler kompozisyonuna hitab etmektesiniz; dışınızdaki allah ismini etiketlediğiniz tanrınıza değil!
Namazda rükuda ve secdede hep kuantum beyininiz diye anlatmaya çalıştığımız RABBİNİZE HİTAB ETMEKTESİNİZ.
HER AN, KUANTUM BEYNİNİZDEKİ, “KEVSER” METAFORUYLA ANLATILAN RABBİNİZİN H U Z U R U N D A SI N I Z !
Salatta olsanız da olmasanızda!
“HASİYB” özelliği de sonraki anınızı forme ediyor!
Bir düşünün bunları isterseniz…
Esasen bu yazdıklarım pek çok kişiyi ilgilendirmiyor ki, eskiden çok fazla kişi bu bilgileri paylaşmak için rt yaparken, işin özü, hakikati olan konuları yazmaya başladığımda bu durum hayli azaldı.. ne var ki, kulluğumuzun zorunlu sonucu yazmaya devam ediyoruz..
Sürçi lisan ettiysek affola!
15.3.2025
ALGORITMA MI? YAZILIM MI?
YAZAN MI VAR?
GENLERİMİZE İŞLENMİŞ TANRI ANLAYIŞINDAN, BEYİNİMİZİN BİLGİ TABANINI ARINDIRAMADIĞIMIZ İÇİN, SONU HEP TANRI KABULÜNE ÇIKAN DÜŞÜNÜ LABİRENTİ İÇİNDE DOLAŞIP DURUYORUZ!
Beşerce düşünüp, edindiğimiz kabullere dayalı düşünce sistemimizi kurguladığımız için, bilimsel bakışla varlığın orijinine dayalı tesbitleri değerlendiremiyoruz.
DÜŞÜNÜNÜN ALTIN ÇAĞINI yakalayanlar, varlığın orijinin, evrensel yapı ötesi, data/bilgi/İLİM sonsuz okyanusu olduğuna şahid olurken; bu ilmi, dünyalarında hazmetmeye çalışırken; çok büyük kalabalık ben-sen-tanrımız dünyasında yaşamlarını sürdürüyorlar.
Varlığın orijini olan data/bilgi/İLİM den oluşmuş çokluk evrenini ve sonuçta bizleri bir algoritma mı yarattı? Bazıları bu soruya evet, diyor. Oysa algoritma kabulü sonuçta TANRI kavramına yol açar. Algoritma dendiğinde arka planda algoritmayı yazana işaret eder.
PEKİ, ALGORİTMA YOKSA ÇOKLUK VE ÇOKLUĞA DAYALITÜM ALGILARIMIZ NASIL OLUŞMAKTADIR?
Data kökenli bilgi dalgaları, frekanslar halinde her an titreşirler ve manyetik alan oluştururlar! Her bilgi dalgası, kendi frekansına en yakın bilgi dalgalarıyla, ihtiva ettikleri manyetik alan nedeniyle bütünleşerek, anlam kompozisyonlarını meydana getirir. Bu sistemle de evrensel varlığın orijini sonsuz sınırsız İLİM (yapı?) her an farklı kompozisyonlar alarak yeni bir anlama dönüşür!
Bu farklı bilgi kompozisyonları, birbirlerini “OKUYARAK” çoklu bir evrensellik olduğu kabulünü yaşarlar.
Çok yıllar önce yazdığımız “evren içre evrenler” tanımlamasıyla işte bu hususa işaret etmiştik.
Açıklamaya çalıştığım bu oluşum sistematiği, en makrodan en mikroya kadar geçerli olan sistemdir; ve görüldüğü gibi olayda bir algoritma söz konusu değildir. Algoritmadan bahsedilmesi, düşünen beyinleri konuya yaklaşabilmesi için kullandığımız bir metafordur.
Eğer bu anlattığımız hususu kavrayabilirseniz, ne yazılım vardır, ne yazılmış bir kader, ne de yazan bir TANRI ! (Bu konuya ileride daha açıklık getiririz inşaallah)
Bu data/bilgi (ki bazıları buna enformasyon tanımını kullanıyor) kuantum beynimizde her an GİREN BİLGİLERE (input) GÖRE yeni bir kompozisyon oluşturarak, hem farkındalıklarımızı hem de farkındalığımız ötesi oluşumları yaratmaktadır. O HER AN YENİ BİR ŞAN ALIR!
Gökte ne varsa yerde o vardır, sözü de gerçekte bu boyuta işaret eder.
“İlmini ilmiyle ilminde OKUDU ve her şey burada olup bitti; ötesi hayâldir” dedikleri hususda bu anlattığımız sistemi geçmişte “okuyan”lara aittir.
Tüm evren “AN” da yaşar! “AN” tek realitedir!
İSMİ ALLAH indinde, kompozisyonel tümelliğin oluşturduğu TEKİLLİK, HER AN YENİ BİR ŞAN aldığı gibi; holografik sisteme göre BEYİN DE tümelliğin (sayısız kompoziyonun) oluşturduğu, AN içindeki farkındalık ile, DÜNYANI YARATIR !
Günümüzde çok yaygın konuşulan bir tesbit var; NE YERSEN OSUN, deniyor!
Evet, RUHUNA/KUANTUM BEYNİNE NE GİRDİ ALMIŞSAN, OSUN! DÜNYAN onlardan ibarettir!
Şartlanmalarının, kabullerinin oluşturduğu bilgi kompozisyonu DÜNYANDIR!
DÜNYAN (kâbir âlemin) girdi ve kabullerine göre ya cennet bahçelerinden bir bahçedir ya da cehennem çukurlarından bir çukur!
Dünyada neysen, bedeni terkten sonra da o olarak devam edeceksin!
Öyle ise beynini, bilgi tabanını nelerle doldurduğuna, yaşam kompozisyonunu nasıl oluşturduğuna çok dikkat et!
Her beyin kendi oluşturduklarının getirisini yaşar. Şeytanına uyup, yaşadıklarının nedenini dış etkenlere bağlamaktan kurtul anlattığım sistemi kavrayarak!
Her birim yalnızca kendi girdilerinin oluşturduğu kompozisyonunun sonuçlarını yaşar!
Ne istiyorsan, onu oluşturacak adımları atmaktan başka seni o hedefe ulaştıracak bir güç yoktur! ŞEYTANIN (edindiğin gerçekçi olmayan bilgin) seni aldatmasın!
Daha oluşum alanıyla alakalı çok husus var ama bilmem Rabbim dillendirmeyi nasib eder mi…
Allah bu ilmin hazmını versin gereğini yaşamayı nasib etsin!
Not: bu mesajlarımı print alıp tekrar okursanız daha faydalı olabilir.
2 şubat 2025
TANRININ HUZURUNA ÇIKMAK;
YA DA, BEN ALLAH MIŞIM, İSTEDİĞİM GİBİ YER İÇERİM, HER ŞEY BANA MUBAH;
GAFLETİNDEN UYANABİLMEK !
Toplumun çok büyük yüzdesinde, huzuruna çıkılası, huzurunda muhatap olunacak bir TANRININ VAR OLDUĞU inancı var eğitim sisteminin çarpıtmasından dolayı! Yukarıda allah var, anlayışı!
KURÂN öğretisine tamamen ters düşen bir anlayış! Çağdaş bilimlerden biraz nasibi olan hiç bir aydın buna aklı yatmadığı için ya ateist oluyor ya da deist!
Yüzde 96 sıyla tanıyamadığımız yüz milyarlarla galaksiden oluşmuş bir evren algımızda TANRI kavramına yer olmadığı her düşünen beyinde açığa ç��kan bir realitedir. Dolayısıyla da huzuruna çıkılacak, konuşulup hesap verilecek bir tanrıdan asla söz etmek mümkün değildir.
Peki bu KURÂN GERÇEĞİNDEN SAPAN anlayış nereden kaynaklanmaktadır; KURÂN’daki gerçeklerin, yaşanan çağın anlayış sınırlılığı dolayısıyla METAFORİK TANIMLAMALAR kullanmasından!
“İnsanların akılları ölçüsünde konuşun” diyen Allah Resûlü’nün bildirdiği Kurân da, bu ölçüyle insanlara tebliğ edilmiştir METAFORİK ANLATIMLARLA!
Metaforları değerlendiremeyenler de anlatımları birebir anlayarak, devrin bilgi sınırları içinde TANRI/ilah kavramları içinde bir din anlayışında kalmışlardır.
Bu metaforları çözen sufiler ise tanrı kavramından arınıp, İSMİ “Allah” olan, sonsuz sınırsız, kendisinden gayrı olmayan, ne kendisini meydana getireni ne de kendisinden meydana gelmiş ikinci bir varlık olmayan “TEK” e İMAN ETMİŞLERDİR.
İŞTE BU ANLAYIŞLA BİRLİKTE, kavrayışı sınırlı olanlarda, ‘madem ki varlıkta sadece TEK var, gayrı da yok, öyle ise ben o tekten ayrı bir şey değilim; tek yaptığından mesul olmaz, dolayısıyla ben de mesul olmam; ne yapsam yeridir’ noktasına varmışlardır.
Bu konuda fark edilemeyen çok önemli husus şudur.
Dini anlatımla… (aşağıda bilimsel yanıyla da açıklamaya çalışacağım)
ALLAH adıyla işaret edilen ZÂT’ın tesbit edilen 7 ZÂTÎ vasfı vardır ki, algılanan her birimin varlığı bu ZATÎ vasıflarla oluşmuştur! Yüzde 96 sından gafil olup yüzde 4 ünü bildiğimiz evren içre evrenlerin tamamı ve içindekiler hep bu ZÂTİ VASIFLARIN varlığı ile var olarak algılanmaktadır!
İşte algıladığımız, üzerinde konuştuğumuz her şeyin hakikati orijini bu vasıfların anlam suretleridir ki, KURÂN bunu “VECİH”/ALLAH’ın YÜZÜ olarak anlatmıştır.
“NE YANA DÖNERSEN ALLAH VECHİ’Nİ GÖRÜRSÜN” âyeti bu her şeyin hakikati orijini, tAbiri caizse hammaddesi olan ZÂTÎ VASIFLARA işaret eder. Hayat, ilim, irade, kudret, varlıklar yaratma(kelâm), algılama, değerlendirme özellileri tüm algılananlardaki temel özelliklerdir.
Ve bu alan itibariyle varlıklar olarak algılananların derûnundaki TEK YÜZ’DÜR.
Gelelim ÇOKLUK OLARAK ALGILADIĞIMIZ BOYUTA..
Yukarıda anlatmaya çalıştığımız ZÂTIN 7 VASFI sonsuz kompozisyonlar yaratarak, sonsuz varlıklar oluşturur! Bu kompozisyonlar dinde “el esma el hüsna” tanımlanmıştır! Bu isimlerle işaret edilen özellikler varlığını 7 Zâti vasıftan alırlar.
Her ne kadar genel olarak algılamamıza göre 99 isimle işaret edilen varlığın soyut hammaddesinden söz edilmişse de, gerçekte bu özellikler sonsuzdur!
İşte her bir algılanan birim, orijininde ZÂTİ 7 sıfatın varlığı ile meydana gelmişse de, çokluk içindeki birimselliği, “Esma” diye anlatılan, İSİMLERLE İŞARET EDİLEN ÖZELLİKLER KOMPOZİSYONUYLA YARATILMIŞTIR; Zatî vasıflar tarafından!
DİKKAT EDİLE! Burada şahıslaştırılmış, insan gibi düşünen bir tanrıdan söz etmiyorum! İSMİ “Allah” olan sonsuz sınırsız TEK’in nasıl kendini tanıttığını açıklamaya çalışıyorum.
Evet, “insan” adıyla işaret edilen yaratılmışa gelince…
Yukarıda açıklamaya çalıştığım üzere varlığını 7 Zâti vasıftan alan aslında sayısız ama 99 ile tanımlanan özelliklerin oluşturduğu kompozisyonlarla oluşmuş yaratığın adıdır “insan”!
Dehr suresinde anlatıldığı üzere, “insan”adı verilmiş olan kompoziyon, var olmadan önce adı bile anılmazdı!
İşte bu “insan” hakikati/hammaddesi Tek’e aitse de, oluşumu itibariyle “BEŞER”dir! Yani, beden ve çevresel bilgi girişlerinden oluşmuş bir kompozisyondur! 👇
“Bir şeyi reddetmek sizde suçluluk duygusu yaratırken, rıza göstermek ardında bir kırgınlık bırakacaksa, suçluluğu tercih edin. Kırgınlık ruhun intiharıdır.” s.337
Birkaç saat önce X9.1 büyüklüğünde bir Güneş Patlamasıyla sarsıldık - bu sadece 2024'ün en güçlü Güneş Patlaması değil; aynı zamanda 7 yıldan uzun bir süredir gerçekleşen en büyük Güneş Patlaması (en son biraz daha büyük bir olay olan X9.3 patlaması 6 Eylül 2017'de gerçekleşmişti). Bu inanılmaz derecede güçlü bir enerji, özellikle de sadece 2 gün önceki X7.15 patlamasıyla birlikte. Bu patlamadan kaynaklanan büyük plazma püskürmesi Dünya'ya doğru ilerliyor. Önümüzdeki birkaç gün içinde şiddetli Jeomanyetik Fırtınalar yaşanma ihtimali yüksek. DNA Aktivasyonlarını, Hücresel Yükseltmeleri ve Ruh Mavikopyamızla daha derin bir bağlantıyı beraberinde getiriyor.
Güneş Patlamaları Elektromanyetik Radyasyon, Yüklü Parçacıklar ve Plazma Dalgaları şeklinde büyük miktarlarda enerji açığa çıkarır. Bu Plazma patlamaları Dünya'nın Manyetik Alanı ile etkileşime girerek, İnsan Bilinci de dahil olmak üzere hem teknolojiyi hem de biyolojik sistemleri etkileyen Jeomanyetik Fırtınalar yaratır. Solar Plazmanın enerji dalgaları, Dünya'nın Enerjetik Izgaraları ve İnsan Biyo-alanı ile doğrudan etkileşime giren bilgiler taşır.
Güneş Patlamaları genellikle kişisel ve kolektif düzeyde derin bir arınmayı tetikler. Duygusal çalkantılar, fiziksel semptomlar (baş ağrısı, yorgunluk, endişe gibi) ve ruhsal uyanışlar yaşayabilirsiniz. Bu arınma süreci Yüksek Frekansların enerjik bedenlerimizele etkileşime girmesi için alan açarak eski zaman çizgilerini değiştirmemize ve karmik izleri temizlememize yardımcı olur.
~divinenergyworks
Çeviri:AylinER
#Bilim#KuantumFizik#Fizik#Matematik
Fizik ve Matematik Profesörü Brian Greene, Kuantum fiziğini kullanarak geçmişin, şimdinin ve geleceğin şu anda nasıl var olduğunu açıklıyor:
"Gelecek çoktan gerçekleşti.
Tüm zamanlar zaten Anda Var."
Kuantum fiziği radikal bir fikir öne sürer: geçmiş, şimdi ve gelecek aynı anda mevcuttur. "Blok zaman" olarak bilinen bu kavram, bir anlamda "geleceğin zaten gerçekleşmiş olduğunu" ima ediyor.
Bu bakış açısı, çekim yasası ilkeleriyle büyüleyici bir uyum içindedir. Eğer tüm zaman şimdi varsa, arzu ettiğiniz gerçeklik sadece bir olasılık değildir - o zaten oradadır ve onunla uyumlanmanızı beklemektedir. O zaman tezahür, yeni bir şey yaratmaktan ziyade arzu ettiğiniz gerçekliğin frekansına uyumlanmakla ilgilidir.Bu, halihazırda oynayan bir dizinin kanalını değiştirmek gibidir.
Bu, kaderin sabit olduğu anlamına gelmez. Bunun yerine, şu anda sonsuz potansiyel gerçekliğe erişimimiz olduğunu gösteriyor. Seçimlerimiz ve odaklanmamız bunlardan hangisini deneyimleyeceğimizi belirler.
Bunu uygulamak için:
* Arzu ettiğiniz geleceği sanki şu anda oluyormuş gibi gözünüzde canlandırın
* Şimdiki anınızda o gerçekliğin duygularını hissedin
* Mevcut bir zaman çizelgesine uyum sağladığınıza, sıfırdan yaratmadığınıza güvenin
Unutmayın, gelecekteki benliğiniz zaman içinde geriye uzanarak sizi o gerçekliğe adım atmaya davet ediyor. Daveti kabul edecek misiniz?..
Metin Çeviri:AylinER
🎥 quantumobservers
Video Çeviri :AylinER⬇️
Uyuma Ki Göresin!
Uyku” nedir?..
Uyku, bedensel mânâda “uyku” değil; şuursal mânâda “uyku”dur. Eğer bir kişi, kendini sadece bu et-kemik beden olarak varsanıyor, âlemi de beş duyuyla algıladıklarından ibaret olarak kabulleniyor ise; kendisinin, beden ve ruhun ötesinde “şuur”dan ibaret bir bilinç varlık olduğundan haberdar bile değilse, o kişi hiç uyumadan daima ayakta dolaşsa dahi “uyku” hâlindedir ve tüm algıladıkları da rüya hükmündedir. “Ölmedikçe” de uyanamaz!
“Uyku”; kişinin bilinçli olarak yaşamını yönlendirememesi hâlidir!..
Bilinçli davranışlar ortaya koyamaması hâlidir. Çevresini, bilincini ve ilmini dilediği gibi değerlendirememe hâlidir uyku!..
Eğer dünyada yaşarken “NEFS”ini tanıyamamışsan; bilincinin gerçek boyutunun değerlerini elde edememişsen; uyku hâli, kıyamete kadar sürer...
Uykudan uyanmak için ilk yapılması gereken şey, düşünce dünyanı beş duyu kaydından kurtarmaktır.
Gördüğün kadar düşünmek yerine; düşünebildiğin kadarını görebilmektir amaç!
@AhmedHulusi
https://t.co/5nqeIACGZZ 1991
https://t.co/pa5AXVV0Wo 1994
Vazifeli Ruhlara değinelim...
*Toplum nezdinde dışarıya çıkıp insanların arasına pek karışma arzusu duymayabilirler.
*Empatlık olarak Negatiften beslenen insanların enerjisinden, Öfke patlamaların dan Kargaşa ortamından Tüm dünyevi Doyumsuzluk istekleri bitmediğinden bundan Hoşlanmazlar. Sebebine gelince Negatif enerji alanı, Enerjilerini aşağıya çekmeye çalışacağını bilmektedir.Empatlık gereği Koruma Kalkanı devreye girerek orada kalmaması gerektiğini bilir.
*Vazifeli Ruhlar genellikle Yalnızlığını ikâme etmek, Tek başına Ayakta durmak isteyebilir. Bu Sebeple kısmen de evlenememesi, nadir de olsa evlenmesi normaldir.
*3.boyut madde Algısı içerisinde sıkışıp kalmak istemezler. Bu Ruhlar Kendi iç alemine Yolculuk yapıp Akışta kalarak gelen Kanallık tesirlerinden faydalanır Şükrân ve Minnet duyarlar...
***Toplumda Adaletsizlik, Korku Nefs-i Saldırılar Tamamen Hüküm Sürmeye Başlayınca...
Medyada, Yapay Zekalı, Robotik Şeytani Kodlamalar Korku Hükmünü Arttırdığında...
İnsanlık tamamen rayından çıkmaya başladığında...
Tüm Bu Kaosa el atmaya düzeltmekle Görevli olan Tüm Ruhlara, tüm özel Rehberlere ve Enkarne Ruhlara…
MerKABA. 19//11//22//