Şeyh Maksud ve Eşrefiye:
Halep’te Görünen Barış, Arkasındaki Savaş.
Kandil’in “Kalın ve Savaşın” Oyunu.
Şam ile SDG arasında bir anlaşma olduğu su götürmez bir gerçek.
Sonuçta koridor açıldı, otobüsler geldi, hem Halep’in diğer mahalleri ve Afrin’e (siviller) hem Tabka ve Deyr Hafir üzerinden Rakka, Kamışlı ve Haseke’ye (terörist) çıkışları sağlandı.
Ama bu anlaşma ve terörist çıkışlarına rağmen bir çatışma aritmetiği, ağır silah atışları, tünel-mahzen kullanma, tuzaklama, sivilleri canlı kalkan yapma, sivillere saldırma, Deyr Hafir merkezli kamikaze drone saldırıları gelişti.
Hatta Halep Valiliğini Kamikaze Drone ile vurarak, Şam’ın egemenliğine resmen meydan okundu.
Peki SDG ile ŞAM arasında (büyük patron ‘ABD’ kurgusuna dair ayak izleri taşıyan ve son derece tehlikeli ‘olası’ Fırat’ın doğusu-batısı kurgusu kokan) bir anlaşma ile üniter yapı/egemenlik meselesinin sonraya ertelendiği böylesine bir durum gelişmişken, bu saldırıların anlamı nedir ve arkasında kim var?
//
Bahoz!
PKK terör örgütünün Suriye Sorumlusu Bahoz Erdal kod Fehman Hüseyin’in adını çok duyuyorum.
Yani Kandil’in; Bahoz Erdal üzerinden SDG-ŞAM anlaşması ve uygulanma sürecinde ilginç bir refleks ürettiği; resmen “Kalın ve Savaşın” talimat verdiği anlaşılıyor.
//
Peki bu Bahoz Erdal kim?
Ve Kandil’in “Kalın ve Savaşın” talimatı ne anlama geliyor?
Bizi ilgilendiren öncelikli tarafıyla Bahoz Erdal; Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” için muhatap aldığı Teröristbaşı Apo’nun; “İrademe itaat ederler” dediği Kandil’deki terör baronların Suriye’de ABD destekli SDG elebaşı Mazlum Abdi’nin başına atadığı “Kandil Vesayetidir.”
Aynı zamanda Bahoz, bir takoz misali Kandil’in en sert, en ideolojik, en uzlaşmaz figürlerinden biridir. Apo’nun “itaat ederler” dediği kadronun Suriye’deki fiili silahlı iradesi, SDG içinde Mazlum Abdi’nin üstüne konumlandırılmış örgütsel komiserdir. “Siyasi çözüm” denildiğinde devreye girip çatışmaları tırmandıran sıkı bir mikserdir.
//
Peki Bahoz Erdal burada ne yapıyor?
SDG ile ŞAM arasında yapılan anlaşmayı PKK adına tahkim mi ediyor?
Yoksa yapılmış anlaşmayı bozmaya mı çalışıyor?
Hangisi kime ve nasıl yarar?
//
Meskun mahal çatışma dinamiklerini bilen herkes Eşrefiye ve Şeyh Maksud’ta başlayan çatışmaların öyle bir kaç günde bitmeyeceğini bilir.
Hadi Eşrefiye’de Bakkara Aşireti devreye girdi, PKK hesap hatası yaptı, Eşrefiye çabucak düştü.
Peki ya teee 1985’ten beri PKK’nın sızdığı, tahkim ettiği, güç ve eleman devşirdiği asıl adı (Roma döneminden beri orada yaşayan Süryani, Ermeni vd Hristiyanlardan gelen adıyla Cebel es Seyyide) Meryem Tepesi olan tahkimli-tünelli-ağır silahlı terör tahkimatı ‘mesaj üreten’ çatışmalar eşliğinde neden kısa bir zamanda düştü?
//
Burada da ilginç bir oyun var:
Kandil’in; “Kalın ve Savaşın” dediği Şeyh Maksud kitlesinin içinde;
- PKK’lı teröristler,
- Esat Rejim kalıntıları,
- Şebbiha kalıntıları,
- Şii Milis kalıntıları olduğu söyleniyor.
Sonra da bunların SDG olmadığı söyleniyor.
Oyuna bakar mısınız? “SDG ayrı, PKK ayrı!”
Ben de yanıtı şuradan vereyim:
SDG’nin başında kim var? Şahin Cilo kod Mazlum Abdi: PKK’lı, hatta Apo’nun manevi oğlu!
SDG’nin lider kadrolarında kimler var:
Sipan Hemo: PKK’lı.
Eldar Halil: PKK’lı.
İlham Ahmed: PKK’lı.
Foza Yusuf: PKK’lı.
Arka planda Kandil adına kuklacı kim var? Bahoz Erdal: Safi PKK’lı.
Peki SDG’nin omurgasında ve çekirdeğinde kimler var:
11.000 PKK’lı terörist var.
Varın entrikayı siz düşünün.
//
Bir diğer yandan Kandil’in; “Kalın ve Savaşın” talimatının zamanlaması çok dikkat çekiyor:
Şam’a bağlı güçlerin başlattığı harekâtın ilk aşamalarında Şeyh Maksud'un dış mahalleleri ciddi bir çatışma olmadan YPG unsurlarından temizlenmiş, ancak Eşrefiye mahallesi boşaltıldıktan, Şeyh Maksud mahallesi ise kuşatıldıktan sonra Kandil yönetiminden bölgede sıkışan unsurlarına "kalın ve savaşın" talimatı verdiği görülmüştür.
Her bir PKK’lı, canının hiçbir kıymeti olmadığını ve öyle ya da böyle PKK’nın bir yemi/kurbanı olduğunu düşünebilir mi?
//
Neyse…
Eğer yapılan anlaşma gereği, PKK’lı teröristler süklüm püllüm Şeyh Maksud’tan çıkmış olsalardı;
- CENTCOM nasıl bir aktöre yatırım yaptığını çok irdelerdi.
- ŞAM’a karşı müzakere kartları çok zayıf gözükürdü.
- PKK’nın manevra alanı daralır, dengeleri ve asimetrik bağları bozulurdu.
- Hedef kitleler, PKK/SDG iradesi hakkında hayal kırıklığı yaşar, hükümranlık olumsuz derinleşirdi.
//
Bahoz’un rolü:
- Süreç içinde ve anlaşma sırasında geri planda kalmak,
- Sertlik yanlısı Sipan Hemo’yu öne sürmek,
- Anlaşma yürürlüğe girince çatışmayı tırmandırmak,
Böylece:
- “Bak biz teslim olmadık”
- “Bak bu yapı hâlâ silahlı”
- “Bak Şam tam hâkim değil” algısını üretmektir.
//
“Kalın ve Savaşın” talimatı ise:
- SDG-Şam anlaşmasını iptal etmek için değil,
- Aksine, anlaşmayı PKK lehine tahkim etmek içindir.
Yani PKK burada; “Anlaşma var, ama silah bende, egemenlik ise sende değil” demektedir.
Bu tam olarak PKK’nın Irak’ta KDP-Bağdat arasında yıllardır yaptığı şeyin Suriye versiyonudur.
Bilenler hatırlayacaklardır: Bu PKK terör örgütünün klasik “yarı teslim-yarı savaş” doktrinidir.
Bu silahlı pazarlığın bir safhasıdır.
//
Ama!
Bahoz’un rolü sadece Kandil refleksi değildir; ardındaki devlet(ler) adına sahada “kontrollü gerginlik ve yönlendirme” üretebilen bir sigorta mekanizması olmasıdır.
Yani Bahoz: Mazlum Abdi’yi zayıflatmaz, tam tersine, onu kontrol altında tutar ve SDG kılıflı PKK adına “silahlı pazarlık yapabilir aktör” olarak vitrinde ve ayakta tutar.
Bu nedenle: Bahoz’un sahada olması, SDG’nin PKK adına tasfiye edilmediğinin garantisidir.
//
Bütün bu devam eden hikayeden çıkardığım ara sonuç:
“Bu silahlı bir çöküş değil, kontrollü boşaltma ve kontrollü dirençtir.”
Halep Valiliği’ne kamikaze drone, İran menşeili dronelar dahil dron saldırıları ve Halep’in suyunun kesilmesi gibi işler ise: “Şam kendini kazandı sanmasın” mesajıdır.
//
Bizim için ise:
“Halep oradaysa arşın buradadır.”
Eğer bu bir anlaşmaysa, ölçüsü bellidir:
- Silah bırakılır.
- Egemenlik devredilir.
- Tünel kalmaz, kamikaze drone uçmaz.
- Fırat’ın doğusuna terörist aktarma olmaz, insanlar özgür bırakılır.
Bu ölçü tutmuyorsa, bu barış değil; sahnelenmiş bir ara oyundur.
//
Ara not:
Terörsüz Türkiye’ye sonuna kadar evet, ama muhatap alınan, irade olarak tanınan bu teröristlere sonuna kadar hayır.
İşte bugün Halep’te muhatap alınan Apo-Kandil-Bahoz hattının yaptıkları buna ispat.
Ama bu durum SDG/AANES/TevDem, Mazlum Abdi-İlham Ahmet-Sipan Hemo hattını da aklamaz. Hatta hiç aklamaz.
Çünkü örgüt, her tarafa ve her tarafla oynayacak kadar Şam şeytanı, Bağdat hırsızı, Tahran cambazıdır.
//
İşi doğrusallaştırsak bile: Bir tarafta İran/Avrasya eli varsa, diğer tarafta bir ABD/İsrail/Small Group eli var.
//
Ara not:
Small Group: Astana formatının karşısında; ABD-İngiltere-Fransa ekseninde, İsrail’le örtüşen çıkarlar temelinde hareket eden; resmi devlet çerçevesinin ötesinde, istihbarat servisleri, özel askeri şirketler, enerji-güvenlik lobileri ve bölgesel vekil ağları üzerinden Suriye sahasını dizayn etmeye çalışan dar ama yüksek etkili güç formatıdır.
//
Ve geldiğimiz noktada durum hiç de görüldüğü kadar basit değil. Çünkü Şam’ın Şeyh Maksud ve Eşrefiye zaferinden sonra olası bir SDG/ŞAM “Fırat’ın doğusu SDG-Fırat’ın batısı ŞAM” anlaşması çıkarsa, bu önce Suriye’yi böler, sonra PKK ruhu ABD destekli SDG üzerinden Şam’a nüfuz eder, oradan Alevi/Nusayriler üzerinden Akdeniz’e çıkar.
Bırakın denizi, göle bile sınırı olmayan SDG’nin Fırat’ın doğusunda “Deniz Harp Akademisi” kurmaya kalkması bundandır. Örgütsel ideoloji, dogmadır.
İmralı-DEM-Kandil-SDG-Şam aktarmalı; “Lazkiye/Tartus/Acilciler/Mihraç Ural/Suriye sahilde faaliyet gösteren Yasadışı Silahlı diğer Sol örgütler”-PKK ile bu silahlı solu bir araya getiren HBDH çatı örgütü-Türkiye’deki Alevi Arap Eşbaşkan/Samandağ düğümü” bakmasını bilen gözler için çok şey anlatır.
//
Türkiye şunu net olarak söylemeli ve Şam’a da net olarak söyletebilmelidir: “Fırat’ın doğusu-batısı diye bir Suriye yoktur: “Ya üniter Suriye vardır ya da sürekli kriz!”
Bu cümle:
- ABD’nin manevra alanını daraltır,
- SDG/PKK’nın meşruiyet aradığı zeminleri çökertir,
- Şam’ı samimiyet testine sokar,
- İsrail’in “kontrollü kaos” planını bozar,
- İran’ın manipülasyonlarını etkisizleştirir,
- Türkiye’de “Terörsüz Türkiye” umudunu silahlaştıran kurnaz bölücülerin elinden silahını alır.
Yani Ankara ve Şam, Fırat’ın doğusunu Suriye’nin üniter ve egemen/ayrılmaz alanı içine koymak zorundadır. Zaman ise tuzaklarla dolu ve aleyhte akmaktadır. Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de başlayan iş, Rakka köprüsünde değil, Şimelka köprüsünde bitmek zorundadır.
Bu irade bütün bölücüleri, planları ve Atlantik içindeki kaos lobisini boğar. Sadece Suriye’yi parçalanmaktan kurtarmaz, Türkiye’yi parçalanmaktan korur. Atlantik’i (ve hatta Avrasya’yı) Türkiye ve Üniter Suriye ile birlikte çalışmaya mecbur kılar.
//
Aktör ister İran ve ardılı olsun, ister ABD/İsrail ve Small Group olsun çözüm artık nettir: Şam’la doğrudan kurulan ve tesis edilen “Egemenlik İradesi.”
//
Peki Kandil’in, Bahoz Erdal’ın “Kalın ve Savaşın” talimatının arkasında hangi ülke(ler) var?
Cevabını çoktan okudunuz zaten, ama burada ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack 3 gün önceki açıklamasına bir atıfta bulunacağım.
Sn Barrack dedi ki; “Bu kritik dönemeçte bölge, geçtiğimiz yıl elde edilen dikkate değer ilerlemeyi baltalamak ve ABD Başkanı'nın Ortadoğu barış girişimlerinin kalıcı mirasını aşındırmak isteyen yıkıcı dış güçlere ve onların vekillerine karşı birleşmelidir. Onların amacı yenilenmiş istikrarsızlıktır.”
İlginç cümleler değil mi?
Hedefi hangi ülke acaba?
İran (hatta ardılı dahi) dediğinizi duyar gibiyim.
Peki Sn Barrack’ın işaret ettiği ülke İran ise Kandil ile Bahoz Erdal’da İran’ın maşası is; bu kurgunun üst aklında Avrupa’dan hangi ABD müttefik(ler)i var?
Zor soru değil mi?
//
Bu arada coğrafya Sn Barrack’a, “Dıjj Güjjler’e bile”; “Dıjj Güjjler!” dedirtmeyi başarmış ya, helal olsun.
//
Şaka bir yana, sıkı durun, şimdi burada daha ilginç bir durum daha var. Çünkü bu aralar olayın faili gibi görülen İran, İran’daki istikrarsızlığı derinleştirmeye çalışan, yeni sızmalar yapan PJAK’la çatışıyor.
O zaman PJAK, kimin namına İran’a sızıyor, saldırıyor?
Kandil İran namına “Kalın ve Savaşın” diyorsa, aynı Kandil’in İran ayağı PJAK’a nasıl “İran’a saldırın” diyebiliyor.
Bu PKK’nın çok başlı bir terör örgütü olduğunu, farklı bölgelerde, farklı aktörlerle, farklı amaçlar peşinde koştuğunu gösterir. PKK’nın tek bir merkezin aparatı değil, çok başlı, çok müşterili, çok kimlikli bir terör organizması olduğunu ispat eder.
O zaman bize de; “PKK tam bir Şam şeytanı, Bağdat hırsızı, Tahran cambazıdır” sözüne “PKK, aynı zamanda tam bir Atlantik faresidir” sözünü eklemek kalır.
//
Çözdünüz mü denklemi?
Kim kime oynuyor?
Kim kimin kucağında?
Kim kaç taraflı oynuyor?
//
Peki bizim adımıza kördüğümü hangi hamle çözer?
Bunun tek bir yanıtı var:
“Kürt etnik kimliğinin istismar edildiği coğrafyaları PKK ve adı ne olursa olsun SDG/PYD/TevDem/AANES gibi türevlerinden arındırmak.”
Coğrafyası bellidir.
//
Ve şimdi ŞAM’ın samimiyet, irade testi.
Şeyh Maksud ve Eşrefiye;
- ‘İddia edildiği üzere’ 30 Aralık’ta Mezze’deki Başkanlık Sarayında İngilizlerin araya girmesiyle aralanan -Colani’nin hafif yaralandığı- iç çatışmadan,
- İsrail’le Paris’te yapılan anlaşmadan,
- ABD temaslarından sonra…
Colani’nin moralini, otoritesini, hükümranlığını ve meşruiyetini tahkim etti, bu doğru ama bunları Colani için kalıcı kılmadı.
Colani için asıl soru şu: Kalıcı mı olmak istiyor, kuluçka mı?
Kalıcı olmasının yolu, kayıtsız şartsız Suriye’nin üniter yapısının tesisinden geçiyor: Şimelka’dan Golan’a, Abu Kemal’den Bab ül Hava’ya kapılarda, sınırlarda, alanlarda, stratejik tesislerde ve kaynaklarda Şam’ın egemenliğini kurmaktan geçiyor.
//
Bir de şu denize çıkma işine verilebilecek en güzel yanıtlardan biri ve tabii dostluğun testi, Suriye ile Türkiye arasında Deniz Yetki Alanları/MEB anlaşmalarının imzalanmasıdır.
Hoş, Suriye’de Kürtler, Araplar, Dürziler, Hristiyanlar, Aleviler hatta İsmaililer durmadan konuşuluyor da Suriye’nin 2. kurucu asli unsuru Türkmenlerden neden kimse bahsetmiyor.
Herkes varken yok mu onlar?
//
Halep sadece moral eşik değil, stratejik eşiktir.
Fırat’ın doğusunun kaldıracıdır.
Bence Türkiye, Şam’la artık şu çerçeveyi oturtmalıdır:
Hele ki Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den sonra.
- Tek ordu,
- Tek devlet,
- Sınırlarda ve kapılarında tam egemenlik,
- Tek kaynak yönetim rejimi,
- Tek stratejik tesis yönetim rejimi,
- PKK/SDG’nin birey bazında (örgütsel hiyerarşi dışı, güvenlik süzgeçli) entegrasyonu,
- MEB / Deniz Yetki Alanları ile stratejik bağ.
Bunlardan biri eksikse:
- Şeyh Maksud kazanımı geçici, kriz kalıcıdır.
- Halep hükümranlığı bir zafer değil, tuzaktır.
//
3 gün 2 gece çalıştık.
Bir ömürlük tecrübenin tortusuyla.
İz aradık, sezmeye çalıştık.
Tutarsızlıklarını eşeledik.
Şüphenin kapılarını tıklattık.
Görene, doğru okuyana, ayazı yiyene ulaşmaya çalıştık.
Ruhumuzla sahanın ruhunda dolaştık.
Vardığımız yer burasıdır.
Saygılarımla
Abdullah Ağar
11 Ocak 2026
Bese Hozat Kimdir ve Verdiği Mesajların Anlamı Nedir?
PKK’nın Kandil’deki en önemli elebaşlarından, belki de şu an en önemlisi topuklu terörist Bese Hozat: “Türkiye bu süreci geliştirmezse Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. PKK kadroları af maf istemiyor. Eve dönüş yasası falan da istemiyor. Af, suç işleyenler için yapılır. Biz suç işlememişiz ki af isteyelim” demiş.
Şimdi kimileri bunu duymaz, duymak istemez, kulağının üstüne yatar, kimileri hafife alır, kimileri ciddiye, kimileri de örgütün siyasi uzantılarına/etki ajanlarına/milislerine ekrandan verilen bir mesaj olarak okur, bilemem, ama ben Bese Hozat kod Fatma Yıldız’ı bilir ve önemserim.
Öncelikle vurgulayalım; onun bu çatallı dili, sadece ihanet, sadece vekalet, sadece tehdit, sadece ayar barındırmıyor. O hem süreç severlere/teslim olmuşlara/örgüte kanmışlara net bir mesaj ve örgüt kadrolarına net bir talimat veriyor.
///
Verdiği mesajları ve süreç için anlamını yorumlamadan önce size Bese Hozat’ın örgütteki yerini ve önemini kısaca anlatayım:
“O Apo’nun Kandil’deki Yankısıdır.”
Bese Hozat terör örgütünün en kritik çekirdek kadrolarındandır, en tepedeki birkaç teröristten biridir ve örgütün üstyapı ideoloğudur. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı’dır; bu pozisyon örgütte stratejik karar mekanizmasının en üst katmanında bulunmak anlamına gelir. Apo’nun ideolojik çizgisini yorumlayan, güncelleyen, söylemlerini örgüt politikalarına çeviren, yeniden kodlayan ve örgüt tabanına aktaran en etkili figürdür. Bu haliyle Bese Hozat terör örgütünün siyasal söylemlerinin, uluslararası mesajlarının, çözüm süreci dönemi analizlerinin, örgütsel stratejik kavramlaştırmalarının çoğunu Apo adına bizzat formüle eden baş teröriçedir ve Kandil’in “ideolojik beyni” olarak kabul edilir. Bu haliyle 3 tane Murat Karayılan, 5 tane Cemil Bayık, 35 tane Duran Kalkan, 75 tane Mustafa Karasu eder. Her sözü bir sinyaldir, talimattır.
Açıklamaları, örgütün özellikle gençlik-milis yapılanması (YPS, YDG-H, Asayiş), kadın yapılanması, şehir hücreleri, sosyal medya operatörleri, medya yapılanmaları, Türk medyasına sızmış etki ajanları, Avrupa’daki propaganda mekanizması için operasyonel talimat niteliği taşır. O, Apo adına “Siyasi meşruiyet yaratma” sürecinin ana mimarıdır, PKK’nın kendini bir “taraf”, bir “meşru aktör”, bir “çatışma paydaşı” gibi sunma çabalarının arkasında onun söylem mühendisliği vardır. Yani Bese Hozat, İmralı’daki Apo’nun izdüşümü, dişil türevi, Apo’nun tercüme edilmiş sözüdür.
Söylevleri ne kadar ciddiye alınmalıdır?
Kısa ve net bir yanıt vereyim: Çok. Hatta gereğinden bile çok. Çünkü Hozat’ın sözleri açıklama değil, örgütün stratejik terör bildirisi, talimatı, mesajıdır. Ve özellikle: “Suç işlemedik” / “Af istemiyoruz” sözleri; örgütün meşruiyet alanını genişletme, devleti ise hükümranlıkta denk aktör olarak konumlandırma denemesidir. Bu nedenle çok tehlikelidir ve çok ciddiye alınmalıdır.
///
Peki sözlerinin anlamı nedir?
Siz benim buna terör örgütünün son dönem kodlarını okuma çabası da diyebilirsiniz. Ve gördüğümü en baştan söyleyeyim: Kod Bese Hozat’ın bu söylemi, devlet aklı için normal bir tehdidin çok ötesindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır.
Bese Hozat’ın ağzından çıkan hiçbir kelime, bir teröristin laubaliliği değildir; devletin egemenlik alanına atılmış hesaplı bir neşter cerrahisidir. PKK, Türkiye’yi kendi terör eylemlerinin muhatabı değil; kendi siyasal talebinin ‘tarafı’ olarak göstermek istiyor. Bu, klasik bir terör söylemi değil; bir devletleşme iddiasının habercisidir. Devlet bunu anında kırmazsa, bu iddia uluslararası alanda ‘zımni kabul’ üretir.
Açalım:
• Bu cümle/açıklama terör örgütünün sürece bakışını gösteren ve ispat eden en temel yaklaşımlarından biridir. Kesinlikle ağzı gevşek bir teröristin gevşek bir lafı değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır.
• Bu söz, terör örgütünün 40 yıllık kanlı tarihini aklamaya çalışmasından çok daha büyük bir tehdidi içerir: Devletin meşruiyetini yok sayarak kendini devletle eşit konumda ilan etme teşebbüsü.
• “Suç işlemedik” demek, aslında “devleti tanımıyoruz” demektir. Bu söylem; terörü, ihaneti, kalleşliği, kahpeliği, arkadan vurmayı, bombayı, mayını, pusuyu, hendekleri, infazları, çocukları, bebekleri katletmeyi “suç” değil “hak” gösterme çabasıdır.
Bu cümlenin alt anlamı şudur: “Türk devleti bizim üzerimizde hükümran değildir.” Bu haliyle bu kaşar teröristin dedikleri devlete karşı paralel otorite ilanıdır.
• “Af istemiyoruz” demekle devlete “sen üst değilsin” deme cüreti gösteriyor. Affı reddederek; “Sen bizi yargılayamazsın-sen bizi affedemezsin-sen bizim üzerimizde egemen değilsin” demeye getiriyor.
• Bunlar sanki bir terör örgütü değil de kendilerini devlete denk, hatta üstün gören, statü iddiasının pratikleridir. Ve devlet için kırmızı alarm değerindedir.
• PKK, bu söylemle artık suçtan değil; statüden konuşmaya başlamıştır. Ve bu çok kritiktir. Topuklu terörist Bese Hozat, “suç işlemedik” derken; “Biz terörist değiliz; tarafız”, “Biz suçlu değiliz; siyasi özneyiz”, “Siz de bize göre tarafsınız” demeye getirmektedir.
• Bu, Türkiye’yi hukuki düzlemden, “iç çatışma/iki taraflı çatışma” düzlemine çekme girişimidir. Son derece sinsi bir terör yaklaşımıdır, uluslararası hukukta ‘silahlı çatışma statüsü’ arayışı ve yine uluslararası hukukta ‘iç statü bildirimi’ kurnazlığıdır. Süreç içerisinde verilen/verilecek her tavizi, uluslararası alana/hukuka taşımayı amaçlayan sinsi bir terör aklıdır.
Unutulmasın: Bese Hozat, bugün PKK’nın hem stratejik kodlayıcısı hem de operasyonel tetikleyicisidir. Kandil’in teorisini, sahadaki hücrelerin eylemine bağlayan köprü Hozat’tır. O konuşur, örgüt hareket eder. O ima eder, milisler uygulamaya geçer. O çerçeve çizer, Avrupa’daki propaganda mekanizması o çerçeveyi dolaşıma sokar.
Bu cümleler terör örgütü PKK’nın insanlık dışı bir terör örgütü olduğunu ve cinayetlerini normalleştirme operasyonudur.
“Suç yok” demek şu anlama gelir:
• Köy basmak suç değil.
• Çocukları öldürmek suç değil.
• Öğretmenleri katletmek, bayrak direklerine asmak suç değil.
• Bebekleri, ana karnındaki çocukları kurşunlamak suç değil.
• Mayın/EYP döşemek suç değil.
• Masum askerleri, polisleri arkadan vurmak suç değil.
• Vatanı için terörle mücadele eden korucuları hain ilan etmek suç değil.
• Meskûn mahallerde hendek kazmak, tünel açmak, sivil halkı kalkan olarak kullanmak, halkın çocuklarını zorla-tehditle-şantajla ateşe sürmek suç değil.
• Gençleri, çocukları kandırıp dağa çıkartmak suç değil.
• Siyasi suikastlar suç değil.
• Pusu, sabotaj, kundaklama, yakma, infaz suç değil.
• Orman yakma; jeosit, ekosit suç değil.
Topuklu terörist Bese Hozat’ın bu söylemi; Türkiye Cumhuriyetin egemenliğine karşı yapılmış en tehlikeli psikolojik operasyonlardan biridir. İşledikleri cinayetleri suç kategorisinden çıkarıp “hak verilmiş siyasal şiddet” kategorisine sokmaya çalışmaktır.
Bununla;
• Devletin ceza hukukunu boşa düşürmeyi hedefliyorlar.
• Devletin, örgüt üzerindeki yargı otoritesini çökertmek istiyorlar.
• Terörü siyasal alana taşıma çabasındalar.
• “Suç değilse, terör yoktur; terör yoksa siyasi çözüm vardır” algısını oluşturmak istiyorlar.
Bu söylem, Türkiye’yi terör kategorisinden ‘iç çatışma’ kategorisine çekme girişimidir. Amaç şudur:
• Terörü “çatışma”ya çevirmek,
• PKK’yı “örgüt”ten “taraf”a taşımak,
• Devleti tek meşru otorite olmaktan çıkarmak,
• Yeni süreç dayatmalarında PKK’yı “eşit aktör” konumuna oturtmak.
Bu cümle, geleceğin masasına şimdiden atılmış bir statü virüsüdür. Devlet bu virüsü bugün yokedip atmazsa, yarın bu kansere dönüşür. Bütün bunlar terör örgütünü devletle denkleme stratejisinin bir parçasıdır. Terör örgütünden, silahlı örgüte, silahlı örgütten tarafa, taraftan aktörlüğe, aktörlükten statü sahipliğine geçiş stratejisidir. Becerebilirlerse sürecin en kritik sıçramalarından birine karşılık gelir.
Peki bu söylem Türkiye’de neden boşluk buluyor?
Çünkü:
• Bazı kesimler hâlâ örgütün söylemini “kimlik politikası” sanıyor.
• Bazı medya yapılarına sızılmış durumda.
• Bazı aktörler siyasal çıkar için örgüt söylemine alan açıyor.
• Bazı uluslararası odaklar PKK’yı zorunlu bir “müttefik” gibi görüyor.
• Bazı akademik çevreler batı etkisiyle meseleyi çarpık okuyor.
İşte bu yüzden Bese Hozat’ın bu cümleleri görünüşte masum, ama içerikte yıkıcı bir potansiyel taşıyor.
Terör örgütünün lider kadroları; kendi adlarına süreci işletenlere, destekçilerine, etki ajanlarına ve sürece teslim olanlara şu mesajı veriyor:
• “Bu kez af değil; eşit statü istiyoruz.”
• “Bu kez suçtan pazarlık değil; statüden pazarlık yapacağız.”
Bu, bir müzakere arayışından çok daha öte, çok daha pervasız; Türkiye Cumhuriyeti’ne bir karşı statü dayatmasıdır. Belli ki sürecin devamında masaya şunları da koyacaklar: “Terör değil, çatışma / terörist değil, taraf / ceza indirimi-af değil, siyasal çözüm.”
Terörist elebaşı topuklu terörist kod Bese Hozat üzerinden terör örgütü PKK;
• Devletin meşruiyet sinyallerini kesmeye, otorite düğümlerini zayıflatmaya,
• Toplumsal algı akışını manipüle etmeye çalışıyor.
Yani bu bir açıklama değil; devletin sinir sistemine atılmış bir “otorite virüsü”dür. “Suç işlemedik ki!” diyerek suç alanında olmadıkları devlete kabul ettirerek siyasi alan talep ettiklerini söylüyorlar. Önce statü, sonra pay, sonra kopuş, sonra diğer parçalarla bütünleşme istiyorlar.
Örneğin “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin!” diyorlar. Bu cümlenin hedefi, sadece Türkiye’nin egemenliğine değildir, Türkiye’nin sağılmasıdır.
Kafalarında güneydoğumuzun tüm alanlarına ve kaynaklarına çökmek, geri kalan Türkiye’nin de otoritesi/egemenliğini paylaşmak, kaynaklarını ve varlığını sağmak, yağmalamak var.
• Bitmez, ardı kesilmez talepler, devletten-milletten-vatandan-ordudan intikam alma hırsları var.
• Bu arsız ve pervasız söylem ve arkasındaki niyet; Türkiye’nin egemenliğine, varlığına, iç düzenine yönelmiş en tehlikeli meşruiyet operasyonlarından biridir.
Bese Hozat’ın söylediği söz, bir teröristin cüreti değildir; devletin meşruiyet merkezine yönelik bir sibernetik saldırıdır. Bu saldırı bugün durdurulmazsa, yarın ‘biz zaten söylemiştik’ demenin hiçbir anlamı kalmaz.
Son sözüm:
Terör bitmeli midir?
Evet, kesinlikle evet.
Türk Devleti ve Ordusunun dağda kazandığı kesin zafer çerçevesinde kesinlikle evet. Çözümün temel parametresi budur, örgütün hezeyanları, dış baskılarla/konjonktürle kabaran arsız talepleri değil.
Örgüt kaybettiği bir mücadelenin sonrasında 5 alandaki (Irak-İran-Suriye-AB ve Türkiye) bütün varlığından, iddiasından, emellerinden, bağ ve bağlantılarından, vekilliklerinden kayıtsız şartsız vazgeçmelidir.
Böylece af dilemelidir.
O zaman --- ve sadece o zaman --- şehit ailelerinin ve gazilerin onayıyla, milletin vicdanıyla, “başka kan akmasın” diyerek devlet affı gündeme gelebilir.
Kanı akan biri olarak, milleti, orduyu ve kamuyu tanıyan biri olarak gördüğüm onurlu, tutarlı, gerçekçi çıkış budur.
Gerisi karanlıktır.
Saygılarımla
30 Kasım 2025
Türkiye’nin amacı Terörsüz Türkiye de, PKK’nın amacı ne?
Türkiye’de “Terörsüz Türkiye” adı altında örgütün silah bırakması başta olmak üzere Türkiye’nin ne gibi kazanımlar elde edeceği konuşuluyor ama terör örgütünün bu süreçte neyi amaçladığı, nasıl bir terör siyaseti ve stratejisi oluşturduğu nedense pek konuşulmuyor.
O zaman vatana, millete, devlete ve 40 yıllık mücadelemize vefa ile üzerimize düşeni yapalım ve tarihe bir not düşelim.
///
PKK terör örgütü bu süreçte ne kazanmak istiyor ve neleri amaçlıyor?
1- Siyasallaşmış kimliği ve edindiği kitle/sempati üzerinden demokratik özerklik/demokratik konfederalizm gibi araçlarla bölücü emellerine ulaşmak…
2- ‘Kilit Parti’ rolünü sürdürmek, bu rolü güçlendirmek, Türk Siyasi partilerine havuç ve sopayı göstererek kopardığı tavizleri arttırmak…
3- Anayasanın değiştirilmesi, devletin kimyasının bozulması başta, ana dilde eğitim, idari, siyasi ve adli yapıda elde edeceği tavizlerle terör siyaset ve stratejini devam ettirmek, etkisini derinleştirmek, üniter devlet modelini kırmak…
4- Terör örgütü üzerinden elde ettiği güç, etki ve kazanımlarından vazgeçmeden, terör örgütü kimliğinden kurtulmak, meşrulaşmak, örgütü ve türevleriyle mücadele edilmesini engellemek…
5- Ama şimdi ki temel önceliği özellikle Suriye…
- Temel amacı Suriye’de varlığını ve kazanımlarını korumak,
- Suriye’de silahlı-siyasi gücünü ve kontrol ettiği alanları muhafaza etmek ve güçlendirmek,
- Suriye’deki bütün Kürtleri başta, etnik, dini, güç katmanlarında etkisini artttırmak, etki altına almak,
- Suriye’deki YPG/PKK terör varlığına (harekat başta) Türkiye’nin müdahale etmesini engellemek, olan bitene göz yummasını, uyumasını ve uyandırılmamasını sağlamak,
- Uluslararası camiada DEAŞ ile mücadele eden seküler/kadına değer veren/Batı değerleri ile entegre bir YPG/PYD (pynk-daanes) adıyla Türkiye’nin de itirazlarını aşarak tamamen meşrulaşmak,
- Zamanla Şam’a ve bütün Suriye’ye nüfuz etmek, bütün Suriye’de güç-etki ve nüfuz sahibi olmak,
- Türkiye yasadışı silahlı solla geliştirdiği modeli Lazkiye-Tartus başta Alevi-Nusayri bölgelerde uygulamak, Türkiye’yi, özellikle sınır bölgelerini oralardan kaşımak.
- Akdeniz bölgesindeki Alevi-Nusayrileri içine katarak Akdeniz’e çıkmak,
6- Türkiye’den rol çalarak kendisini ‘farklı etnik-dini-mezhebi kimliklerin uyum içinde yaşadığı’ demokratik, seküler, sosyal bir yapı olarak ÇÖZÜMÜN ADRESİ olarak pazarlarken ve destek alırken, Türkiye’yi mezhepçi, otokratik, hatta radikal örgütlerle işbirliği olan bir kimlik üzerinden yaftalanmaki Türkiye’yi SORUNUN BİR PARÇASI olarak göstermek ve baskı altına aldırmak istiyor.
7- Irak ve Suriye’de tuttuğu-içine kattığı-bütünleştiği-entegre olduğu bölgelerle nihai planda Türkiye’ye yönelmek istiyor.
///
Maksatları öncelikle ‘Türkiye’nin gözünü boyayarak’ Suriye’yi bitirmek.
Şu an ‘Ana niyet ve maksadı’ Türkiye’nin Suriye’de terör devleti varlığına müdahale etmesini engellemek, öncelikle olarak nüfuz ve etkisini orada geliştirmek.
Ve bu yaptıklarında kesinlikle yalnız değil. Hatta bölgede rekabet halinde olan bazı küresel ve bölgesel bazı güçlerde bile ortak bir mutabakat ve etkinin geliştiği, onlarla işbirliği içinde olduğu gözüküyor.
Ve bu işte kesinlikle yalnız da değiller. Türkiye’deki bazı embedded, enbesil ve menfaatperestlerin de işin içinde olduğu görülüyor.
Ya sonra?
O da artık taktirlerinize.
Saygılarımla
Abdullah Ağar
11 Mayıs 2025
Suriye iç savaşında Muhalifler için iki stratejik hedef ve bunun 4 siklet merkezi vardı. Halep, Şam, Kamışlı ve Haseke.
Halep ve Şam düştü.
Peki ya Kamışlı ve Haseke?
Kamışlı ve Haseke düşmeden kimse muhalifler kazandı diyemez, Suriye halkları kazandı diyemez, Türkiye kazandı diyemez.
Tabii bir de buna şunu eklemek: Şam’ı düşürenlerin içindeki yabancılara, bağlantılarına ve ortaya koyacakları etkiye/manipleye bakmak lazım.
/
Tabii bir de İsrail ve ABD’nin yaptıklarına ve buna karşı nasıl davrandıklarına.