Sandığınızın aksine, analarınıza, nenelerinize en ufak empatiniz, sempatiniz yok. Zorunluluk hissiyle yapmak zorunda kaldıkları; belki istemeden, bıkarak yaptıkları iyilikleri görevleri görüyorsunuz. O kadın kim ki? Evine, eşine, çocuğuna, memleketlisine bile köle... Yorgun, bıkkın hislerle hayatlarını yaşamış olabilirler belki diye bir ihtimalin varlığını bile göremiyorsunuz.
Dedem de anneanemde uzak şehirlerden ama Ankara'da yaşıyorlardı. Doğal olarak tüm hayatları boyunca, memleketlerinden gelenler (özellikle dedeminkiler, daha çok mu hasta olmuşlar, sebebi bilmiyorum) Ankara'ya her hastane ziyaretinde onlarda kalırmış. Anneannem gördüğüm en ikram bilir, ikram seven, misafire ölen biten biriydi. Gocunmaz, her şeyiyle ağırlardı misafirini... Ama aslında, NEFRET EDİYORMUŞ. Hep nefret etmiş bu emrivakiden, zorunluluk hissinden. Gocunmazdı, en iyi şekilde ağırlar hürmet ederdi. Ama nefret ediyormuş kadın, bıkmış. Devir değişti de, kurtuldum diye seviniyordu en son.
En iyi, en yüce, en muazzam sıfatları atıyorsunuz o insanlara, cenneti ayaklarında görüyorsunuz ama özünde insan olduklarını asla düşünmüyorsunuz. Misafir ağırlamaktan gocunabilir, o gün yorgun olabilir, başı ağrıyor olabilir. Sadece canı bomboş durmak istiyor olabilir. İnsan ya hani... Ama hakkı yok, yoktu. Şimdinin kadınları da insan olduklarının farkında oldukları, biz de insanız diye ses çıkardıkları için gözünüze makul gelmiyor. Elin altında hazırdaki köle artık uyandı sonuçta.