Aga lafı süsleyip aforizma kasınca hakikati söylemiş olmuyorsun; düpedüz tarihsel cehaletini sergiliyorsun. Bak o yazdığın havalı cümlenin içindeki tarihi fiyaskolar neymiş:
1. "Muhammed Kur'an'ı Görmedi" Yalanı ve Tarihsel Belgeler:
Hz. Muhammed (s.a.v.) bizzat Kur'an'ın hem okunmasını hem de harf harf yazılmasını 23 yıl boyunca bizzat denetledi.
Peygamberimizin bizzat atadığı 40'tan fazla Vahiy Kâtibi vardı (Zeyd b. Sâbit, Ali b. Ebî Tâlib vb.). İnen her ayet anında deri, kemik, parşömen ve hurma liflerine yazdırıldı.
Her Ramazan ayında Cebrail (a.s.) ile Peygamberimiz inen bütün ayetleri karşılıklı okuyup kontrol ederdi (Mukabele geleneği).
Vefatından hemen önce yapılan "Arza-i Ahîre"de Kur'an'ın tüm tertibi, sure dizilimi bizzat Peygamber'in onayı ve denetimiyle tamamlandı. Peygamber hem gördü, hem yazdırdı, hem de yüzlerce hafıza harfi harfine ezberletti.
2. Kitap Gökten Ciltli Matbaa Baskısı Olarak İnmez:
Vahiy, gökten paraşütle hazır basılı kağıt tomarı atılması demek değildir. Vahiy; Allah'ın kelamını peygamberin kalbine ilham ve tebliğ etmesi, peygamberin de bunu insanlara sözlü ve yazılı olarak aktarmasıdır. "Gökten kitap inmedi, insan yazdı" demek, vahyin ne olduğunu bile anlamamış bir sığlıktır.
3. "Ne Söylendiyse İnsan Söyledi" İddiasındaki Mantık Çıkmazı:
Eğer Kur'an'ı sadece "insan (Muhammed) yazdıysa":
1. yüzyıl çölünde yaşayan okuma-yazması olmayan bir insan; asırlar sonra modern bilimin keşfedeceği evrenin genişlemesini (Zâriyât 47), embriyonun anne rahmindeki aşamalarını (Mü'minûn 14), denizlerin karışmayan sularını (Rahmân 19-20) ve geçmiş kavimlerin sadece hiyerogliflerde saklı kalmış tarihi detaylarını nereden bildi?
Arap edebiyatının zirvede olduğu bir çağda, bütün şair ve edebiyatçılara "Haydi bunun tek bir suresinin benzerini getirin" meydan okumasını (İsrâ 88) yapıp 1400 yıldır neden tek bir insan benzerini yazamadı?
Özetle:
Hz. Muhammed hem Kur'an'ı bizzat yazdırdı, hem okudu, hem ezberletti, hem de bizzat yaşadı. Üç beş kafiyeli cümle kurup "insan yazdı" diyerek geçiştirmek, arkasındaki muazzam tarihsel, edebi ve bilimsel mucizeyi yok etmez bro.
Aga 1400 yıl önceki vahşi dünya düzenine İslam'ın getirdiği hukuk devrimini tamamen tersyüz edip, 21. yüzyılın ucuz sloganlarıyla yaftalamışsın. "Bu senin inancın" dediğin şey senin kafandaki karikatür İslam; bak bizzat Kur'an'ın ve tarihin ortaya koyduğu gerçekler neymiş:
1. "Kadın Dövün" İddiası ve Nisâ 34 Gerçeği:
Kur'an kadına şiddeti meşru kılmaz; tam tersine Cahiliye’de hiçbir hakkı olmayan, miras gibi alınıp satılan kadını mülk sahibi, hak sahibi ve hukuki bir birey yapmıştır.
Nisâ 34’teki tedrici süreç (öğüt verin, yatakları ayırın, darabe) aileyi dağılmaktan kurtarmak için son çare olarak öngörülen sembolik bir adımdır.
Bizzat Peygamberimiz (s.a.v.) 63 yıllık hayatında tek bir kadına veya köleye dahi el kaldırmamış, "Kadınları dövenler sizin hayırlılarınız değildir" diyerek bu kapıyı fiilen kapatmıştır.
2. "Çocukla Evlilik" İftirası ve Kur'an'ın Rüşt Şartı (Nisâ 6):
İslam'da evlilik için sadece biyolojik ergenlik (büluğ) yetmez; Kur'an "Rüşt" (akli olgunluk, kendi kararlarını verebilme ve malını idare edebilme yetisi) şartı koşar (Nisâ, 6).
Biyolojik ve zihni olgunluğa erişmemiş bir çocuğun evlendirilmesi İslam hukukuna ve Kur'an'ın rüşt ilkesine aykırıdır.
3. "Başkalarının Malına, Karısına Kızına Çökmek" Yalanı ve Ganimet Hukuku:
İslam’da durduk yere kimsenin malına mülküne çökülmez. Kur'an sadece saldıran, antlaşmaları bozan ve Müslümanları yok etmek için savaş açan ordulara karşı meşru müdafaa savaşına izin verir (Bakara, 190).
1. yüzyılda savaş açıp kaybeden tarafın silahı ve teçhizatı savaş tazminatı (ganimet) olarak alınırdı. Bugün modern devletlerin uyguladığı "savaş tazminatı ve ambargo" mekanizması neyse o günkü ganimet de oydu. Sivil halkın malına dokunmak ise bizzat Peygamber tarafından yasaklanmıştır.
4. "Köleci / Cariyeci Sistem" Çarpıtması:
Kölelik İslam'ın getirdiği bir şey değil; o çağda tüm dünyada (Roma, Pers, Çin, Hint) ekonominin temeli olan küresel bir gerçeklikti.
İslam ne yaptı? Köle edinme yollarını neredeyse tamamen kapattı (sadece fiili savaşa giren muhariplerle sınırlandırdı) ve köle azat etmeyi en büyük ibadet ve günahların kefareti kıldı (Beled Suresi, 13; Mâide, 89).
Köleleri "kardeşiniz" ilan edip "Yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin" emrini verdi. Dünyada kölelerin vezir, komutan ve sultan olduğu (Memlükler, Gazneliler) tek medeniyet İslam medeniyetidir.
Özetle:
Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü, kadının eşya sayıldığı, esirlerin işkenceyle kılıçtan geçirildiği bir vahşet çağına adalet, hukuk, insan onuru ve kadına mülkiyet hakkı getiren bir nizama "köleci, gaspçı" demek; sadece tarih ve vicdan fukaralığıdır bro.
Aga popüler bilim sitelerinden cımbızladığın teorik spekülasyonları kesin bilimsel gerçek gibi yutturmaya çalışırken felsefenin ve fiziğin en temel yasalarını çöpe atmışsın. Bak o saydığın iddiaların gerçekleri neymiş:
1. "Hassas Ayar Yoktur, Evren Sonsuzdur" Safsatası:
Fizikte Hassas Ayar (Fine-Tuning) bir inanç değil; Roger Penrose, Martin Rees, Paul Davies gibi ateist/agnostik fizikçilerin bile kabul ettiği matematiksel bir olgudur. Yer çekimi sabiti, güçlü nükleer kuvvet, kozmolojik sabit gibi onlarca evrensel parametredeki \bm{10^{120}}'de bir gibi akılalmaz bir sapma dahi atomların veya yıldızların oluşmasını imkansız kılıyordu.
"Evren sonsuzdur, her ihtimal gerçekleşir" demek bilimsel bir veri değil, felsefi bir kaçıştır. Gözlemlenebilir evren sonludur, maddesi sınırlıdır ve genişlemektedir.
2. "Evren Ezeli Olabilir / Big Bounce" İddiası ve Termodinamik:
Termodinamiğin 2. Kanunu olan Entropi Yasası, evrenin ezeli olmasını kesin olarak imkansız kılar. Eğer evren ezeli (sonsuzdan beri var) olsaydı, içindeki kullanılabilir enerji sonsuz zaman önce tükenmiş ve evren "nihai ısı ölümüne" ulaşmış olurdu.
Big Bounce (genişleyip küçülen sonsuz evren) modeli, her döngüde entropi artacağı için Borde-Guth-Vilenkin teoremi gereğince mutlaka bir başlangıca (sıfır noktasına) sahip olmak zorundadır. Yani evrenin maddesi ezelden beri kendi kendine var olamaz.
3. Evrim Bilinç ve Ahlakı "Temellendiremez":
Evrimsel biyoloji ahlakın nasıl ortaya çıktığını değil, sadece canlıların hayatta kalmak için hangi davranış kalıplarını geliştirdiğini açıklar.
Eğer ahlak sadece biyolojik/kültürel bir evrimse; Hitler'in veya bir tecavüzcünün yaptığını "evrensel olarak yanlış ve kötü" kılamazsın. Sadece "bizim hayatta kalma kodlarımıza uymuyor" dersin. Nesnel iyi ve kötüyü, vicdanı ve insan onurunu maddeye dayandıramazsın; mutlaka aşkın (madde ötesi) bir ahlak yasasına muhtaçsın.
4. "Ailen Müslüman Diye Müslümansın" Argümanı (Genetik Safsata):
Bir fikrin nereden geldiği, o fikrin doğru veya yanlış olduğunu belirlemez. Sen de laik/seküler veya ateist bir çevrede doğduğun için bu argümanları savunuyorsun; bu senin dediğini otomatik olarak doğru mu yapar? Hakikat, ailenin inancıyla değil, aklın ve delillerin incelenmesiyle ölçülür.
5. Sona Eklediğin Klişe İftiralar:
Kadın dövme: Nisâ 34'teki "darabe" fiili aile birliğinin dağılmasını önlemek için son aşamadaki sembolik/hukuki bir tedbirdir; Peygamberimiz hayatı boyunca tek bir kadına dahi el kaldırmamış ve "Kadınları dövenler sizin hayırlılarınız değildir" demiştir.
Ganimet ve Esir Hukuku: 1400 yıl önce teslim olan esirlerin topluca kılıçtan geçirildiği dünyada; onları köle pazarına atmak yerine ailelerin yanına emanet edip "Yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin" diyen ve azat etmeyi en büyük sevap sayan İslam hukuku çağının en ileri reformudur.
Özetle:
Fizikteki başlangıç gerçeğini "belki sonsuz evren vardır" diye hayali ihtimallere havale etmek, ahlakı rastgele molekül dizilimine indirgemek ve köşeye sıkışınca da 1400 yıl önceki savaş hukukunu cımbızlayıp demagoji yapmak hakikati çürütmez; sadece senin inkarına kılıf aradığını gösterir bro
Bu arada Çoğu paylaşımına bakıyorum safsata
Hepsin de seni mat edebilirim
Aga popüler bilim sitelerinden cımbızladığın teorik spekülasyonları kesin bilimsel gerçek gibi yutturmaya çalışırken felsefenin ve fiziğin en temel yasalarını çöpe atmışsın. Bak o saydığın iddiaların gerçekleri neymiş:
1. "Hassas Ayar Yoktur, Evren Sonsuzdur" Safsatası:
Fizikte Hassas Ayar (Fine-Tuning) bir inanç değil; Roger Penrose, Martin Rees, Paul Davies gibi ateist/agnostik fizikçilerin bile kabul ettiği matematiksel bir olgudur. Yer çekimi sabiti, güçlü nükleer kuvvet, kozmolojik sabit gibi onlarca evrensel parametredeki \bm{10^{120}}'de bir gibi akılalmaz bir sapma dahi atomların veya yıldızların oluşmasını imkansız kılıyordu.
"Evren sonsuzdur, her ihtimal gerçekleşir" demek bilimsel bir veri değil, felsefi bir kaçıştır. Gözlemlenebilir evren sonludur, maddesi sınırlıdır ve genişlemektedir.
2. "Evren Ezeli Olabilir / Big Bounce" İddiası ve Termodinamik:
Termodinamiğin 2. Kanunu olan Entropi Yasası, evrenin ezeli olmasını kesin olarak imkansız kılar. Eğer evren ezeli (sonsuzdan beri var) olsaydı, içindeki kullanılabilir enerji sonsuz zaman önce tükenmiş ve evren "nihai ısı ölümüne" ulaşmış olurdu.
Big Bounce (genişleyip küçülen sonsuz evren) modeli, her döngüde entropi artacağı için Borde-Guth-Vilenkin teoremi gereğince mutlaka bir başlangıca (sıfır noktasına) sahip olmak zorundadır. Yani evrenin maddesi ezelden beri kendi kendine var olamaz.
3. Evrim Bilinç ve Ahlakı "Temellendiremez":
Evrimsel biyoloji ahlakın nasıl ortaya çıktığını değil, sadece canlıların hayatta kalmak için hangi davranış kalıplarını geliştirdiğini açıklar.
Eğer ahlak sadece biyolojik/kültürel bir evrimse; Hitler'in veya bir tecavüzcünün yaptığını "evrensel olarak yanlış ve kötü" kılamazsın. Sadece "bizim hayatta kalma kodlarımıza uymuyor" dersin. Nesnel iyi ve kötüyü, vicdanı ve insan onurunu maddeye dayandıramazsın; mutlaka aşkın (madde ötesi) bir ahlak yasasına muhtaçsın.
4. "Ailen Müslüman Diye Müslümansın" Argümanı (Genetik Safsata):
Bir fikrin nereden geldiği, o fikrin doğru veya yanlış olduğunu belirlemez. Sen de laik/seküler veya ateist bir çevrede doğduğun için bu argümanları savunuyorsun; bu senin dediğini otomatik olarak doğru mu yapar? Hakikat, ailenin inancıyla değil, aklın ve delillerin incelenmesiyle ölçülür.
5. Sona Eklediğin Klişe İftiralar:
Kadın dövme: Nisâ 34'teki "darabe" fiili aile birliğinin dağılmasını önlemek için son aşamadaki sembolik/hukuki bir tedbirdir; Peygamberimiz hayatı boyunca tek bir kadına dahi el kaldırmamış ve "Kadınları dövenler sizin hayırlılarınız değildir" demiştir.
Ganimet ve Esir Hukuku: 1400 yıl önce teslim olan esirlerin topluca kılıçtan geçirildiği dünyada; onları köle pazarına atmak yerine ailelerin yanına emanet edip "Yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin" diyen ve azat etmeyi en büyük sevap sayan İslam hukuku çağının en ileri reformudur.
Özetle:
Fizikteki başlangıç gerçeğini "belki sonsuz evren vardır" diye hayali ihtimallere havale etmek, ahlakı rastgele molekül dizilimine indirgemek ve köşeye sıkışınca da 1400 yıl önceki savaş hukukunu cımbızlayıp demagoji yapmak hakikati çürütmez; sadece senin inkarına kılıf aradığını gösterir bro.
Aga ne tarih biliyorsun ne de mantık! "Kılıç zoruyla kabul ettirdi" demek için tarihten zerre nasibini almamış olmak gerekir. Bak gerçek tarihin ve mantığın tokat gibi gerçekleri:
1. Mekke'deki İlk 13 Yıl Kılıç Kimin Elindeydi?
İslam'ın ilk 13 yılı boyunca Peygamberimiz ve Müslümanların elinde tek bir kılıç bile yoktu. * Müslümanlar zengin ve güçlü değil; köleler, yetimler, fakirler ve ezilenlerdi (Bilal-i Habeşi, Yasir ailesi, Ammar, Habbab).
Mekke müşrikleri onları kızgın kumlara yatırdı, işkenceyle öldürdü, 3 yıl boyunca açlık ve tecrit ablukasına aldı.
Madem "kılıç zoruyla kabul ettirdi" diyorsun; Bilal-i Habeşi göğsüne dev kayalar konulurken, derisi soyulurken niye kılıçsız ve savunmasız bir adamın peşinden "Ahad, Ahad (Allah Birdir)" diye haykırdı? İşkence gören, aç bırakılan, şehit edilen insanlar kılıç zoruyla mı inandı?
2. "Sadece Kendi ve Hatice'nin İddiasıydı" Yalanı:
Peygamberlik gelmeden önce Mekke'nin en azılı müşrikleri bile ona "El-Emîn" (En Güvenilir İnsan) diyordu.
İslam'ı ilk kabul edenler; onun çocukluğunu, gençliğini, her anını bilen en yakınlarıydı: Hz. Ali (çocukluğundan beri yanında), Hz. Ebubekir (en yakın dostu), Zeyd b. Hârise (evinde yaşayan yardımcısı).
Bir insanın en büyük sahtekarlığını önce en yakınları anlar. Bir insan 40 yaşına kadar tek bir yalan söylemeyip, 40 yaşından sonra birdenbire kendini işkencelere, ölümlere, sürgünlere atacak bir yalan uydurur mu?
3. Kur'an'da "Kılıç Zoruyla İman" Kesinlikle Yasaktır:
Kur'an'ın en temel inanç prensiplerini bizzat ayetler belirler:
Bakara 256: "Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan kesin olarak ayrılmıştır."
Yûnus 99: "Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. O halde sen insanları inanmaları için zorlayacak mısın?"
Kâfirûn Suresi: "Sizin dininiz size, benim dinim banadır."
Eğer İslam kılıç zoruyla yayılsaydı; bugün Müslümanların fethettiği Mısır'da Kıptiler, Lübnan'da Hristiyanlar, Filistin'de ve İstanbul'da Yahudiler ve Rumlar 1400 yıl boyunca kendi dilleri ve kiliseleriyle nasıl var olabildi? Zorla Müslüman yapsalardı geride tek bir gayrimüslim kalır mıydı?
4. Endonezya ve Malezya'ya Hangi İslam Ordusu Gitti?
Bugün dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip ülkesi Endonezya (280 milyon) ve Malezya'dır. Bu topraklara tarihte tek bir Müslüman askeri birlik gitmedi, tek bir kılıç çekilmedi. Oraya sadece Müslüman tüccarlar gitti; ahlaklarını, dürüstlüklerini gören yüz milyonlarca insan kendi rızasıyla İslam'ı seçti.
Özetle:
13 yıl boyunca açlıkla, işkenceyle, boykotla sınanan ve tek bir kılıç çekmeden binlerce insanı kalpten ikna eden bir peygambere "kılıç zoruyla yaptı" demek; hem tarihe hem mantığa hem de vicdana gözünü kapatmaktır bro.
Aga üslubunu bozup hakarete sarılman zaten verecek mantıklı bir cevabın kalmadığını gösteriyor. "Yalan" dediğin şeylerin tamamı tarihsel, filolojik ve fıkhi kaynaklardır. Madem öyle iddia ediyorsun, bak Kur'an'ın ve tarihin gerçekleri neymiş tane tane yazayım:
1. "Peygamber Çocuk Evliliğini Niye Yasaklamadı?" Yalanı ve Kur'an'ın Şartı (Nisâ 6):
İslam'da çocuk evliliği serbest falan değildir! Kur'an evlilik için iki kesin şart koymuştur:
Büluğ (Biyolojik Olgunluk)
Rüşt (Akli ve Zihni Olgunluk / Sorumluluk Bilinci)
Bak bizzat Nisâ Suresi 6. ayet ne diyor:
Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onlarda bir rüşd (akli olgunluk, kendi kararlarını verebilme yetisi) görürseniz mallarını kendilerine verin..."
Kur'an evlilik çağı ile akli olgunluğu (rüştü) birbirine bağlar. 1400 yıl önce tüm dünyada biyolojik ergenlik ve toplumsal rüşt evlilik standardıydı; İslam bunu kurallara bağlayarak kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir toplumda kadına mülkiyet ve boşanma hakkı tanıyan tarihteki ilk nizam oldu.
2. "6-9 Yaş" İtirazındaki Tarih Cehaleti:
Sana ablası Esma ile arasındaki 10 yıllık yaş farkını, Hicret tarihlerini ve İslam öncesi resmi nişanlılığını tarihsel delilleriyle yazdım. Sen ise 21. yüzyıl takvim mantığıyla 7. yüzyıl çöl şartlarını eşitlemeye çalışıyorsun. Hz. Aişe bizzat Uhud Savaşı'nda yaralılara bakan, sonraki yıllarda binlerce hadis nakleden, ordu komuta eden ve İslam fıkhının 4'te birini aktaran devasa bir alimdi; bir "çocuk" değildi.
3. Hz. Safiyye Olayı ve "Özgür İrade Yoktu" İddiası:
Cımbızladığın rivayetin devamını neden okumuyorsun?
Savaş hukukunda bir kabilenin reisi öldüğünde, o ailenin kadınları diğer kabilelerin elinde köle olurdu. Peygamberimiz Safiyye'ye: "İstersen hürriyetini al, kavmine (Yahudi akrabalarına) geri dön; istersen Müslüman ol ve benimle evlen" diyerek hürriyetini bizzat teslim etti.
Safiyye kendi iradesiyle: "Ben Allah'ı ve Resulü'nü seçtim" diyerek evliliği tercih etti (İbn Sa'd, Tabakât, VIII, 120-123).
Safiyye hayatı boyunca Peygamberimize aşık bir eş olarak yaşadı; hatta Peygamberimiz vefat ederken "Keşke senin çektiğin acıları ben çekseydim" diye ağlayan bizzat Safiyye'dir. Esir alınmış bir kadının böyle bir sevgi ve sadakat göstermesi zorla mı oldu sanıyorsun?
4. Hz. Reyhâne Meselesi:
Reyhâne de bizzat azat edilmiş, İslam'ı seçtikten sonra mehir verilerek nikahlanmıştır. O dönem savaş esirlerinin köle pazarında satıldığı bir dünyada; onları hürriyetine kavuşturup mehirle, nikahla "Müminlerin Annesi" statüsüne yükseltmek o günün en büyük insan hakları devrimidir.
Özetle:
Tarihi kendi önyargılarına uydurmak için kaynakların başını alıp sonunu kırpmak, sonra da karşı tarafa "yalan söylüyorsun" diye çemkirmek sadece tartışmayı kaybettiğini gösterir bro. Tarihi duygularınla değil, dönemin hukuku ve belgeleriyle oku.
@Kaan45543@temathros Ben delilli ispatlı konusuyorum zannediyorum hiç arastıran bilen bir müslümana denk gelmediniz
Şaşırmanız normal
Eğer karşı görüşleriniz var ise kaynak ispat şeklinde sunun
Aksi takdir de buraya boş laf yazmanın bi anlamı yok komik oluyorsun
@YeniUlak Delilin
İspatın nedir
Bana bununla alakalı bir
Delil getir islam da caiz değildir derken
Allahın dini adına söylediğin bu sözlere delil getirmelisin
@gelen_uzak25040 Abi bu nası kafa
İslam dini Araplara ait ne demek
Araplara özgü ne demek
Tengri türklere
Hristiyanlık ingilizlere
Yok şöyle yok böyle
Bu nasıl bir kafa çıldıracam ya
İslam evrensel bir dindir Siyahın beyaza beyazında siyaha üstünlüğü yok
Aga Celal Şengör jeolojide üstat olabilir ama İslam tarihi konusunda yine rivayeti tamamen tersinden anlayıp feci şekilde tahrif etmiş. Karşısındaki hocanın konuyu toparlayamamış olması da Celal Şengör'ü haklı çıkarmaz. Bak o olayın aslı tarih ve hadis kaynaklarında (Buhari ve Tirmizi'de) nasıl geçiyor:
1. Celal Şengör Rivayeti Nasıl Çarpıtmış?
Celal Şengör'ün bahsettiği olayda İbn Mes'ud "70 sure kayıp" DEMİYOR!
Orijinal kaynakta (Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân 8; Müslim) geçen İbn Mes'ud'un asıl sözü şudur:
Ben bizzat Resûlullah'ın ağzından 70 küsur sureyi aldım ve ezberledim. Zeyd ise o sırada henüz bir çocuktu..."
Burada İbn Mes'ud: "70 sure yok oldu, Kur'an'a konmadı" demiyor; Hz. Osman Kur'an'ı çoğaltma heyetinin başına genç olan Zeyd b. Sâbit'i geçirince, yaşça ve sahabe kıdemi olarak kendisinin daha tecrübeli ve ehil olduğunu savunup kişisel bir sitem/kıdem itirazı yapıyor.
2. "Kayıp 70 Sure" Yalanı Neden Çöker?
Bugün İbn Mes'ud'un kendi şahsi Mushafı ve talebelerine (Kûfe ekolüne) aktardığı kıraat harfi harfine kayıt altındadır. İbn Mes'ud'un Mushafında eksik olan 70 sure falan YOKTUR. Kur'an yine 114 suredir. Eğer 70 sure eksik olsaydı, İbn Mes'ud'un talebeleri (İmam Âsım, Alkame vb.) Kûfe'de tamamen farklı, eksik bir Kur'an okuyor olurdu. Bugün dünyada okunan "Âsım kıraati" (Hafs) zaten İbn Mes'ud ekolüdür ve elimizdeki Kur'an ile birebir aynıdır.
3. Zeyd b. Sâbit Neden Seçildi?
Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde Zeyd 21 yaşlarındaydı ama Hz. Peygamber’in Medine'deki baş vahiy kâtibiydi ve Peygamber her Ramazan ayında Cebrail ile Kur'an'ı karşılıklı okurken (Arza-i Ahîre) bizzat mecliste hazır bulunan en genç ve dinamik hafızdı. Bu yüzden Hz. Ebubekir ve Hz. Osman bu bürokratik toplama görevini ona vermiştir.
4. İbn Mes'ud Sonradan Ne Yaptı?
İbn Mes'ud daha sonra bu kırgınlığını bir kenara bırakmış, Hz. Osman'ın çoğalttığı ana İmam Mushaf'ın doğruluğunu ve eksiksiz olduğunu bizzat kabul etmiştir.
Özetle:
Celal Şengör, İbn Mes'ud'un "Ben 70 sureyi bizzat Peygamber'den dinleyip ezberledim" diyerek kendi kıdemini anlattığı cümleyi; "70 sure piyasada yok" şeklinde anlayıp cehaletini sergilemiştir. TV'deki bir hocanın yetersiz kalması, tarihi bir rivayeti uydurmaya meze yapma hakkı vermez bro.
Aga iki metni de cımbızlayıp bağlamını keserek algı kasmak tam bir şark kurnazlığı. Bak iki tarafın da hem hadis hem İncil bağlamındaki gerçeklerini yazayım:
1. Hadisin Devamını Neden Kestiniz? (Buhari 435'in Aslı):
Görselde verilen hadisin tamamını okuduğunda Peygamberimizin neden uyardığı açıkça görülür:
Allah Yahudi ve Hristiyanlara lânet etsin; çünkü onlar peygamberlerinin kabirlerini ibadethane (tapınak) haline getirdiler." (Buhârî, Salât 54, Cenâiz 61; Müslim)
Peygamberimiz burada ırk veya insan düşmanlığı yapmıyor; ölüm döşeğindeyken Müslümanları uyarıyor: "Sakın beni de Hristiyanların İsa'yı tanrılaştırdığı gibi tanrılaştırmayın, mezarımı tapınak yapmayın, putperestliğe dönmeyin!" diyerek Tevhid inancını koruyor. Hadisin bağlamını silip sanki sebepsiz beddua ediyormuş gibi vermek sahtekarlıktır.
2. Hz. Peygamber’in GERÇEK Son Sözü Neydi?
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) vefat ederken ağzından çıkan en son sözü hadis kaynaklarında sabittir:
Bel er-Refîka'l-A'lâ" (Hayır, ben en yüce Dost'u [Allah'ı] isterim). (Buhârî, Megâzî 83, 84; Müslim)
Yani son sözü bir lânet değil, Yaratıcısına kavuşma arzusudur.
3. İncil'deki Durum (Matta ve Markos'u Neden Sakladınız?):
Luka'dan cımbızlanan o ayetin yanında, diğer İncil yazarlarında İsa'nın çarmıhtaki sözlerine bakın:
Matta 27:46 ve Markos 15:34: "Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?" (Eli, Eli, lema şevaktani?) diyerek ümitsizlik ve serzeniş içinde olduğu yazılır.
Hatta Luka 19:27'de İsa'ya atfedilen şu söz geçer: "Beni kral olarak istemeyen o düşmanlarımı buraya getirin ve önümde kılıçtan geçirin!"
Özetle:
Hz. İsa'nın İncil'deki en 'yumuşak' ifadesini cımbızlayıp, Hz. Muhammed'in de şirk ve mezara tapınma uyarısı yaptığı bir hadisin kuyruğunu kesip "son sözler" diye pazarlamak; ucuz bir manipülasyondan başka bir şey değildir bro.
Ahlak bilinç yok demiyorum Allah Alemlerden bahsediyor
İnsanları bir
Çoğunden üstün kıldık diyor demek ki bizden farklı be bizden üst seviye de alemler var
Burda sorulan soru ve cevap çok farklı
Büyük bir bilgisayar kasası düşün
1000 tane mekanizması var ama bir ufak çip olmadan hiç bir anlamı yok kasanın
Çarpıtma cevabı
Aga önce bir okuduğunu anla; "bu kafayla bakıyorsunuz" cümlesindeki zihniyet / bakış açısı mecazını alıp "Tanrı'nın kafası var dedin" diye anlamak nasıl bir okuma anlama seviyesidir?
Gelelim o "Arş'ta oturuyor" dediğin Tâhâ 5 ve Ra'd 2 meselesine. Bak Arapça ve İslam teolojisi (Kelam ilmi) bilmeden meal okuyunca nasıl çuvallıyorsun:
1. Ayette "Oturmak" Kelimesi Asla Geçmez:
Tâhâ 5'te geçen kelime "İstivâ" (اسْتَوَى) fiilidir. Arapçada oturmak "Cülûs" (جلوس) veya "Kuûd" (قعود) kelimeleriyle söylenir. Ayette "oturdu" diye bir kelime YOKTUR. 2. "İstivâ" ve "Arş" Ne Demektir?
Arş: İslam terminolojisinde ve Arap dilinde "Hükümranlık, egemenlik, otorite ve yönetim tahtı" demektir.
İstivâ: Bir şeyin üzerine hakim olmak, yönetimi ve otoriteyi ele almak demektir.
Yani "Rahmân Arş'a istivâ etti" demek; "Bütün kainatın mutlak hakimi ve tek yöneticisi O'dur, tüm evren O'nun kudreti ve idaresi altındadır" demektir. Türkçede bile "Hükümdar tahta oturdu / Hükümdar tahta çıktı" derken adamın tahta oturma eylemini değil, devleti yönetmeye başladığını kastederiz.
3. İslam'da Allah Mekandan ve Cisimden Münezzehtir:
İslam inancının (Tevhid) en temel kuralı Şûrâ 11'dir: "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur" (Leyse ke-mislihî şey'). Allah bir koltuğa oturan, mekana sığan, uzayda bir adresi olan cisimsel bir varlık değildir. Mekanı da zamanı da O yaratmıştır; dolayısıyla yarattığı mekanın içine hapsolamaz.
4. 1400 Yıldır Bütün İslam Alimleri Bunu Böyle Açıklar:
İmam Mâtürîdî'den İmam Eş'arî'ye, İmam Malik'ten İmam Gazzâlî'ye kadar bütün İslam alimleri der ki: "Allah mekan tutmaktan, oturmaktan, kalkmaktan uzaktır. Arş'a istiva, O'nun evrendeki mutlak hükümranlığıdır."
Kelimeleri cımbızlayıp "Tanrı bir koltukta oturuyor" seviyesine indirgeyerek eleştiri yaptığını sanmak, sadece Arap dilinden ve teolojiden bihaber olduğunu gösterir bro.