Kirlileri çamaşır sepetine attığımız, bulaşıkları yıkarken şarkı mırıldandığımız, banyodan sonra bornozla tembel tembel durduğumuz, geceyarısı midemiz kazındığında buzdolabını yokladığımız yer. Hepsi basit görünür ama başkasının evinde anlarız bunların ne anlama geldiğini.
Bir insanın 21. Yüzyılda, bu Haz ve Hız Çağında ulaşacağı en arifane bilgelik seviyesi bu. Hayır, mübalağa etmiyorum.
Bu çağ hastalık dolu bir çağ. Dünya hasta. İnsanlar hasta. Hayır, beden hastalığı değil asıl. Benliği hasta. Aklı hasta. Ruhu hasta. Kalbî hasta... Kişiliği hasta. Dili hasta. Nefsi hasta. Vicdanı hasta. İdeolojisi hasta. Ahlâkı hasta. Onca bilgi, birikim, bilgiçlik, konfor, lüks, zenginlik, network ama hasta. Şifasız, devasız, dermansız, kibirli bir hastalık.
Kafasını kazanmak ve başarmakla bozmuş egoist kişisel gelişimci hırs beyinliler, Tiktok ve reels kaydırmaktan dikkatini bir şeye 5 saniye dahi veremeyenler ve herkesin herkesin alternatif olduğu haz ve erotizmden başka mutluluk bilmeyenlerin ortasında ve böylesi vebalı, marazlı, salgınlı bir zamanda;
ruhunu, kalbini, zihnini, benliğini, vicdanını sağlıklı tutmayı başarmış ve huzurla yaşayıp, yaşlanan insanlar bu çağın en bilge insanları artık.
Her narsistin sonunu güçlü bir empat yazar. Bu klişe değil, evrendeki alma verme dengesinin tezahürüdür.
Narsist bir kuyudur, sürekli dolmak ister ama dibi deliktir. Empat ise pınardır, akmadan duramaz. Bu ikisinin buluşması tesadüf değil, manyetik bir yasadır. Narsist ışığa değil, ışığı üreten kaynağa acıkır. Empatın enerjisini emer, onun duygusal bedeninden beslenir ve bu beslenme biyokimyasaldır. Empatın kortizolü yükselir, dopamini çalınır, sinir sistemi travma döngüsüne girer. Buna trauma bonding derler.
Ama denge şaşmaz. Empat bir eşiği geçtiğinde bambaşka bir varlığa dönüşür. Psikolojide buna karanlık empat denir. Duyguyu okumaya devam eder ama artık emmez, yansıtır. Narsistin en büyük korkusu budur çünkü narsist yalnızca okunmadığı sürece güçlüdür. Empat uyandığı an ayna olur ve narsist kendi boşluğunu ilk kez net görür. O çöküşe psikanaliz narsistik yaralanma der, halk dili ise hak yerini buldu der.
Sosyolojik olarak narsist bir toplumda empat sayısı artar çünkü sistem kendi panzehirini üretir. Bireysel düzlemde de aynı yasa işler. Bir narsist anne empat bir kız büyütür, o kız büyüyüp sınır koyduğunda annenin inşa ettiği saray çatırdar.
Enayi sanılan empat, aslında terazinin ağır kefesidir. Narsist konuşur, empat susarak yazar finali.
Bazı insanlarda karakterlerindeki maraz ortaya çıkınca karşıdaki kişi ile hızlıca iletişimi kesip hemen yeni bir dostla, sevgiliyle sıfırdan tanışma eğilimi var. Bu defter kirlendi, yanlış yazdım, mürekkep döküldü o halde hemen temiz sayfa. Sorun şu, kalem sende, dikkatsizlik sende, ihmal sende. Başladığın tüm defterlerde bunu yaşayacaksın.
Ben anısı olan, kirlense de yıpransa da üzerine uğraşılmış, emek verilmiş, yazılmaktan rengi koyulaşmış o defterin hikayesini seviyorum.
Yeni bir defter ne zaman güzeldir? Eskisi hakikaten bitmişse. Dönüşüm defterde değil, kalemi tutan elde başlıyor.
günde 6 tane ilaç içen canım oğlum benimle ne güzel iş birliği yapardı, ağzını açmayı ve yutana kadar beklemeyi öğrenmişti. doktorlar 1 yıl ömür verdiğinde 2 buçuk sene daha yaşatabildim oğlumu bu iş birliğiyle, süreçte birbirimize hiç zarar vermedik.
çok özledim 🖤
Kaliteli insanlarda garip bir özgüvensizlik… Buna karşılık saygısız insanlarda hayret edilecek bir özgüven görünümlü kibir… Yetenekli insanlarda kendine dönük, acımasız eleştiri… Buna karşılık elinden hiçbir iş gelmeyenlerde herkese karşı papuç dilli müdahalecilik… Kültürlü insanlarda tevazunun ötesine geçen bir geri çekilme… Buna karşılık yüzeysel, zihin kapasitesi sınırlı kişilerde her şeyi bilen uzman edası…