😎
"Bir günlük olsun Tanrı'ya olan inancım sarsılmadı. Sanıyorum hak, hukuk, adalet gibi şeyler Tanrı'nın sevdiği şeyler. Bizi görüyor şimdi; hakkın, adaletin yerine getirilmesi için ikimizden birini seçti bile. Bana kalırsa kendi iradesinin benim elimle yerine getirilmesini istiyor."
Buna öyle bir inanış inandım ki, onun kararının bu olup olmadığını anlamak için, "Şanslarımızı yarıştıracağız şimdi," dedi.
Bu sözleri duyar duymaz Talihli'nin yüreği güm güm vurmaya başladı. Uri'nin Tanrı'sı hakkında pek bir bildiği yoktu ama şansına da güveniyordu evvelallah. Karlı buzlu yollarda kumsala doğru tabanları yağladığı o gece şansı yaver gitmişti hep. Uri'nin sözlerine, "Ama tabanca bir tane," diye karşı geldi.
Uri, Talihli'nin tabancasının topunu kurcalıyor, adamakıllı gözden geçiriyordu onu. "Sırayla ateş edeceğiz," dedi. "Kimin önce ateş edeceğine iskambil kâğıtları karar verecek. Bir yedi yapacağız, o kadar."
Kâğıt oynayacağını düşününce içi cıvıl cıvıl etti Talihli'nin. Hemen çıkardı cebinden kâğıtları; şansı yine gülecekti elbet. El için kâğıt keserken güneşin kuzeye dönmüş olduğunu düşündü. Elin kendinde olduğunu görünce sevinçten titredi, kâğıtları kardı, dağıttı. Uri kozla maça oğlanını aldı, herkes kâğıtlarını açtı yere. Talihli ası gösterirken, Uri'de koz moz hak getireydi. Birbirlerinden uzaklaşarak elli adım saymaya başladıklarında, özgürlük Talihli'nin avucunun içinde gibiydi.
Uri onun karşısında durmuş şöyle diyordu: "Bakmışsın Tanrı senden öç almayı bir başka güne bırakmış, sen haklamışsın beni. İşte o zaman, benden kalan ne varsa hepsi senin olsun. Cebimde senet var bir de."
Talihli, denizlerin üstünde ışıl ışıl yanan o güneş hayalini kafasından silip ateş etmeye hazırlandı. Pürdikkat kesilmişti. İlkbaharın hafif serin rüzgârları çam ağaçlarını döverken silahını iki sefer yere indirdi, sonra tek ayağının üstünde diz çöktü, tabancayı iyice kavrayarak ateş etti. Uri şöyle bir yan dönüp kollarını iki yana açtı, bir iki sendeledi, karların içinde yığıldı kaldı. Talihli kurşunu çok yan isabet ettirdiğini anlamıştı; çünkü öyle olmasaydı, Uri olduğu yerde dönmezdi.
Duyduğu acıyı belli etmeden ayağa kalkmaya çalışan Uri, işaret edip tabancayı isterken Talihli bir daha ateş etmeyi geçirdi içinden. Ama caydı sonra; şu güne kadar talih hep onun yüzüne gülmüştü, şimdi tutar verdiği sözde durmaz, madik atmaya kalkarsa talih ona küsebilirdi. Yo yo, harbi hareket edecekti. Aslında Uri tam isabet almıştı; onun bu durumda o hantal Colt tabancasıyla olacak nane değildi. Talihli silahı yaralıya verirken alaylı alaylı sordu:
"Şimdi nerelerde Tanrı'n acep?"
Uri, "Tanrı son sözünü henüz söylemedi ama söyleyecek birazdan, hazırlan dinlemeye," dedi.
Talihli geldi geçti onun karşısına; gelgelelim kurşunlara kabak gibi hedef olmamak için şöyle biraz yan durdu. Uri sarhoş gibi sallanıp duruyor, duyduğu acının bir parça dinmesini bekliyordu. Tabanca ağır mı ağırdı; Uri de Talihli gibi düşünüyor, ateş edemeyeceğini sanıyordu. Ama kolunu dimdik gerip tabancayı başının üstünden doğru usul usul indirmeye başladı aşağı. Talihli arpacığın içine girer girmez bastı tetiğe. Talihli olduğu yerde hiç yan dönmedi. Gelgelelim kafasında kurduğu o güzelim San Francisco hayali söndü gitti.
Güneşin altında ışıl ışıl parlayan kar, Talihli'nin gözlerinde bir karanlığa bürünürken, kullanamadığı bu son şansının dinine imanına küfrediyordu o.
- Jack London, Hatırlamak (son kısım)
SON DAKİKA | Özgür Özel:
"Atatürk'le sorunu olmayan, Misak-ı Millî sınırlarıyla sorunu olmayan, Cumhuriyet'le sorunu olmayan tüm demokratları, Türkiye İttifakı'nda kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum."
Deniz Zeyrek:
"Özgür Özel diğer partinin genel başkanı olacaksa o zaman gemileri yakması gerekiyor. Artık CHP defterini kapatması gerekiyor. Yeni parti kurulduğunda yepyeni bir hareket olacak.
Bu partiyi 27 Temmuz'da kuracaksan, 'Yargıtay böyle bir karar verdi, oraya dönelim, CHP'yi geri alalım' deme lüksün olmaz. Arkasına bile bakmaması lazım. Ya kalıp sonuna kadar mücadele etmeli ya da yeni yoldan devam etmeli.
'Hadi yeni partiye geçtik, mahkeme CHP'yi bize geri verdi, hadi CHP'ye gidelim.' Böyle olmaz. Ya sonuna kadar bekleyeceksin ya da gemileri yakacaksın."
Oğuzhan Uğur denilen o peruklu figürün tutuklanması, "Türk hukukunun" doğal akışının bir sonucudur.
Bunu öyle çokta şeyapmamak gerekir diye düşünüyorum.
Özetle: ellemeyin yatsın...
Oğuzhan Uğur denilen o peruklu figürün tutuklanması, "Türk hukukunun" doğal akışının bir sonucudur.
Bunu öyle çokta şeyapmamak gerekir diye düşünüyorum.
Özetle: ellemeyin yatsın...
Klavyeden dört duvar arasına Geçiş
Düne kadar korunaklı stüdyolarda, arkasına aldığı rüzgarla "Kimseden korkmuyoruz, hesap soruyoruz" diye kükreyenlerin, Türk Ceza Kanunu maddeleri ve adliyenin o buz gibi gerçekliğiyle yüzleştikleri o ilk an, dijital illüzyonun tamamen çöktüğü andır. Sosyal medyada milyonlarca takipçisi olmak, algoritmalara hükmetmek ya da gürültülü bir kitleye sahip olmak, Sulh Ceza Hakiminin kalemi kırarken ciddiye alacağı bir husus değildir. Aksine, yaratılan etkinin ve finansal hacmin büyüklüğü, tutuklama gerekçesini hukuken daha da sağlamlaştırır.
Kısacası; kameraların karşısında "şov yapan" o peruklu figürün şu anda cezaevi yoluna girişini izlememiz hukukun doğal akışının bir sonucudur.
Ağlayarak günlüğüne yazabilirsin...
😎
SON DAKİKA!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Ahbap Derneği soruşturması kapsamında tutuklamaya sevk edilen 9 kişi tutuklandı.
İşte o isimler:
Oğuzhan UĞUR
Ersin GÖKGÜN
Muharrem KARATAŞ
Gülgün ÖZTÜRK
Emre KARTALOĞLU
Hüseyin KÜÇÜK
Suzan DÜŞKÜNER MİNTAŞ
Fatih EKE
Emir TAŞAR
Bu sürecin sonunda o kameraların karşısında "şov yapan" bu peruklu figürün cezaevi yoluna girişini izlememiz hukukun doğal akışının bir sonucudur.
Ağlayarak günlüğünüze yazabilirsiniz...
😎
Klavyeden dört duvar arasına Geçiş
Düne kadar korunaklı stüdyolarda, arkasına aldığı rüzgarla "Kimseden korkmuyoruz, hesap soruyoruz" diye kükreyenlerin, Türk Ceza Kanunu maddeleri ve adliyenin o buz gibi gerçekliğiyle yüzleştikleri o ilk an, dijital illüzyonun tamamen çöktüğü andır. Sosyal medyada milyonlarca takipçisi olmak, algoritmalara hükmetmek ya da gürültülü bir kitleye sahip olmak, Sulh Ceza Hakiminin kalemi kırarken ciddiye alacağı bir husus değildir. Aksine, yaratılan etkinin ve finansal hacmin büyüklüğü, tutuklama gerekçesini hukuken daha da sağlamlaştırır.
Kısacası; kameraların karşısında "şov yapan" o peruklu figürün şu anda cezaevi yoluna girişini izlememiz hukukun doğal akışının bir sonucudur.
Ağlayarak günlüğüne yazabilirsin...
😎
Kâğıt oynayacağını düşününce içi cıvıl cıvıl etti Talihli'nin. Hemen çıkardı cebinden kâğıtları; şansı yine gülecekti elbet. El için kâğıt keserken güneşin kuzeye dönmüş olduğunu düşündü. Elin kendinde olduğunu görünce içi sevinçten titredi, kâğıtları kardı, dağıttı. Uri kozla maça oğlanını aldı, herkes kâğıtlarını açtı yere. Talihli ası gösterirken, Uri'de koz moz hak getireydi. Birbirlerinden uzaklaşarak elli adım saymaya başladıklarında, özgürlük Talihli'nin avucunun içinde gibiydi.
Uri onun karşısında durmuş şöyle diyordu: "Bakmışsın Tanrı senden öç almayı bir başka güne bırakmış, sen haklamışsın beni. İşte o zaman, benden kalan ne varsa hepsi senin olsun. Cebimde senet var bir de."
Talihli, denizlerin üstünde ışıl ışıl yanan o güneş hayalini kafasından silip ateş etmeye hazırlandı. Pürdikkat kesilmişti. İlkbaharın hafif serin rüzgârları çam ağaçlarını döverken silahını iki sefer yere indirdi, sonra tek ayağının üstünde diz çöktü, tabancayı iyice kavrayarak ateş etti. Uri şöyle bir yan dönüp kollarını iki yana açtı, bir iki sendeledi, karların içinde yığıldı kaldı. Talihli kurşunu çok yan isabet ettirdiğini anlamıştı; çünkü öyle olmasaydı, Uri olduğu yerde dönmezdi.
Duyduğu acıyı belli etmeden ayağa kalkmaya çalışan Uri, işaret edip tabancayı isterken Talihli bir daha ateş etmeyi geçirdi içinden. Ama caydı sonra; şu güne kadar talih hep onun yüzüne gülmüştü, şimdi tutar verdiği sözde durmaz, madik atmaya kalkarsa talih ona küsebilirdi. Yo yo, harbi hareket edecekti. Aslında Uri tam isabet almıştı; onun bu durumda o hantal Colt tabancasıyla olacak nane değildi. Talihli silahı yaralıya verirken alaylı alaylı sordu:
"Şimdi nerelerde Tanrı'n acep?"
Uri, "Tanrı son sözünü henüz söylemedi ama söyleyecek birazdan, hazırlan dinlemeye," dedi.
Talihli geldi geçti onun karşısına; gelgelelim kurşunlara kabak gibi hedef olmamak için şöyle biraz yan durdu. Uri sarhoş gibi sallanıp duruyor, duyduğu acının bir parça dinmesini bekliyordu. Tabanca ağır mı ağırdı; Uri de Talihli gibi düşünüyor, ateş edemeyeceğini sanıyordu. Ama kolunu dimdik gerip tabancayı başının üstünden doğru usul usul indirmeye başladı aşağı. Talihli arpacığın içine girer girmez bastı tetiğe. Talihli olduğu yerde hiç yan dönmedi. Gelgelelim kafasında kurduğu o güzelim San Andreas hayali söndü gitti.
Güneşin altında ışıl ışıl parlayan kar, Talihli'nin gözlerinde bir karanlığa bürünürken, kullanamadığı bu son şansının dinine imanına küfrediyordu o.
- Jack London Hatırlamak,(son kısım)
Kâğıt oynayacağını düşününce içi cıvıl cıvıl etti Talihli'nin. Hemen çıkardı cebinden kâğıtları; şansı yine gülecekti elbet. El için kâğıt keserken güneşin kuzeye dönmüş olduğunu düşündü. Elin kendinde olduğunu görünce içi sevinçten titredi, kâğıtları kardı, dağıttı. Uri kozla maça oğlanını aldı, herkes kâğıtlarını açtı yere. Talihli ası gösterirken, Uri'de koz moz hak getireydi. Birbirlerinden uzaklaşarak elli adım saymaya başladıklarında, özgürlük Talihli'nin avucunun içinde gibiydi.
Uri onun karşısında durmuş şöyle diyordu: "Bakmışsın Tanrı senden öç almayı bir başka güne bırakmış, sen haklamışsın beni. İşte o zaman, benden kalan ne varsa hepsi senin olsun. Cebimde senet var bir de."
Talihli, denizlerin üstünde ışıl ışıl yanan o güneş hayalini kafasından silip ateş etmeye hazırlandı. Pürdikkat kesilmişti. İlkbaharın hafif serin rüzgârları çam ağaçlarını döverken silahını iki sefer yere indirdi, sonra tek ayağının üstünde diz çöktü, tabancayı iyice kavrayarak ateş etti. Uri şöyle bir yan dönüp kollarını iki yana açtı, bir iki sendeledi, karların içinde yığıldı kaldı. Talihli kurşunu çok yan isabet ettirdiğini anlamıştı; çünkü öyle olmasaydı, Uri olduğu yerde dönmezdi.
Duyduğu acıyı belli etmeden ayağa kalkmaya çalışan Uri, işaret edip tabancayı isterken Talihli bir daha ateş etmeyi geçirdi içinden. Ama caydı sonra; şu güne kadar talih hep onun yüzüne gülmüştü, şimdi tutar verdiği sözde durmaz, madik atmaya kalkarsa talih ona küsebilirdi. Yo yo, harbi hareket edecekti. Aslında Uri tam isabet almıştı; onun bu durumda o hantal Colt tabancasıyla olacak nane değildi. Talihli silahı yaralıya verirken alaylı alaylı sordu:
"Şimdi nerelerde Tanrı'n acep?"
Uri, "Tanrı son sözünü henüz söylemedi ama söyleyecek birazdan, hazırlan dinlemeye," dedi.
Talihli geldi geçti onun karşısına; gelgelelim kurşunlara kabak gibi hedef olmamak için şöyle biraz yan durdu. Uri sarhoş gibi sallanıp duruyor, duyduğu acının bir parça dinmesini bekliyordu. Tabanca ağır mı ağırdı; Uri de Talihli gibi düşünüyor, ateş edemeyeceğini sanıyordu. Ama kolunu dimdik gerip tabancayı başının üstünden doğru usul usul indirmeye başladı aşağı. Talihli arpacığın içine girer girmez bastı tetiğe. Talihli olduğu yerde hiç yan dönmedi. Gelgelelim kafasında kurduğu o güzelim San Andreas hayali söndü gitti.
Güneşin altında ışıl ışıl parlayan kar, Talihli'nin gözlerinde bir karanlığa bürünürken, kullanamadığı bu son şansının dinine imanına küfrediyordu o.
- Jack London Hatırlamak,(son kısım)
Sosyal medyanın en trajikomik tiyatrosuna hoş geldin. Bir tarafta "bizi kurtaracak" diye beklenen figürlerin milyonluk villalardan "halkın içinden" seslenmesi, diğer tarafta ay sonunu getiremeyen ama bu figürleri ölümüne savunan kitle... Gerçekten modern çağın en kusursuz ironilerinden biri.
Schopenhauer bu tabloyu görse muhtemelen insan doğasının o bitmek bilmeyen "kör iradesi" ve kalabalıkların kendini kandırma kapasitesi üzerine yeni bir cilt yazardı. Ortada koca bir Öfke Ekonomisi var ve bu devasa çark, tamamen inançlı bir kitlenin tıklamaları ve etkileşimleriyle dönüyor
Kimse muhalif falan değil arkadaşlar. Alman DW'nin paralı askeri
Nevşin Mengü ve benzerleri dahil, muhalif maskeli bu tiplerin tamamı sosyal medyadaki etkileşim üzerinden para kazanırlar.
Yaptığın her bir yorum onlar için nakit demektir.
Sosyal medyanın en trajikomik tiyatrosuna hoş geldin. Bir tarafta "bizi kurtaracak" diye beklenen figürlerin milyonluk villalardan "halkın içinden" seslenmesi, diğer tarafta ay sonunu getiremeyen ama bu figürleri ölümüne savunan kitle... Gerçekten modern çağın en kusursuz ironilerinden biri.
Schopenhauer bu tabloyu görse muhtemelen insan doğasının o bitmek bilmeyen "kör iradesi" ve kalabalıkların kendini kandırma kapasitesi üzerine yeni bir cilt yazardı. Ortada koca bir Öfke Ekonomisi var ve bu devasa çark, tamamen inançlı bir kitlenin tıklamaları ve etkileşimleriyle dönüyor
Kimse muhalif falan değil arkadaşlar. Alman DW'nin paralı askeri
Nevşin Mengü ve benzerleri dahil, muhalif maskeli bu tiplerin tamamı sosyal medyadaki etkileşim üzerinden para kazanırlar.
Yaptığın her bir yorum onlar için nakit demektir.
Oğuzhan Uğur’a savcılık ifadesinde 25 milyona Çekmeköy’de aldıkları villa soruldu. Uğur, 13 milyon lirasını Gain’den aldıkları ödeme ile yaptığını, üstü için İş Bankasından kredi çektiklerini söyledi.
Villa için tadilat vb için ise 6,5 milyon lira bir aile dostundan borç aldığını söyledi. Aile dostunun ismini vermek istemedi.
😎
"Bir günlük olsun Tanrı'ya olan inancım sarsılmadı. Sanıyorum hak, hukuk, adalet gibi şeyler Tanrı'nın sevdiği şeyler. Bizi görüyor şimdi; hakkın, adaletin yerine getirilmesi için ikimizden birini seçti bile. Bana kalırsa kendi iradesinin benim elimle yerine getirilmesini istiyor."
Buna öyle bir inanış inandım ki, onun kararının bu olup olmadığını anlamak için, "Şanslarımızı yarıştıracağız şimdi," dedi.
Bu sözleri duyar duymaz Talihli'nin yüreği güm güm vurmaya başladı. Uri'nin Tanrı'sı hakkında pek bir bildiği yoktu ama şansına da güveniyordu evvelallah. Karlı buzlu yollarda kumsala doğru tabanları yağladığı o gece şansı yaver gitmişti hep. Uri'nin sözlerine, "Ama tabanca bir tane," diye karşı geldi.
Uri, Talihli'nin tabancasının topunu kurcalıyor, adamakıllı gözden geçiriyordu onu. "Sırayla ateş edeceğiz," dedi. "Kimin önce ateş edeceğine iskambil kâğıtları karar verecek. Bir yedi yapacağız, o kadar."
Kâğıt oynayacağını düşününce içi cıvıl cıvıl etti Talihli'nin. Hemen çıkardı cebinden kâğıtları; şansı yine gülecekti elbet. El için kâğıt keserken güneşin kuzeye dönmüş olduğunu düşündü. Elin kendinde olduğunu görünce sevinçten titredi, kâğıtları kardı, dağıttı. Uri kozla maça oğlanını aldı, herkes kâğıtlarını açtı yere. Talihli ası gösterirken, Uri'de koz moz hak getireydi. Birbirlerinden uzaklaşarak elli adım saymaya başladıklarında, özgürlük Talihli'nin avucunun içinde gibiydi.
Uri onun karşısında durmuş şöyle diyordu: "Bakmışsın Tanrı senden öç almayı bir başka güne bırakmış, sen haklamışsın beni. İşte o zaman, benden kalan ne varsa hepsi senin olsun. Cebimde senet var bir de."
Talihli, denizlerin üstünde ışıl ışıl yanan o güneş hayalini kafasından silip ateş etmeye hazırlandı. Pürdikkat kesilmişti. İlkbaharın hafif serin rüzgârları çam ağaçlarını döverken silahını iki sefer yere indirdi, sonra tek ayağının üstünde diz çöktü, tabancayı iyice kavrayarak ateş etti. Uri şöyle bir yan dönüp kollarını iki yana açtı, bir iki sendeledi, karların içinde yığıldı kaldı. Talihli kurşunu çok yan isabet ettirdiğini anlamıştı; çünkü öyle olmasaydı, Uri olduğu yerde dönmezdi.
Duyduğu acıyı belli etmeden ayağa kalkmaya çalışan Uri, işaret edip tabancayı isterken Talihli bir daha ateş etmeyi geçirdi içinden. Ama caydı sonra; şu güne kadar talih hep onun yüzüne gülmüştü, şimdi tutar verdiği sözde durmaz, madik atmaya kalkarsa talih ona küsebilirdi. Yo yo, harbi hareket edecekti. Aslında Uri tam isabet almıştı; onun bu durumda o hantal Colt tabancasıyla olacak nane değildi. Talihli silahı yaralıya verirken alaylı alaylı sordu:
"Şimdi nerelerde Tanrı'n acep?"
Uri, "Tanrı son sözünü henüz söylemedi ama söyleyecek birazdan, hazırlan dinlemeye," dedi.
Talihli geldi geçti onun karşısına; gelgelelim kurşunlara kabak gibi hedef olmamak için şöyle biraz yan durdu. Uri sarhoş gibi sallanıp duruyor, duyduğu acının bir parça dinmesini bekliyordu. Tabanca ağır mı ağırdı; Uri de Talihli gibi düşünüyor, ateş edemeyeceğini sanıyordu. Ama kolunu dimdik gerip tabancayı başının üstünden doğru usul usul indirmeye başladı aşağı. Talihli arpacığın içine girer girmez bastı tetiğe. Talihli olduğu yerde hiç yan dönmedi. Gelgelelim kafasında kurduğu o güzelim San Francisco hayali söndü gitti.
Güneşin altında ışıl ışıl parlayan kar, Talihli'nin gözlerinde bir karanlığa bürünürken, kullanamadığı bu son şansının dinine imanına küfrediyordu o.
- Jack London, Hatırlamak (son kısım)