Bu cümle, serbest piyasa ahlakı taslayan ama o piyasaya girerken kamunun malını nasıl gasp ettiğini unutmamızı bekleyenlerin sığındığı küstahça bir maskedir. Mesele senin dondurmanı alıp almamak değil. Mesele kamuya ait olan kıyılara, bakir koylara ve ormanlara bedavaya çökmen, üstüne bir de devlet teşviklerini cebine indirip tesisi kurmandır. Sermayesi doğayı, kıyıyı talan etmek, yerelde yaşayanı ve turizm emekçisini sömürmek olan bir yapının aynı halka dönüp paran yoksa yeme kibrini, şımarıklıklığını satmaya hakkı yoktur.
Remember, it's illegal to use your phone while driving. Instead, use the giant iPad built into the car and flip through 50 settings to use navigation or turn ac on.
40 yaşına geldim. Yaşımız ilerledikçe güvenceli işten, ortalama bi muhitte barınmaktan, sezonda kendime elbise almaktan, fiyatına bakmadan kitap almaktan, senede birkaç konsere ve tiyatroya gitmekten, arada bi meyhaneye gitmekten, yurtdışına çıkmaktan men edildik.
Günlük hatırlatıcı: Bir oturuşta 300.000 dolar batırma lüksü olanların, ayda 300 dolar kenara koyma lüksü olmayanlara başarı hikâyesi pazarladığı düzenden yeterince nefret etmiyoruz.
Patronların çok yaptığı ama pek anlaşılmayan bir manipülasyon yönteminden bahsedicem. O da parronun çok çalışması.
Bazı girişimlerde patronun gerçekten çok çalıştığına şahit olabilirsin. “Abi bizi sömürmüyor kendisi bizden çok fazla mesai yapıyor” diye kerizliğine düşebilirsin. Şunların farkına varman gerek:
BİR: Patron çok çalışıyor çünkü üstünde müthiş bir dopamin var. Şirketi satıp cebine 50 milyon dolar koyabilir, girişimcilik dergilerinde kapak olabilir, ünlü olabilir.
O yüzden patronun çok çalışması onu mental olarak aşırı etkilemez. Fakat senin günün sonunda masana konacak ekmek adedi belli. Her an işten atılma tehliken mevcut. İznin olmadığı için bayramda on milyon kişiyle tatile çıkıyorsun. Üstüne kredi borcu yapıyorsun. Bu temponun sana bedeli çok daha ağır.
İKİ: Patron seni manipüle etmek için çok çalışıyor olabilir. O ofisten çıkmayıp kaldığında kendini kötü hisset, tembel hisset, haftasonu şuna baktım dediği zaman kendini suçlu hisset istiyor. “Abi koca patron bizden çok çalışıyor” diye bir düşünce yapısına gir istiyor.
Patronun çok çalışması, az çalışması HİÇBİR anlam ifade etmez. Günün sonunda olayın temeli bellidir. Biz bir ticari anlaşma içindeyiz. Ben emeğimi satıyorum. O bunun karşılığında para ve başka menfaatler sunuyor. Masaya konanlar sana adil geliyor mu önemli olan bu.
Bazen masaya 10 konur ama iş rahattır adil gelir. Bazen masaya 20+prim+hisse+araba+şirket satılırsa pay konur eşşek gibi çalışırsın adil gelir. Ama masaya 10 konup senden eşşeklik isteniyorsa o anlaşma adil değildir.
Patron böyle “ben hiç dizi izlemem tatil de yapmam, haftasonu çalışırım” diyorsa ona “hmm ilginç bir yaklaşım evet pazartesi görüşürüz” diyin geçin.
Kendinizin değerini bilin. Manipüle olmayın.
Adamlar maaşa zam, iyileştirme falan filan istemiyor ha, adamlar 1 yılda 2 kez maaş almışlar. Bu insanlar aile geçindiriyor, çocuk bakıyor. Devlet bu insanların hakkını arayıp şirketin tepesine çöküp hesap soracağına hakkını isteyen insanların önüne polis yığıyor.
Dün bir tanesi inşaattan düşerek iki tanesi de okula temizlik işçisi olarak giden üç çocuk daha öldü. Onlar sadece haber olarak geldi, geçti. Bunların da silahlı saldırıdan farkı yok, kaza değil iş cinayeti.
Asıl sorulması gereken sorular. Biz neden musluktan temiz su içemiyoruz? İçilebilir su varlıkları neden şirketlere peşkeş çekilerek plastiklere hapsediliyor? En temel ihtiyaç olan su neden bir an önce nakde çevrilmesi gereken bir kaynak olarak görülüyor? Su neden ticari meta?
Gelin size Türkiye ekonomisinde nasıl enflasyona ezilmeyeceğinizi anlatayım.
Türk ekonomisi bir zikiş zincirinden ibarettir.
Eve tesisatçı çağırırsın, 3 liralık işi 30’a yapar, seni ziker. Mesaisi bitince kebapçıya gider, at etinden dönerini yer, 1500 lira hesap öder; kebapçı tesisatçıyı zikmiş olur. Sonra kebapçı, stoğa et çekeceği zaman kasap onu ziker.
Tüm bu zikiş zinciri yürürken devlet de zik gibi trafik kanunu falan icat eder, bütün katılımcıların kulağının arkasına kadar payını alır.
Bu tabloda yapabileceğiniz tek şey, zincire bir yerinden katılıp başka birilerini zikmektir. Yaptığınız işin bedeli yerine kat be kat fazlasını alıp velinimetinizi ziktiğiniz zaman, sizi zikenler size koymaz. Siz de bir yerlerden çıkarmış olursunuz.
Maaşlı çalışıyorsanız zikiş zincirine katılamazsınız, geçmiş olsun. Patron sizi ziker; mesai bitince de nereye giderseniz gidin zikilmeye devam edersiniz.