Sırf AKP’yi 3 kez yendiği ve kazanabilecek bir Cumhurbaşkanı adayı olduğu için 550 gündür tek kişilik hücrede tutuklu adamı adeta herkes unuttu. Bu adamı unutturmayı ben gururuma yediremem. Ekrem İmamoğlu istese çakma muhalif olur, içeride çürümezdi.
UNUTMA, UNUTTURMA!
Jet Fadıl 30 bin kişiyi
Çiftlik Bank Tosuncuk 130 bin kişiyi
İmar Bankasında Uzanlar 330 bin kişiyi
Bu yerli ve milli (!) fonlar 1 milyon kişiyi çarptı!
Bunlara lisans verenler, yol verenler orada mısınız?
Bunlara makam verenler orada mısınız?
Utanmanız var mı?
Bu haber TVLERDE YOK‼️
Erişim engeli gelmeden yayın‼️
Gazi'ye protez bacağını yaktıran Apocular‼️
Gazi kim mi❓ Apo denen Pkklı bebek katili ve onun leşleriyle savaşarak bacağını kaybeden Atatürk’ün askeri.
#19EylülGazilerGünü
✔️ Hakkında ki 213 soruşturma dosyası, suç yok diye kapatılmış...
Akepe hır'sızını korur demiştim.
Bu makbul hır'sızlar yüzünden biz emeklilere para kalmıyor ve aç icralık oluyoruz..
#Bedelinisandıktaödeyeceksiniz
Değerli Dostlar, 63 gün hukuksuz tutukluluğumun ardından tekrar aranızda olmak çok güzel, hepinizi çok özlemişim.
Söylediğimi iddia ettikleri kelimeleri ve iddiaları söyleyenlerin tutuksuz yargılandığı hatta yargılanıp Yargıtay kararıyla da beraat ettiği kelimeleri ve iddiaları söylemediğim halde haksız ve hukuksuz, akıl almaz bir şekilde tutuklandım ve 63 gün hapiste yatırıldım.
Bu süreçte bana destek olan, durumumu gündemde tutan, kamuoyunu bilgilendiren, eşimi ve ailemi yalnız bırakmayan herkese çok ama çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız.
Olan biteni daha iyi anlayabilmeniz için Sözcü'de çıkan röportajımın uzun halini buradan paylaşıyorum.
---------------------------------------------------------
Söylemediğim söz nedeniyle 63 gün hapis yattım
13 gün yerde yattım, 256 tahtakurusu ısırığı saydım.
AKUT’un kurucusu Nasuh Mahruki, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle 63 gün tutuklu kaldı. Tahliyesinin ardından SÖZCÜ’ye konuşan Mahruki, tutuklanmasına neden olan paylaşımını, cezaevinde geçirdiği 63 günü ve hakkında verilen 15 aylık cezayı anlattı. Mahruki’nin anlatımında, hukuk mücadelesi kadar Silivri Cezaevi’nde karşılaştığı ağır koşullar ve içeride tanık oldukları da öne çıktı.
Mahruki’ye göre sürecin en büyük çelişkisi, tutuklanmasına gerekçe gösterilen ifadelerin kendi paylaşımında hiç bulunmamasıydı. Üç satır, iki cümle ve 40 kelimeden oluşan paylaşımında “tiyatro” demediğini, buna rağmen önce bu ifadeyi kullandığı gerekçesiyle tutuklamaya sevk edildiğini, daha sonra hazırlanan iddianamede ise tiyatrodan vaz geçilip bu kez “oyun” ifadesinin kullanıldığını söyledi. Oysa “Tiyatro da geçmiyor, oyun da geçmiyor” diyen Mahruki, savcının kendisine ne anlatmak istediğini sormadan işlem yaptığını belirtti.
Daha önce de sosyal medya paylaşımı nedeniyle 16 gün tutuklu kaldığını anlatan Mahruki, bu kez TCK’nin 216 ve 218. maddelerinden yargılandığını söyledi. Söz konusu maddelerin de önceki gibi “niyet okuma”ya açık olduğunu savunan Mahruki, “İnsanların söylemediği şeyler söylenmiş, yüklemediği anlamlar yüklenmiş gibi yorumlanabiliyor. Ben bana çok büyük bir adaletsizlik ve hukuksuzluk yapıldığını düşünüyorum” dedi.
Tutuklanmanıza neden olan paylaşımda ne yazıyordu?
Üç satırdan, iki cümleden oluşan 40 kelimelik bir tweet attım. 15 Temmuz’un önceden gelen emareleri olduğunu, tutanaklara bile girdiğini, bunun bilerek engellenmediğini ve yaşananların Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş için bir fırsat olarak görüldüğünü anlatmaya çalıştım. Satranç metaforunu kullandım.
Savcı benimle hiç görüşmedi. “Bunu neden yazdın, ne demek istedin?” diye sormadı. Ama benim yazdığım tweette 15 Temmuz’a “tiyatro” dediğimi iddia ederek tutuklamaya sevk etti. Tiyatro kelimesi tweetimde geçmiyor. Tweetin altında 10 yıl önce, 15 Temmuz’dan iki gün sonra yazdığım, Sözcü’deki köşemde yayınlanan yazıyı da paylaşmıştım O yazıda 15 Temmuz’u açıkça kanlı bir darbe girişimi olarak anlatmıştım ama savcı bu yazımı Sorgu Hakimliğiyle paylaşmadı, aslında davayla ilgili önemli bir delili dosyadan sakladı.
253 şehit vermişiz, sayısız gazi. Ben şehit torunuyum. Böyle acımasız ve kanlı bir olayı hiç oyunlaştırır mıyım, tiyatro gibi bir şey söyler miyim? Hâkim karşısına çıktığımda da bunu şiddetle reddettim. “Ne tiyatrosu, ben böyle bir şey söylemedim, bunu hakaret olarak kabul ediyorum ve kendisine iade ediyorum” dedim. Ama hakkımda tutuklama kararı verildi.
Sonrasında hukuki süreç nasıl ilerledi?
Sorgu zaptını haftalar sonra elime aldığımda hâkimin sorgu zaptında “tevil yoluyla ikrar” yazdığını gördüm. Avukatım Şehmus Tekik’e “Bu ne demek?” diye sordum. Benim konuşurken başka bir şeyi söylerken onu kabul ettiğim anlamına geldiğini söyledi. Ama hâkim beni sadece dinledi ve böyle bir şey söylemedi, hiç soru sormadı. Haftalar sonra o ifadeyi görünce neden tutuklandığımı anlamış oldum.
Önce “tiyatro” diye yollandım, iddianamede bu kez “oyun” dediğim yazıldı. Oysa “oyun” kelimesi de tweetimde geçmiyor. Yani 40 kelimelik bir paylaşımda önce “tiyatro”, sonra “oyun” denildi. İkisi de yok.
İçerdeyken emsal kararı olan olan bir dosya hakkında bilgi sahibi oldum. 15 Temmuz’dan dört gün sonra bir vatandaş çıkıp açıkça “tiyatrodur, senaryodur, oyundur” gibi ifadeler kullanmış. Yargılanmış ve beraat etmiş. Yargıtay da bunu ağır eleştiri kapsamında değerlendirmiş. Bu yıl 12 Temmuz’da da iki kişi “15 Temmuz tiyatrodur” dediği gerekçesiyle gözaltına alınmış ama tutuksuz yargılanmışlar. Tiyatro diyeni, oyun diyeni tutuklamıyorlar. Biri beraat ediyor, diğerleri tutuksuz yargılanıyor. Ben tiyatro ve oyun demediğim halde 63 gün hapis yattım. Bu akılalmaz bir durum. Duruşmada ben bunu anlatınca savcı “Tiyatro ve oyunu çıkartıyorum” dedi. Yani 63 gün tutuklu kalmama gerekçe yapılan ifadelerden vazgeçti. Ama “hâlâ suç unsuru görüyorum” diyerek cezalandırılmamı istedi. Sonuçta 15 ay ceza verildi ve hükmün açıklanması geri bırakıldı. Gerekçeli kararı gerçekten merak ediyorum. Şimdi hukukçulara soruyorum: 63 gün tutuklu kalmama neden olan “tiyatro” ve “oyun” iddiasından vazgeçildiyse bu yaşadıklarım nasıl açıklanacak?
63 gün boyunca Silivri’de neler yaşadınız?
Aslında koğuşlar uluslararası standartlara göre yedi kişilik. Her odayı 6 kişilik yapmışlar. Biz 59 kişiye kadar çıktık. İçeride 48 yatak vardı, her gün yaklaşık 10 kişi yerde yatıyordu. Ben de 13 gün yerde yattım. İlk üç gün ise geçici koğuşta kaldım. Orası çok kötüydü. Üç kişilik olarak tasarlanmış yerde 25 kişi kalıyordu. İlk üç günde vücudumda 256 tane tahtakurusu ısırığı saydım. Gece kimse uyuyamıyordu. Duvarlar kan lekeleriyle doluydu. Tahtakurularını gördüğünüz yerde eziyorsunuz, kan emdikleri için kırmızı iz bırakıyorlar. Bacakları ve ayakları şişen insanlar gördüm.
Cezaevinde sizi en çok etkileyen şey ne oldu?
Cezaevinde beni en çok sarsan olaylardan biri de şeker hastası, 50’li yaşlarında bir vatandaşın yaşadıklarıydı. İlk günlerde sorun yaşamış, durumu hızla kötüleşmiş. Gözleriyle ilgili ciddi sıkıntılar yaşamış. Ayağındaki yara ilerlemiş, hastaneye sevk edildiğinde bacağını kesmek zorunda kalmışlar. Bir süre sonra bu adamı tekrar 60 kişilik koğuşa getirdiler, çok şaşırdık tabi, Öz bakımını yapamıyordu. Koğuştaki başkan dahil diğer bazı tutuklular gönüllü olarak onu yıkadı, temizliğiyle, kan şekeri ölçümüyle, ilaçlarıyla ilgilendiler. Revire gidip geliyordu pansuman vs için ama koğuştakiler ilgilenmese yaşayamazdı. Bir süre sonra tekrar hastaneye gitti ve bu kez kolunun da kesildiği haberini aldık. Sonra tahliye olmuş. Böyle ağır durumu olan bir hasta tutkulunun bakımından diğer tutukluların vicdanen ve haliyle bilfiil sorumlu olmak zorunda kalması bana çok garip geldi.
Bunca ağır koşula rağmen cezaevindeki hayat nasıldı?
45 yaş üstündekiler temizlik işlerinden muaf. Meydancının gençlerden oluşan bir ekibi var. Her sabah koğuş ve tuvaletler temizleniyor, çöpler atılıyor, haftada bir koğuş komple yıkanıyor. İnsanların birbirine anlayış ve saygıyla yaklaşması o zor süreci daha katlanılabilir hale getiriyor. Herkes haftalık alışveriş parasından meydancıların ihtiyaçları için pay ayırıyor. Semaverde kaynatılan suda torba içinde yemekler ısıtılıyor ama onu tencere gibi kullanıp yemek de yapıyorlar. Hatta semaverde çıtır çıtır tost yapmanın yöntemini bulmuşlar. En önemli imkân görüntülü telefondu. Haftada toplam 60 dakika konuşabiliyorduk. Çocuklarımı görebiliyordum. Eşimle, çocuklarımla her gün 10 dakika bile konuşmak çok rahatlatıcıydı. Çocuklarım 13 ve 11 yaşında. Babalarının bir anda tutuklanıp cezaevine girmesi onlar için de maalesef travma oldu.
Tahliye olduktan sonra ne hissettiniz?
Tahliye olduğuma elbette sevindim ama içim buruk sevindim, kendi adıma da, hukuk adına da. En başta zaten tutuklanmamam gerekiyordu. 63 günüm çalındı benim hayatımdan, ailemle, çocuklarımla geçireceğim zamanımızdan, toplumdan tecrit edildim. Böyle bir travma yaşamayı asla hak etmedik.
Bana yapılan suçlama da öte yandan çok yaralayıcı. Benim gibi 30 yıldan fazladır ülkeye sayısız gönüllü ve karşılıksız hizmeti olmuş, uluslararası arenada çeşitli alanlarda pek çok kez gururla ve başarıyla temsil etmiş, 1995’te Everest’e çıkan ilk Türk dağcı olarak ve 1999’da da öncü deprem kurtarma çalışmalarıyla koca toplumda 2 kere paradigma değişimi, zihinsel devrim yaratmış, ufuk açmış, Türk bayrağını her yerde yüceltmiş, Türk milletine sadece gurur vermiş birine halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek suçlaması gerçek olamayacak kadar aşırı zorlama kalıyor.
Hukukun üstünlüğü sıralamalarında uluslararası değerlendirmelerde ekonomik büyüklüğümüzle doğru orantılı olmayan çok gerilerdeyiz. Atatürk’ün Türkiyesi bunu hak etmiyor oysa devletin dini adalettir. Hukukun üstünlüğünü, hukuk önünde eşitliği, adil ve tarafsız mahkemeleri yeniden hâkim kılmalıyız. Aksi sürdürülebilir bir düzen olamaz.
AKP’den akılla zarar Çin açıklaması!
Ticaret Bakanlığı, Dünya Ticaret Örgütü’nde kaybedilen ‘Çin otomobilleri davasının’ ardından yaptığı açıklamada;
‘Türkiye açısından herhangi bir tazminat, ödeme yükümlülüğü veya mali borç doğurduğu yönündeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmamaktadır.’ diyor.
Bu açıklama tam bir manüplasyondur!
Peki neden?
🔴Çin, Çin menşeili otomobillere, AKP’nin koyduğu ek vergileri, DTÖ’ye şikayette bulunuyor.
🔴Yargılama 22 ay sürüyor.
🔴Çin haklı bulunuyor.
🔴Davayı kazanıyor.
🔴Misilleme yapma hakkı elde ediyor!
Sonuç⬇️
Türkiye’ye sattığı ürünlere, otomobilleri konusunda gördüğü zarar kadar fiyat artışı yapacak!
Şimdi bu maddi boyutta bir fatura değil mi?
AKP bu faturanın bedelini Türkiye’ye ödetmiş olmayacak mı?
Ticaret Bakanı bu faturayı cebinden mi ödeyecek!
Bakın TERA'nın yönetiminde başka kim varmış!
19 Mart eylemlerinde EspressoLab’i boykot edenlere “vatan haini” diyen Abdülkadir Özkan.
Özkan'ın DBL Entertainment şirketi büyük konserlerin organizasyonunu yapıyor.
Publico Coffee, GSA Defence, Kopernik Kitap, Spor Alemi Dergisi, Localworks Creative Solutions gibi markaları bulunuyor.
Özkan, daha önce Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda Basın Müşavirliği yaptı, 2015 yılında ise Başbakan Başdanışmanlığı görevinde bulundu.
Cem Küçük'ün ‘kasası’ Tahir Sarıkaya'nın hesaplarında:
- 236 milyon TL'lik para hareketi tespit edildi.
- Kripto para trafiği 49 milyon TL'ye, eşinin şirketlerindeki toplam para hareketi ise 560 milyon TL'ye ulaştı.
-Aynı soruşturmada Kıbrıs bağlantılı şüpheli para transferleri tespit edildi.
Eski AK Partili Emin Şirin’den Adalet Bakanı Akın Gürlek’e dikkat çeken tepki:
“Bir zamanlar Anayasa, seçimlerden önce Adalet Bakanı’nın görevden çekilmesini öngörüyordu. Bugün Erdoğan’ı yeniden seçtirmek için sahaya çağırıyor. Nereden nereye geldik?”
https://t.co/VvNlDhjJ22
Market çalışanlarına ücretsiz su bile yok. Yaklaşık 4 bin liralık yemek ücretleriyle bir aylarını tamamlamaya çalışan A101, ŞOK gibi zincir marketlerde çalışan emekçiler, haftanın 6 günü çalışıyor, düzgün beslenemiyor. Mağazalarında para vererek aldıkları su ve yiyecekleri bitene kadar hırsız damgası yememek için aldıkları ürünün fişlerini dahi atamıyor.
Özgür Özel’den tarihi ifşa:
“Tera fonu insanlara kapalıyken içeride olup 948 kat para kazanan Akp’liler kimlerdir bu açıklansın ve bu paralara el konup insanlara dağıtılsın
Yiğitseniz, dürüstseniz açıklayın”
Bütün bu rezil süreci öylece izleyen yetkili kim?
*Bir önceki SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül
Kimdir bu arkadaş
*Vecdi Gönülün oğlu
SPK uzmanları sınavla alınıyor. Bu arkadaş sınavla mı girdi SPK ya?
*Hayır. Halkla ilişkiler uzmanı diye uyduruk bir istinai kadrodan sınavsız torpille girdi.
SPK da hangi işleri yaptı?
*Evrak memurluğu, personel müdürlüğü yani uzman bile değil!
CV sinde (bakınız linkedin profili) ilk görevi ne görünüyor?
*SPK Başkan Yardımcısı (önceki görevlerini niye yazmamış acaba!)
Şu anda hangi görevde?
*Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanı!!!
Bu görevde kalmaya devam edecek mi?
*Allah bilir
Resmi açıklamayla bu rezilliği önceki döneme yıkan şimdiki SPK Başkanı kim?
*Mahmut Sütçü
İbrahim Ömer Sütçü SPK Başkanı iken Mahmut Sütçü hangi görevdeydi?
*SPK ikinci başkanı!
Ölün bir değil ki ağlayasın, delin bir değil ki bağlayasın!
1– Seçimler halk için yapılır, birini tekrar seçtirmek için değil.
2– Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3. kez aday olması Anayasa 101’e aykırıdır.
3– Adalet Bakanı tarafsız olur, parti lehine konuşmaz.
4– Adalet Bakanı parti etkinliklerinde görev alamaz.
Soru: Şimdi yargı bağımsız mı?
Ben demiyorum Gaziler diyor. Aslında onlar tüm gazilerin duygularına tercüman oluyor. Balıkesir’de bugün gerçekleşen törenden gelen görüntüler…..
Hani gazileri incitmeyecektiniz ?
@dbdevletbahceli@NumanKurtulmus
Tabii ki @eczozgurozel
İstanbul Barosu seçimlerinde konuşan Ümit Kocasakal:
• Fransa'da Fransız avukat oluyor, İngiltere'de İngiliz avukat oluyor, Türkiye'de avukatlar Türkiyeli oluyor, Türk avukat olmuyor öyle mi?
• Terörsüz Türkiye'nin bedeli, fikren ve zihnen bölünmüş bir Türkiye. Bize dayatılan bu!
• “Eşit vatandaşlık” diye bahsettiğiniz şey, etnik temelli bir çeşit vatandaşlıktır.