,
ben
senden önce ölmek isterim .
gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun ?
ben zannetmiyorum bunu .
iyisi mi, beni yaktırırsın ,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun .
kavanoz camdan olsun ,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin ...
fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan ,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için .
ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin .
sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin .
ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün ,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar ...
ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize ,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek .
toprağa beraber dalacağız .
ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben
nâzım
.
Bebeğin bu şekilde görüntülenmesine bile şaşıranlar olmuş ki operasyonun nasıl yapıldığını düşünün... Hacettepe'de rahim içine kapalı yöntemle, kamerayla girilerek 26 haftalık bebeğin omuriliği tedavi edilmiş. Operasyon için bebeğe de anestezi uygulanmış. 30 kişilik bir ekibin saatler süren emeğinin sonucu. Muazzam iş✨️ Bebeğin adı Umut olacakmış🌿
Dördüncü evre meme tümörü, omurgasına kadar vücuduna yayılmış ve sırt ağrısına neden olmuş durumda. Bu bir trajedi çünkü iyileşme şansı neredeyse yok denecek kadar az. Daha da yürek burkan olanı ise, yeni evli ve iki güzel çocuğu olması. Kimse ona aylık kendi kendine muayene yapması gerektiğini veya ergenlikten itibaren her ay memelerini kontrol etmesi gerektiğini söylememiş. Eğer bunu yapmış olsaydı, tümörü bir yıl önce keşfedebilirdik ve tüm memesini koruyarak küçük bir ameliyatla tümörü çıkarabilirdi. Elbette, farkındalık yaratmak ve eğitim vermek hükümetin sorumluluğunda.
Bu farkındalığı elimden geldiğince yaymanın benim görevim olduğunu hissettim. Bir hayat kurtarabilirim. Her kadın ve kız çocuğunun bu gönderiyi görmesi gerekiyor. Anneniz, kız kardeşiniz, eşiniz—gerçekten bir hayat kurtarmaya yardımcı olabilirsiniz.
Maden aramak için doğasını katletmeye çalıştıkları Perşembe Yaylası’nı, Evliya Çelebi’den dinleyin:
“Bu yüksek yayla, Aybastı kazası sınırları içinde, göklere ser çekmiş bir yeşil deryadır.
Havası o kadar latif, suyu o kadar soğuktur ki, insan içince sanki canına can katar. Otlakları o kadar bereketlidir ki, zayıf bir hayvan buraya gelse kırk günde semirip aslan gibi olur. Gece gündüz kalabalıktan ve şenlikten yer gök inler. “
Ordu’nun Perşembe Yaylaları’nda altın madeni için sondaj çalışmaları başlatıldı.
Valilik, yaylaya girişi yasakladı.
Mahkeme süreci devam eden ve Ordu idare mahkemesinin oluşturduğu bilim kurulunun 8 Mayısta yapacağı keşif beklenmeden çalışmalara başlandı.
Ordu’nun ve hatta Türkiye’nin en güzel yaylalarından olan Perşembe Yaylaları, maden şirketi tarafından işgal ediliyor.
DİRENİŞİN 9. GÜNÜ — Kızının geleceği ve hakkı için açlık grevinde olan maden emekçisi, polis barikatının önünde küçük kızıyla hasret giderip oyun oynadı…
#MadencininHakkınıVer
Tek bir insan hücresinin 3D görüntüsü bu iken… endoplazmik retikulumlar, mitokondriler, ribozomlar/proteinler/enzimler vs. Yani hepimiz gerçek bir mucize bir varlıkken… nasil oluyorda kendimizi değersiz hissettiriyorlar? Unutmayın..süpersiniz ♥️
Bu hafta sonu Ağrı’da 23 yaşındaki genç bir kadın, sessiz sedasız bir “İNTİHAR” notuyla toprağa verildi.
17 yaşında zorla evlendirildi, 23 yaşına kadar 3 çocuk doğurdu. Son doğumundan sadece 3 ay sonra yeniden hamile bırakıldı. İddiaya göre yaşadığı bu ağır yükü ailesine anlattığında aldığı cevap ise “Bizde boşanma olmaz, git intihar et.”
Goncagül Arslan daha önce maruz kaldığı şiddet ve baskılar nedeniyle kadın sığınma evine başvurdu. Ama bir şekilde ailesine geri teslim edildi.
Aile baskıladı, devlet koruyamadı ve 23 yaşındaki Goncagül Arslan, karnındaki 5 aylık bebeğiyle birlikte hayatına son verdi.
Bu bir intihar değil. Bu, göz göre göre gelen bir çöküş. Goncagül bu yükün altında daha fazla direnemedi ve geriye hepimize ait ağır bir utanç bıraktı.
Ortada aleni bir cinayet var. Peki suçlu kim? Goncagül mü..? Yoksa Goncagül'e kaldıramayacağı bu ağır yükü yükleyen aile, devlet ve toplum mu !?...