📖Ortaklaşa, kasım sayısında, Ekim Devrimi'ni bugünün dünyasından yeniden okuyor; 108 yılın ardından hâlâ yakıcı olan soruları yanıtlıyor.
"Ekim Devrimi" dosyasının yanı sıra güncel siyasal gelişmeler ve emperyalizmin kritik hamleleri üzerine yazılarla da okurlarının karşısına çıkan #Ortaklaşa'ya:
🏙️ Kent meydanlarında kurulan stantlardan,
🏠 @tkpninsesi semt evlerinden,
📚 @NHKMKitabevi şubelerinden,
🗞️ @solhaberportali'nin abonelik sisteminden ulaşabilir ya da
💬 sayfamıza mesaj atabilirsiniz!
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan ile Komünist Bakış, yeni bölümüyle bu akşam saat 22.00'de yayında.
📌Mustafa Kemal ve Ekim Devrimi
Yayını anlık takip etmek için @soLTVkanal Youtube kanalına abone olmayı unutmayın.
Selam olsun Ekim Devrimi’nin yaratıcılarına…
Devrim Senin Hakkın!
Dünyamızda bugün 700 milyon insan aşırı yoksulluk, 3,5 milyar insan ise yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Buna karşılık, yalnızca 3 bin patronun serveti 16 trilyon dolara ulaşmış durumda.
İnsanlık tarihinin gördüğü bu en ağır yoksullaştırma saldırısından halkımız da payına düşeni en acı şekilde alıyor. Milyonlarca emekçi, açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşarken, sadece en zengin 10 patronun elindeki servet, 5 yılda 20,9 milyar dolardan 31,9 milyar dolara çıktı.
Bizim büyük yoksulluğumuz, bir avuç zenginin doymak bilmeyen kâr hırsını besliyor; onların devasa servetlerine servet katmasını sağlıyor.
Giderek daha da derinleşen yoksulluğun yanı sıra, her türden adaletsizlik, yolsuzluk ve hırsızlık da neredeyse bir kuralmışçasına halkımızın üzerine boca ediliyor.
Peki, nereden alıyorlar bu gücü?
Bu hep böyle sürmek zorunda mı?
İnsanlığın ve ülkemizin kaderi değiştirilemez mi?
Bu sorulara umutsuz yanıtlar verenleri, tarihimize bakmaya ve silkinmeye davet ediyoruz. Çünkü bugün, insanlığın en umutlu günlerinden birinin yıldönümündeyiz.
108 yıl önce bugün, işçi sınıfı kendi geleceğini patronların ve sarayların elinden nasıl çekip kurtarabileceğini tüm dünyaya gösterdi.
Ekim Devrimi, insanlığın en değerli tarihsel hakkı olan “Devrim Hakkı”nı kullandığında yeryüzünde nasıl bir cennet yaratılabileceğini kanıtladı.
Ekim; umut, aydınlık ve geleceğe duyulan güçlü inancın adı, tüm dünya halklarının pusulası oldu.
Bu pusula, aynı zamanda, yoksul halklara uzanan bir kardeşlik eliydi. Tam da bu yüzden, işgal altındaki ülkemize, Anadolu’ya uzanan tek gerçek dostluk eli, Ekim’in eli oldu.
Bugün, Ekim’in geri çekildiği dünyamızda, insanlık çok ağır ve barbarca bir saldırı altında. Ama biliyoruz ki, bu karanlıktan çıkışın yolu, elimizdeki o pusuladadır.
İhtiyacımız olan, insanlığın biricik ve gerçek çıkışını talep etmek; bu sesi yükseltmek, büyütmek ve örgütlü hâle getirmektir.
Güzel ülkemizde büyük bir yoksulluk ve adaletsizlikle sınanan halkımızın kurtuluşu, devrim hakkına sahip çıkarak ayağa kalkmasıyla mümkün olacak; biliyoruz!
Selam olsun insanlığın biricik kurtuluş yolunu tüm görkemiyle bize armağan eden Ekim Devrimi’nin öncülerine.
Selam olsun Ekim’in yaratıcısı Bolşeviklere ve onların önderi Lenin’e.
Selam olsun Türkiye İşçi Sınıfı'na ve onun sosyalist gelece��ine!
Devrim hakkımız, ona mutlaka ulaşacağız!
📌Ortaklaşa, kasım sayısında Ekim Devrimi’nin 108. yılında “devrimin güncelliği”ne odaklanan dolu dolu bir içerikle okurların karşısında!
#Ortaklaşa'ya; 🏙️kent meydanlarında kurulan stantlardan, ��� @tkpninsesi semt evlerinden, 📚 @NHKMKitabevi şubelerinden, çeşitli kitabevleri ve satış noktalarından, 🗞️ @solhaberportali'nın abonelik sisteminden ulaşabilir ya da 💬sayfamıza mesaj atabilirsiniz.
Halka yalan söylemek suçtur diyenlerin, güne soL’dan bakanların sesi şimdi öncekinden çok daha güçlü!
Çağrımız bu sesi daha da güçlü kılmak için. #soLaAboneOl gerçeğin sesine güç ver👇
soL’a abone olmak için tıklayın:
https://t.co/CoixwtBMTk
Cumhuriyet’i Selamlıyoruz
GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER
Cumhuriyet, emperyalist işgale ve çürümüş bir imparatorluğun işbirlikçi ve halk düşmanı kalıntılarına karşı mücadelenin ardından kuruldu.
Emperyalizm dediğimiz, öyle ezbere söylenegeldiği gibi “dış güç” demek değildir. Emperyalizm, çokuluslu tekellerin düzenidir. Temelinde sömürü ilişkileri yatar. O çok sevilen “serbest piyasa ekonomisi”nin doğal sonucu, uzantısı olarak ortaya çıkmıştır emperyalizm.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’yu parçalayıp aralarında pay etmek isteyenler ile bugün Türkiye’nin de içinde bulunduğu geniş bir coğrafyada yeni bir operasyon tezgahlayanlar aynı güçlerdir.
Fark şudur: Bizim ülkemizde de aynı yolun yolcusu bir kapitalist sınıf gelişmiş, halkımızı sömürmüş, ülkemizin bütün kaynaklarına el koyup talan etmiş, gücü oranında uluslararası alanda başka sömürücülerle rekabete girişmiş, devleti bu rekabette bir araç olarak kullanmış ama her durumda emperyalistlerle ekonomik, siyasi, askeri işbirliğini sürdürmüştür.
Kurtuluş Savaşı sırasında İngilizlerle çıkar ortaklığı olanlara işbirlikçi diyoruz. Milli Mücadele işbirlikçiliği suç ilan etmiştir. Çok iyi yapmıştır. Oysa bugün işbirlikçilik bir marifet gibi görülmekte, ABD Başkanlarından iltifat görmek bir prestij olarak pazarlanmaktadır.
Bu arsızlığın kaynağında Türkiye’deki sınıf gerçeği vardır. Halkımızı yoksulluğa ve adaletsizliğe mahkum eden semirmiş ve yayılmacı bir patron sınıfı, kurtlar sofrasında kendinden güçlü olanlar karşısında diz çökmekte, diş geçirebileceklerine hırlamaktadır. Düzen siyaseti dediğimiz itiş kakışın sınırlarını işte bu acımasız sınıfın çıkarları belirlemektedir. İster “çağdaşlık” ve “Batıcılık” isterse “yerlilik” ve “millilik” adına kutsansın, bu çıkarlar ile ülke çıkarları bağdaşmaz.
Halksız ülke, halksız vatan olmaz. Bu ülkenin emeği ile geçinen büyük çoğunluğunu yoksulluk, işsizlik ve açlık ile baş başa bırakan bir toplumsal düzenin ne iç ne dış politikada milli olması mümkündür.
Bugün dünyada finans, sanayi, bilişim ve ticaret alanlarında öne çıkan şirketler sürekli yenilenen ortaklık yapılarıyla, borsa hareketleriyle, finans kaynaklarıyla, tedarik zincirleriyle, ticaret ve enerji yollarıyla birbirlerine bağlanmıştır. Ama onları birbirine bağlayan en belirgin ve değişmez özellik sömürerek zenginleştikleri emekçi sınıfları baskılamaktır.
Bütün sözünü ettiğimiz bağlara rağmen bu asalak sömürücüler arasında sonu gelmeyen ve işin içine devletlerin de girdiği sert bir rekabet vardır. Bu rekabet çatışma ve savaşların temel nedenidir. Savaşsız kapitalizm olmaz. Barışçı kapitalizm olmaz. Milli kapitalizm olmaz.
“Bizden olsun hırsız olsun”, “sömürecekse yerlisi sömürsün”, “işgale karşı koyalım ama yeri geldiğinde işgalci olalım” yaklaşımı Milli Mücadele’nin anısına saygısızlıktır.
Komünistler Milli Mücadele’ye destek verdiler çünkü onlar her tür haksızlığa karşıydılar. Komünistler Milli Mücadele’ye destek vermekle kalmadılar, bizzat katıldılar çünkü onlar emperyalizme karşıydılar. Komünistler Milli Mücadele’nin parçası oldular çünkü halka güveniyor, ülkelerini seviyorlardı. Komünistler Milli Mücadele’ye, o mücadeleyi kendi bencil çıkarları için kullanmak isteyenlerin varlığına rağmen, toz kondurmadılar çünkü emperyalist savaşa olduğu gibi emperyalist dayatmaların ürünü olan emperyalist barışa ve onun halkımız tarafından paçavraya çevrilen Sevr Anlaşması’na karşıydılar.
Şimdi de öyleyiz.
Bugün TKP Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in kuruluşu ile ilgili tartışmalara bir tür fanatizmle, milliyetçi duygularla falan yaklaşmıyor. Haksızlık her yerde haksızlıktır. Dünyada birbirleriyle derdi, sorunu, düşmanlığı olmayan milyarlarca insan bizim kardeşimizdir. Öyle “dış güç” diyerek topu taca atmayız. Emperyalizm denen barbarlığın kaynağında çokuluslu tekellerin egemenliği var. O tekeller Türk, Kürt, Arap, Yunan, Alman, İngiliz, Fransız, Rus, Hint, Pakistanlı, önüne çıkan her halkı soyup soğana çeviriyor. Bu suçu işleyenler arasında bizim “yerli” ve “milli” sömürücülerimiz de var. Milli Mücadele’ye sahip çıkıp bu “yerli” sömürücülerimizi aklayamayız. Aynı anda ikisi birden mümkün değil. Bir yerde haksızlık ve adaletsizlik varsa, bir yerde sömürü varsa ne yapacağımız bellidir: Sonuna kadar mücadele!
Ama bizim sömürücü sınıfımızın bir özelliği daha var. Bizim sömürücülerimiz ne kadar palazlanırlarsa palazlansınlar, ne kadar iddialı hale gelirlerse gelsinler Amerikancılıktan, NATO’culuktan vazgeçemezler. Milli Mücadele’de yoksul Anadolu köylüsünden okkalı bir şamar yiyen İngilizlerden hiç vazgeçemezler. Döner dolaşır bu güçlü emperyalist ülkelerin kanatları altında “bölge gücü” olmaya çalışırlar. En pazarlıkçı geçinen AKP hükümetine yakından bakalım. Ekonomide İngiliz ekolü, dış politikada İngiliz ekolü. İstihbarat alanında İngiliz casus şebekesinin şefinin gelip İstanbul’da “bize hizmet edin” diye basın toplantısı yapabileceği kadar yakın hissediyorlar kendilerini İngilizlere!
Aslında bu kurtlar sofrasında oturanlar birbirlerini hiç sevmezler. Birkaç yalama olmuş tip dışında Türkiye���de Amerikancılar, İngilizciler, Almancılar, Fransızcılar ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa’daki muhataplarından nefret ederler. Onların ne dolaplar çevirdiğini zaten en iyi işbirlikçilerimiz bilir. Amerikalılar da farkındadırlar müttefiklerinin kendilerinden hiç hoşlanmadığının. Ama bunun bir önemi bulunmuyor. Sermayenin dünyasında, paranın borusunun öttüğü bir ortamda gerçek dostluk yoktur. O dünyada çıkar çatışmaları ve çıkar ortaklıkları vardır. Bu durumda işbirlikçilik suçu misliyle artmaktadır.
Bugün Türkiye hızla ve bir kez daha ABD-İngiliz çizgisine yerleşmektedir. Bu çizginin kaynağında Türkiye’nin TÜSİAD’çısı, MÜSİAD’çısı, sarısı, yeşili, pembesi patron sınıfımızın yapısal özellikleri vardır. Bu çizgide Menderes vardır, Demirel vardır, Evren vardır, Özal vardır, Çiller vardır. Bu çizgide İhvancılık vardır, Milli Görüş vardır. Bu çizgide komünizmle mücadelede iyice palazlanan tarikatlar vardır. AKP bu çizginin sonucudur ve sonu olacaktır.
Bundan 102 yıl önce Cumhuriyeti kurduk. Cumhuriyet eşitlik demek, halk yönetimi demek.
102 yıl sonra halkımız eşitsizlikler denizinde boğulmak üzere. 102 yıl sonra ülkemizde yine emperyalistler cirit atıyor.
102 yıl sonra Cumhuriyet’i selamlamak, bu rezalete meydan okumaktır. 102 yıl sonra Milli Mücadele’nin önderi Mustafa Kemal’i ve onun arkasında duranları selamlamak emperyalizme ve sömürüye karşı çıkmaktır.
Sözümüz olsun ki, Türkiye’yi emperyalizm ve sömürüden arındıracağız. İç güç, dış güç fark etmez. Bunlar ülkemizin ve halkımızın bağrındaki urdur. Cumhuriyet’i sosyalizmle yeniden ayağa kaldıracak, ona yapışmış her tür asalağı söküp atacağız.
Bir asır önce olduğu gibi GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER; GELDİĞİNİZ GİBİ GİDECEKSİNİZ!
"Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’yu parçalayıp aralarında pay etmek isteyenler ile bugün Türkiye’nin de içinde bulunduğu geniş bir coğrafyada yeni bir operasyon tezgahlayanlar aynı güçlerdir."
📌https://t.co/w8Ff8qy3St
🦉Baykuş Bakışı'nda bugün:
"Milli Mücadele'de emekçi sınıflar görevlerini asker olarak yerine getirdi. Bugün ise ülkenin bir siyasal aktör ve öncü güç olarak emekçi sınıflara ihtiyaç duyduğunu unutmayalım."
https://t.co/RBI4U0d9zX
Genel Sekreterimiz Kemal Okuyan'ın "Cumhuriyet yazısı" başlıklı köşesini, aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz.
Ortaklaşa Dergisi Kocaeli Üniversitesi’nde.
Patronların,tarikatların cumhuriyetine karşı yeniden Cumhuriyet için
Eşit,bilimsel,laik ve ücretsiz eğitim için
Sosyalist Cumhuriyet için @dergiortaklasa hepimizin.
Ortaklaşa için sayfamıza mesaj atabilirsiniz📩
Ortaklaşa dergimizi tartışmak için buluşuyoruz.
Sömürüsüz, laik ve bağımsız bir ülke için, bugünü değiştirmek ve yarını kurmak adına mücadeleyi “Ortaklaşa” büyütüyoruz. #ısparta#tkp
#ortaklaşa Dergimizin ilk sayısı için Yürüyüş Yolundaydık.Yurttaşlarımızın ilgisi için teşekkür ederiz.
Dergimize parti binamız,Ege Sahaf,Eski Kafeden ulaşabilir veya sayfamıza mesaj atabilirsiniz.
@dergiortaklasa Hepimizin
Küba Komünist Partisi tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Sol Teorik Yayınlar Toplantısı'ndaydık. Küba Devrimi’nin büyük lideri Fidel Castro’nun yüzüncü yaşına adanan toplanıya, Partimizi temsilen TKP Parti Meclisi Üyesi Anıl Çınar katıldı.
Tüm dünyadan çok sayıda sol parti ve hareketin temsilcilerinin bulunduğu, Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Küba Cumhuriyeti Devlet Başkanı Díaz-Canel’in de konuşma yaptığı toplantıda, ideolojik mücadelede yayıncılık alanında ortak hareket etmenin önemi üzerinde duruldu.
TKP adına, "Jeopolitik ve Uluslararası İlişkiler" konulu panelde yapılan konuşmada, emperyalizmle mücadelede sınıfsal pozisyonun önemine vurgu yapıldı, uluslararası koşullardan sosyalizm mücadelesi lehine yararlanmanın tek koşulunun bu olduğuna dikkat çekildi.
📌Konuşmanın tam metni:
https://t.co/Qrl9Nc3ixG
🦉Baykuş Bakışı'nda bugün:
"Sosyalist hareket ve CHP'yi desteklemek"
Genel Sekreterimiz Kemal Okuyan, bugünkü köşesinde sosyalist hareketin CHP ile ilişkisinin tarihine ve güncel durumuna ışık tutuyor.
https://t.co/e4SnnS2hP2
Eşitlik, Özgürlük ve Cumhuriyet için
#Ortaklaşa dergimize
📍Egem Kitap Kırtasiye
📍Torbalı Semt Evi'mizden temin edebilir veya sayfamıza mesaj atabilirsiniz📩
@dergiortaklasa
#Torbalı
📣Dayanışmanın ve mücadelenin Ankara Mamak'taki yeni adresi Şahintepe Semt Evi, TKP Ankara İl Başkanı Banu Ünver'in katılımıyla açılıyor!
🗓️ 19 Ekim Pazar
🕝 14.30
📍 524. Cad. No: 9/A General Zeki Doğan Mah. Mamak/Ankara
NATO konusunun toplumun gündemine girmesi için yürütülen çabaların etkisi sınırlı kalıyor. NATO Türkiye’de gündelik hayatta, siyasette kendisini çok hissettirmiyor. Onca yoksulluk ve adaletsizliğin ortasında NATO’yla ilgilenilmemesi doğal.
Ancak bu doğallığı kabul edemeyiz.
Yoksulluk ve adaletsizlikle NATO (ve NATO’ya üyeliğimiz) arasındaki bağı ısrarla vurgulamak, NATO’nun ülkemizin ve halkımızın güvenliğini tehdit eden bir örgüt olduğu gerçeğini anlatmak zorundayız.
Dün bir CHP’li vekilin NATO’ya sunduğu raporun gündem olması bu açıdan yararlıdır. NATO ve NATO üyeliği kanıksanmamalıdır.
TKP aylar önce bütün siyasi partilere mektup yolladı ve “gelin NATO üyeliğini tartışalım” dedi. Kimseden ses çıkmadı.
Bu konu tartışılmalıdır.
“Türkiye NATO’ya üye olmalıdır çünkü geçmişte komünizm tehdidine, bugün de Rusya, Çin, İran gibi ülkelerden kaynaklı tehlikelere karşı NATO Türkiye için vazgeçilmez bir koruma kalkanıdır” diyenlerle tartışmak istiyoruz. Tartışabilirlerse…
“Türkiye NATO’dan çıkarsa Yunanistan örgütü arkasına alarak Türkiye’yi sıkıştırır” diyenlerle tartışmak istiyoruz.
“NATO çok tehlikelidir, Türkiye NATO’dan çıkarsa NATO Türkiye’ye saldırır” diye düşünen NATO karşıtlarıyla tartışmak istiyoruz. Dostça…
Özetle NATO mutlaka tartışılmalı, sorgulanmalıdır. NATO’dan çıkılmalıdır. Türkiye’nin NATO’dan çıkışı aynı zamanda halkın ayağa kalkışı anlamına gelecek ve Türkiye NATO’ya ihtiyaç duyan bu köhne düzeni sırtından atacaktır.
Eşitlik,Özgürlük,Cumhuriyet için…
Aylık dergi Ortaklaşa’nın ilk sayısı çıktı.
Derginin ilk sayısına ulaşmak için sayfamıza mesaj atabilirsiniz📩
#ortaklaşa Hepimizin