#Ortaklaşa dergimizin Haziran-Temmuz sayısını #Torbalı halkına ulaştırmak için pazar yerindeydik.
📌Bu sayısında NATO’nun Türkiye ve dünya halkları açısından taşıdığı tarihsel ve siyasal rolü tartışmaya açıyor.
Dergimize sayfamıza mesaj atarak ulaşabilirsiniz 📩
@IzmirTkp
NATO dosyasıyla çıkan Ortaklaşa dergisinden sansüre yanıt
📌Ortaklaşa dergisi, X hesabının Türkiye’den erişime engellemesi sonrası yaptığı açıklamada, “Ortaklaşa Dergisi, Türkiye'de komünistlerin, yurtseverlerin, eşitlik, özgürlük ve bağımsızlıktan yana herkesin sesi olmaya, halkını emperyalistlere satmayı meslek edinmiş korkakların üzerine yürümeye devam edecek” ifadesini kullandı.
https://t.co/f7B0U0cZU0
Ortaklaşa’nın Haziran-Temmuz sayısı çıktı. Semt Evimizden ulaşabilirsiniz.
Ortaklaşa, NATO’nun Türkiye ve dünya halkları açısından taşıdığı tarihsel ve siyasal rolü tartışmaya açıyor.
Dergiye ulaşmak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
@dergiortaklasa @IzmirTkp
TKP İzmir İl Başkanı Tuğçe Sezen Gedik:
“Okullara sabun koymayan bakanlık, tuvalet kâğıdı koymayan Bakanlık mı çocukları korumak için önlem alacak? Dün Maraş’ta bir okulda katliam yaşanırken, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün NATO Zirvesi kapsamında belirlenen güzergâhta bulunan okullara fiziki koşulların iyileştirilmesine yönelik yazı göndermesi, bu düzenin önceliklerini açıkça ortaya koyuyor. Çocuklarımızın can güvenliği hiçe sayılırken, eli kanlı terör örgütü NATO için seferber olunması, alınan önlemler bizim çocuklarımıza çok görülüyor!”
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan saldırıların ardından asıl sorumlu AKP iktidarıdır, asıl sorumlu bu düzendir! Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin istifa etmelidir diyerek Alsancak Gar’dan yürüyüşümüze başladık.
#yusuftekini̇stifa
Daha dün Şanlıurfa’da bir lisede düzenlenen ve 16 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırıya karşı öğretmenler bugün sokakta ses yükseltirken, bir saldırı haberi de Kahramanmaraş’tan geldi.
Şu ana kadar bir öğretmen ve üç öğrencinin hayatını kaybettiği, 20 öğrencinin ise yaralandığı duyurulan bu katliamın sorumluları bellidir.
Eğitimi tarikat ve cemaatlere terk eden; okulların çetelerin oyun alanı haline dönüşmesine göz yuman AKP iktidarı ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin yaşananların asıl sorumlusudur.
Şanlıurfa’daki saldırı sonrası sessizliğini koruyup, ancak ölümler gerçekleştikten sonra Maraş’a doğru yola çıkma zahmetinde bulunan Bakan Yusuf Tekin bir dakika dahi o koltukta oturmamalı, derhal istifa etmelidir!
İşçi sınıfının yoksulluğunun nedeni emek-sermaye çelişkisidir. Bu düzen değişmeden insanca yaşam, laik/bağımsız ülke, gerçek barış ve özgürlük mümkün değil.
Ekmeğimizi ve ülkemizi sermayeye bırakmamak için omuz omuza buluşuyoruz! ✊
🗓️ 29 Mart pazar 16.00
📍Torbalı Semt Evi
Bu hafta sonu İzmir’in dört bir yanında Küba ile dayanışma için imzalarımızı topladık. 🇨🇺
Küba halkı 60 yılı aşkın süredir ABD’nin sistematik saldırganlığına ve ablukasına maruz bırakılıyor. Buna rağmen Küba, yalnızca kendi halkı için değil, tüm insanlık adına ABD emperyalizmine karşı direnmeye devam ediyor.
Küba’yı savunmak için tüm gücümüzle elimizden geleni yapacağımızı ilan ediyoruz.
Küba yalnız değildir, asla yalnız kalmayacaktır.
İmza kampanyasına katılmak için⬇️
https://t.co/HdVrmK1RRe
📍Dikili
📍Çiğli
Bu savaştan uzak durun!
ABD ve ortağı İsrail, günlerdir İran’ı hedef alan saldırılarıyla başlattıkları savaşa ülkemizi de ortak etmek için harekete geçmiş durumda.
Beşinci gününe gelinen savaşta, tüm teknolojik güç ve hava hâkimiyetlerine rağmen hiçbir ilerleme sağlayamayan ABD ve İsrail, çareyi savaşı genişletmekte arıyor.
İran’ın içinden beşinci kol çıkarıp silahlandırma planlarının basına yansıdığı bir sırada, bugün İran’dan ateşlenip Türkiye’ye yöneldiği öne sürülen bir füzenin NATO savunma sistemlerince vurulduğu haberi gündeme geldi.
Bu haberin ardından, Bakanlığın aksi yöndeki açıklamasına rağmen, tüm medyanın tek merkezden hareket ediyormuş gibi “İran’dan atılan balistik mühimmat Hatay’a düştü” şeklindeki açık çarpıtması ve NATO’nun, daha olayın ayrıntılarına dair hiçbir bilgi yokken “İran’ın Türkiye’ye saldırmasını kınıyoruz” açıklaması büyük bir tuzaktır.
AKP iktidarını uyarıyoruz.
Ülkemizi, büyük bir provokasyona imza atarak İsrail ve ABD'nin yanında bu savaşın parçası kılma çabalarına geçit vermeyeceğiz.
Bir kez daha ilan ediyoruz: Halkımızın ve ülkemizin güvenliğine yönelik en büyük tehdit dünyanın en büyük terör örgütü olan NATO ve ABD’dir.
NATO üsleri derhal kapatılmalı, ülkemizdeki ABD askerleri bir an önce kapı dışarı edilmelidir.
SÖYLEŞİ | Kemal Okuyan (@OkuyanKemal): 'ABD’ye de karşıyız, mollalara da karşıyız' devrimci bir tutum değildir, bir tutum bile değildir
https://t.co/AJ0MHx3vIE
🚩Bugün Buca NATO Üssü önünden seslendik!
Ülkemizdeki ABD üsleri bir an önce kapatılmalı, topraklarımızdan ABD ve İsrail’e verilen istihbarati destek derhal sonlandırılmalıdır.
ABD bombalarını, o İsrail füzelerini, ABD emperyalizminin, İsrail siyonizminin başına çalacağız.
NATO’nun ve ABD’nin bu ülkedeki ekonomik, siyasi, askeri her türden varlığı sona erene dek mücadele edeceğiz. İşgalciler her zaman kaybeder!
15 Şubat'ta yayınladığımız açıklamada vurguladığımız gibi:
“Kapitalizm iğrenç bir toplumsal sistemdir ve bütün kötülüklerin kaynağıdır."
🔴Yolları ayırma zamanı
https://t.co/2OvYoL440f
Tekstil patronları açgözlüdürler, doymak bilmezler.
İşçileri kötü koşullarda, sigortasız, güvencesiz, esnek, ‘zorunlu’ fazla mesailerle çalıştırmaya; kendi kazançlarını katlamaya bayılırlar.
Sıra işçinin hakkını ödemeye geldiğinde ise yan çizerler.
📣TEKSTİL İŞÇİSİ KARDEŞ; SENİN YANINDA, PATRONLARIN ENSESİNDEYİZ!
🚩Bize ulaş. Birlikte mücadele edelim, birlikte kazanalım.
☎️0541 940 05 14
📧 [email protected]
YOLLARI AYIRMA ZAMANI
Yoksulluk, hayat pahalılığı, işsizlik, iş cinayetleri, mobbing, adaletsizlik, çürüme, kumar, uyuşturucu, taciz, istismar, şiddet, kadın cinayetleri, yolsuzluk, deprem, yangın… Liste uzun.
Ülkemiz iktidarın tersi yöndeki iddialarına rağmen muazzam sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunlar liyakat eksikliği ile, eğitimsizlikle, hoşgörüsüzlükle, uzlaşma kültürümüzün gelişmemişliğiyle açıklanamaz. “Gelişmiş” batılı ülkelere öykünerek “oralarda her şey bambaşka” diyerek hayıflanmanın da bir anlamı kalmadı. Dünyanın her tarafından, doğudan-batıdan, kuzeyden-güneyden cerahat akıyor. Çokuluslu tekellerin dünyasının çokuluslu sapkınlık şebekesi Epstein adalarından ortalığa saçılan pislik, en liberal, en piyasacı ideologların bile inkar etmekte zorlandığı ölçüde açık bir gerçeği işaret ediyor: Kapitalizm iğrenç bir toplumsal sistemdir ve bütün kötülüklerin kaynağıdır.
TKP işçi sınıfını oluşturan tüm kesimleri, ücretle çalışanları, emeklileri, işsizleri, eğitim ve sağlık emekçilerini, beyaz ve mavi yakalıları, bir yandan çalışıp bir yandan eğitimi sürdüren öğrencileri, memleket ve halk için düşünce üreten aydınlarımızı bu açık gerçekle yüzleşmeye çağırmaktadır.
1. Türkiye’de bugün büyük çoğunluğun temel ve neredeyse biricik gündemi “geçim derdi”dir. Milyonlarca yurttaşımız için hayat, ayın sonunu nasıl getireceğini, faturaları nasıl ödeyeceğini, borçları nasıl kapatacağını, açlığı nasıl bastıracağını hesaplamaktan ibaret hale gelmiştir. Ancak ilginçtir, Türkiye’nin en temel meselesi olan “geçim derdi”ne neyin yol açtığı neredeyse hiç tartışılmamaktadır. Oysa nüfusun büyük çoğunluğunun yoksullukla baş başa kalmasının tek nedeni bugünkü toplumsal sistemdir. Sermayenin egemen olduğu bu toplumsal sistemin sorgulanmasını engellemek çokuluslu tekellerin, holdinglerin, emlak ve borsa spekülatörlerinin büyük becerisidir.
2. Küçük bir azınlığın sürekli zenginleştiği, toplumsal adaletsizliğin derinleştiği bu tabloyu iktidar bir “başarı” olarak göstermekte, “cici muhalefet” ise sorunun beceriksizlikten, liyakatsız yöneticilerden, görgüsüz iş insanlarından ya da yolsuzluk ve rüşvet çarkından kaynaklandığını ileri sürmektedir. İktidar haklıdır! Çünkü bugünkü toplumsal düzen, tam da emeği ile geçinmeye çalışan geniş bir kesimin sırtından az sayıda kişinin zenginleşmesini hedefler. Bunun koşullarını sağlayan her hükümet kendi açısından başarılıdır. “Cici muhalefet” ise, sorunun kaynağının gizlenmesine yardımcı olduğu oranda bu başarıya ortaktır. Kestirmeden gidelim: Emekçi halk bir tarafa, sermaye sınıfı bir tarafa! Bunların çıkarları ortak olamaz.
3. Emek ve sermaye arasındaki karşıtlık ülkemizin herhangi bir meselesi değildir. Emek ve sermaye arasındaki karşıtlık, diğer sorunları da belirleyen en temel meseledir. Bu meseleyi fazla önemsemememiz, bu meselenin çözümünü ertelememiz gerektiğini söyleyenler çok büyük bir hırsızlığı, çok büyük bir ahlaksızlığı, çok büyük bir adaletsizliği geçiştirmeye çalışıyor. Oysa her geçen gün daha koyu bir karanlığa giren ülkemizin aydınlığa kavuşması bu temel meselenin çözümüne bağlıdır.
4. Türkiye, AKP iktidarı marifetiyle Cumhuriyet’i kaybetme noktasına gelmiştir. Bu yıkımın asıl sorumlusu 1923’ten sonra adım adım güçlenen ve bir noktada 1923’ün yükünden kurtulmak isteyen sermaye sınıfıdır. 1919 sonrasındaki devrimci dönüşümlere öncülük eden sınıf, zaman içinde o dönüşümlerin celladı olmuş ve Türkiye neredeyse yarım yüzyıldır kesintisiz bir karşı-devrim süreci ile bu hale gelmiştir. Bu sınıfsal analiz temel alınmadan yapılacak her tür AKP değerlendirmesi yanlışa götürmekte ve Cumhuriyetçi birikimi kötürümleştirmektedir. Bilinmeli ki, Türkiye kapitalizminin ihtiyaçlarını karşılamasaydı, AKP bir gün dahi iktidarda kalamazdı.
5. İşçi sınıfını ve emekçi halkı merkeze koymayan bir Cumhuriyet savunusu, karşı-devrimin “Cumhuriyet bir elitist projedir” iftirasının inandırıcılığını artırmakta, Türkiye’nin laik duyarlılığa sahip geniş bir nüfus bölmesi hiç ilgisi yokken “tuzu kuru” damgası yemekte, milyonlarca yoksulu muhafazakar ideolojilere sı��ınmak zorunda bırakmaktadır. TKP’nin “sahte Cumhuriyetçiler” çıkışı bu anlamda son derece yerinde ve zamanında bir müdahaledir.
6. Benzer bir sıkışmayla Kürt sorununda da karşılaşılmaktadır. Kapitalizmi sorgulamayan, Türkiye’nin ayağa kalkışını bugünkü sömürü düzeninin yıkılmasına bağlamayan, 1980 darbesinden sonra kesintisiz bir biçimde karşı-devrimci müdahalelere konu olan bir ülkede Kürt yurttaşlarımızla ilgili her gündemi “bölücülük” ve “terör” başlıklarına sıkıştırmaya kalkanların birlik ve kardeşlikten anladığı ile bizim anladıklarımız arasında dağlar kadar fark vardır. Sevgili ülkemizi yaşanır hale getirme iradesinden yoksun bir yurtseverlik, bu ülkeye ve halkımıza ihanettir. Türkiye, yurttaşlarımızın önemli bir bölümü için “yaşanası” bir ülke olmaktan çıkmıştır. Yoksulluğun, işsizliliğin, adaletsizliğin, zorbalığın, sevgisizliğin kol gezdiği bir ülkede yaşamak acı vericidir, hele hele yurdunu sevenler için bu katlanılamaz bir durumdur. Kürt yurttaşlarımızın bu ülkeyle bağını zayıflatan başka ek nedenler de vardır. Bunun sorumlusu sadece dış güçler ve onların işbirlikçileri değildir. Milyonlarca insanı yoksulluğa mahkum eden bu sistem, Kürt sorununu da kangrenleştirmiştir.
7. Birliğe ihtiyacımız var. Bölünmemeye ihtiyacımız var. Sömürüye, yoksulluğa, cehalete, zorbalığa talim etmek için mi! Birileri vatan-millet-din istismarıyla köşeyi dönsün, buna itiraz edenler susturulsun diye savunmuyoruz ülkenin birliğini. Ülkenin birliğini, diğer seçenekler büyük bir yıkıma dönüşeceği, sonu gelmeyen düşmanlıklar ve savaşlara yol açacağı, emperyalistlerin bölgeyi emekçi halklar için mutlak anlamda cehenneme çevireceği ve eşitlikçi, aydınlık, bağımsız, egemen, laik bir düzeni ancak güçlerimizi birleştirerek kurabileceğimiz için savunuyoruz.
8. Türkiye’de insanların dilleriyle, kültürleriyle kardeşçe yaşamasının önündeki engel sermaye sınıfıdır. Bu sınıf emekçileri bölerek hem toplumsal uyanışı engellemekte hem de işçi sınıfı içinde güvencesiz bir kesimi sürekli el altında tutarak işçi ücret ve haklarını baskı altında tutmaktadır. Kürt emekçilerin çıkarı aşiret reisleri ve Kürt patronların hükmettiği ayrı bir devlet değil, sömürüden arındırılmış bir Türkiye’dir. Bu anlamda birleşik bir Türkiye işçi sınıfı hareketi yaratmak dışında bir çıkış yolu bulunmamaktadır.
9. Karşı-devrim bugün Cumhuriyet ile hesaplaşmasında yeni bir evreye girmiştir. Türk-Kürt-İslam sentezinin ürünü olan Yeni-Osmanlıcı strateji tarihsel bir silkiniş olarak gösterilerek Cumhuriyet Türkiyesinden mutlak kopuş gerçekleştirilmek istenmektedir. Öcalan bu stratejinin mimarlarından biri olarak öne çıkmakta, PKK ve DEM’in bu stratejiye özel bir itirazı gözlenmemektedir. Kendisini Cumhuriyetçi birikimin bir parçası olarak gören kimi kesimler de bu stratejide “güçlü Türkiye”yi görmekte ve bu sürece destek vermektedir. Bu bir yol ayrımıdır ve bu yol ayrımında tek ama tek gerçek soru vardır: Emekçilerin, nüfusun büyük bir çoğunluğunun ezildiği ve giderek daha fazla ezileceği, bir “güçlü Türkiye” içinize siniyor mu?
10. TKP bu “güçlü Türkiye” vurgusunun da bir yanılsama olacağını, emperyalist rekabete daha fazla dahil olan bir Türkiye’nin kırılganlığının artacağını defalarca söyledi. Tekrar edelim: Türkiye ancak yurttaşlarına eşitlik ve refah vererek güçlenebilir ve güvenliğini sağlayabilir. Gözünü başka coğrafyalara diken, Afrika’da, Ortadoğu’da, Kafkasya’da “cesur” hamleler yapmakta olan sermaye iktidarı ülke içinde emeklileri ölüme mahkum etmekte, tarımsal ürünlerde tamamen dışa bağımlı hale gelmekte, toplumsal adaletsizlikte birinciliği başka hiçbir ülkeye kaptırmamaktadır. İtibardan tasarruf edilmezmiş! Yeni-Osmanlıcılğın güç gösterilerinin ardında yoksul, çaresiz, geleceksiz bir halk durmaktadır. Asıl itibarsızlık budur.
11. Türkiye, ülkenin bütün zenginliklerine çöken hırsız sermaye sınıfından bir an önce kurtulmalıdır. Bunun için yapılması gereken ilk iş, bu düzenin iyileştirilebileceği yalanına karşı siyasal alanda güçlü bir karşı koyuş örgütlenmesidir. Demokrasi adına, saray rejimine son verme adına bu yalana ortak olmak suçtur. Bu düzen iyileştirilemez.
12. Sözünü ettiğimiz siyasal hamle, bu toprakların tanıklık ettiği en önemli devrimci dönüşüm olan Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in kuruluşundan feyz almalıdır. Yurtseverlik, anti-emperyalizm, laiklik, halkçılık, devletçilik, hatta merkezi planlama gibi değerler bugün karşı-devrim karşısında hâlâ anlamlı bir direnç oluşturuyorsa, bunu söz konusu döneme borçluyuz. Bu direncin ileriye doğru atılmaya yardımcı olacak bir enerjiye dönüşmesi ise ancak bugünün sınıfsal ve toplumsal gerçekliğinin tamamen farklı olduğunu, burjuva devrimleri çağının kapandığını, karanlıktan çıkışın sosyalizmle gerçekleşebileceğini kavramakla mümkündür.
13. İşçi sınıfının 12 Eylül 1980 sonrasında bu ülkenin siyasal yaşamındaki etkisinin sürekli azalması, 1970’lerde sistem partileri bile “düzen değişikliği”ni dillerine dolarken, CHP’den başlayarak “sol” görünümlü siyasi aktörlerin tamamının düzen değişikliği talebini bir hayal olarak göstermesinin sonucudur. Emekçi kitleler bu beyin yıkama operasyonu karşısında çaresizleşmiş ve verili düzen içinde ayakta kalmanın yollarını aramaya başlamışlardır. Bugünün dünyasında bu kahrolası düzeni değiştirme iradesi olmadan işçi sınıfı var olamaz. İşçi sınıfını bireycilikten, uyuşturucudan, kumardan, sınıf atlama hayallerinden ya da çaresizlik içinde sürüklenmekten kurtaracak olan daha iyi bir yaşam kurma beklentisi ve iradesidir. İşte işçi sınıfından çalınan tam da budur. TKP tek bir gün dahi bu gelecek hırsızlığına yardımcı olmayacaktır.
14. İşçilerin işçi olduklarını unuttuğu, eğitimli işgücünün bir bölümünün işçiliği kabullenmediği, hatta emekçi olmaktan utandığı bu tablonun müsebbibi, toplumsal muhalefetin altı boş bir demokrasi, insan hakları, özgürlükler, kimlik siyasetine sıkıştırılmasıdır. Kapitalistlerle proleterleri aynı gemiye bindirdiğiniz zaman işçi sınıfından geriye teslim olmuş bir yığın kalır. Bugün nüfusun büyük bölümünü oluşturan emekçi halkın siyasal alanda ağırlık koymasının tek yolu, onlara kendi düzenlerini, kendi iktidarlarını hissettirecek bir toplumsal proje ve siyasal bir programdır. Bu aynı zamanda, bugünkü çözüm sürecinden hiçbir şey anlamayıp heyecanlanmayan ve yoksullukla boğuşmaya devam eden Kürt emekçisine “burası benim de ülkem” duygusunu vermenin biricik yoludur.
15. Sermaye sınıfı bu ülkeye yapabileceği bütün kötülükleri yapmış, en sonunda tepe tepe kullanıp değersizleştirdiği Cumhuriyet’ten tamamen kurtulmaya karar vermiştir. Yarın değil bugündür karar anı. Türkiye’nin burjuva sınıfı ile yolunu ayırma zamanı gelmiştir. Varsa başka öneri, buyrun konuşun; tartışalım. TKP ise benzer bir kararlılığa sahip olanlarla birlikte sözünün arkasında duracak ve yoluna devam edecek. Yaşasın Sosyalizm, Yaşasın Cumhuriyet!
Kahrolsun sömürü düzeni, Kahrolsun Emperyalizm!
Dün 500'den fazla aydının imzasıyla yola çıkan ve her dakika güçlenen kampanyamız Küba'nın Canal Caribe adlı kanalında duyuruldu.
https://t.co/hlAdVioyPr
#Küba televizyon ve medya kanallarının dayanışma mesajımızı Küba halkına daha güçlü bir içerikle taşımaya devam etmesi için haydi kampanyamızı güçlendirmeye! 👇
https://t.co/FgTuEnyoK3 @CanalCaribeCuba
Küba’yı Yenemeyecekler
Küba’ya uygulanan ABD ablukası hiçbir zaman basit bir yaptırımlar dizisinden ibaret olmadı. Abluka, ABD’nin sosyalizmden vazgeçmeyen bir halkı hile ve zor yoluyla teslim almak için yürüttüğü kapsamlı bir saldırı planının adıydı. ABD, bağımsız ve egemen bir ülke olarak başka ülkelerle ticaret yapma hakkına sahip olan Küba ile ilişkileri yalnızca ABD menşeli şirketler için yasaklamakla kalmadı, tüm dünyayı muazzam yaptırımlarla tehdit ederek Küba ile ekonomik, finansal ve ticari ilişki kurulmasını neredeyse tamamen engelledi.
ABD Başkanı Trump’ın 30 Ocak’ta imzaladığı kararname ise, emperyalizmin bu alçakça stratejisini başka bir seviyeye taşıması anlamına geliyor. Kural tanımayan emperyalistlerin Küba’yı düşürmek için başvurdukları son haydutluktur bu!
Son günlerde tanık olduğumuz tablo en açık ifadesiyle iki sistemin mücadelesidir. Çökmüş ve kokuşmuş bir toplumsal sistem insanlığın tek gelecek umudu olan eşitlikçi bir toplumsal sisteme saldırıyor; yıllardır türlü yollar deneyerek ulaşamadıkları hedefleri için bu kez belki de geriye kalan en güçlü silahlarından birini kullanıyorlar.
Küba halkı ise başı dimdik direniyor ve bu saldırıyı da püskürtmek için elindeki bütün olanakları seferber ediyor.
Bu çalışkan ve cesur halkın inşa ettiği sosyalist Küba, yıllarca dünyanın her yerinde ve ülkemizde emekçi halka umut oldu, cesaret oldu, moral oldu. Tarihsel liderleriyle, devrimci figürleriyle mücadelemize ilham verdi. Şimdi o Küba’ya, soykırım niteliğindeki bir saldırıya göğüs geren Küba halkına yanında olduğumuzu ve olacağımızı gösterme zamanı.
Küba halkının sosyalizm inadıyla, yurt sevgisiyle, bağımsızlığına düşkünlüğüyle sürdürdüğü direnişi sonuçsuz kalmayacak. Bu mücadelede dostları her zaman yanı başında olacak.
Uyguladığı ablukayla Küba’yı kuşatan ABD ve bu kuşatmaya ortak olan müttefikleri, Küba halkına ve tüm insanlığa karşı işledikleri suçların hesabını verecek.
Emperyalizm mutlaka yenilecek. Küba halkı kazanacak .
Yaşasın Küba!
📣Buca Belediye işçileri ücret alacaklarının kalan son kısmıyla ilgili Buca Belediyesi’nin işçilere verdiği tarih üzerinden yaklaşık 40 gün geçmesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığı için yarın saat 08.30’da iş bırakıyor!
Belediye işçilerinin ücretlerini derhal ödeyin: https://t.co/wM9hlgvCeJ
#İzmir #Buca #BucaBelediyesi
🚩Tekstil işçileri bugün Şirinyer Semt Evi’nde yan yana geldi. Patronların Ensesindeyiz Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı ile önümüzdeki dönemde mücadele başlıklarını belirlediler.