izlerken en sevdiğim cümle şu olmuştu;
“Sen bana, gerçekten sevilmeye değer bir kadının sevgisini kazanabilmek için, daha başka erdemlere sahip olmam gerektiğini öğrettin.”
benim aşk dilim tamamen değerli hissetmek üzerine kurulu ya… birinin bana günümün nasıl geçtiğini, kaygılarımla nasıl başa çıktığımı, hatta karnımı doyurup doyurmadığımı sorması... bazı şeyler sadece değerli hissettirir ve bunun maddiyatla hiç ilgisi yok
For a RELATIONSHIP to really work, you gotta understand this: You and your partner are TWO different people, with two different pasts, trying to build ONE future. You didn't grow up the same, you won't always think the same, and that's okay. What matters is HOW you handle it. Communicate without turning everything into an argument. Listen even when you're frustrated. Stop keeping score and start choosing growth. Because every disagreement shouldn't create distance. It should build understanding
In order to bring back love letters, we must first bring back the real lovers, and in order to bring back the real lovers, we must bring back emotional intelligence, kindness, empathy, and consideration.
bir erkeğe sevmeyi öğretmek doğru bir yol değildir. erkekler sevdikleri ve hayatlarında kalmasını istedikleri kadın için bunu zaten doğal olarak yaparlar. bırakın öğretmeyi, kaybetme ihtimalini hissettiği an kendi kendine neleri başardığına şaşırırsınız.
Aynı oyunları, aynı dizileri kız çocukları da görüyor kadınlar da görüyor ama nasılsa hep erkekleri etkiliyor. Hem duygusal açıdan zayıf olanın kadın olduğunu söylüyorlar hem de en ufak bi görselden etkilenip cinayet işleyecek kadar iradesiz bi erkeklikten bahsediyorlar.
Cocukken erkeklerin başköşede gırgır samata ve cay keyfi yaptigi, kadınlarin ise once onlara hizmet edip sonra mutfak köşesinde ya da yerde yemek yedigini farkedip feminist bilincin bir tercih degil,haksizliga karsi bir refleks oldugunu ilk kez anladigim o bayram günü
kız video sonunda “vazo yetmedi çiçeklere” diye sevgilisini arıyor çocuğun tepki “kurban olurum sana eve gelirken vazo alırım ben”… yani bilmiyorum umre uçağını mı kaçırdık, tuvalette ekmek mi böldük, yetim hakkı mı yedik…