oscar wilde der ki, ‘yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir. çoğu insan sadece var olur.’ çünkü yaşamak, ömrü tüketmek değil bir akşam rüzgârında, bir duada ya da bir bakışta kalbinin hâlâ hayret edebildiğini fark etmektir. bazı anlar, bir ömürden daha derindir.
anne babanın her gecen gün yaşlandığını ve hayatın bir noktasında onlarsız devam edecegimizi düşündükçe nefesim daralıyor. ergenlikte ne kadar karşı çıkıp kızsanız da yaş aldıkça daha iyi anlıyor ve kıymet biliyorsunuz. sağken kıymet bilin
Normallestirilen saygısızlık diye bir şey var. Öğretmenine saygısızlık yapıyor çocuk. Kimi veli geliyor. Çocuğun yanlışını sahip çıkıyor. Öğretmene hesap soruyor. Çocuk, arkadaşına zorbalık yapiyor. Aman canım çocuklar arasında olur, liderlik vasfı var, yok baskın karakter ondan öyle yapıyor diye kılıf uyduruyor veli. Aslında empatiden noksan bir zorba yetiştirdiğini asla kabul etmiyor.
Evde disiplin yoksa, evde başkasına saygı bir ders olarak okutulmuyorsa, okulda verilen hiçbir ders o çocuğu insan yapmaya yetmez. Okul tek başına çocuğa insan kalabilmeyi öğretemez. Bu mümkün değil. Veli de eğitim sürecinin bir parçasıdır. Fakat çoğu veli bunu kabul etmiyor. Bilinçli ebeveynlik olmadıktan sonra istersen her sınıfa bir pedagog, her sıraya bir anayasa kitapçığı koy. Sonuç kocaman bir sıfır.
Çocuklar, bir hafta sonra 23 Nisan’ı kutlayacakları okulun camlarından canlarını kurtarmak için atladılar; dans edecekleri bahçede ise ceset torbaları var.
Okul ve ölümün aynı cümlede ne işi var; okul kapılarında ceset torbalarının, sınıflarda silahların ne işi var?