az önce resmen kendi sonumun yazıldığı bir fiction okudum, tek fark kitaptaki şahısın bazı şeyleri hak edebilmesi oldu. fazlasıyla kıskançlıkla doluyum şu an.
şimdi ben kurtulamadığım sessizliğimde, bilmediğim bir kaldırım taşına daha yerleşmişim. elimde bir kahve ve olmayan şekerini karıştırıyorum. dudaklarımda bir tütün hayali, parmağımın ucunu şıklatarak yakıyorum. +
rüzgar esiyor, ve o papatyaların her birini toprağımla buluşturuyor. ben o toprağın altında, o kök salmış papatyaların dizlerine yatarak uyuyorum. bir okyanus kokmasa da, gözyaşlarıyla solmayacak tek sığınağıma sarılıyorum. +
okyanus kokulum geliyor, esen rüzgar yüzünden dökülmüş hayali şekerleri olan kahvemi görüyor. kızıyor. onu bıraktığım için benden nefret ediyor, ve hevesle topladığı kırık papatyaları yere fırlatıp, kokusunu estire estire her yerden kayboluyor. +
-onu koruyacaksın, gerekirse şimşek çaktır, fırtınalar koptur. onu ne pahasına olsun, koruyacaksın.- benim tebess��müm dudaklarımdan eksik olmuyor o sıra. ilk önce bacaklarımı kabul eden toprak yavaş yavaş beni içerisine alıyor. dünyadaki tüm izimi tamamen siliyor. +
burukça gülümseyerek beni içeriye davet eden toprağa adım atıyorum. benim için eşeleyen kişiye teşekkürlerimi iletmek istesem de, burada tamamen yalnızım. bembeyaz olana dek bekliyorum. sonrasında tatlı bir hava yüzüme vuruyor, gözlerimle gökyüzüne emir veriyorum. +
papatya toplamaya giden koyu ceket gözden kayboluyor, ve bu yabancı kaldırım taşı yavaş yavaş kayıyor sonsuzluğa doğru. elimde çantam bile yok, günlüğümü ve tüm mumlarımı odamda bırakmışım. çatı katımın yeşil izleri ellerimde yok, çünkü yola çıkmadan önce uzun bir duş almışım. +
-bana bir demet papatya toplar mısın?- diye soruyorum içten bir şekilde. yakasını sallayarak omuzlarımdan kalkmadan önce, sol bileğinin iç kısmına burnumu değdiriyor, son kez kokusunu içime çekiyorum. +
omuzlarımı silmek istiyorum ama bilmiyor ki onu kaybetmekten deli gibi korktuğumu. -sen seviyorsun ya.- diyorum sona yaklaştığımın kokusunu alarak. bakıyorum ki ıslak toprak kokusu okyanus kokusunu bastırıyor, başlıyorum içten bir şekilde gülümsemeye.
elimdeki şerbete dönüştürdüğüm kahveyi bana bıraktıran bir okyanus bu. -sen şekerli kahve sevmezsin ki- diyor. omuzlarımı silkmelik bir cümle söylüyor lâkin bilmiyor ki ceketin düşmesinden deli gibi korktuğumu. +
bunu düşüne düşüne bir de güzel gülüyorum hayali şeker sıcak suyun arasında kavrulurken. ah bir de bakıyorum omuzlarımda bir ceket. kokusu tam bir çiçeklerle süslenmiş okyanus. ağzımdaki hayali sigarayı bile düşürebilen bir okyanus. +
ne çok bilmediğim kaldırım taşı var benim. ne çok kuyular var henüz düşmediğim. ağzını açmış beni bekleyen tüm kuyular ağzını kapıyor artık. bir tek çukurum var, etrafı topraktan. +