Bilvesile sorulan “Lucid Rüya” konusuna gelince…
Bu (Lucid) dahi bu deneyimi yaratacak (açığa çıkarıp bu özelliği ruha kaydedecek) bu beyin sürecinde olur!
Bunun başka çeşitleri de vardır!
İdeal olan, Resûlullâh as’ın
“BENİM GÖZLERİM UYUR, KALBİM UYUMAZ!” dediği husustur!
Âyet’ül Kürsî’deki metafor ile bunun hakîkatına işâret edilir!
Resulullah a.s.ın “cennete gireceklerin oranı nüfusa göre bin kişide bir kişidir” demesinin nedeni, genel anlamıyla insanların “beşer”in , hakikatlarının “halife/insan” oluşuna iman etmemeleri nedeni yatar.
Bizim 78 de yazdığımız Evrensel Sırlar kitabında söz ettiğimiz İNSANSI
“Hayvan” (ins-cinn), dışa (tekilliğe) muhtaçtır!
“Melek”, mukaddestir; “İNSAN”, SAMED-ĞANÎ’dir!
Bunların👆 hepsini kendi yapındaki nisbetler olarak düşün!
Bir şeyin hakkını vermek ile kendini ona dayamak/o sanmak farklı şeylerdir (îmân bunun için var)!
Neticede herşeye hakkını veren “ALLÂH”tır!
“İnsan, sıkıntı veren bir olay yaşadığında; uzanmış, otururken ya da ayaktayken bize yönelip yardım ister de ister! Fakat o olaydan feraha çıkardığımızda, sanki kendisini sıkan o olay için bize dua etmemiş gibi yürür gider! İşte haddi (varoluş gayesini) aşanlara (beynindeki bu potansiyeli israf edenlere) yapmakta oldukları (beşeri dünyaları) böylece süslendirilmiştir!”(10:12)
"Onu (ölümle hakîkatın farkındalığını; hakîkatleri ile yüzleşmeyi) yaşayacaklarına iman etmeyenler, onu acele isterler! İman edenler ise ondan korku ile ürperirler ve bilirler ki o kesinlikle Hak’tır! Dikkat edin, O Saat (ölümle yeni bir boyutta yaşayacakları) hakkında tartışanlar, kesinlikle işin hakikatinden (kendilerini tanımaktan) çok büyük bir sapma içindedirler‼️"(42:18)
"Bir gün bir bedevî,
Resûlullah sallâllahu aleyhi ve sellem'e geldi.
Kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu.
Sonra yurdunu terk edip Medine’ye yerleşti ve çobanlık yaparak geçimini kazanmaya başladı.
Resûlullah sallâllahu aleyhi ve sellem, ashâbından birini bu kişiyle ilgilenmesi için görevlendirdi.
O günlerde bir savaş olmuştu ve
Hz. Peygamber düşmandan alınan ganimetleri taksim ediyordu.
O kimseye de hissesini gönderdi.
Ashâb kendisine hissesine düşen ganimeti verince onlara bunun ne olduğunu sordu.
Onlar da, “Resûlullah'ın -sallâllahu aleyhi ve sellem- sana ayırdığı hissedir.” dediler.
O, hissesine düşen ganimeti Resûlullah'a -sallâllahu aleyhi ve sellem-getirdi ve bunun ne olduğunu ona da sordu.
O esnada orada bulunan sahâbîler de Efendimizle bu kişinin arasında geçen konuşmayı dinliyorlardı. Resûlullah sallâllahu aleyhi ve sellem, “Bunu senin için ayırdım.” buyurdu. Adam, “Ben sana ganimet elde etmek için değil —eliyle boğazını göstererek— şuramdan ok ile vurulup ölmek ve cennete girmek için uydum.” dedi.
Resûlullah sallâllahu aleyhi ve sellem, “Eğer gerçekten doğru söylüyorsan ve Allah'a verdiğin sözü tutarsan Allah da sana istediğini verecektir.” buyurdu.
Bu kişi, yapılan bir savaşta tam da işaret ettiği yerden okla vurularak şehit oldu.
Sahâbîler onu bu hâlde Resûlullah'a -sallâllahu aleyhi ve sellem- getirdiler.
Allah Resûlü,
“Bu, o adam mı?” diye sordu. “Evet.” dediler.
Resûlullah sallâllahu aleyhi ve sellem, “O, Allah’a verdiği sözü tutmuş, Allah da ona dilediğini vermiş.” buyurdu.
Sonra onu kendi cübbesi ile kefenledi ve önüne koyarak namazını kıldı.
Ardından ona şöyle dua etti:
'Allah'ım! Bu kulun senin yolunda hicret ederek şehit oldu.
Ben de buna şahidim.' "
(Nesâî, Cenâiz, 61)
İNSANA, BESMELEDEN SONRA, HAKİKATİNİ NASIL FARK EDECEĞİNİN SİSTEMİNİ ANLATAN EN ÖNEMLİ MESAJ “ALÂK” Suresinin BAŞINDADIR.
“İ K R A” ! “O K U” !
BU TANIM, KUANTUM BEYİNİN, DOLAYISIYLA DA TÜM EVRENSEL SİSTEMİN ORİJİNİNİN ÇALIŞMA SİSTEMİNİ ANLATAN METAFORDUR.
“İKRA” , “OKU” demek, ÇÖZ (decode), AÇ/SEYRET/KAVRA anlamındadır!
Besmelede, “HAKİKATİN/ORİJİNİN, İSMİ ALLAH OLAN” denip; “RAHMAN” ile O’ndaki sonsuz sınırsız POTANSİYELE ve “RAHİYM” ile de potansiyeldekilerin açığa çıkışına işaret edilirken…
“ALÂK” Suresinin girişinde de “İKRA” metaforu ile, RAHİMİYETİN POTANSİYELİ NASIL AÇIĞA ÇIKARDIĞINA İŞARET EDİLMEKTEDİR!
“İKRA/OKU” denerek.
Bu bildiğiniz metin okumak değildir! ‘Metin okumak’ metaforu kullanılarak sistemin açığa çıkışının anlatımıdır!
“İKRA B İSMİ RABBİK ELLEZİY HALÂK” âyetinde,
“HAKİKATİN, İSMİ RAB OLANIN, (potansiyelinden) YARATIŞIYLA OKU/ÇÖZ (decode) NASIL TÜM SİSTEMİN VE VARLIĞININ AÇIĞA ÇIKIŞINI” denmektedir, sanki!!!
ORİJİNİ KUANTUM POTANSİYEL (Rahman) olan DATA/İLİM,
KENDİ İÇİNDE KENDİNCE “OKUYARAK/İKRA” sonsuz/sayısız ANLAMLAR/VARLIKLAR YARATMIŞTIR!
Yani, her şey “İKRA” /OKU İLE BAŞLAMIŞTIR!
Makroda ne varsa microda da o vardır; semada ne varsa arzda da o vardır sistemi gereğince; İNSANIN YARATILIŞI DA ( “A L A K” )“OKUNARAK/İKRA” ile başlamıştır.
İLK HÜCREDEKİ DNA ZİNCİRİNİN KENDİ KENDİNİ “OKUMAYA/İKRA” başlamasıyla (decoding), sonraki aşamalar oluşmuş, farklı hücresel gruplaşmaları ve dahi onlardaki bilgilerin açılımıyla da organların meydana gelişi sağlanmıştır. Ta ki beyin sapı oluşumuna kadar… sonrasını biyologlara bırakalım!
Anlatabildiysem eğer, ilk anlamın varoluşundan, insanın varoluşuna kadar, her şeyin YARATILIŞ SİSTEMİ “OKUMAK/İKRA” üzerinden kurgulanmış ve oluşmuştur.
“AN” içinde kuantum potansiyelde “OKUR/İKRA” yeni bir şan oluşur; “AN” içinde kuantum beyin tüm datasını/bilgisini “OKUR/İKRA” farklı hâl oluşur!
“İNSAN RABBİNE NANKÖRDÜR” denmesini hatırlayalım!
Buradaki “nankörlük” metaforu da, insanda her an tasarruf ve tedbir edenin rabbani kuvvetler olduğunun “OKU”namaması nedeniyle ‘BEN’liğin açığa çıkıp, yaptıklarını bu ‘BEN’liğine mâl etmesine işaret vardır.
Bu yüzdendir ki “ALÂK” Suresinin son âyetinde;
“SECDE ET ki (RABBİN YANI SIRA BENLİĞİNİN YOKLUĞUNU OKU); KURB YAŞAMI AÇIĞA ÇIKSIN;
denmiştir; bizden açığa çıktığı kadarıyla!
Denizden bir damla!
12.9.25
https://t.co/I7S57dZ5cS “KURAN ÇÖZÜMÜ” :
#Facebook
"READ" so that you do not suffer.
Whatever pertains to the world of human identity carries absolutely no meaning or value in site of the system of Allah.
Everything you experience is the consequence of what arises from your corporeal existence.
30.6.2026
@AhmedHulusi
https://t.co/JDAsCEtJX5
“OKUYUN” ki yanmayasınız,
Beşeriyet dünyasına ait ne varsa, SÜNNETULLAH dünyasında hiç bir anlam ve değer taşımaz!
Tüm yaşadıkların, beşeriyet dünyanın getirisi sonucudur!
KURÂN “BEYİN” demiyor ama…
Biz tutturmuşuz, BEYİN DE BEYİN, diyoruz!
Eleştiriyorlar bu yüzden.
“HALA AKLINIZI KULLANMAYACAK MISINIZ” derken Kurân, akıl kelimesiyle “BEYİN”e işaret etmiyor da başka bir organdan mı sözediyor?
Yaşamınıza yön veren her düşünce ve davranışınız “BEYİNinizden başka bir organdan mı açığa çıkıyor?
Kesin olarak bilin ki, KENDİNİ TANI cümlesindeki KENDİN, BEYNİNDİR!
“BEN” sözüyle aklından geçen HER ŞEY BEYNİNİN YARATISIDIR! ÇÜNKÜ BEYNİN BARINDIRDIĞI ÖZELLİKLER İTİBARİYLE RABBİN OLARAK BİLDİĞİN ALLAH ESMASINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR!
BEYİN YARATIYOR DEDİĞİMİZ ZAMAN, BU RABBİN YARATIYOR CÜMLESİYLE AYNI ŞEYİ ANLATIR.
Ne var ki, beyin kelimesini İLİM boyutundan değil, GÖZ sınırlarında değerlendirenler BEYİNİN HAKİKATİNİ KAVRAYAMAZLAR!
“BANA HER ŞEYİN HAKİKATİNİ GÖSTER” duasına devam eden Resûlullah, yaşamdakileri göz boyutundan değil, ilim boyutundan değerlendirmeyi taleb etmiştir.
KUANTUM BEYİN, dedik; gözün algılama sınırlarına GÖRE tanımlamalarının ötesine geçirebilmek için. Maddenin yalnızca göz sınırlamasından kaynaklanan ALGI olup, GERÇEKTE 2D DALGABOYU EVRENDE VAR OLAN BEYİNİN DE BİR DALGABOYU/BİLGİ KOMPOZİSYONU OLDUĞUNU ANLATMAK İÇİN KUANTUM BEYİN TANIMINI KULLANDIK!
Yaşam, her an yeni bir şan alan bilgi kompozisyonundan ibarettir beyin için!
Bilinen BEYİNİN ORİJİNİ OLAN KUANTUM BEYİN, HER AN KENDİNE ULAŞAN BİLGİLERE GÖRE (ister evrenden ister zerrenden) yeni şanını yaratır!
“O HER AN YENİ ŞANDADIR” âyeti ötendeki tanrıdan değil, her an yeni şanda/kompozisyonda olan KUANTUM BEYNİNİN POZİSYONUNDAN sözeder.
Kurân’ ın, geldiği günün sosyal şartlarına göre olan önerilerini bir yana koyarsak, ana işlevi İNSANA HAKİKATİNİ/ORİJİNİNİ HATIRLATMAKTIR!
Bu hatırlamanın sonucu ise “Kaldır kendini aradan, ortaya çıksın Yaradan” işaretine çıkar!
İşte İHLÂS SURESİ de bunu anlatır ki, o yüzden Kurân’ın üçte biri olarak tanımlanmıştır.
İHLÂS SÛRESİ SENİN HAKİKATİNİ SANA FARK ETTİRMEK, KENDİNİ TANIMAN İÇİN BİLDİRİLMİŞTİR!
İster, her an kendine ulaşana/duaya göre yeni bir şan alan, yanısıra “BEN”inin olmayışına bilimsellik açısından bak; ister de, “KUL (anla ve de ki) HU VALLAHU AHAD, ALLAH US SAMED, LEM YELİD VE LEM YULED” de; ulaşacağın son nokta, YALNIZCA VAR OLAN TEK’dir ki, ONDAN GAYRI HİÇ BİR ŞEY YOKTUR!
Gerisi, HER AN YENİ BİR ŞAN DA OLAN TEK’TİR!
HER AN HER NOKTADA ALGILAYAN, ALGILANAN, KENDİNİ SEYREDEN TEK’TİR Kİ; SEN DE O SEYR İÇİNDE SEYRETTİĞİSİN!
İSTEYEBİLİYORSAN, İSTE KENDİNİ TANIMAYI, DUAN OLSUN!
BU BÖYLECEDİR Kİ, SENDEN AÇIĞA ÇIKAN HER ŞEY DUAN OLARAK KUANTUM BEYNİNE/ RABBİNE ULAŞIR VE O DA İCABET EDİP GETİRİSİNİ YAŞATIR.
Rabbim niye vermiyor deme, duan olan düşünce ve davranışlarına bak! GÜNÜN NE KADARINDA BEYNİNDE NELER VAR, NE KADARINA RABBİN
TANIMAYLA MEŞGUL!
“RABBİNE FİRAR ET” uyarısını iyi düşün!
28.6.2026
ÇOK BASİT ANLATAYIM HERKES İÇİN…
“ALLAH İSTEMEDİKÇE SİZ İSTEYEMEZSİNİZ!”
Yani, ‘Allah istediği içindir ki siz istersiniz’ !
BU Âyet bir realiteye işaret ediyorsa; Allah neye göre ister?
Bu ayette kullanılan “ALLAH” ismi, kuantum beyninizdeki tüm özelliklere atıf yapar. Yani, her şeyi yaratacak sınırsız potansiyele (esma özelliklerine) işaret eder.
Öyle ise, “ALLAH’IN İSTEMESİ” neye bağlıdır?
Herkeste, her birimde geçerli olan bu sistem neye GÖRE ÇALIŞMAKTADIR?
“ALLAH”ın, sınırsız potansiyelindeki BİR ÖZELLİĞİ, DUANA İCABET için kullanmayı İSTEMESİ NEYE BAĞLIDIR?
KONUNUN PÜF NOKTASI, O ANA KADAR BİLGİ TABANINA GİRMİŞ OLAN BİLGİLERDİR.
Beyin, Her an, bilgi tabanına ulaşmış bilgileri analiz ve sentez yaparak, an içinde bunun sonucunu yaratır. Bu sonuc bir sonraki an için fıtrî DUANDIR!
YA İÇİNDEN GELEN DUAN? O da gene o ana kadar veri tabanına girmiş bilgilere göre, “ALLAH”ın sende yarattığı İSTEKTİR. Bu durum ALLAH’ın İSTEMESİ olarak anlatılmıştır.
Yani bilgi tabanına hangi bilgiler sürekli giriyorsa, ona göre isteğin oluşur; ki bu durum da Allah’ın istemesiyle bağdaştırılır.
Muhatap olduğun giren bilgiler beşeriyetinle ilgiliyse, otomatikman DUAN, İSTEKLERİN DE O YOLDA OLUŞUR.. Aynı şekilde, veri tabanındaki bilgiler hakikatını hissedip yaşamaya yönlendiriyorsa, DUAN ve isteğin de o olur ki, bu isteği sende açığa çıkaran da ALLAH OLUR!
KİMLERLE OTURUP KALKARSAN, ONLARDAN GELEN BİLGİ, VERİ TABANINI DOLDURUR; İSTEĞİN/DUAN ONLAR GİBİ OLMAK ŞEKLİNDE GERÇEKLEŞİR.
Daima, gelen bilgi yaratıcı potansiyele ulaşır; ona göre de, sonraki aşamanın isteği meydana gelerek, ‘şöyle istiyorum’ dersin. Böylece, ona göre Allah istetmiş, sen de istemiş olursun!
İbni Arabi’nin, “Allah mecburdur” demesinin arkasındaki sistem de bu açıklama çalıştığım döngüdür!
GİREN BİLGİ, SONUCUNUN YARATILMASINI MECBUR KILAR!
Müşahedemiz budur!
29.6.2026