Dolunay zamanı rahme düşenler erkek olurken ay fazı küçüldükçe kız çocuk olasılığı artıyor.
Bu istatistiksel bir veri.
Bu bilgiyi satan astrolog dahi var
Dolunay evresinde (veya ovülasyonun dolunaya denk geldiği 24 saatlik süreçte) gebe kalan 42 kadından 40'ının erkek bebek dünyaya getirdiği belirtilmiştir.
Yeniay (no moon) döneminde gebe kalan kadınların tamamının kız bebek doğurduğu gözlemlenmiştir.
Araştırmacılar, dolunay sırasında vajinal pH değerinin daha alkali (8.7 civarı) olduğunu, yeniayda ise daha asidik (6.2 civarı) olduğunu savunmuşlardır. Y kromozomu taşıyan spermlerin (erkek) alkali ortamda, X kromozomu taşıyanların (kız) ise asidik ortamda daha hızlı hareket ettiği teorisiyle bu durumu açıklamışlardır.
🦋 Nasıl bir eşikse;
Ben değiştim, hayatım değişti, görüntüm değişti, konumum değişti, çevrem değişti, standartlarım değişti, herşey değişti...
Ama çok güzel değişti, ŞÜKÜR😍🙏
Mucizelere inanın🗝
Tanrı'nın plânı her zaman kusursuzdur.
Sevgiyle
🥰🙏💝🌺🦋
sınavlarda konu tekrarı yapanlar yerine bodoslama test çözen o arkadaşın senden daha yüksek alıyor çünkü aktif geri çağırma yapıyor.
pasif tekrar şu demek: notları aç, oku, altını çiz, bi daha oku... beyin bu süreçte çok rahattır çünkü tanıdık bi şey görür, "aa bunu biliyorum" diye hisseder ve o bilgiyi gerçekten işlemez. mesela sınav sorusunu görünce "bunu okumuştum ya" diyip boş bırakmışsındır mutlaka.
peki aktif geri çağırma ne yapıyor?
mesela sayfayı kapat. o konuda bildiklerini sıfırdan üret. veya soru çöz, konuyu başkasına anlat, boş kağıda bildiklerini yaz. beyin bu sırada çabalar, didinir
"o bilgi nerdeydi?" diye zorlanır ve o zorluk anı gerçek öğrenmeyi sağlayan şeydir işte. çünkü beyin zorlanarak ulaştığı bilgiyi, önüne serilen bilgiden çok daha güçlü kodlar.
akademik literatürde buna "testing effect" yani test etkisi denir. verilen aynı süreyi pasif tekrara değil aktif geri çağırmaya harcayan gruplar haftalarca, aylarca sonra bile (diğer gruba göre) çok daha fazlasını hatırlıyor. çünkü bilgiyi pasif tekrar edersen kısa süreli belleği doldurursun. aktif geri çağırırsan uzun süreli belleğe kazırsın.
o arkadaşın konuyu daha iyi anlamıyor olabilir ama her soruyla beynini o bilgiye ulaşmaya zorluyor işte bu şekilde öğreniyor...
Adamların ne kadar sıkıcı bi taymı varmış yalnız ya. Her hafta bi ülkeyi alıp biraz kakara kikiri yapsak sinirler gevşer demek ki, herkes pamuk gibi olur.
Şu anda 432 hertz frekansını dinliyorsunuz. Bir dakikanızı ayırarak sinir sisteminizi düzenleyin.
Bu ses, serotonin ve endorfin gibi mutluluk hormonlarının doğal olarak salınmasına yardımcı olur, kan basıncını ve kalp atış hızını düzenler.
Asla nasıl diye sormayın. Bu adam bu kadını nasıl aldatmış, evlilikleri nasıl bu hale gelmiş, nasıl böyle para kaybetmiş vs. Nasıl diye sorduğunuz her şeyin cevabını uygulamalı olarak görürsünüz. Sistemin işleyişi bu şekilde, ben nasıl diye sormadan duramam diyorsanız nasıl bu kadar zengin oldu, nasıl bu kadar mutlu oldu, nasıl böyle güzel bir ilişkisi var diye aynı merakla sormalısınız. Özellikle sosyal medya ve toplumdaki dedikodu kültürü bizi hiç farkında olmadan bu tuzağa çekiyor. Uyanık olun. Her duruma her gönderiye, paylaşıma, habere enerjinizi, duygunuzu akıtmayın. Hele yoğun bir duyguyla merak, üzüntü, öfke hepsi güçlü duygular, nasıl demeye başladığımızda cevabı kendi hayatımızda hd izliyoruz. Bunu farkındalıkla değiştirmek mümkün. Onun ilginç bakış açısı, onun seçimi, onun deneyimi umarım her şey onun için daha iyi hale gelir deyip geçmeyi kendinize öğretin.
Namaz kılmadığım halde günde 5 vakit abdest almayı denedim
Hep üşendim ama başarabildiğim her sefer gevşediğimi hissettim. Yorgunluğum azaldı hatta bilincimin ufaktan yükseldiğini fark ettim
Belki de kendimi buna şartladığımdandır?
Değilmiş, vagus sinirini şöyle keşfettim:
Eskiden insanların neden iyi okullara gitmek, elit sitelere yerleşmek istediğini anlamazdım.
“Önemli olan senin kendini geliştirmen, çevren çok önemli değil” der geçerdim.
Ancak zamanla öyle olmadığını anladım.
Bir insan her çeşit insanla fazla muhatap olduğunda, o insanların zamanla hayatına karışma ihtimali çok artıyor.
Halkçı olacağım diye, yüzyıllardan gelen kadın düşmanı fikirleri aktaran insanların fikirlerini çekiyorsun mesela.
Epistemik süreçleri şüpheli adamlara giyimin/yaşam tarzın hakkında yorum yaptırmaya başlıyorsun.
Taşrada büyümüş adam/kadın senin özgür kararlarına müdahale ediyor, sana laf gönderiyor, o hakkı kendinde buluyor.
Bir delüzyon içinde, seni bir kalıba sığdırabileceğini, yorumlayabileceğini sanıyor.
Çünkü zamanında seninle “muhatap” olabildi.
Çünkü zamanında senin aşırı kibarlığın yüzünden seni “kendi çevresinden” zannetti. Farkı ayırt edemedi, o derinliği de yok zaten.
İşte elitler bu sorunu görmüşler. Ve yüzyıllardır bu çözüm olarak “göreceli izole yaşam” uygulamasını bulmuşlar.
Kendilerine özel evler, restaurantlar, ortamlar kurup çocuklarını da buralarda büyütmüşler. Herkesle muhatap olmamışlar, çocuklarını da halkın gerilimlerinden uzak şekilde büyütmeyi başarmışlar.
Ne var ki bu sorunu onlar da tam çözememişler, çünkü onların da elitizm anlayışı sadece servete indirgenmiş.
Davranışsal klaslık, vizyon ve eğitime değil.
Bu yüzden onlar da başka iç mücadelelerle uğraşmışlar.
O sebeple bizim elitlerin bu “göreceli izole yaşam” pratiğini, çok daha akılcı ve insancıl şekilde pratik etmemiz lazım.
Nasıl? Herkesle muhatap olmamalıyız. Herkese cevap vermemeliyiz. Etik değerleri
şüpheli, yoksunluk geçmişini aşamamış, hala çocukluğuyla kavga eden, stres ve öfke dolu insanlarla vakit heba etmemeliyiz.
Sadece ve sadece insanlığa, evrensel kültüre, özgürlüğe, değişime ve empatiye açık, bilgi adaletsizliğinden uzak, kimlik ve etiketçi insanlardan uzak kimselerle yapmalıyız bunu.
Aksi takdirde, yaşamsal sorunlarınızın yüzde doksanının geçmişten gelen bu hatalı ilişkilerimizden kaynaklı olduğunu görürüz.
Özetle,
Bazı kapıları kapatmaktan korkmayacağız. Geç kalmış da değiliz. Ki, çok daha yüksek standartlı insanlara kapı açılsın.