Mesleğe yönelik açık ve sistematik bir saldırı var. İlginçtir ki aynı insanlar, devletin başka hiçbir kurumunda randevusuz işlem yaptıramayacaklarını bilirler; hastanede, bankada, nüfusta, eczanede ya da herhangi bir resmi kurumda sıra beklemek zorunda olduklarında bunu olağan karşılarlar. Bir tek sağlık çalışanına ve özellikle diş hekimine gelince tüm kurallar bir anda unutulur, olay bir “hak arama” mücadelesi gibi lanse edilir. Bu çifte standart bile, aslında sorunun kişisel değil, mesleğe yönelik algısal bir saldırı olduğunu gösteriyor.
Bahsi geçen olayda da muhtemelen hekim, hastayı cerrahiye yönlendirmek istemiş. Bu son derece olağan, mesleki bir değerlendirme. Ancak bizde yıllardır yerleşmiş bir alışkanlık var: “Üç kuruşa beş köfte” beklentisi. En zor, en riskli, en zaman alan işlem bile bedelsiz veya zahmetsiz olsun isteniyor. Bunun karşılanamayacağı anlaşılınca da faturayı yine hekime kesmek en kolay yol haline geliyor. Bu da hem mesleki itibarı zedeliyor hem de toplumdaki yanlış algıyı daha da derinleştiriyor.
Diğer yandan kimse sorunun köküne inmiyor: DUS kontenjanları yetersiz, işsizlik artıyor, klinik yükü omuzlayan hekim sayısı ihtiyacı karşılamıyor. Her sene daha da artan nüfus, daha kompleks tedaviler, daha bilinçli hasta profili ama aynı oranda artmayan uzman sayısı… Bu tablo kaçınılmaz olarak sistemsel tıkanıklığa yol açıyor. Sonrasında da hekimler, sistemin eksiklerinin günah keçisi ilan ediliyor.
Eğer gerçekten hâlinden şikâyetçi bir toplum varsa, tepkisini doğru yere yöneltmeli: Hekim sayısındaki yetersizliğe, eğitim planlamasındaki eksikliklere, DUS kontenjanlarının yıllardır artırılmamasına ve sağlık yükünün birkaç kişiye yıkılmasına… Sorun hekimde değil; hekimi hedef hâline getiren yanlış politikada.
Özetle, bu mesele kişisel değil; yapısal bir problem. Fakat en kolay saldırılan taraf yine sağlık emekçisi oluyor. Bu yüzden “mesleğe yönelik toplu saldırı” ifadesi abartı değil, tam karşılığıdır. Eğer toplum gerçekten değişim istiyorsa önce bu gerçeği kabul etmeli, sonra da sesini doğru yere yönlendirmelidir.
Yardımcı eczacılık, sözde “mesleki uyum” adı altında genç eczacıları düşük ücretli iş gücüne dönüştüren bir uygulamaya dönüşmüştür. Aynı diplomaya sahip meslektaşların ikinci sınıf görülmesi kabul edilemez. Bu adaletsiz sistem gençleri eziyor; yardımcı eczacılık kaldırılmalıdır.
#eczacılarvedişhekimleriişsiz
#yardımcıeczacılıkkalksın
#meslekiçinelele
#eczacılarişsiz
#dusu2leTakvimiGüncelle
@eczirfan
Çözüm belli:
• EUS kontenjanları artırılmalı, uzman eczacı ihtiyacı karşılanmalı.
• Hastanelerde eczacı kadroları acilen genişletilmeli.
• Klinik eczacılık aktif bir rol haline getirilmeli.
Mesleği güçlendirmek istiyorsak laf değil, adım lazım #eczacılarişsiz
İki meslek grubuna da kamuda halihazırda bu denli ihtiyaç varken yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı atamalarda açılan 200 kişilik kontenjan kabul edilemez. EUS yok hükmündeydi DUS da aynı yola sürükleniyor… İşsiz diş hekimi de eczacı da olmaz!
#eczacılarvedişhekimleriişsiz
tıp fakültesinden gelen farmakoloji profesörü hocamız aslında olması gerekenin ilacının adını yazmak değil de etken madde olduğunu, ilaç adının reklama girdiğini ve yanlış olduğunu söyledi. muadil aynı değil zırvalığı yapanlara doktor yorumu olsun bu da
Şarkı sözünü beğenmedim, gözaltı. Dizi senaryosunu beğenmedim, gözaltı. Youtube'da yapılan şakayı beğenmedim, gözaltı. Sahne kıyafetini beğenmedim, gözaltı. Sosyal medya paylaşımını beğenmedim, gözaltı. Sokak röportajını beğenmedim, gözaltı. Bu liste nereye kadar uzar?