İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin yaptığı protesto konuşuluyor.
Boğaziçi gibi bu okulda MEB'e ya da YÖK'e bağlı olsalarda Amerika ve Almanya'ya zeki cocuklarimizin devsirildigi eğitim muesseseleridir.
LGS ve ÖSYM imtihanları sizin vasat çocuğunuzun bilmem ne okuluna yerleştirmek amacıyla yapılmıyor.
Bu uljenin %0,2'lik dilime girebilecek en zeki cocuklarinin tespit edilerek yabancı okullara transferi için yapılıyor.
Devlet yabancıların kontrolündeki bu okullara el uzattikca sırtlan dişlerini göstermeye başladılar..
Tam 100 yıl ülkenin sanayisini dışardaki küresel sermayeye peşkeş çeken, KOÇ grubunun ŞEREF BAŞKANI bay Rahmi Koç'a sesleniyorum.
Bu gösterdiğim parça senin grubunun Medari iftiharı ARÇELİK Fabrikan tarafından, Buzdolaplarında elektrik akımıyla alakalı bir parça.
3 gün önce bu kıytırık parça için 5.500 Türk Lirası ödedim.
Medyalarda kuruluşunun 100. yıl reklamını izlerken, bu ülke vatandaşları olan biz Milleti, nasıl sömürttüğünüzü üzülerek gördüm.
Siz ki sözde 100 yıllık sanayi kuruluşunuz.
ABD'ye bizi sömürtmek için bir asırdır, milletimize ihanet ediyorsunuz.
Bu motor değil, netice de benim gibi bir emeklinin cebinden ABD'yi zenginleştirmek için, 5500 TL'nin çıkmasın sebep olan bir parça.
Montaj sanayinizle ülkemizi bir asır geri götürdünüz.
Şimdi de bizden kazandığınız milyar dolarlarla, AB ülkelerine çekiyorsunuz.! Hakkımız haram olsun
@kocholding
Epstein Adası’nın kötü olduğunu mu düşünüyordunuz?
İsrail, dünyada çocuklar için ayrılmış tek askeri hapishaneyi inşa etti.
Çocuklar düzenli olarak dayak, işkence ve tecavüze maruz kalıyor.
Mahkemelerdeki mahkumiyet oranları %99,7’ye ulaşıyor.
Bu, sadece Yahudi olmayan çocuklar için geçerli.
Brezilya'ya vardığında ve köleliği yakından gördüğünde, İngiliz doğa bilimci Charles Darwin şöyle yazmıştır:
Rio de Janeiro yakınlarında, karşı komşum olan yaşlı bir kadın, kölelerinin parmaklarını ezmek için kullandığı vidalı işkence aletlerine sahipti. Daha önce kaldığım bir evde ise melez bir genç hizmetkâr, her gün ve her saat, en aşağılık bir hayvanın bile ruhunu kırmaya yetecek kadar hakarete, dayağa ve şiddetli kovalamacaya maruz kalıyordu.
Altı ya da yedi yaşlarında bir çocuğun, bana tam temiz olmayan bir bardak su verdiği gerekçesiyle başına kırbaçla vurularak dövüldüğünü gördüm (müdahale edebilmeden önce)...
Bunlar, insanları kendileri gibi sevdiklerini iddia eden, Tanrı'ya inandıklarını söyleyen ve O'nun iradesinin yeryüzünde gerçekleşmesi için dua eden insanların işlediği fiillerdir!
Bu korkunç suça bizim İngilizlerin ve özgürlük hakkında yüksek sesle sloganlar atan Amerikalı torunlarımızın da ortak olduğunu hatırladığımızda, damarlarımızdaki kan kaynar, kalplerimiz sarsılır.
— Charles Darwin, Beagle Yolculuğu (The Voyage of the Beagle)
@WorldWAdab
Uganda'da dikkat çekici bir olay yaşandı. Sağlık Bakanı Sarah, bir devlet hastanesindeki yolsuzluk iddialarını ortaya çıkarmak için cesur bir yönteme başvurdu. Kimliğinin anlaşılmaması için peçeli bir kadın kılığına girerek bir kamu hastanesine gitti ve basit bir kan şekeri testi yaptırmak istedi.
Hastaneye ulaştığında, kayıt bölümündeki görevliler kendisinden testin yapılabilmesi için rüşvet talep etti. Oysa yürürlükteki kurallara göre bu tür sağlık hizmetlerinin devlet hastanelerinde ücretsiz sunulması gerekiyordu. Bakan rüşvet vermeyi reddedip hizmetin ücretsiz olması gerektiğini söyleyince, görevliler kendisine hizmet vermeyi kabul etmedi ve ilgisiz bir tavır sergiledi.
Bunun üzerine Sağlık Bakanı gerçek kimliğini açıkladı. Karşılarındaki kişinin sıradan bir hasta değil, bizzat Sağlık Bakanı olduğunu öğrenen hastane çalışanları büyük şaşkınlık yaşadı. Bakan, olayla bağlantılı personel ve doktorlar hakkında derhal işlem yapılması ve sağlık sektöründeki yolsuzluk ile ihmallerin soruşturulması talimatını verdi.
Bu olay, kamu kurumlarındaki yolsuzluğun çarpıcı bir örneği olmasının yanı sıra, bazı dürüst yöneticilerin vatandaşlara sunulan hizmetlerin gerçek durumunu yerinde görmek için doğrudan sahaya inmelerinin önemini de gösteriyor.**
@akiluno_a
Dışişleri Bakanlığı'mıza açık çağrı. @MFATurkiye
Yunanistan olmayan bir gerçeklik evreninde 19 Mayıs gününü "Pontus Soykırımı" ilan ediyor ve bunu tüm devlet kurumları eliyle paylaşıyor.
Gördüğünüz tablo Yunanların 23 Eylül 1821 tarihinde gerçekleştirdikleri "Tripoliçe Katliamı" nı gösteriyor. Yerlerde Yunanların katlettiği Türkler yatıyor. Tabloyu Ressam Peter von Hess (1792-1871) çizmiş ve adı "Panayotis Kefalas'ın Tripoliçe'de Bayrak Dikmesi" diye geçiyor.
Yunanlar bu görüntüyü ve Tripoliçe Katliamı'nı inkar bile etmiyor, aksine büyük bir gururla sahipleniyor. Sırf bu katliamda 40 bin civarı Türk'ün vahşice katledildiği yabancı kaynaklarda geçiyor.
Şimdi bize yakışan, yılların ayıbını artık temizlemek olmalı.
1. İlk olarak devlet eliyle "23 Eylül" tarihini "Yunanistan'da Türk Soykırımı" günü olarak ilan edilmelidir.
2. Bu yıldan başlamak üzere @diyanetbasin eliyle her yıl 23 Eylül'de Ayasofya Camii'nde bu katliamda şehit olan Türkler için Kur'an okunmalı ve anma programı düzenlenmelidir.
3. 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı'ndan itibaren tüm okullarımızdaki tarih derslerinde bu katliamdan bahsedilmeli ve gerçekleştiği belgelerle apaçık olan bu vahşi "Türk Soykırımı"nı yeni nesillere öğretmeliyiz.
#kaybolantarihinpeşinde
İzmir Metropoliti Hrisostomos:
(15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali -
Yunanlı askerleri Kordon’da takdis ederek)
🩸Helen evlatlarım. Bugün İsa’nın en büyük mucizesine tanık oluyoruz.
🩸Bu uğurda ne kadar Türk kanı döker, içerseniz o kadar sevaba gireceksiniz!
#GreekWarCrimes
1/2
Türkiye’de 2000 yılında 420 olan kilise sayısı 2025 yılında 700 adeti aşmış.
Hristiyan cemaati artmıyor, fakat kamunun restorasyon desteğiyle de kiliseler artmış.
Nüfusu %99 müslüman olan Türkiye, ihtiyaç yok dememiş.
Geçen hafta en az 15 defa Atina’ya gittiğini söyleyip, Yunan karşıtlığını eleştiren bir arkadaşıma “Atina’da hiç cami gördün mü” diye sordum…
Boş gözlerle baktı, çalışmadığı yerden sormuştum…
Bir de “sen Yunanistan’a neden ihracat yapmıyorsun’ diye sordum…
“Birisi ilgilendi, fakat Made in Turkey/Türkiye ibaresini kaldırmayı talep etti” dedi… Türk malını satamayız demiş…
Kendisi Yunanistan’da alışveriş yapmayı çok seviyor. Ucuz, farklı bir ürünü anlarım, fakat benzer ürün ve fiyatlardan da alışverişi tercih etmek bizim insanımızda alışkanlık olmuş…
Yunanistan’da ırkçılık, Türk düşmanlığı bir kültür. Restoranlarda, otellerde hizmet veren Yunan vatandaşlarıyla değerlendirmek doğru değil.
ABD’li bir yorumcunun paylaşımı:
23 yıl içinde bu 3 adam, 9 ülke işgal etti, 11 milyon insan öldürdü ve tüm bunlara rağmen onlara kimse 'terörist' demedi.
Cenk Uygur'u şahsen tanımam ve dünya görüşünü bilmem. Ama bildiğim bir şey var siyonist katillerin Gazze'de işledikleri tarihin en büyük soykırımına karşı en cesaretli ve en şerefli duran çok az sayıdaki insanlardan biridir.
Hem de siyonistlerin merkezi ABD'de.
Bazı insanlar vardır sadece yaşar ve gider.
Bazı insanlar vardır yaşar ama başkasının kölesi olarak gider.
Bazı insanlar vardır izzetle yaşar, hakkı haykırmakta bir an geri durma. Bu canına mal olsa bile. Yani tek başına bir ümmet bir ordu olur. Evet Cenk bey tarihin en korkunç soykırımını işleyen katil soykırımcı siyonistlere karşı tek başına savaşan bir ordu, bir ümmet gibidir.
Rabbim karşılığını kat be kat versin inşallah...
Bu memleketin camilerinin vakıflarına çökülmeseydi camiler şu seviyeyi bile çoktan aşmıştı. Hali hazırda camiler kendi elektiriğini ödeyemez halde. Hasbelkader dükkanı vs. bir şeyi yoksa geliri 0 (sıfır). Halbuki memleketin dört bir yanı camiler, medreseler, dini kurumlar için bağışlanmış vakıf arazileri ve dükkanlarla dolu. Peki onlar ne durumda? İşin başında çoğu ya satıldı ya da yıkıldı. Ayakta kalabilenlerin gelirleri de bu kurumlar dışında her yere gidiyor. Pek çoğu da şu müzesi bu müzesi diye işlevsiz, bomboş binalar haline getirilmiş.
Bu memleketin camilerine borcu var. Kabirlerdeki vakıf sahiplerinin kemikleri sızladıkça kimse iki adım ilerleriz zannetmesin. Zira hepsinin vakfiyesindeki beddualar açık seçik ortada. O kadar ki yedi ceddini dünyadan siler atar. Bu yanlıştan bir an önce dönülmeli. Ama pek o yönde bir irade ya da gündem söz konusu değil...
Şaka gibi geliyor ama inanın, bunların hepsi gerçek.
Düşünün:
Hava buz gibi.
Camiye gittiniz.
Şadırvanda abdest alacaksınız ama buz gibi su içinizi titretiyor.
Tam o anda, elinde ibrik olan bir genç yanınızda beliriyor.
“Buyurun beyefendi,” diyor.
“Abdestinizi sıcak suyla alın.”
Şaşırıyorsunuz.
Sonra gencin yakasındaki karta ilişiyor gözünüz:
“Kışın Abdest Alanlara Sıcak Su Temin Etme Vakfı Görevlisi” yazıyor.
Ya da tam tersi…
Ağustos sıcağı…
Diliniz damağınıza yapışmış.
“Şöyle buz gibi bir su olsaydı,” diye içinizden geçirirken, bir bardak uzanıyor elinize.
Suyu kana kana içiyorsunuz, içiniz ferahlıyor.
Teşekkür etmek ve eline üç beş kuruş tutuşturmak için bardağı uzatan gence dönüyorsunuz.
Ama o, parayı kabul etmiyor.
Daha da şaşırıyor ve soruyorsunuz:
“Sen de kimsin?”
“Ben,” diyor,
‘Yaz Günleri Soğuk Su Dağıtma Vakfı Görevlisiyim.’
Bitmedi…
Çok fakirsiniz.
Evlilik çağına gelmiş bir kızınız var ama çeyizi bile yok.
Bir gün, akşam karanlığı çökmek üzereyken kapınız çalıyor.
Kapıda iki bayan…
Ellerinde paket paket danteller, el işlemeleri, çeyizlik havlular, saten örtüler…
Gözünüz yaşlı, sesiniz titreyerek soruyorsunuz:
“Siz de kimsiniz?”
“Biz,” diyorlar.
‘Fakir Kızlara Çeyiz Hazırlama Vakfı’ndan geliyoruz.’
Şaka gibi geliyor ama inanın, bunların hepsi gerçek.
Hem de bundan 500 yıl önce, bu topraklarda yaşanıyordu.
Nereden mi biliyorum?
Vakıflar Genel Müdürlüğü harika bir çalışma yapmış.
Osmanlı’da kurulan vakıfların listesini çıkarmış.
İnsan okudukça çarpılıyor, tüyleri diken diken oluyor.
“Yarabbi, bu nasıl büyük bir medeniyettir, nasıl üstün bir meziyettir?” demekten kendini alamıyor.
Kimisi 15. yüzyılda kurulmuş, kimisi 16. yüzyılda…
Osmanlı’da kurulan bazı vakıflar:
1. Güzel Yazı Öğretme Vakfı
2. Sokak Hayvanlarına Ekmek Verme Vakfı
3. Hastalara Evinde Bakma Vakfı
4. Kızlara Çeyiz Hazırlama Vakfı
5. Duvar Yazılarını Silme Vakfı
6. Kadın Sığınma Evi Vakfı
7. Sıcak Pide Dağıtma Vakfı
8. Yaz Günlerinde Soğuk Su Dağıtma Vakfı
9. Kışın Abdest Alanlara Sıcak Su Temin Etme Vakfı
10. Sıcakta Sebillere Kar Koyma Vakfı
11. Yol Güvenliğini Sağlama Vakfı
12. Helalleşme Vakfı
13. Hristiyan Esirleri Kurtarma Vakfı
14. İlkokul Hocalarına Tütünü Yasaklama Vakfı
15. Yoksul Mahkûmlara Harçlık Verme Vakfı
16. Güvercinhane Yaptırma Vakfı
17. Leylekleri Koruma Vakfı
18. Dara Düşenlerin Vergisini Ödeme Vakfı
19. İflas Eden Tüccarlara Yardım Vakfı
20. İlmi Kitapları Bağışlama Vakfı
21. Şehit ve Sahabe Türbelerini Tamir Etme Vakfı
22. Şehir Estetiğini Koruma Vakfı
23. Hayvanlara Mera Açma Vakfı
Daha onlarcası var…
Ama hepsini yazmaya imkân yok.
Şimdi siz karar verin:
500 yıl önceki Osmanlı mı ileri,
yoksa bugün “çağdaşım” diye kan ve gözyaşıyla beslenenler mi?
Türkiye’deki kitlesel ahlâki çöküşün önemli kırılma noktalarından biri kuşkusuz 70’li yıllarda bir furyaya dönüşen erotik Yeşilçam filmleriydi. Sadece film isimleri bile toplumun edep ve haya perdelerini dikiş tutmaz biçimde yırtıyordu: Hamamda kaybolan sabunun esrarı, ah deme oh de, parçala behçet, beş tavuk bir horoz, vur davula tokmağı, sabaha kadar, karpuzcu ve daha bir çok film adıyla laçkalık hızla yayıldı. Ancak daha yaygın çöküş 90’lı yıllarda kontrolsüz özel Tv kanallarıyla hemen her eve girdi: Gece jimnastiği, tutti frutti, televole, magazin bilmem ne ile aileler bu arsızlığa maruz bırakıldı. Bir, üç, beş, on derken artık bu hayasızlık tepki görmemeye, reyting denen reklam geliri belirleyici cehennem zebanisinin fırınına odun taşımakta yarışa dönüştü. Popüler şarkıcıların magandalık ve nobranlık dolu şov programları, magazin programlarında skandal ifşaları, berbat bir çıplaklıkla kadınların reyting mezesi olarak sunulması ile freni patlamış kamyon gibi geçti bu yıllar ve toplumun da ar damarı çatlatıldı sonunda. Akıtılan bu zehirle ifsad ve mundar edilen bir toplum olduk. Hepimiz etkilendik bundan. Şener Şen’in Muhsin Bey, Metin Akpınar’ın Abuzer Kadayıf filmleri dönem ruhunu yansıtan önemli örneklerden. Merhum Turgut Özal’ın “benim memurum işini bilir”, “küçük turgutla konuşsun”, “anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” sözleri bulunduğu makamdan sarf edilince hızla yol oldu ve başka ifsad kapılarını araladı.
Hayatta maalesef kötü ve kirli olan, temiz ve iyi olan karşısında baskındır. Bir galon beyaz boyaya yarım şişe siyah boya atmanız rengini kırmaya yeter. Fakat onu tekrar beyazlaştırmak çok daha fazla çaba ister. Bu dönemler ve yaşananlar Türkiye’de idealist ve adanmış insan profilini hızla bitirdi. Kırmızı ışıkta durmanın enayilik olarak görüldüğü bir lümpenlik egemen oldu. Ekonomik krizler ve yokluklar da eklenince bu çürüme hızla yayıldı. Sabah programlarında, sosyal medya paylaşımlarında görülen çürüme işte bu şekilde katlanarak bu güne gelen kültür ve ahlak erozyonunun bir çıktısı. Bu çürüme sadece Türkiye ile de sınırlı olmadı. Fas’tan Tunus’a, Mısır’dan Irak’a bu coğrafyanın çoğu ülkesinde yaşandı. Düzelir mi? Mümkün ama çok zor.
V’esselam
Karanlık Yunan tarihinden sadece bir kesit.
29 Ocak 1990'da, yerli Hristiyan Yunanlılar, Türk azınlığa saldırdı.
(Batı Trakya - Gümülcine)
400 dükkan yağmalandı ve iki Türk gazetesinin ofisi basıldı.
Türkiye, Batı Trakya Türkleri’nin de garantörüdür.
Barbar Yunan ordusu, Batı Anadolu’da 640.000 Türk sivili türlü vahşiliklerle öldürmüş, tüm şehirleri yakıp yıkmıştır.
Videoda Türk köylüleri katledilmiş,
ağaçlara çıplak şekilde bağlanmış
ve Yunan askerlerin şehitlerin naaşlarını çiğnedikleri görülüyor.
Alman devleti gerçekten çok zeki. Ülkede tüm barınaklar en fazla aynı anda 15bin köpek konuk edebiliyor. Ancak yıllık 100bin üzerinde köpek girişi oluyor.
Şimdi bu köpeklere ne oluyor diye sorarsan, cevap yok. Çünkü barınaklar ötanazi verisi tutmuyor. Yasal zorunluluk yok.
Yasaya göre saldırgan, hasta ve yaşlı köpeklere ötanazi yapılıyor. Kırsalda ise avcıların köpekleri vurma yetkisi var. Bizim ileri zekalılarda bak Almanya itlaf yapmadan sorunu halletmiş diyor. Çünkü veri yok.
Sonra Alman dernekler burada sokaktaki köpeklere tırlarca yem gönderiyor. Toplanan köpekler için Türk hükümetini acımasız olmakla suçluyor. Tam 5. kol faaliyeti.
İnşallah bizim devletimizde veri falan tutmadan bu işi halletmek gibi yol izler. Öbür türlü barınak planı çalışmaz. @mustafaciftcitr@RTErdogan@tcbestepe@mustafaciftcitr@OsmanMesten16
İnsanın kanını donduran bir vahşet!
Gazze'deki bir İngiliz cerrah, İsrailli askerlerin Filistinli çocukları atış talimi için hedef olarak kullandığını ifade ediyor.
“Bir gün, çocukları testislerinden vuruyorlardı, diğer günlerde ise boyunlarından.”
Hollanda'da polis hamile bir kadını yere savurdu! Eşi bunu yapan polise karşılık verince de diğer polisler onu etkisiz hâle getirmek için müdahale etti. Muhtemelen kadının kocası devreye girmese kadına çok daha kötü bir şey yapabilirlerdi. Kocası Gazzeliymiş ve kadın bu olaydan beş gün sonra erken doğum ile bir kız çocuğu dünyaya getirmiş. Adamı kesin hapse göndermişlerdir. İnanılmaz bir olay. Avrupa, "Türkiye'deki demokrasiye" kafayı takacağına ilk önce bu görüntüleri izah etsin!