"Muhsin Olmak"
Senaristliğini ve yönetmenliğini @canunall11 ile birlikte yaptığımız kısa filmimiz şu anda youtube kanalımızda..
https://t.co/1L5tqUVAUt
Dün de yazmıştım şimdi de yazayım vergi kaçıramadığım için zamlı temmuz maaşım şubat maaşımdan düşük. Bu ve bunun gibi hırtların kart tercih etmeme sebebi paranın visa ya da mastercarda gitmesi değil kazandığı paranın vergisini vermek istememesi. TROY kullan o zaman pezevenk.
Brüt kazancımın %35’i vergiye gidiyorsa bi zahmet sen de öde. Yarım litre su alsanız bile kartla alın. Zaten bu ve bunun gibi çakallar zart gider zurt gider deyip yine vergiden hırsızlık yapar.
Sen tüm vergi yükünü orta direğe yık, sonra ay sonunu getiremiyor de.
Gelir vergisi tahsilatının %93'ü stopajla alınıyor. Yani maaşlının cebinden daha maaşı eline geçmeden.
Tahtakale esnafı gelir vergisinin kaçta kaçını ödüyor?
Kuyumcunun beyan ettiği gelirle kasasındaki nakit aynı mı?
Toptancı her satışa fatura kesiyor mu?
Maaşlıyı aşağıla, kayıt dışı esnafı romantize et. Klasik.
Beyaz yakalı edebiyatı bir hayli sıktı artık bu adamın.
Böyle olaylarda bireysel internet kullanıcıları olarak yapabileceğimiz fazla bir şey yok gibi görünüyor ama yine de yapabileceğimiz, yapmamız gereken çok şey var;
-Suçlunun adını yazmamak
-Suçlunun fotoğrafını paylaşmamak
-Suçluya, suça dair videoları paylaşmamak
-Suçlunun biyografi analizlerini yapmamak, paylaşmamak
-Suç yöntemlerinin veya olay akışının detayları hakkında konuşmamak
-Manifesto ya da bir son mesaj yazdılarsa, asla yaymamak
Zaten böyle olaylar, bu mesajlar yayılsın diye yapılıyor. Yapan kişi de görünür olmak istiyor genellikle.
Fark etmeden başka birine cesaret verebiliyor olabilirsiniz yani.
Konuyu da, suçluyu da mümkün olduğunca anonimleştirerek konuşmak en iyisi.
Yıllardır dünyanın tüm kötülükleri parası olmayan, kırsalda yaşayan insanların başının altından çıkıyormuş hikayesini satıyor ekranlarda. Şimdi de, eğitimli insanların liyakatsizliğin kurumsallaşması yüzünden kendi alanlarında iş bulamamasına "kişisel yeterlilik" etiketi yapıştırıyor. Bu iktidar nepotizmle kapalı devre sermayesini yarattı, sen de orada koltuk tutmuş rolünü oynuyor, "makbul" anlatıları, kodları pazarlıyorsun. Geçiniz.
Bu gönderinin ardından bir şeyi çok net anladım. Bordrolu çalışanı emekçiden saymıyorlar. Kalan kim varsa da talep ettikleri ücreti normal görüyorlar. Serbest piyasa, işine gelirse kafasında takılmaya çalışıyorlar.
-Temizlikçi 6000₺ ister, üstün körü iş yapar. Adı emekçi.
-Berber tıraşa 1000₺ ister, yarım saate keser yollar. Adı emekçi.
-Elektrikçi 30-35 dk içinde yapacağı iki led plafonyer montajına 3500₺ ister. Adı emekçi.
-Tesisatçı batarya değişimine 2500₺ ister. Adı emekçi
-Sanayide arabayı bakıma götürürsün, 4000₺ tutan parçalarla beraber yarım saatlik işe 8000₺ para ister. Adı emekçi.
-Beyaz eşya ustası, kombi ustası, boyacı hepsi emekçi. İlginç olan, bordrolu vergisini peşin peşin öderken, saydığım çalışanların içinde çok küçük bir grup dışında vergi veren de yok. Ama yüklenmeye çalıştıkları kitle, yine bordrolu.
Bir de bu durumu haklı gören, güzelleyen, savunmaya çalışan kitle var ki evlere şenlik.
Son zamanlarda biraz fazla mı bencillestik? Kendimizden başkasını hiç düşünemez hale mi geldik? Umarım bu hayatta zorlaştırdığınız yerden sınanırsınız.
ümitsizim; eğitimsizliğe, şiddete, fütursuzca hareket eden bir yığın insanla aynı toplumda yaşamak ümidimi günden güne yok ediyor. Fatmanur öğretmenim ruhun şad olsun.
Şu rezilliğe bakın ya… Hayatlarımız yollarda çürüyor ve kimse de dur demiyor.
Sözüm şirketlere ve o şirketlerdeki yöneticilere. Acınası varlıklarsınız, güven sorunlarınız ve ego tatminleriniz nedeniyle evden çalışabilen beyaz yakalı ekibinizi yanınızda arıyorsunuz.
Aylık 250K+ maaş alıp şirket araçlarınız ile ofise gelmek kolay tabi. 1 ay, haftada 5 gün siz metrobüs ile gidin bakalım.
Resimli çocuk kitapları kitap kulübü kurdum. Katılmak isteyenler bana ulaşabilir. Katılım olursa ayda bir devam edecek şekilde düşünüyorum. Ayrıca katılmazsanız bile paylaşıp duyurusunu yaparsanız sevinirim. ✨
Bize bu eziyeti çektirmekten keyif mi alıyorsunuz? @metroistanbul Ramazan'ın geleceği belli bir şeyken neden önemlerinizi almıyorsunuz? Metroları hâlâ 7-8 dakika da bir göndermekte de ısrarcısınız.
Sene 2002 başları. Epeyce bir hamileyim, eşim yine görevde. O zamanki amirim, var olsun, çok severim; eşim görevde diye çok koruyup kollardı beni. KTB'nın muazzam bir etkinliğine davet etti beni. Rahmetli eşi ve ben üçümüz gittik. Gecenin sonunda "gel bak kiminle tanıştıracağım seni" dedi. Bir baktım karşımda (mecazen) kalemi kıran Hakim bey.
Dedim ki "Öyle heyecanla bekledik ki kararınızı, kilitlendik günlerce ekrana. Biz terörle mücadele edenlerin eşleri, sevinç çığlıkları attık siz hükmü verdiğinizde".
Bu "umut hakkı" mevzuunu her duyduğumda aklıma o gün geliyor.
Mesela o duruşmada Yıldız hemşire vardı. Yıldız hemşirenin Zara'da yol kesen pkklıların şehit ettiği eşini dünya gözüyle bir kez daha görme umudunu verebilecek misiniz?
Pakize ana vardı yine o salonda. Başkale'de terörist pkklılar ile girdiği çatışmada şehit düşen Namık'ı rüyalarından başka bir yerde görme umudu olacak mı Pakize annenin?
Hatırlarsınız, protezini çıkaran bir gazi vardı duruşmalarda. O mesela iki ayağının üzerinde durma umudunu bulacak mı bir gün?
Babasıyla ancak 20 yaşından sonra normal baba kız hayatı yaşayabilen kızımın her akşam "anne, bir bakmışız babam gelmiş eve" cümlesinde yitirdiği çocukluğuna geri dönebilme umudu olacak mı mesela?
Haftalarca sesini duymadığı babasını çok özlediği için, annesiyle numara çevirerek babası diye eşimle konuşturduğumuz Batuhan,
"Emel teyze babam her aklıma geldiğinde karnımda bişeyler acıyor" diyen Eser,
Babasının şehadet haberini aldığında "biz seninle bunun da üstesinden geliriz diyen Naz,
Babasının şehadetiyle tam 10 yıl sonra genç bir hanımefendi olduğunda barışıp, babasının fotoğraflarını ancak 10 yıl sonra çantasına koyabilen Ceren,
Büyüdükçe babalarının prototipi haline gelen Bade ve Kahraman,
Aylarca göremediği eşi al bayrağa sarılı geldiğinde "2 güncük izni bile bize çok gördüler" diyen Nalan,
"Abim bizi görüyordur değil mi" diye dertlenen Nükhet,
Siyah arabalardan inen adamlar kapısının önüne geldiğinde, hamile haliyle kapının arkasına çöküp kanama geçiren İnci,
"Böyle çok sabırlı ve sert duruyorsun ama bir gün patlayacaksın, neden hiç tepki vermiyorsun" diyen Fadile ve Emel'e; "onu o gün geldiğinde düşünürüz. Şimdi ayakta durmamız lazım" diyen ben, Emel...
Siz bize sordunuz mu Allah aşkına, umudunuz var mı diye de, umut hakkı dağıtıyorsunuz vara yoğa?
Yoktur rızam...
Arkasındaki araçta ismi yazan şehit polis Mahmut Ava, Diyarbakır Sur'da pkklı teröristlerin yola tuzakladığı bombanın ekip arabasının geçtiği sırada patlatılmasıyla şehit oldu. Önünde böyle şuursuzca poz verdiren çözüm süreci şimarıklığınız bittiğinde kaçacak delik arayacaksınız.
And olsun ki bu devran dönecektir.